KÖK HARFLER: ح س ر
ANLAM:
حَسَرَ : (Göz) yorulmak, bulanıklaşmak donuklaşmak.
AÇIKLAMA:
xx
DİĞER BAZI TÜREVLER:
xx
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
| Tür | Adet | Anlam | Örnek | Açıklama |
اِسْتَحْسَرَ | fiil-X | 1 | Yorgun ve bitkin hale geldi | 21/19 |
|
حَسِيرٌ | isim | 1 | Yorgun, bitkin | 67/4 |
|
مَحْسُورٌ | isim | 1 | Kesilen, yarı yolda kalan, açıkta kalan | 17/29 |
|
حَسْرَةٌ | isim | 8 | Şiddetli pişmanlık, hasret | 35/8 | Çoğul: حَسَرَاتٌ |
حَسْرَتَى | isim | 1 | “Yazık! Çok yazık!” | 39/56 | يَا حَسْرَةً |
| Toplam | 12 |
|
|
|
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
Hasret | حَسـرٓة | 1: Özlem 2: Ele geçirilemeyen veya elden kaçırılan bir nimete veya kıymetli şeye üzülüp yanmak. 3: İç çekme, inleme, üzüntü, iç sıkıntısı, keder, zahmet, eseflenme, özleyiş. |
|
Hasîr | حَسِير | Hasret çeken. Yorgun. Feri gitmiş, donuklaşmış göz. |
|
Hâsir | حَاسِر | Kendini koruyamayan. Silahsız. Hasret çeken. Meramına nail olamayan. Yorgun. | Çoğul: Hussâr |
Mahsûr | مَحْسُور | Fersiz göz. Yorulmuş. |
|
Tahsîr | تَحْسِير | Hasret bırakma, bırakılma. Hasret etme, edilme. |
|
Muhasser | مُحَسَّر | Hasret kalmış, tahsir olunmuş. |
|
Tahassür | تَحَسُّر | Kavuşmak istenen şey veya kimse için üzülme, özlem. |
|
Mütehassir | مُتَحَسِّر | Hasret çeken, özleyen. |
|
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
اِسْتَحْسَرَ : Fiil-X.
21:19 | وَمَنْ عِنْدَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَ |
Diyanet Meali: | Göklerde ve yerde kim varsa hep O’nundur. O’nun katındakiler, ne O’na ibadetten çekinir (ve büyüklenir) ne de yorgunluk (ve bıkkınlık) duyarlar. |
حَسِيرٌ : İsim.
67:4 | ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنْقَلِبْ إِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِئًا وَهُوَ حَسِيرٌ |
Diyanet Meali: | Sonra tekrar tekrar bak; bakışların (aradığı çatlak ve düzensizliği bulamayıp) âciz ve bitkin hâlde sana dönecektir. * |
مَحْسُورٌ : İsim. İsm-i Mef’ûl.
17:29 | وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُومًا مَحْسُورًا |
Diyanet Meali: | Büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın. |
حَسْرَةٌ : İsim. Çoğulu: حَسَرَاتٌ
2:167 | كَذَٰلِكَ يُرِيهِمُ اللَّهُ أَعْمَالَهُمْ حَسَرَاتٍ عَلَيْهِمْ |
Diyanet Meali: | Böylece Allah, onlara işledikleri fiilleri pişmanlık kaynağı olarak gösterir. |
3:156 | لَوْ كَانُوا عِنْدَنَا مَا مَاتُوا وَمَا قُتِلُوا لِيَجْعَلَ اللَّهُ ذَٰلِكَ حَسْرَةً فِي قُلُوبِهِمْ |
Diyanet Meali: | “Onlar bizim yanımızda olsalardı, ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi” (diyen inkârcılar gibi olmayın). Allah, bunu (bu düşünceyi) onların kalplerine bir hasret (yarası) olarak koydu. |
6:31 | حَتَّىٰ إِذَا جَاءَتْهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً قَالُوا يَا حَسْرَتَنَا عَلَىٰ مَا فَرَّطْنَا فِيهَا |
Diyanet Meali: | Nihayet onlara ansızın o saat (kıyamet) gelip çatınca, “Hayatta yaptığımız kusurlardan ötürü vay hâlimize!” diyecekler. |
8:36 | فَسَيُنْفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ |
Diyanet Meali: | (Şüphe yok ki, inkâr edenler mallarını Allah yolundan alıkoymak için) harcayacaklardır. Sonra bu mallar onlara bir iç acısı olacak, sonra da yenilgiye uğrayacaklardır. |
19:39 | وَأَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ إِذْ قُضِيَ الْأَمْرُ |
Diyanet Meali: | Onları, işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar. |
35:8 | فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَاتٍ |
Diyanet Meali: | Onlar için duyduğun üzüntüler yüzünden kendini helâk etme! |
36:30 | يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِ مَا يَأْتِيهِمْ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ |
Diyanet Meali: | Yazık o kullara! Kendilerine bir peygamber gelmezdi ki, onunla alay ediyor olmasınlar. * |
69:50 | وَإِنَّهُ لَحَسْرَةٌ عَلَى الْكَافِرِينَ |
Diyanet Meali: | Şüphesiz Kur’an, kâfirler için mutlaka bir pişmanlık sebebidir. * |
حَسْرَتَى : İsim.
39:56 | أَنْ تَقُولَ نَفْسٌ يَا حَسْرَتَا عَلَىٰ مَا فَرَّطْتُ فِي جَنْبِ اللَّهِ |
Diyanet Meali: | Kişi, “Allah’ın yanında, işlediğim kusurlardan dolayı vay hâlime!” demesin. |