ARAF SURESİ            ANASAYFAYA DÖN

SAYFA 151

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Ayet 1 Arapça Ayet

الٓمٓصٓElif Lâm Mîm Sâd
 
ANLAMI
Elif, Lam, Mim, Sad.
Ayet 2 Arapça Ayet
كِتَٰبٌbir Kitaptırأُنزِلَindirilenإِلَيۡكَsanaفَلَاolmasınيَكُن*فِيgöğsündeصَدۡرِكَ*حَرَجٞbir sıkıntıمِّنۡهُonunlaلِتُنذِرَuyarmanبِهِۦhususundaوَذِكۡرَىٰve öğüt (vermen)لِلۡمُؤۡمِنِينَinananlara
 
ANLAMI
Sana bir Kitap indirildi. Onunla insanları uyarman ve inananlara öğüt vermen için kalbine bir darlık gelmesin.
Ayet 3 Arapça Ayet
ٱتَّبِعُواْuyunمَآşeyeأُنزِلَindirilenإِلَيۡكُمsizeمِّنRabbinizdenرَّبِّكُمۡ*وَلَاve uymayınتَتَّبِعُواْ*مِنO'ndan başkaدُونِهِۦٓ*أَوۡلِيَآءَۗvelilereقَلِيلٗاne kadar da azمَّاöğüt alıyorsunuzتَذَكَّرُونَ*
 
ANLAMI
Rabbinizden size indirilen Kitap'a uyun, O'ndan başka dostlar edinerek onlara uymayın. Pek az öğüt dinliyorsunuz.
Ayet 4 Arapça Ayet
وَكَمve niceمِّنkent(ler)iقَرۡيَةٍ*أَهۡلَكۡنَٰهَاhelak ettikفَجَآءَهَاonlara geliverdiبَأۡسُنَاazabımızبَيَٰتًاgece yatarlarkenأَوۡyahutهُمۡonlarقَآئِلُونَgündüz uyurlarken
 
ANLAMI
Biz nice kentleri yok etmişizdir; geceleyin veya gündüz uykularında iken baskınımıza uğramışlardır.
Ayet 5 Arapça Ayet
فَمَاkalmadıكَانَyalvarılarıدَعۡوَىٰهُمۡ*إِذۡzamanجَآءَهُمonlara geldiğiبَأۡسُنَآazabımızإِلَّآbaşkaأَنdemelerindenقَالُوٓاْ*إِنَّاbiz gerçektenكُنَّاzalimlermişizظَٰلِمِينَ*
 
ANLAMI
Baskınımıza uğradıklarında, sözleri, "Gerçekten biz haksızdık" demekten ibaret kalmıştır.
Ayet 6 Arapça Ayet
فَلَنَسۡـَٔلَنَّsoracağızٱلَّذِينَolanlaraأُرۡسِلَelçi gönderilmişإِلَيۡهِمۡkendilerineوَلَنَسۡـَٔلَنَّve soracağızٱلۡمُرۡسَلِينَgönderilen elçilere
 
ANLAMI
And olsun ki, kendilerine peygamber gönderilenlere soracağız, peygamberlere de soracağız.
Ayet 7 Arapça Ayet
فَلَنَقُصَّنَّve elbette anlatacağızعَلَيۡهِمonlaraبِعِلۡمٖۖbilgi ileوَمَاziraكُنَّاdeğiliz bizغَآئِبِينَonlardan uzak
 
ANLAMI
And olsun ki, yaptıklarını kendilerine bir bir anlatacağız, zira onlardan uzak değildik.
Ayet 8 Arapça Ayet
وَٱلۡوَزۡنُve tartıيَوۡمَئِذٍo günٱلۡحَقُّۚtam doğrudurفَمَنkiminثَقُلَتۡağır gelirseمَوَٰزِينُهُۥtartılarıفَأُوْلَـٰٓئِكَişteهُمُonlarٱلۡمُفۡلِحُونَkurtulanlardır
 
ANLAMI
Gerçek tartı kıyamet günündedir. Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtulanlardır.
Ayet 9 Arapça Ayet
وَمَنۡkiminخَفَّتۡhafif gelirseمَوَٰزِينُهُۥtartılarıفَأُوْلَـٰٓئِكَişte onlar daٱلَّذِينَkimselerdirخَسِرُوٓاْziyana sokan(lardır)أَنفُسَهُمkendileriniبِمَاötürüكَانُواْayetlerimizeبِـَٔايَٰتِنَا*يَظۡلِمُونَhaksızlık etmelerinden
 
ANLAMI
Tartıları hafif gelenler, ayetlerimize yaptıkları haksızlıklardan ötürü kendilerini mahvetmiş olanlardır.
Ayet 10 Arapça Ayet
وَلَقَدۡve doğrusuمَكَّنَّـٰكُمۡbiz sizi yerleştirdikفِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*وَجَعَلۡنَاve verdikلَكُمۡsizeفِيهَاoradaمَعَٰيِشَۗgeçimliklerقَلِيلٗاne kadar da azمَّاşükrediyorsunuzتَشۡكُرُونَ*
 
ANLAMI
Sizi yeryüzünde yerleştirdik ve orada size geçimlikler yarattık. Öyleyken pek az şükrediyorsunuz.
Ayet 11 Arapça Ayet
وَلَقَدۡve andolsunخَلَقۡنَٰكُمۡsizi yarattıkثُمَّsonraصَوَّرۡنَٰكُمۡsize biçim verdikثُمَّsonra daقُلۡنَاdedikلِلۡمَلَـٰٓئِكَةِmeleklereٱسۡجُدُواْsecde edinلِأٓدَمَAdem'eفَسَجَدُوٓاْhepsi secde ettilerإِلَّآhariçإِبۡلِيسَİblisلَمۡo olmadıيَكُن*مِّنَsecde edenlerdenٱلسَّـٰجِدِينَ*
 
ANLAMI
And olsun ki, sizi yarattık, sonra şekil verdik, sonra meleklere, "Adem'e secde edin" dedik; İblis'ten başka hepsi secde etti, o secde edenlerden olmadı.
SAYFA 152
Ayet 12 Arapça Ayet
قَالَdediمَاnedir?مَنَعَكَseni alıkoyanأَلَّاsecde etmektenتَسۡجُدَ*إِذۡzamanأَمَرۡتُكَۖsana emrettiğimقَالَdediأَنَا۠benخَيۡرٞhayırlıyımمِّنۡهُondanخَلَقۡتَنِيbeni yarattınمِنateştenنَّارٖ*وَخَلَقۡتَهُۥonu ise yarattınمِنçamurdanطِينٖ*
 
ANLAMI
Allah, "Sana emrettiğim halde, seni secdeden alıkoyan nedir?" dedi, "Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm" cevabını verdi.
Ayet 13 Arapça Ayet
قَالَdediفَٱهۡبِطۡöyle ise inمِنۡهَاoradanفَمَاdeğildirيَكُونُ(haddin)لَكَseninأَنbüyüklük taslamakتَتَكَبَّرَ*فِيهَاoradaفَٱخۡرُجۡçıkإِنَّكَçünkü senمِنَaşağılıklardansınٱلصَّـٰغِرِينَ*
 
ANLAMI
Ona, "İn oradan, orada büyüklenmek sana düşmez, defol, sen alçağın birisin" dedi.
Ayet 14 Arapça Ayet
قَالَdediأَنظِرۡنِيٓbana süre verإِلَىٰkadarيَوۡمِgüneيُبۡعَثُونَtekrar dirilecekleri
 
ANLAMI
Ona, "İnsanların tekrar dirilecekleri güne kadar beni ertele" dedi.
Ayet 15 Arapça Ayet
قَالَdedi kiإِنَّكَhaydi senمِنَsüre verilmişlerdensinٱلۡمُنظَرِينَ*
 
ANLAMI
Allah; "Sen erteye bırakılanlardansın" dedi.
Ayet 16 Arapça Ayet
قَالَdedi kiفَبِمَآkarşılıkأَغۡوَيۡتَنِيbeni azdırmanaلَأَقۡعُدَنَّben de oturacağımلَهُمۡonlar(ı saptırmak) içinصِرَٰطَكَsenin yolunun üstüneٱلۡمُسۡتَقِيمَdoğru
 
ANLAMI
"Beni azdırdığın için, and olsun ki, Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım; sonra önlerinden, ardlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım; çoğunu Sana şükreder bulamayacaksın" dedi.
Ayet 17 Arapça Ayet
ثُمَّsonraلَأٓتِيَنَّهُمonlara sokulacağımمِّنۢönlerindenبَيۡنِ*أَيۡدِيهِمۡ*وَمِنۡceخَلۡفِهِمۡarkalarındanوَعَنۡveأَيۡمَٰنِهِمۡsağlarındanوَعَنveشَمَآئِلِهِمۡۖsollarındanوَلَاveتَجِدُbulmayacaksınأَكۡثَرَهُمۡçoklarınıشَٰكِرِينَşükredenlerden
 
ANLAMI
"Beni azdırdığın için, and olsun ki, Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım; sonra önlerinden, ardlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım; çoğunu Sana şükreder bulamayacaksın" dedi.
Ayet 18 Arapça Ayet
قَالَbuyurduٱخۡرُجۡhaydi çıkمِنۡهَاoradanمَذۡءُومٗاyerilmiş olarakمَّدۡحُورٗاۖve kovulmuş olarakلَّمَنandolsun kimتَبِعَكَsana uyarsaمِنۡهُمۡonlardanلَأَمۡلَأَنَّdolduracağımجَهَنَّمَcehennemiمِنكُمۡsizinأَجۡمَعِينَhepinizle
 
ANLAMI
Allah, "Yerilmiş ve kovulmuşsun, oradan defol; and olsun ki insanlardan sana kim uyarsa, hepinizi cehenneme dolduracağım" dedi.
Ayet 19 Arapça Ayet
وَيَـٰٓـَٔادَمُve ey Ademٱسۡكُنۡdurunأَنتَsenوَزَوۡجُكَve eşinٱلۡجَنَّةَcennetteفَكُلَاyeyinمِنۡyerdenحَيۡثُ*شِئۡتُمَاdilediğinizوَلَاfakatتَقۡرَبَاyaklaşmayınهَٰذِهِşuٱلشَّجَرَةَağacaفَتَكُونَاyoksa olursunuzمِنَzalimlerdenٱلظَّـٰلِمِينَ*
 
ANLAMI
"Ey Adem! Sen ve eşin cennette kalın ve istediğiniz yerden yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz."
Ayet 20 Arapça Ayet
فَوَسۡوَسَderken fısıldadıلَهُمَاonlaraٱلشَّيۡطَٰنُşeytanلِيُبۡدِيَgöstermek içinلَهُمَاkendilerineمَاolanوُۥرِيَgizlenmişعَنۡهُمَاonlarınمِنçirkin yerlerindenسَوۡءَٰتِهِمَا*وَقَالَdediمَاsizi men'ettiنَهَىٰكُمَا*رَبُّكُمَاRabbinizعَنۡ(-tan)هَٰذِهِşuٱلشَّجَرَةِağaç(tan)إِلَّآsırfأَنdiyeتَكُونَاolursunuzمَلَكَيۡنِikiniz de birer melekأَوۡya daتَكُونَاolursunuz (diye)مِنَebedi kalıcılardanٱلۡخَٰلِدِينَ*
 
ANLAMI
Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbinizin sizi bu ağaçtan menetmesi melek olmanız veya burada temelli kalmanızı önlemek içindir."
Ayet 21 Arapça Ayet
وَقَاسَمَهُمَآve onlara yemin ettiإِنِّيelbette benلَكُمَاsizeلَمِنَdiyeٱلنَّـٰصِحِينَöğüt verenlerdenim
 
ANLAMI
"Doğrusu ben size öğüt verenlerdenim" diye ikisine yemin etti.
Ayet 22 Arapça Ayet
فَدَلَّىٰهُمَاonları aşağı sarkıttıبِغُرُورٖۚaldatarakفَلَمَّاne zaman kiذَاقَاtadıncaٱلشَّجَرَةَağac(ın meyvasın)ıبَدَتۡgöründüلَهُمَاkendilerineسَوۡءَٰتُهُمَاçirkin yerleriوَطَفِقَاve başladılarيَخۡصِفَانِüst üste yamayıp örtmeğeعَلَيۡهِمَاüzerlerineمِنyapraklarındanوَرَقِ*ٱلۡجَنَّةِۖcennetوَنَادَىٰهُمَاve onlara seslendiرَبُّهُمَآRableriأَلَمۡben sizi men'etmedim mi?أَنۡهَكُمَا*عَنbuتِلۡكُمَا*ٱلشَّجَرَةِağaçtanوَأَقُلve demedim mi?لَّكُمَآsizeإِنَّşüphesizٱلشَّيۡطَٰنَşeytanلَكُمَاsizin içinعَدُوّٞdüşmandırمُّبِينٞapaçık
 
ANLAMI
Böylece onların yanılmalarını sağladı. Ağaçtan meyve tattıklarında kendilerine ayıp yerleri göründü, cennet yapraklarından oralarına örtmeğe koyuldular. Rableri onlara, "Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?" diye seslendi.
SAYFA 153
Ayet 23 Arapça Ayet
قَالَاdedilerرَبَّنَاRabbimizظَلَمۡنَآbiz zulmettikأَنفُسَنَاkendimizeوَإِنve eğerلَّمۡbağışlamazsanتَغۡفِرۡ*لَنَاbiziوَتَرۡحَمۡنَاve bize acımazsanلَنَكُونَنَّmuhakkak oluruzمِنَziyana uğrayanlardanٱلۡخَٰسِرِينَ*
 
ANLAMI
Her ikisi, "Rabbimiz! Kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen biz kaybedenlerden oluruz" dediler.
Ayet 24 Arapça Ayet
قَالَbuyurduٱهۡبِطُواْininبَعۡضُكُمۡbır kısmınızلِبَعۡضٍdiğerinizeعَدُوّٞۖdüşman olarakوَلَكُمۡsizin içindirفِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*مُسۡتَقَرّٞyerleşmeوَمَتَٰعٌve geçinmeإِلَىٰkadarحِينٖbir süreye
 
ANLAMI
"Birbirinize düşman olarak inin, siz yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz."
Ayet 25 Arapça Ayet
قَالَdediفِيهَاoradaتَحۡيَوۡنَyaşayacaksınızوَفِيهَاve oradaتَمُوتُونَöleceksinizوَمِنۡهَاve yine oradanتُخۡرَجُونَçıkarılacaksınız
 
ANLAMI
"Orada yaşar, orada ölür ve oradan dirilip çıkarılırsınız" dedi.
Ayet 26 Arapça Ayet
يَٰبَنِيٓEy oğullarıءَادَمَAdemقَدۡmuhakkakأَنزَلۡنَاindirdikعَلَيۡكُمۡsizeلِبَاسٗاgiysiيُوَٰرِيörtecekسَوۡءَٰتِكُمۡçirkin yerleriniziوَرِيشٗاۖve süslenecek elbiseوَلِبَاسُve giysisiٱلتَّقۡوَىٰtakvaذَٰلِكَbuخَيۡرٞۚen iyisidirذَٰلِكَişte bu(nlar)مِنۡayetlerindendirءَايَٰتِ*ٱللَّهِAllah'ınلَعَلَّهُمۡbelkiيَذَّكَّرُونَdüşünüp öğüt alırlar
 
ANLAMI
Ey İnsanoğulları! Ayıp yerlerinizi örtecek giyimlikle sizi süsleyecek elbiseler gönderdik. Takva örtüsü ise bunlardan daha hayırlıdır. Allah'ın bu ayetleri öğüt almanız içindir.
Ayet 27 Arapça Ayet
يَٰبَنِيٓEy oğullarıءَادَمَAdemلَاsizi bir belaya düşürmesinيَفۡتِنَنَّكُمُ*ٱلشَّيۡطَٰنُşeytanكَمَآgibiأَخۡرَجَçıkardığıأَبَوَيۡكُمana babanızıمِّنَcennettenٱلۡجَنَّةِ*يَنزِعُsoyarakعَنۡهُمَاonlarınلِبَاسَهُمَاelbiseleriniلِيُرِيَهُمَاonlara göstermek içinسَوۡءَٰتِهِمَآۚçirkin yerleriniإِنَّهُۥmuhakkakيَرَىٰكُمۡsizi görürlerهُوَoوَقَبِيلُهُۥve kabilesiمِنۡyerdenحَيۡثُ*لَاsizin onları göremeyeceğinizتَرَوۡنَهُمۡۗ*إِنَّاmuhakkakجَعَلۡنَاbiz yaptıkٱلشَّيَٰطِينَşeytanlarıأَوۡلِيَآءَdostlarıلِلَّذِينَkimselerinلَاinanmayan(ların)يُؤۡمِنُونَzaman
 
ANLAMI
Ey İnsanoğulları! Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak ananızı babanızı cennetten çıkardığı gibi sizi de şaşırtmasın. Sizin onları görmediğiniz yerlerden o ve taraftarları sizi görürler. Biz şeytanları, inanmayanlara dost kılarız.
Ayet 28 Arapça Ayet
وَإِذَاve zamanفَعَلُواْonlar yaptıklarıفَٰحِشَةٗbir kötülükقَالُواْdedilerوَجَدۡنَاbuldukعَلَيۡهَآbu (yolda)ءَابَآءَنَاbabalarımızıوَٱللَّهُAllahأَمَرَنَاbize emrettiبِهَاۗbunuقُلۡdeإِنَّmuhakkakٱللَّهَAllahلَاemretmezيَأۡمُرُ*بِٱلۡفَحۡشَآءِۖkötülüğüأَتَقُولُونَmi söylüyorsunuz?عَلَىkarşıٱللَّهِAllah'aمَاşeyleriلَاbilmediğinizتَعۡلَمُونَ*
 
ANLAMI
Onlar bir fenalık yaptıkları zaman, "Babalarımızı bu yolda bulduk, Allah da bize bunu emretti" derler. De ki: "Allah fenalığı emretmez. Bilmediğiniz şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?"
Ayet 29 Arapça Ayet
قُلۡde kiأَمَرَemrettiرَبِّيRabbimبِٱلۡقِسۡطِۖadaletiوَأَقِيمُواْve O'na doğrultunوُجُوهَكُمۡyüzleriniziعِندَherكُلِّ*مَسۡجِدٖmesciddeوَٱدۡعُوهُve O'na yalvarınمُخۡلِصِينَhas kılarakلَهُyalnız O'naٱلدِّينَۚdiniكَمَاgibiبَدَأَكُمۡilkin sizi yarattığıتَعُودُونَO'na döneceksiniz
 
ANLAMI
De ki: "Rabbim adaleti emretti; her secde yerinde yüzünüzü O'na doğrultun; dinde samimi olarak O'na yalvarın. Sizi yarattığı gibi yine O'na döneceksiniz."
Ayet 30 Arapça Ayet
فَرِيقًاbir topluluğuهَدَىٰdoğru yola ilettiوَفَرِيقًاve bir topluluğa daحَقَّhak olduعَلَيۡهِمُüzerlerineٱلضَّلَٰلَةُۚsapıklıkإِنَّهُمُçünkü onlarٱتَّخَذُواْtuttularٱلشَّيَٰطِينَşeytanlarıأَوۡلِيَآءَdostlarمِنbaşkaدُونِ*ٱللَّهِAllah'tanوَيَحۡسَبُونَve sanıyorlarأَنَّهُمkendilerinin deمُّهۡتَدُونَdoğru yolda olduklarını
 
ANLAMI
Allah insanlardan bir takımını doğru yola eriştirdi, fakat bir takımı da sapıklığı haketti, çünkü bunlar Allah'ı bırakıp şeytanları dost edinmiş ve kendilerini doğru yolda sanmışlardı.
SAYFA 154
Ayet 31 Arapça Ayet
۞يَٰبَنِيٓEy oğullarıءَادَمَAdemخُذُواْalınزِينَتَكُمۡsüs(lü güzel giysiler)inizi'عِندَherكُلِّ*مَسۡجِدٖmesci(de gidişiniz)deوَكُلُواْve yeyinوَٱشۡرَبُواْve içinوَلَاfakat israf etmeyinتُسۡرِفُوٓاْۚ*إِنَّهُۥçünkü Oلَاsevmezيُحِبُّ*ٱلۡمُسۡرِفِينَisraf edenleri
 
ANLAMI
Ey Ademoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin; yiyin için fakat israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez.
Ayet 32 Arapça Ayet
قُلۡde kiمَنۡkimحَرَّمَharam ettiزِينَةَsüsüٱللَّهِAllah'ınٱلَّتِيٓçıkardığıأَخۡرَجَ*لِعِبَادِهِۦkulları içinوَٱلطَّيِّبَٰتِve güzelمِنَrızıklarıٱلرِّزۡقِۚ*قُلۡde kiهِيَOلِلَّذِينَkimselerindirءَامَنُواْinanan(larındır)فِيhayatındaٱلۡحَيَوٰةِ*ٱلدُّنۡيَاdünyaخَالِصَةٗyalnız onlarındırيَوۡمَgünü deٱلۡقِيَٰمَةِۗkıyametكَذَٰلِكَişte böyleنُفَصِّلُbiz açıklıyoruzٱلۡأٓيَٰتِayetleriلِقَوۡمٖbir topluluk içinيَعۡلَمُونَbilen
 
ANLAMI
"Allah'ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir?" "Bunlar, dünya hayatında inananlarındır, kıyamet gününde de yalnız onlar içindir" de. Bilen kimseler için ayetlerimizi böylece uzun uzun açıklıyoruz.
Ayet 33 Arapça Ayet
قُلۡde kiإِنَّمَاkesinlikleحَرَّمَharam etmiştirرَبِّيَRabbimٱلۡفَوَٰحِشَfuhuşlarıمَا(gerek)ظَهَرَaçığınıمِنۡهَاonunوَمَا(gerek)بَطَنَkapalısınıوَٱلۡإِثۡمَve günahıوَٱلۡبَغۡيَve saldırmayıبِغَيۡرِyereٱلۡحَقِّhaksızوَأَنveتُشۡرِكُواْortak koşmayıبِٱللَّهِAllah'aمَاbir şeyiلَمۡindirmediğiيُنَزِّلۡ*بِهِۦhakkındaسُلۡطَٰنٗاhiçbir delilوَأَنveتَقُولُواْsöylemeniziعَلَىhakkındaٱللَّهِAllahمَاşeylerلَاbilmediğinizتَعۡلَمُونَ*
 
ANLAMI
De ki: "Rabbim sadece, açık ve gizli fenalıkları, günahı, haksız yere tecavüzü, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmanızı, Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır."
Ayet 34 Arapça Ayet
وَلِكُلِّve herأُمَّةٍümmetinأَجَلٞۖbir süresi vardırفَإِذَاne zaman kiجَآءَgelinceأَجَلُهُمۡsüreleriلَاgeri kalmazlarيَسۡتَأۡخِرُونَ*سَاعَةٗbir anوَلَاve ne deيَسۡتَقۡدِمُونَöne geçemezler
 
ANLAMI
Her ümmet için belirli bir süre vardır; vakitleri dolunca ne bir saat gecikebilir ne de öne geçebilirler.
Ayet 35 Arapça Ayet
يَٰبَنِيٓey oğullarıءَادَمَAdemإِمَّاeğerيَأۡتِيَنَّكُمۡsize gelirseرُسُلٞelçilerمِّنكُمۡkendi içinizdenيَقُصُّونَanlattıkarındaعَلَيۡكُمۡsizeءَايَٰتِيayetlerimiفَمَنِkimselereٱتَّقَىٰkorunanوَأَصۡلَحَve uslananفَلَاyokturخَوۡفٌkorkuعَلَيۡهِمۡüzelerineوَلَاveهُمۡonlarيَحۡزَنُونَüzülmeyeceklerdir
 
ANLAMI
Ey Adem oğulları! Size aranızdan ayetlerimizi okuyan peygamberler geldiğinde, onların bildirdiklerine karşı gelmekten sakınan ve gidişini düzeltenlere, işte onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Ayet 36 Arapça Ayet
وَٱلَّذِينَkimselerكَذَّبُواْyalanlayanبِـَٔايَٰتِنَاayetlerimiziوَٱسۡتَكۡبَرُواْve büyüklenenlerعَنۡهَآonlara karşıأُوْلَـٰٓئِكَişte onlarأَصۡحَٰبُhalkıdırٱلنَّارِۖateşهُمۡonlarفِيهَاoradaخَٰلِدُونَsürekli kalacaklardır
 
ANLAMI
Ayetlerimizi yalanlayıp onlara karşı büyüklük taslayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir, orada temelli kalacaklardır.
Ayet 37 Arapça Ayet
فَمَنۡkim olabilir?أَظۡلَمُdaha zalimمِمَّنِkimsedenٱفۡتَرَىٰuyduranعَلَىkarşıٱللَّهِAllah'aكَذِبًاyalanأَوۡya daكَذَّبَyalanlayanبِـَٔايَٰتِهِۦٓۚO'nun ayetleriniأُوْلَـٰٓئِكَonlaraيَنَالُهُمۡerişirنَصِيبُهُمnasipleriمِّنَKitaptanٱلۡكِتَٰبِۖ*حَتَّىٰٓnihayetإِذَاgelinceجَآءَتۡهُمۡ*رُسُلُنَاelçilerimizيَتَوَفَّوۡنَهُمۡcanlarını alırkenقَالُوٓاْdiyeceklerأَيۡنَhani nerede?مَاolduklarınızكُنتُمۡ*تَدۡعُونَyalvarmışمِنbaşkasınaدُونِ*ٱللَّهِۖAlah'tanقَالُواْdedilerضَلُّواْsapıp kayboldularعَنَّاbizdenوَشَهِدُواْve şahidlik ettilerعَلَىٰٓaleyhlerineأَنفُسِهِمۡkendiأَنَّهُمۡkendilerininكَانُواْolduklarınaكَٰفِرِينَkafirler
 
ANLAMI
Allah'a karşı yalan uyduran veya ayetlerini yalan sayandan daha zalim kimdir Kitap'daki payları kendilerine erişecek olanlar onlardır. Elçilerimiz canlarını almak üzere geldiklerinde onlara, "Allah'tan başka taptıklarınız nerede?" deyince, "Bizi koyup kaçtılar" derler, böylece inkarcı olduklarına kendi aleyhlerine şahidlik ederler.
SAYFA 155
Ayet 38 Arapça Ayet
قَالَ(Allah) dediٱدۡخُلُواْgirinفِيٓarasındaأُمَمٖtopluluklarıقَدۡgeçenخَلَتۡ*مِنsizden önceقَبۡلِكُم*مِّنَcinٱلۡجِنِّ*وَٱلۡإِنسِve insanفِيiçineٱلنَّارِۖateşinكُلَّمَاherدَخَلَتۡgirdiğindeأُمَّةٞümmetلَّعَنَتۡla'net ederأُخۡتَهَاۖyoldaşınaحَتَّىٰٓnihayetإِذَاzamanٱدَّارَكُواْbirbiri ardındanفِيهَاoradaجَمِيعٗاhepsi toplandığıقَالَتۡdediler kiأُخۡرَىٰهُمۡsonrakilerلِأُولَىٰهُمۡöncekiler içinرَبَّنَاRabbimizهَـٰٓؤُلَآءِbunlarأَضَلُّونَاbizi saptırdılarفَـَٔاتِهِمۡbunlara verعَذَابٗاazabضِعۡفٗاbir kat dahaمِّنَateştenٱلنَّارِۖ*قَالَ(Allah) dediلِكُلّٖhepsi için vardırضِعۡفٞbir kat fazlaوَلَٰكِنancakلَّاsiz bilmezsinizتَعۡلَمُونَ*
 
ANLAMI
Allah, " Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleriyle beraber ateşe girin" der. Her ümmet girdikçe kendi yoldaşına lanet eder. Hepsi birbiri ardından cehennemde toplanınca, sonrakiler öncekiler için, "Rabbimiz! Bizi sapıtanlar işte bunlardır, onlara ateş azabını kat kat ver" derler, Allah, "Hepsinin kat kattır, ama bilmezsiniz" der.
Ayet 39 Arapça Ayet
وَقَالَتۡdediler kiأُولَىٰهُمۡöncekilerلِأُخۡرَىٰهُمۡsonrakilereفَمَاyokturكَانَsizinلَكُمۡ*عَلَيۡنَاbizeمِنhiçفَضۡلٖüstünlüğünüz;فَذُوقُواْo halde siz de tadınٱلۡعَذَابَazabıبِمَاkarşılıkكُنتُمۡolduklarınızaتَكۡسِبُونَkazanıyor
 
ANLAMI
Öncekiler sonrakilere, "Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktu, kazandığınıza karşılık azabı tadın" derler.
Ayet 40 Arapça Ayet
إِنَّşüphesizٱلَّذِينَkimselerكَذَّبُواْyalanlayanبِـَٔايَٰتِنَاbizim ayetlerimiziوَٱسۡتَكۡبَرُواْve kibirlenenlerعَنۡهَاonlaraلَاaçılmayacakتُفَتَّحُ*لَهُمۡonlaraأَبۡوَٰبُkapılarıٱلسَّمَآءِgökوَلَاveيَدۡخُلُونَonlar giremeyeceklerdirٱلۡجَنَّةَcenneteحَتَّىٰkadarيَلِجَgeçinceyeٱلۡجَمَلُdeveفِيiçindenسَمِّdeliğiٱلۡخِيَاطِۚiğneوَكَذَٰلِكَve işte böyleنَجۡزِيcezalandırırızٱلۡمُجۡرِمِينَsuçluları
 
ANLAMI
Doğrusu ayetlerimizi yalan sayıp, onlara karşı büyüklük taslayanlara, göğün kapıları açılmaz; deve iğnenin deliğinden geçmedikçe cennete de giremezler. Suçluları böyle cezalandırırız.
Ayet 41 Arapça Ayet
لَهُمonlar için vardırمِّنcehennemdenجَهَنَّمَ*مِهَادٞbir döşekوَمِنveفَوۡقِهِمۡüstlerinde deغَوَاشٖۚ(ateşten) örtülerوَكَذَٰلِكَişte böyleنَجۡزِيcezalandırırızٱلظَّـٰلِمِينَzalimleri
 
ANLAMI
Onlar için cehennemden bir yatak ve üstlerine de örtüler vardır. Zalimleri böyle cezalandırırız.
Ayet 42 Arapça Ayet
وَٱلَّذِينَve kimselerءَامَنُواْinananوَعَمِلُواْve yapanlarٱلصَّـٰلِحَٰتِiyi işlerلَاyüklemeyizنُكَلِّفُ*نَفۡسًاhiç kimseyeإِلَّاbaşkasınıوُسۡعَهَآgücünün yettiğindenأُوْلَـٰٓئِكَişte onlarأَصۡحَٰبُhalkıdırٱلۡجَنَّةِۖcennetهُمۡonlarفِيهَاoradaخَٰلِدُونَebedi kalacaklardır
 
ANLAMI
İnanan ve yararlı iş işleyenler ki kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz işte cennetlikler onlardır, orada temelli kalacaklardır.
Ayet 43 Arapça Ayet
وَنَزَعۡنَاve çıkarıp atmışızdırمَاne varsaفِيiçindeصُدُورِهِمgöğüsleriمِّنۡkindenغِلّٖ*تَجۡرِيakmaktadırمِنaltlarındanتَحۡتِهِمُ*ٱلۡأَنۡهَٰرُۖırmaklarوَقَالُواْve dedilerٱلۡحَمۡدُhamdolsunلِلَّهِAllah'aٱلَّذِيo kiهَدَىٰنَاlutfedip bizi getirdiلِهَٰذَاburayaوَمَاbizكُنَّا*لِنَهۡتَدِيَ(doğruyu) bulamazdıkلَوۡلَآeğerأَنۡbizi getirmeseydiهَدَىٰنَا*ٱللَّهُۖAllahلَقَدۡmuhakkakجَآءَتۡgetirmişlerرُسُلُelçileriرَبِّنَاRabbimizinبِٱلۡحَقِّۖgerçeğiوَنُودُوٓاْonlara seslenildiأَنişte sizeتِلۡكُمُ*ٱلۡجَنَّةُcennetأُورِثۡتُمُوهَاo size miras verildiبِمَاkarşılıkكُنتُمۡyaptıklarınızaتَعۡمَلُونَ*
 
ANLAMI
Cennette altlarından ırmaklar akarken gönüllerinden kini çıkarıp atarız. "Bizi buraya eriştiren Allah'a hamdolsun. Eğer Allah bizi doğru yola iletmeseydi, biz doğru yolu bulamazdık. And olsun ki Rabbimizin peygamberleri bize gerçeği getirmiştir" derler. Onlara, "İşlediğinize karşılık işte mirasçısı olduğunuz cennet" diye seslenilir.
SAYFA 156
Ayet 44 Arapça Ayet
وَنَادَىٰٓve seslendiأَصۡحَٰبُhalkıٱلۡجَنَّةِcennetأَصۡحَٰبَhalkınaٱلنَّارِateşأَنkiقَدۡmuhakkakوَجَدۡنَاbiz buldukمَاşeyiوَعَدَنَاbize va'dettiğiniرَبُّنَاRabbimizinحَقّٗاgerçekفَهَلۡmu?وَجَدتُّمsiz buldunuzمَّاşeyiوَعَدَsize va'dettiğiniرَبُّكُمۡRabbinizinحَقّٗاۖgerçekقَالُواْdedilerنَعَمۡۚevetفَأَذَّنَve seslendiمُؤَذِّنُۢbir ünleyiciبَيۡنَهُمۡaralarındanأَنdiyeلَّعۡنَةُla'netiٱللَّهِAllah'ınعَلَىüzerine olsunٱلظَّـٰلِمِينَzalimlerin
 
ANLAMI
Cennetlikler, cehennemliklere: "Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, Rabbinizin size de vadettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler, "Evet" derler. Aralarında bir münadi, "Allah'ın laneti Allah yolundan alıkoyan, o yolun eğriliğini isteyen ve ahireti inkar eden zalimleredir" diye seslenir.
Ayet 45 Arapça Ayet
ٱلَّذِينَonlar kiيَصُدُّونَmenedipعَنyolundanسَبِيلِ*ٱللَّهِAllah'ınوَيَبۡغُونَهَاve onu isterlerعِوَجٗاeğriltmekوَهُمve onlarبِٱلۡأٓخِرَةِahireti deكَٰفِرُونَinkar ederlerdi
 
ANLAMI
Cennetlikler, cehennemliklere: "Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, Rabbinizin size de vadettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler, "Evet" derler. Aralarında bir münadi, "Allah'ın laneti Allah yolundan alıkoyan, o yolun eğriliğini isteyen ve ahireti inkar eden zalimleredir" diye seslenir.
Ayet 46 Arapça Ayet
وَبَيۡنَهُمَاiki taraf arasındaحِجَابٞۚbir perde (vardır)وَعَلَىve üzerindeٱلۡأَعۡرَافِA'rafرِجَالٞerkekler (vardır)يَعۡرِفُونَtanıyanكُلَّۢاhepsiniبِسِيمَىٰهُمۡۚyüzlerindeki işaretleriyleوَنَادَوۡاْve seslendilerأَصۡحَٰبَhalkınaٱلۡجَنَّةِcennetأَنdiyeسَلَٰمٌselam olsunعَلَيۡكُمۡۚsizeلَمۡcennete girmemişيَدۡخُلُوهَا*وَهُمۡfakat onlarيَطۡمَعُونَbeklemektedirler
 
ANLAMI
İki taraf arasında bir perde ve burçlar üzerinde her iki tarafı da simalarından tanıyan adamlar vardır; cennetliklere, "Size selam olsun" derler. Bunlar henüz girmeyen fakat cenneti uman kimselerdir.
Ayet 47 Arapça Ayet
۞وَإِذَاzamanصُرِفَتۡçevrildiğiأَبۡصَٰرُهُمۡgözleriتِلۡقَآءَtarafınaأَصۡحَٰبِhalkıٱلنَّارِateşقَالُواْdedilerرَبَّنَاRabbimizلَاbizi bulundurmaتَجۡعَلۡنَا*مَعَberaberٱلۡقَوۡمِtopluluklaٱلظَّـٰلِمِينَzalim
 
ANLAMI
Gözleri cehennemlikler yönüne çevrilince: "Rabbimiz! Bizi zalimlerle beraber bulundurma" derler.
Ayet 48 Arapça Ayet
وَنَادَىٰٓve seslendilerأَصۡحَٰبُhalkıٱلۡأَعۡرَافِA'rafرِجَالٗاbirtakım adamlaraيَعۡرِفُونَهُمtanıdıklarıبِسِيمَىٰهُمۡyüzlerindenقَالُواْdediler kiمَآhiçbir yarar sağlamadıأَغۡنَىٰ*عَنكُمۡsizeجَمۡعُكُمۡtopluluğunuzunوَمَاne deكُنتُمۡsizeتَسۡتَكۡبِرُونَbüyüklük taslamanız
 
ANLAMI
Burçlarda olanlar, simalarından tanıdıkları adamlara; Topluluğunuz, topladığınız mal ve büyüklük taslamalarınız size fayda vermedi. Allah'ın rahmetine erdirmeyeceğine yemin ettikleriniz bunlar mıydı Oysa Allah onlara şöyle der: "Cennete girin, size korku yoktur, sizler mahzun da olmayacaksınız."
Ayet 49 Arapça Ayet
أَهَـٰٓؤُلَآءِbunlar mıydı?ٱلَّذِينَkimselerأَقۡسَمۡتُمۡyemin ettiğinizلَاonları erdirmeyecek diyeيَنَالُهُمُ*ٱللَّهُAllahبِرَحۡمَةٍۚhiçbir rahmeteٱدۡخُلُواْgirinٱلۡجَنَّةَcenneteلَاyokturخَوۡفٌkorkuعَلَيۡكُمۡartık sizeوَلَآve değilsinizأَنتُمۡsizتَحۡزَنُونَüzülecek de
 
ANLAMI
Burçlarda olanlar, simalarından tanıdıkları adamlara; Topluluğunuz, topladığınız mal ve büyüklük taslamalarınız size fayda vermedi. Allah'ın rahmetine erdirmeyeceğine yemin ettikleriniz bunlar mıydı Oysa Allah onlara şöyle der: "Cennete girin, size korku yoktur, sizler mahzun da olmayacaksınız."
Ayet 50 Arapça Ayet
وَنَادَىٰٓve seslendilerأَصۡحَٰبُhalkıٱلنَّارِateşأَصۡحَٰبَhalkınaٱلۡجَنَّةِcennetأَنۡdiyeأَفِيضُواْbiraz da akıtınعَلَيۡنَاbizim üzerimizeمِنَsu(yunuz)danٱلۡمَآءِ*أَوۡveyaمِمَّاsize verdiği rızıktanرَزَقَكُمُ*ٱللَّهُۚAllah'ınقَالُوٓاْdediler kiإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahحَرَّمَهُمَاbu ikisini haram etmiştirعَلَىüzerineٱلۡكَٰفِرِينَkafirler
 
ANLAMI
Cehennemlikler cennetliklere, "Bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin" diye seslenirler, onlar da, "Doğrusu Allah dinlerini alay ve eğlenceye alan, dünya hayatına aldanan inkarcılara ikisini de haram etmiştir" derler. Bugünle karşılaşacaklarını unuttukları, ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de onları unutuyoruz.
Ayet 51 Arapça Ayet
ٱلَّذِينَonlar kiٱتَّخَذُواْyerine koydularدِينَهُمۡdinleriniلَهۡوٗاbir eğlenceوَلَعِبٗاve oyunوَغَرَّتۡهُمُve kendilerini aldattıٱلۡحَيَوٰةُhayatıٱلدُّنۡيَاۚdünyaفَٱلۡيَوۡمَbugünنَنسَىٰهُمۡbiz de onları unuturuzكَمَاgibiنَسُواْunuttuklarıلِقَآءَkarşılaşacaklarınıيَوۡمِهِمۡgünleriyleهَٰذَاbuوَمَاveكَانُواْettikleriبِـَٔايَٰتِنَاayetlerimiziيَجۡحَدُونَbile bile inkar
 
ANLAMI
Cehennemlikler cennetliklere, "Bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin" diye seslenirler, onlar da, "Doğrusu Allah dinlerini alay ve eğlenceye alan, dünya hayatına aldanan inkarcılara ikisini de haram etmiştir" derler. Bugünle karşılaşacaklarını unuttukları, ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de onları unutuyoruz.
SAYFA 157
Ayet 52 Arapça Ayet
وَلَقَدۡgerçektenجِئۡنَٰهُمonlara getirdikبِكِتَٰبٖbir Kitapفَصَّلۡنَٰهُaçıkladığımızعَلَىٰgöreعِلۡمٍbilgiyeهُدٗىyol göstericiوَرَحۡمَةٗve rahmet olanلِّقَوۡمٖbir toplum içinيُؤۡمِنُونَinanan
 
ANLAMI
And olsun ki Biz onlara bir Kitap getirdik, inanan bir millet için yol gösterici ve rahmet olarak onu bilgiyle uzun uzun açıkladık.
Ayet 53 Arapça Ayet
هَلۡmı?يَنظُرُونَgözetiyorlarإِلَّاilleتَأۡوِيلَهُۥۚonun te'viliniيَوۡمَgünيَأۡتِيgeldiğiتَأۡوِيلُهُۥonun te'viliيَقُولُderler kiٱلَّذِينَolanlarنَسُوهُonu unutmuşمِنöncedenقَبۡلُ*قَدۡdoğrusuجَآءَتۡgetirmişرُسُلُelçileriرَبِّنَاRabbimizinبِٱلۡحَقِّgerçeğiفَهَلvar mı ki?لَّنَاbizimمِنşefa'atçilerimizشُفَعَآءَ*فَيَشۡفَعُواْşefa'at etsinlerلَنَآbizeأَوۡyahutنُرَدُّtekrar geri döndürülür müyüz kiفَنَعۡمَلَyapalımغَيۡرَbaşkasınıٱلَّذِيşeylerdenكُنَّاyaptıklarımızdanنَعۡمَلُۚ*قَدۡmuhakkakخَسِرُوٓاْonlar ziyana soktularأَنفُسَهُمۡkendileriniوَضَلَّve saptıعَنۡهُمkendilerindenمَّاşeylerكَانُواْolduklarıيَفۡتَرُونَuyduruyor
 
ANLAMI
Kitap'ın haber verdiği sonuçtan başka bir şey mi bekliyorlar Sonuç gelip çattığı gün, önceleri onu unutmuş olanlar, "Rabbimizin peygamberleri şüphesiz bize gerçeği getirmişti, şimdi bize şefaat etsin, yahut geriye çevrilsek de işlediklerimizin başka türlüsünü işlesek" derler. Doğrusu kendilerini mahvetmişlerdir, uydurdukları şeyler onları koyup kaçmışlardır.
Ayet 54 Arapça Ayet
إِنَّşüphesizرَبَّكُمُRabbinizٱللَّهُo Allah'tırٱلَّذِيkiخَلَقَyarattıٱلسَّمَٰوَٰتِgökleriوَٱلۡأَرۡضَve yeriفِيiçindeسِتَّةِaltıأَيَّامٖgünثُمَّsonraٱسۡتَوَىٰistiva ettiعَلَىüzerineٱلۡعَرۡشِۖArşيُغۡشِيbürüyüp örterٱلَّيۡلَgeceyiٱلنَّهَارَgündüz(ün üzerin)eيَطۡلُبُهُۥonu kovalayanحَثِيثٗاdurmadanوَٱلشَّمۡسَve güneşiوَٱلۡقَمَرَve ayıوَٱلنُّجُومَve yıldızlarıمُسَخَّرَٰتِۭboyun eğmiş vaziyetteبِأَمۡرِهِۦٓۗbuyruğunaأَلَاİyi bilin kiلَهُO'nundurٱلۡخَلۡقُyaratmaوَٱلۡأَمۡرُۗve emirتَبَارَكَne uludurٱللَّهُAllahرَبُّRabbiٱلۡعَٰلَمِينَÂlemlerin
 
ANLAMI
Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra arşa hükmeden, gündüzü durmadan kovalayan gece ile bürüyen; güneşi, ayı, yıldızları, hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah'tır. Bilin ki yaratma da emir de O'nun hakkıdır. Alemlerin Rabbiolan Allah Yüce'dir.
Ayet 55 Arapça Ayet
ٱدۡعُواْdu'a edinرَبَّكُمۡRabbinizeتَضَرُّعٗاyalvararakوَخُفۡيَةًۚve gizliceإِنَّهُۥçünkü Oلَاsevmezيُحِبُّ*ٱلۡمُعۡتَدِينَhaddi aşanları
 
ANLAMI
Rabbinize gönülden ve gizlice yalvarın. Doğrusu O aşırı gidenleri sevmez.
Ayet 56 Arapça Ayet
وَلَاbozgunculuk yapmayınتُفۡسِدُواْ*فِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*بَعۡدَsonraإِصۡلَٰحِهَاdüzeltildiktenوَٱدۡعُوهُO'na du'a edinخَوۡفٗاkorkarakوَطَمَعًاۚve umarakإِنَّmuhakkak kiرَحۡمَتَrahmetiٱللَّهِAllah'ınقَرِيبٞyakındırمِّنَiyilik edenlereٱلۡمُحۡسِنِينَ*
 
ANLAMI
Düzeltilmişken, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a korkarak ve umutla yalvarın. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyi davrananlara yakındır.
Ayet 57 Arapça Ayet
وَهُوَO kiٱلَّذِيgönderirيُرۡسِلُ*ٱلرِّيَٰحَrüzgarlarıبُشۡرَۢاmüjdeciبَيۡنَönündeيَدَيۡ*رَحۡمَتِهِۦۖrahmetininحَتَّىٰٓnihayetإِذَآzamanأَقَلَّتۡonlar yükleninceسَحَابٗاbulutlarıثِقَالٗاağır ağırسُقۡنَٰهُonu yollarızلِبَلَدٖbir ülkeyeمَّيِّتٖölüفَأَنزَلۡنَاindiririzبِهِonunlaٱلۡمَآءَsuفَأَخۡرَجۡنَاve çıkarırızبِهِۦonunlaمِنtürlü türlüكُلِّ*ٱلثَّمَرَٰتِۚmeyvalarكَذَٰلِكَişte böyleنُخۡرِجُçıkaracağızٱلۡمَوۡتَىٰölüleri deلَعَلَّكُمۡherhaldeتَذَكَّرُونَibret alırsınız
 
ANLAMI
Rahmetinin önünde, müjdeci olarak rüzgarları gönderen Allah'tır. Rüzgarlar, yağmur yüklü bulutları taşıdığında, onu ölü bir memlekete gönderir, su indirir ve onunla her türlü ürünü yetiştiririz; ölüleri de bunun gibi diriltip, çıkarırız; belki bundan ibret alırsınız.
SAYFA 158
Ayet 58 Arapça Ayet
وَٱلۡبَلَدُve ülkeninٱلطَّيِّبُgüzel olanيَخۡرُجُçıkarنَبَاتُهُۥbitkisiبِإِذۡنِizniyleرَبِّهِۦۖRabbininوَٱلَّذِيolandan iseخَبُثَkötüلَاçıkmazيَخۡرُجُ*إِلَّاbaşka bir şeyنَكِدٗاۚyararsız bitkidenكَذَٰلِكَişte biz böyleنُصَرِّفُdöndürüp açıklarızٱلۡأٓيَٰتِayetleriلِقَوۡمٖbir toplum içinيَشۡكُرُونَşükreden
 
ANLAMI
İyi toprak Rabbinin izniyle bitki verir, çorak toprak kavruk bitki çıkarır. Şükredecek millet için böylece ayetleri yerli yerince açıklarız.
Ayet 59 Arapça Ayet
لَقَدۡandolsunأَرۡسَلۡنَاgönderdikنُوحًاNuh'uإِلَىٰkavmineقَوۡمِهِۦ*فَقَالَdedi kiيَٰقَوۡمِEy kavmimٱعۡبُدُواْkulluk edinٱللَّهَAllah'aمَاyokturلَكُمsizinمِّنۡhiçbirإِلَٰهٍtanrınızغَيۡرُهُۥٓO'ndan başkaإِنِّيٓdoğrusu benأَخَافُkorkuyorumعَلَيۡكُمۡsizeعَذَابَazabın(ın inmesin)denيَوۡمٍbir gününعَظِيمٖbüyük
 
ANLAMI
And olsun ki Nuh'u milletine gönderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur; doğrusu sizin için büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Ayet 60 Arapça Ayet
قَالَdedi(ler) kiٱلۡمَلَأُileri gelenlerمِنkavmindenقَوۡمِهِۦٓ*إِنَّاelbette bizلَنَرَىٰكَseni görüyoruzفِيiçindeضَلَٰلٖbir sapıklıkمُّبِينٖaçık
 
ANLAMI
Milletinin ileri gelenleri: "Biz senin apaçık sapıklıkta olduğunu görüyoruz" dediler.
Ayet 61 Arapça Ayet
قَالَdedi kiيَٰقَوۡمِEy kavmimلَيۡسَyokturبِيbendeضَلَٰلَةٞbir sapıklıkوَلَٰكِنِّيfakat benرَسُولٞbir elçiyimمِّنtarafındanرَّبِّRabbiٱلۡعَٰلَمِينَalemlerin
 
ANLAMI
"Ey milletim! Bende bir sapıklık yoktur, ancak ben Alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi.
Ayet 62 Arapça Ayet
أُبَلِّغُكُمۡsize duyuruyorumرِسَٰلَٰتِmesajlarınıرَبِّيRabbiminوَأَنصَحُve öğüt veriyorumلَكُمۡsizeوَأَعۡلَمُve biliyorumمِنَtarafındanٱللَّهِAllahمَاşeyleriلَاsizin bilmediğinizتَعۡلَمُونَ*
 
ANLAMI
"Ey milletim! Bende bir sapıklık yoktur, ancak ben Alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi.
Ayet 63 Arapça Ayet
أَوَعَجِبۡتُمۡşaştınız mı?أَنgelmesineجَآءَكُمۡ*ذِكۡرٞbir ZikirمِّنRabbinizdenرَّبِّكُمۡ*عَلَىٰaracılığı ileرَجُلٖbir adamمِّنكُمۡiçinizdenلِيُنذِرَكُمۡsizi uyarmak içinوَلِتَتَّقُواْve korunmanız içinوَلَعَلَّكُمۡve belkiتُرۡحَمُونَmerhamete uğrarsınız diye
 
ANLAMI
"Ey milletim! Bende bir sapıklık yoktur, ancak ben Alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi.
Ayet 64 Arapça Ayet
فَكَذَّبُوهُO'nu yalanladılarفَأَنجَيۡنَٰهُbiz de kurtardıkوَٱلَّذِينَo kimseleriمَعَهُۥO'nunla berebarفِيbulunanlarıٱلۡفُلۡكِgemideوَأَغۡرَقۡنَاve boğdukٱلَّذِينَkimseleriكَذَّبُواْyalanlayanlarıبِـَٔايَٰتِنَآۚayetlerimiziإِنَّهُمۡçünkü onlarكَانُواْidilerقَوۡمًاbir kavimعَمِينَkör
 
ANLAMI
Onu yalanladılar; biz de onu ve gemide beraberinde olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları suda boğduk, çünkü onlar kör bir milletti.
Ayet 65 Arapça Ayet
۞وَإِلَىٰve (gönderdik)عَادٍAd(kavmin)e deأَخَاهُمۡkardeşleriهُودٗاۚHud'uقَالَdedi kiيَٰقَوۡمِEy kavmimٱعۡبُدُواْkulluk edinٱللَّهَAllah'aمَاyokturلَكُمsizinمِّنۡhiçbirإِلَٰهٍtanrınızغَيۡرُهُۥٓۚO'dan başkaأَفَلَاsakınmaz mısınız?تَتَّقُونَ*
 
ANLAMI
Ad milletine de, kardeşleri Hud'u gönderdik "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur, karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" dedi.
Ayet 66 Arapça Ayet
قَالَdedi(ler) kiٱلۡمَلَأُileri gelenٱلَّذِينَkimselerكَفَرُواْinkarcılarمِنkavmindenقَوۡمِهِۦٓ*إِنَّاelbette bizلَنَرَىٰكَseni görüyoruzفِيiçindeسَفَاهَةٖbir beyinsizlikوَإِنَّاve elbette bizلَنَظُنُّكَzannediyoruz ki senمِنَyalancılardansınٱلۡكَٰذِبِينَ*
 
ANLAMI
Milletinin inkarcı ileri gelenleri, "Biz senin beyinsiz olduğunu görüyor ve seni yalancılardan sanıyoruz" dediler.
Ayet 67 Arapça Ayet
قَالَdediيَٰقَوۡمِEy kavmimلَيۡسَyokturبِيbendeسَفَاهَةٞbeyinsizlikوَلَٰكِنِّيfakat benرَسُولٞbir elçiyimمِّنtarafındanرَّبِّRabbiٱلۡعَٰلَمِينَalemlerin
 
ANLAMI
"Ey milletim! Ben beyinsiz değil, Alemlerin Rabbinin peygamberiyim.
SAYFA 159
Ayet 68 Arapça Ayet
أُبَلِّغُكُمۡsize duyuruyorumرِسَٰلَٰتِmesajlarınıرَبِّيRabbiminوَأَنَا۠ve benلَكُمۡsizin içinنَاصِحٌbir öğütçüyümأَمِينٌgüvenilir
 
ANLAMI
Size Rabbimin sözlerini bildiriyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm; sizi uyarmak üzere, aranızdan bir adam vasıtasiyle Rabbinizden size bir haber gelmesine mi şaşıyorsunuz Allah'ın sizi Nuh'un milleti yerine getirdiğini ve vücutça da onlardan üstün kıldığını hatırlayın, başarıya erişebilmeniz için Allah'ın nimetlerini anın" dedi.
Ayet 69 Arapça Ayet
أَوَعَجِبۡتُمۡşaştınız mı?أَنsize gelmesineجَآءَكُمۡ*ذِكۡرٞbir ZikirمِّنtarafındanرَّبِّكُمۡRabbinizعَلَىٰaracılığı ileرَجُلٖbir adamمِّنكُمۡiçinizdenلِيُنذِرَكُمۡۚsizi uyarması içinوَٱذۡكُرُوٓاْdüşünün kiإِذۡne zaman kiجَعَلَكُمۡsizi yaptıخُلَفَآءَhakimlerمِنۢsonraبَعۡدِ*قَوۡمِkavmindenنُوحٖNuhوَزَادَكُمۡve size verdiفِيyaratılıştaٱلۡخَلۡقِ*بَصۜۡطَةٗۖüstünlük güç'فَٱذۡكُرُوٓاْhatırlayın kiءَالَآءَni'metleriniٱللَّهِAllah'ınلَعَلَّكُمۡumulur kiتُفۡلِحُونَbaşarıya erersiniz
 
ANLAMI
Size Rabbimin sözlerini bildiriyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm; sizi uyarmak üzere, aranızdan bir adam vasıtasiyle Rabbinizden size bir haber gelmesine mi şaşıyorsunuz Allah'ın sizi Nuh'un milleti yerine getirdiğini ve vücutça da onlardan üstün kıldığını hatırlayın, başarıya erişebilmeniz için Allah'ın nimetlerini anın" dedi.
Ayet 70 Arapça Ayet
قَالُوٓاْdediler kiأَجِئۡتَنَاsen bize mi geldin?لِنَعۡبُدَkulluk etmemiz içinٱللَّهَAllah'aوَحۡدَهُۥtek olanوَنَذَرَve bırakalım diyeمَاşeyleriكَانَolduklarıيَعۡبُدُtapıyorءَابَآؤُنَاatalarımızınفَأۡتِنَا(haydi) bize getirبِمَاşeyiتَعِدُنَآbizi tehdidettiğinإِنeğerكُنتَisenمِنَdoğrulardanٱلصَّـٰدِقِينَ*
 
ANLAMI
"Bize yalnız Allah'a kulluk etmemizi, babalarımızın taptıklarını bırakmamızı söylemek için mi geldin Doğru sözlülerden isen haydi bizi tehdit ettiğin azaba uğrat" dediler.
Ayet 71 Arapça Ayet
قَالَdedi kiقَدۡartıkوَقَعَinmiştirعَلَيۡكُمsizeمِّنRabbinizdenرَّبِّكُمۡ*رِجۡسٞbir pislikوَغَضَبٌۖve gazabأَتُجَٰدِلُونَنِيbenimle mi tartışıyorsunuz?فِيٓhakkındaأَسۡمَآءٖisimlerسَمَّيۡتُمُوهَآadlandırdığınızأَنتُمۡsadece sizinوَءَابَآؤُكُمve atalarınızınمَّاindirmediğiنَزَّلَ*ٱللَّهُAllah'ınبِهَاonlar içinمِنhiçbirسُلۡطَٰنٖۚdelilفَٱنتَظِرُوٓاْbekleyin öyle iseإِنِّيben deمَعَكُمsizinle beraberمِّنَbekleyenlerdenimٱلۡمُنتَظِرِينَ*
 
ANLAMI
"Hiç şüphesiz artık Rabbinizin azab ve öfkesini hakettiniz. Allah'ın hiçbir delil indirmediği, isimlerini de siz ve babalarınızın koyduğu putlar hakkında mı benimle tartışıyorsunuz Bekleyin, doğrusu ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim" dedi.
Ayet 72 Arapça Ayet
فَأَنجَيۡنَٰهُO'nu kurtardıkوَٱلَّذِينَve olanlarıمَعَهُۥO'nunla beraberبِرَحۡمَةٖbir rahmetleمِّنَّاbizdenوَقَطَعۡنَاve kestikدَابِرَkökünüٱلَّذِينَkimselerinكَذَّبُواْyalanlayan(ların)بِـَٔايَٰتِنَاۖayetlerimiziوَمَاveكَانُواْolanlarınمُؤۡمِنِينَinanmayacak
 
ANLAMI
Biz, rahmetimizle, Hud'u ve beraberinde bulunanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayarak inanmayanların kökünü kestik.
Ayet 73 Arapça Ayet
وَإِلَىٰveثَمُودَSemud(kavmin)e deأَخَاهُمۡkardeşleriصَٰلِحٗاۚSalih'i (gönderdik)قَالَdedi kiيَٰقَوۡمِEy kavmimٱعۡبُدُواْkulluk edinٱللَّهَAllah'aمَاyokturلَكُمsizinمِّنۡhiçbirإِلَٰهٍtanrınızغَيۡرُهُۥۖO'ndan başkaقَدۡelbetteجَآءَتۡكُمsize geldiبَيِّنَةٞaçık delilمِّنtarafındanرَّبِّكُمۡۖRabbinizهَٰذِهِۦişte şuنَاقَةُdevesiٱللَّهِAllah'ınلَكُمۡsizeءَايَةٗۖbir mu'cizedirفَذَرُوهَاbırakın onuتَأۡكُلۡyesin (içsin)فِيٓarzındanأَرۡضِ*ٱللَّهِۖAllah'ınوَلَاsakınتَمَسُّوهَاona dokundurmayınبِسُوٓءٖbir kötülükفَيَأۡخُذَكُمۡyoksa sizi yakalarعَذَابٌbir azabأَلِيمٞacıklı
 
ANLAMI
Semud milletine de kardeşleri Salih'i gönderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur. Rabbinizden size bir belge geldi: Allah'ın bu dişi devesi size bir delildir, onu bırakın, Allah'ın toprağında otlasın; ona kötülük etmeyin, yoksa can yakıcı azaba uğrarsınız.
SAYFA 160
Ayet 74 Arapça Ayet
وَٱذۡكُرُوٓاْdüşünün kiإِذۡhaniجَعَلَكُمۡsizi yaptıخُلَفَآءَhükümdarlarمِنۢsonraبَعۡدِ*عَادٖAd'danوَبَوَّأَكُمۡve sizi yerleştirdiفِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*تَتَّخِذُونَediniyorsunuzمِنO'nun düzlüklerindeسُهُولِهَا*قُصُورٗاsaraylarوَتَنۡحِتُونَve yontup yapıyorsunuzٱلۡجِبَالَdağlarınıبُيُوتٗاۖevlerفَٱذۡكُرُوٓاْartık hatırlayınءَالَآءَni'metleriniٱللَّهِAllah'ınوَلَاkarışıklık çıkarmayınتَعۡثَوۡاْ*فِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*مُفۡسِدِينَbozgunculuk yapıp
 
ANLAMI
Allah'ın sizi Ad milleti yerine getirdiğini, ovalarında köşkler kurup dağlarında kayadan evler yonttuğunuz yeryüzünde yerleştirdiğini hatırlayın; Allah'ın nimetlerini anın, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi.
Ayet 75 Arapça Ayet
قَالَdedilerٱلۡمَلَأُileri gelenlerٱلَّذِينَonlar kiٱسۡتَكۡبَرُواْbüyüklük taslıyorlarمِنkavmindenقَوۡمِهِۦ*لِلَّذِينَkimselerٱسۡتُضۡعِفُواْzayıf görülenلِمَنۡkimselere (karşı)ءَامَنَinananمِنۡهُمۡiçlerindenأَتَعۡلَمُونَsiz biliyor musunuz?أَنَّgerçektenصَٰلِحٗاSalih'inمُّرۡسَلٞgönderildiğiniمِّنtarafındanرَّبِّهِۦۚRabbiقَالُوٓاْdedilerإِنَّاdoğrusu bizبِمَآgönderileneأُرۡسِلَ*بِهِۦonunlaمُؤۡمِنُونَinananlarız
 
ANLAMI
Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, aralarından iman eden ve bu sebeple hor gördükleri kimselere, "Salih'in Rabbi tarafından gönderildiğini sahiden biliyor musunuz?" dediler, onlar da, "Doğrusu biz onunla gönderilene inanıyoruz" dediler.
Ayet 76 Arapça Ayet
قَالَdedilerٱلَّذِينَkimselerٱسۡتَكۡبَرُوٓاْbüyüklük taslayan(lar)إِنَّاşüphesiz bizبِٱلَّذِيٓsizin inandığınızıءَامَنتُم*بِهِۦkendisineكَٰفِرُونَinkar edenleriz
 
ANLAMI
Büyüklük taslayanlar, "Sizin inandığınızı biz inkar ediyoruz" dediler ve dişi deveyi kesip devirdiler; Rablerinin buyruğuna baş kaldırdılar, "Ey Salih, eğer sen peygambersen bizi tehdit ettiğin azaba uğrat bakalım" dediler.
Ayet 77 Arapça Ayet
فَعَقَرُواْderken boğazladılarٱلنَّاقَةَdişi deveyiوَعَتَوۡاْve dışına çıktılarعَنۡbuyruğundanأَمۡرِ*رَبِّهِمۡRablerininوَقَالُواْve dedilerيَٰصَٰلِحُEy Salihٱئۡتِنَاbize getirبِمَاşeyiتَعِدُنَآbizi tehdidettiğinإِنeğerكُنتَisenمِنَelçilerdenٱلۡمُرۡسَلِينَ*
 
ANLAMI
Büyüklük taslayanlar, "Sizin inandığınızı biz inkar ediyoruz" dediler ve dişi deveyi kesip devirdiler; Rablerinin buyruğuna baş kaldırdılar, "Ey Salih, eğer sen peygambersen bizi tehdit ettiğin azaba uğrat bakalım" dediler.
Ayet 78 Arapça Ayet
فَأَخَذَتۡهُمُhemen onları yakaladıٱلرَّجۡفَةُo sarsıntıفَأَصۡبَحُواْçökekaldılarفِيyurtlarında;دَارِهِمۡ*جَٰثِمِينَdiz üstü
 
ANLAMI
Bu yüzden onları bir sarsıntı tuttu ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.
Ayet 79 Arapça Ayet
فَتَوَلَّىٰöteye döndüعَنۡهُمۡonlardanوَقَالَve dediيَٰقَوۡمِEy kavmimلَقَدۡmuhakkakأَبۡلَغۡتُكُمۡben size duyurdumرِسَالَةَmesajlarınıرَبِّيRabbiminوَنَصَحۡتُve öğüt verdimلَكُمۡsizeوَلَٰكِنfakatلَّاsiz sevmiyorsunuzتُحِبُّونَ*ٱلنَّـٰصِحِينَöğüt verenleri
 
ANLAMI
Salih de onlardan yüz çevirdi ve "Ey milletim! And olsun ki ben size Rabbimin sözünü bildirmiş ve öğüt vermiştim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz" dedi.
Ayet 80 Arapça Ayet
وَلُوطًاve Lut'u da (gönderdik)إِذۡdediقَالَ*لِقَوۡمِهِۦٓkavmineأَتَأۡتُونَsiz mi yapıyorsunuz?ٱلۡفَٰحِشَةَfuhşuمَاyapmadığıسَبَقَكُمsizden önceبِهَاonuمِنۡhiçأَحَدٖkimseninمِّنَdünyalardaٱلۡعَٰلَمِينَ*
 
ANLAMI
Lut'u da gönderdik, milletine "Dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı mı yapıyorsunuz Siz kadınları bırakıp erkeklere yaklaşıyorsunuz, doğrusu çok aşırı giden bir milletsiniz" dedi.
Ayet 81 Arapça Ayet
إِنَّكُمۡmuhakkak sizلَتَأۡتُونَyaklaşıyorsunuzٱلرِّجَالَerkeklereشَهۡوَةٗşehvetleمِّنbırakıpدُونِ*ٱلنِّسَآءِۚkadınlarıبَلۡdoğrusuأَنتُمۡsizقَوۡمٞbir kavimsinizمُّسۡرِفُونَhaddi aşan
 
ANLAMI
Lut'u da gönderdik, milletine "Dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı mı yapıyorsunuz Siz kadınları bırakıp erkeklere yaklaşıyorsunuz, doğrusu çok aşırı giden bir milletsiniz" dedi.
SAYFA 161
Ayet 82 Arapça Ayet
وَمَاolmadıكَانَ*جَوَابَcevabıقَوۡمِهِۦٓkavmininإِلَّآbaşkaأَنdemelerindenقَالُوٓاْ*أَخۡرِجُوهُمonları çıkarınمِّنkentinizdenقَرۡيَتِكُمۡۖ*إِنَّهُمۡçünkü onlarأُنَاسٞinsanlarmışيَتَطَهَّرُونَfazla temizlenen
 
ANLAMI
Milletinin cevabı sadece, "Onları kasabanızdan çıkarın, güya onlar temiz kalmaya uğraşan insanlarmış" demek oldu.
Ayet 83 Arapça Ayet
فَأَنجَيۡنَٰهُbiz de onu kurtardıkوَأَهۡلَهُۥٓve ailesiniإِلَّاyalnızٱمۡرَأَتَهُۥkarısıكَانَتۡolduمِنَgeride kalanlardanٱلۡغَٰبِرِينَ*
 
ANLAMI
Bunun üzerine Lut'u ve taraftarlarını kurtardık; yalnız karısı, geride kalıp helake uğrayanlardan oldu.
Ayet 84 Arapça Ayet
وَأَمۡطَرۡنَاve yağdırdıkعَلَيۡهِمüzerlerineمَّطَرٗاۖbir yağmurفَٱنظُرۡbakكَيۡفَnasılكَانَolduعَٰقِبَةُsonuٱلۡمُجۡرِمِينَsuçluların
 
ANLAMI
Geriye kalanların üzerine öyle bir yağmur yağdırdık ki! Suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Ayet 85 Arapça Ayet
وَإِلَىٰveمَدۡيَنَMedyen'eأَخَاهُمۡkardeşleriشُعَيۡبٗاۚŞuayb'i (gönderdik)قَالَdediيَٰقَوۡمِEy kavmimٱعۡبُدُواْkulluk edinٱللَّهَAllah'aمَاyokturلَكُمsizinمِّنۡhiçإِلَٰهٍtanrınızغَيۡرُهُۥۖO'ndan başkaقَدۡdoğrusuجَآءَتۡكُمsize geldiبَيِّنَةٞaçık bir delilمِّنRabbinizdenرَّبِّكُمۡۖ*فَأَوۡفُواْtam yapınٱلۡكَيۡلَölçüyüوَٱلۡمِيزَانَve tartıyıوَلَاveتَبۡخَسُواْeksiltmeyinٱلنَّاسَinsanlarınأَشۡيَآءَهُمۡeşyalarınıوَلَاbozgunculuk yapmayınتُفۡسِدُواْ*فِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*بَعۡدَsonraإِصۡلَٰحِهَاۚdüzeltildiktenذَٰلِكُمۡböylesiخَيۡرٞdaha iyidirلَّكُمۡsizin içinإِنeğerكُنتُمisenizمُّؤۡمِنِينَinananlar
 
ANLAMI
Medyen halkına da kardeşleri Şuayb'ı gönderdik, onlara şöyle dedi: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur. Rabbinizden size bir belge geldi. Ölçü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyasını eksik vermeyin, düzelttikten sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin; inanıyorsanız bilin ki, bunlar sizin için hayırlıdır."
Ayet 86 Arapça Ayet
وَلَاve oturmayınتَقۡعُدُواْ*بِكُلِّherصِرَٰطٖyolaتُوعِدُونَtehdit ederekوَتَصُدُّونَve engelleyerekعَنyolundanسَبِيلِ*ٱللَّهِAllahمَنۡkimseleriءَامَنَinananبِهِۦonunlaوَتَبۡغُونَهَاve onun arayarakعِوَجٗاۚeğriliğiniوَٱذۡكُرُوٓاْve düşününإِذۡne zaman kiكُنتُمۡsiz idinizقَلِيلٗاazفَكَثَّرَكُمۡۖO sizi çoğalttıوَٱنظُرُواْve bakınكَيۡفَnasılكَانَolduعَٰقِبَةُsonuٱلۡمُفۡسِدِينَbozguncuların
 
ANLAMI
"Allah'a inananları yolundan alıkoyup ve o yolun eğriliğini dileyerek tehdit edip her yolda pusu kurup oturmayın. Azken, Allah'ın sizi çoğalttığını hatırlayın; bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."
Ayet 87 Arapça Ayet
وَإِنve eğerكَانَiseطَآئِفَةٞbir kısmıمِّنكُمۡiçinizdenءَامَنُواْinanmışبِٱلَّذِيٓkişiyeأُرۡسِلۡتُbenimle gönderilenبِهِۦonaوَطَآئِفَةٞve bir kısmı daلَّمۡinanmamış iseيُؤۡمِنُواْ*فَٱصۡبِرُواْsabredinحَتَّىٰkadarيَحۡكُمَhükmedinceyeٱللَّهُAllahبَيۡنَنَاۚaramızdaوَهُوَve Oخَيۡرُen iyisidirٱلۡحَٰكِمِينَhükmedenlerin
 
ANLAMI
"İçinizde mademki benimle gönderilene inanan bir topluluk ve inanmayan bir topluluk var, o halde Allah'ın aramızda hükmünü bildirmesine kadar sabredin. Allah hükmedenlerin en iyisidir."
SAYFA 162  •  CÜZ 9
Ayet 88 Arapça Ayet
۞قَالَdediler kiٱلۡمَلَأُileri gelenlerٱلَّذِينَkimselerٱسۡتَكۡبَرُواْbüyüklük taslayanمِنkavmindenقَوۡمِهِۦ*لَنُخۡرِجَنَّكَmutlaka seni çıkarırızيَٰشُعَيۡبُEy Şu'aybوَٱلَّذِينَve kimseleriءَامَنُواْinanan(ları)مَعَكَseninle beraberمِنkentimizdenقَرۡيَتِنَآ*أَوۡya daلَتَعُودُنَّdönersinizفِيdinimizeمِلَّتِنَاۚ*قَالَdedi kiأَوَلَوۡbile mi?كُنَّاbizكَٰرِهِينَistemezsek
 
ANLAMI
Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, "Ey Şuayb! Ya dinimize dönersiniz ya da, and olsun ki seni ve inananları seninle beraber kentimizden çıkarırız" dediler. Şuayb, onlara: "İstemezsek de mi Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak, doğrusu Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimizin dilemesi bir yana, dininize dönmek bize yakışmaz. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnız Allah'a güvendik. Rabbimiz! Bizimle milletimiz arasında hak ile Sen hüküm ver, Sen hükmedenlerin en hayırlısısın" dedi.
Ayet 89 Arapça Ayet
قَدِmuhakkakٱفۡتَرَيۡنَاatmış oluruzعَلَىüzerineٱللَّهِAllah'ınكَذِبًاyalanإِنۡeğerعُدۡنَاtekrar ona dönersekفِيsizin dininizeمِلَّتِكُم*بَعۡدَsonraإِذۡne zaman kiنَجَّىٰنَاbizi kurtardıٱللَّهُAllahمِنۡهَاۚondanوَمَاdeğildirيَكُونُmümkünلَنَآbizim içinأَنdönmemizنَّعُودَ*فِيهَآonaإِلَّآdışındaأَنdilemesiيَشَآءَ*ٱللَّهُAllahرَبُّنَاۚRabbimizوَسِعَkuşatmıştırرَبُّنَاRabbimizكُلَّherشَيۡءٍşeyiعِلۡمًاۚbilgiceعَلَىAllah'aٱللَّهِ*تَوَكَّلۡنَاۚdayanmışızرَبَّنَاRabbimizٱفۡتَحۡaç(ığa çıkar)بَيۡنَنَاaramızıوَبَيۡنَve arasınıقَوۡمِنَاkavmimizinبِٱلۡحَقِّgerçekleوَأَنتَmuhakkak ki senخَيۡرُen iyisisinٱلۡفَٰتِحِينَaç(ığa çıkar)anlanın
 
ANLAMI
Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, "Ey Şuayb! Ya dinimize dönersiniz ya da, and olsun ki seni ve inananları seninle beraber kentimizden çıkarırız" dediler. Şuayb, onlara: "İstemezsek de mi Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak, doğrusu Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimizin dilemesi bir yana, dininize dönmek bize yakışmaz. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnız Allah'a güvendik. Rabbimiz! Bizimle milletimiz arasında hak ile Sen hüküm ver, Sen hükmedenlerin en hayırlısısın" dedi.
Ayet 90 Arapça Ayet
وَقَالَve dediler kiٱلۡمَلَأُileri gelenlerٱلَّذِينَkimselerكَفَرُواْinkar edenمِنkavmindenقَوۡمِهِۦ*لَئِنِeğerٱتَّبَعۡتُمۡuyarsanızشُعَيۡبًاŞu'ayb'eإِنَّكُمۡmuhakkak sizإِذٗاziyana uğrarsınızلَّخَٰسِرُونَ*
 
ANLAMI
Milletinin inkar eden ileri gelenleri, "Şuayb'a uyarsanız, and olsun ki siz kaybedersiniz" dediler.
Ayet 91 Arapça Ayet
فَأَخَذَتۡهُمُderken onları yakalayıverdiٱلرَّجۡفَةُo müthiş sarsıntıفَأَصۡبَحُواْçökekaldılarفِيyurtlarındaدَارِهِمۡ*جَٰثِمِينَdiz üstü
 
ANLAMI
Bu yüzden onları bir sarsıntı tuttu ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.
Ayet 92 Arapça Ayet
ٱلَّذِينَkimselerكَذَّبُواْyalanlayanشُعَيۡبٗاŞu'ayb'iكَأَنsanki gibi oldularلَّمۡhiç oturmamışيَغۡنَوۡاْ*فِيهَاۚoradaٱلَّذِينَkimselerكَذَّبُواْyalanlayanشُعَيۡبٗاŞu'ayb'iكَانُواْoldularهُمُonlarٱلۡخَٰسِرِينَziyana uğrayanlar
 
ANLAMI
Şuayb'ı yalanlayanlar, yurtlarında sanki hiç yaşamamışlar gibi oldular, izleri bile kalmadı. Mahvolanlar, Şuayb'ı yalanlayanlar oldu.
Ayet 93 Arapça Ayet
فَتَوَلَّىٰöteye döndüعَنۡهُمۡonlardanوَقَالَve dediيَٰقَوۡمِEy kavmimلَقَدۡandolsunأَبۡلَغۡتُكُمۡben size duyurdumرِسَٰلَٰتِmesajlarınıرَبِّيRabbiminوَنَصَحۡتُve öğüt verdimلَكُمۡۖsizeفَكَيۡفَartık nasılءَاسَىٰacırımعَلَىٰbir kavmeقَوۡمٖ*كَٰفِرِينَkafir
 
ANLAMI
Şuayb onlardan döndü de, "Ey milletim! And olsun ki, Rabbimin sözlerini size bildirdim, öğüt verdim; inkarcı millet için niçin üzüleyim?" dedi.
Ayet 94 Arapça Ayet
وَمَآveأَرۡسَلۡنَاgöndermedikفِيbir ülkeyeقَرۡيَةٖ*مِّنhiçbirنَّبِيٍّpeygamberإِلَّآsık(ma)dığımızأَخَذۡنَآ*أَهۡلَهَاhalkınıبِٱلۡبَأۡسَآءِyoksullukوَٱلضَّرَّآءِve darlıklaلَعَلَّهُمۡdiyeيَضَّرَّعُونَyalvarıp yakarsınlar
 
ANLAMI
Biz hangi kente (ülkeye) bir peygamber gönderdikse, ora halkını, yalvarıp yakarsınlar diye, darlık ve sıkıntıya uğratmışızdır.
Ayet 95 Arapça Ayet
ثُمَّsonraبَدَّلۡنَاdeğiştirip getirdikمَكَانَyerineٱلسَّيِّئَةِkötülüğüٱلۡحَسَنَةَiyilikحَتَّىٰta kiعَفَواْçoğaldılarوَّقَالُواْve dedilerقَدۡmuhakkakمَسَّdokunmuştuءَابَآءَنَاatalarımızaٱلضَّرَّآءُdarlıkوَٱلسَّرَّآءُve sevinçفَأَخَذۡنَٰهُمbiz de onları yakaladıkبَغۡتَةٗansızınوَهُمۡve onlarلَاdeğillerdiيَشۡعُرُونَfarkında
 
ANLAMI
Sonra kötülüğün yerine iyiliği koyduk, öyle ki, çoğalıp, "babalarımız da darlığa uğramış, bolluğa kavuşmuşlardı" dediler. Bu yüzden onları haberleri olmadan, ansızın yakalayıverdik.
SAYFA 163
Ayet 96 Arapça Ayet
وَلَوۡve şayetأَنَّelbetteأَهۡلَhalkıٱلۡقُرَىٰٓ(O) ülkelerinءَامَنُواْinansalardıوَٱتَّقَوۡاْve korunsalardıلَفَتَحۡنَاaçardıkعَلَيۡهِمüzerlerineبَرَكَٰتٖbolluklarمِّنَgöktenٱلسَّمَآءِ*وَٱلۡأَرۡضِve yer(den)وَلَٰكِنfakatكَذَّبُواْyalanladılarفَأَخَذۡنَٰهُمbiz de onları yakaladıkبِمَاşeylerleكَانُواْolduklarıيَكۡسِبُونَkazanıyor
 
ANLAMI
Eğer kentlerin halkı inanmış ve Bize karşı gelmekten sakınmış olsalardı, onlara göğün ve yerin bolluklarını verirdik. Ama yalanladılar; bu yüzden onları, yaptıklarına karşılık yakalayıverdik.
Ayet 97 Arapça Ayet
أَفَأَمِنَemin midirler?أَهۡلُhalkıٱلۡقُرَىٰٓ(o) ülkelerinأَنkendilerine gelmeyeceğindenيَأۡتِيَهُم*بَأۡسُنَاazabımızınبَيَٰتٗاgeceleyinوَهُمۡve onlarنَآئِمُونَuyurlarken
 
ANLAMI
Kentlerin halkı, geceleyin uyurlarken azabımızın kendilerine gelmesinden güvende miydiler?
Ayet 98 Arapça Ayet
أَوَأَمِنَYa da emin midirler?أَهۡلُhalkıٱلۡقُرَىٰٓ(o) ülkelerinأَنonlara gelmeyeceğindenيَأۡتِيَهُم*بَأۡسُنَاazabımızınضُحٗىkuşluk vaktiوَهُمۡve onlarيَلۡعَبُونَeğlenirlerken
 
ANLAMI
Yahut kentlerin halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken azabımızın kendilerine gelmesinden güvende miydiler?
Ayet 99 Arapça Ayet
أَفَأَمِنُواْemin mi oldular?مَكۡرَtuzağındanٱللَّهِۚAllah'ınفَلَاolamazيَأۡمَنُeminمَكۡرَtuzağındanٱللَّهِAllah'ınإِلَّاbaşkasıٱلۡقَوۡمُtopluluktanٱلۡخَٰسِرُونَziyana uğrayan
 
ANLAMI
Onlar Allah'ın düzeninden güvende miydiler Allah'ın düzeninden ancak mahvolacak millet güvende olur. Sahiplerinden sonra yeryüzüne mirasçı olan kimselere hala şu açıkça anlaşılmadı mı ki Biz dileseydik onları da suçlarının cezasına uğratırdık.
Ayet 100 Arapça Ayet
أَوَلَمۡyola getirmedi mi?يَهۡدِ*لِلَّذِينَkimseleriيَرِثُونَvaris olanlarıٱلۡأَرۡضَşu toprağaمِنۢsonraبَعۡدِ*أَهۡلِهَآsahiplerindenأَنeğerلَّوۡ*نَشَآءُbiz dilesekأَصَبۡنَٰهُمkendilerini de cezalandırırızبِذُنُوبِهِمۡۚgünahlarıyleوَنَطۡبَعُve mühürlerizعَلَىٰüzeriniقُلُوبِهِمۡkalblerininفَهُمۡartık onlarلَاhiç işitmezlerيَسۡمَعُونَ*
 
ANLAMI
Kalblerini kapatıp mühürleriz de birşey duymazlar.
Ayet 101 Arapça Ayet
تِلۡكَişte oٱلۡقُرَىٰülkelerنَقُصُّanlatıyoruzعَلَيۡكَsanaمِنۡonların haberlerindenأَنۢبَآئِهَاۚ*وَلَقَدۡve andolsunجَآءَتۡهُمۡonlara getirmişlerdiرُسُلُهُمelçileriبِٱلۡبَيِّنَٰتِaçık delillerفَمَاfakat hayırكَانُواْonlarلِيُؤۡمِنُواْinanmadılarبِمَاötürüكَذَّبُواْyalanladıklarındanمِنöncedenقَبۡلُۚ*كَذَٰلِكَişte böyleيَطۡبَعُmühürlerٱللَّهُAllahعَلَىٰüzeriniقُلُوبِkalbleriٱلۡكَٰفِرِينَkafirlerin
 
ANLAMI
İşte o kentlerin haberlerini sana anlatıyoruz. And olsun ki onlara peygamberler belgeler getirdi; önceleri yalanladıklarından ötürü inanamadılar. Allah kafirlerin kalblerini böylece kapatıp mühürler.
Ayet 102 Arapça Ayet
وَمَاveوَجَدۡنَاbulmadıkلِأَكۡثَرِهِمonların çoklarındaمِّنۡhiçعَهۡدٖۖsözünde durmaوَإِنve fakatوَجَدۡنَآbuldukأَكۡثَرَهُمۡonların çoklarınıلَفَٰسِقِينَyoldan çıkmış
 
ANLAMI
Onların çoğunda ahde bağlılık görmedik, çoğunu fasık kimseler olarak bulduk.
Ayet 103 Arapça Ayet
ثُمَّsonraبَعَثۡنَاgönderdikمِنۢardlarındanبَعۡدِهِم*مُّوسَىٰMusa'yıبِـَٔايَٰتِنَآayetlerimizleإِلَىٰFir'avn'aفِرۡعَوۡنَ*وَمَلَإِيْهِۦve onun ileri gelenlerineفَظَلَمُواْhaksızlık ettilerبِهَاۖ(ayetlerimize)فَٱنظُرۡfakat bakكَيۡفَnasılكَانَolduعَٰقِبَةُsonuٱلۡمُفۡسِدِينَbozguncuların
 
ANLAMI
Sonra peygamberlerin ardından Musa'yı ayetlerimizle Firavun ve erkanına gönderdik. Ayetlerimize karşı haksızlık ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak.
Ayet 104 Arapça Ayet
وَقَالَdedi kiمُوسَىٰMusaيَٰفِرۡعَوۡنُEy Fir'avnإِنِّيmuhakkak benرَسُولٞbir elçiyimمِّنtarafındanرَّبِّRabbiٱلۡعَٰلَمِينَalemlerin
 
ANLAMI
Musa, "Ey Firavun! Ben alemlerin Rabbinin peygamberiyim.
SAYFA 164
Ayet 105 Arapça Ayet
حَقِيقٌborçturعَلَىٰٓbenim üzerimeأَنkiلَّآaslaأَقُولَsöylemememعَلَىkarşıٱللَّهِAllah'aإِلَّاbaşkasınıٱلۡحَقَّۚgerçektenقَدۡandolsunجِئۡتُكُمsize getirdimبِبَيِّنَةٖaçık bir delilمِّنRabbinizdenرَّبِّكُمۡ*فَأَرۡسِلۡartık gönderمَعِيَbenimleبَنِيٓoğullarınıإِسۡرَـٰٓءِيلَİsrail
 
ANLAMI
Bana Allah'a karşı ancak gerçeği söylemek yaraşır. Size Rabbinizden bir mucize getirdim, İsrailoğullarını benimle beraber gönder" dedi.
Ayet 106 Arapça Ayet
قَالَ(Fir'avn) dediإِنeğerكُنتَisenجِئۡتَgetirmişبِـَٔايَةٖbir ayetفَأۡتِgetir bakalımبِهَآonuإِنşayetكُنتَisenمِنَdoğru söyleyenlerdenٱلصَّـٰدِقِينَ*
 
ANLAMI
Firavun: "Bir mucize getirdiysen ortaya koy bakalım, doğru sözlülerden isen bunu yaparsın" dedi.
Ayet 107 Arapça Ayet
فَأَلۡقَىٰbunun üzerine attıعَصَاهُasasınıفَإِذَاbirdenهِيَoثُعۡبَانٞbir ejderha (oluverdi)مُّبِينٞaçıkça
 
ANLAMI
Musa, asasını yere atar atmaz apaçık bir yılan (ejderha) oluverdi; elini çıkardı, bakanlar bembeyaz olduğunu gördüler.
Ayet 108 Arapça Ayet
وَنَزَعَve (böğründen) çıkardıيَدَهُۥeliniفَإِذَاbirdenهِيَoبَيۡضَآءُbembeyaz parlayıverdiلِلنَّـٰظِرِينَbakanlar için
 
ANLAMI
Musa, asasını yere atar atmaz apaçık bir yılan (ejderha) oluverdi; elini çıkardı, bakanlar bembeyaz olduğunu gördüler.
Ayet 109 Arapça Ayet
قَالَdedi(ler) kiٱلۡمَلَأُileri gelenlerمِنkavmindenقَوۡمِ*فِرۡعَوۡنَFir'avnإِنَّmuhakkakهَٰذَاbuلَسَٰحِرٌbir büyücüdürعَلِيمٞçok bilgili
 
ANLAMI
Firavun milletinin ileri gelenleri, "Doğrusu bu bilgin bir sihirbazdır, sizi memleketinizden çıkarmak istiyor" dediler. Firavun: "Ne buyurursunuz?" dedi.
Ayet 110 Arapça Ayet
يُرِيدُistiyorأَنsizi çıkarmakيُخۡرِجَكُم*مِّنۡyurdunuzdanأَرۡضِكُمۡۖ*فَمَاذَاne?تَأۡمُرُونَbuyurursunuz
 
ANLAMI
Firavun milletinin ileri gelenleri, "Doğrusu bu bilgin bir sihirbazdır, sizi memleketinizden çıkarmak istiyor" dediler. Firavun: "Ne buyurursunuz?" dedi.
Ayet 111 Arapça Ayet
قَالُوٓاْdedilerأَرۡجِهۡonu bekletوَأَخَاهُve kardeşini deوَأَرۡسِلۡve gönderفِيşehirlereٱلۡمَدَآئِنِ*حَٰشِرِينَtoplayıcılar (olarak)
 
ANLAMI
"Onu ve kardeşini eğle; şehirlere toplayıcılar gönder, bütün bilgin sihirbazları sana getirsinler" dediler.
Ayet 112 Arapça Ayet
يَأۡتُوكَsana getirsinlerبِكُلِّbütünسَٰحِرٍbüyücüleriعَلِيمٖbilgili
 
ANLAMI
"Onu ve kardeşini eğle; şehirlere toplayıcılar gönder, bütün bilgin sihirbazları sana getirsinler" dediler.
Ayet 113 Arapça Ayet
وَجَآءَve geldiٱلسَّحَرَةُbüyücülerفِرۡعَوۡنَFir'avn'aقَالُوٓاْdedilerإِنَّelbetteلَنَاbizeلَأَجۡرًاbir mükafat var (değil mi?)إِنeğerكُنَّاolursakنَحۡنُbizٱلۡغَٰلِبِينَüstün gelen
 
ANLAMI
Sihirbazlar Firavun'a geldi, "Yenecek olursak bize şüphesiz bir mükafat var değil mi?" dediler.
Ayet 114 Arapça Ayet
قَالَdediنَعَمۡevetوَإِنَّكُمۡhem de sizلَمِنَolanlardansınızٱلۡمُقَرَّبِينَyakınlar(ım)
 
ANLAMI
Firavun, "Evet, yenerseniz gözdelerden olacaksınız" dedi.
Ayet 115 Arapça Ayet
قَالُواْdediler kiيَٰمُوسَىٰٓEy Musaإِمَّآönce mi?أَنsen atacaksınتُلۡقِيَ*وَإِمَّآyoksaأَنolalımنَّكُونَ*نَحۡنُbiz (mi)ٱلۡمُلۡقِينَ(önce) atanlar
 
ANLAMI
Sihirbazlar: "Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy veya biz koyalım" dediler.
Ayet 116 Arapça Ayet
قَالَdediأَلۡقُواْۖsiz atınفَلَمَّآne zaman kiأَلۡقَوۡاْatıncaسَحَرُوٓاْbüyüledilerأَعۡيُنَgözleriniٱلنَّاسِinsanlarınوَٱسۡتَرۡهَبُوهُمۡve onları ürküttülerوَجَآءُوve getirdilerبِسِحۡرٍbir büyüعَظِيمٖbüyük
 
ANLAMI
Musa: "Siz koyun" dedi. Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca insanların gözlerini sihirlediler ve onları ürküttüler, büyük bir sihir yaptılar.
Ayet 117 Arapça Ayet
۞وَأَوۡحَيۡنَآve biz de vahyettikإِلَىٰMusa'yaمُوسَىٰٓ*أَنۡdiyeأَلۡقِatعَصَاكَۖAsanıفَإِذَا(bir de baktılar ki)هِيَoتَلۡقَفُyakalayıp yutuyorمَاşeyleriيَأۡفِكُونَonların uydurdukları
 
ANLAMI
Biz de Musa'ya, "Asanı koyuver" dedik, o da koydu; hemen onların uydurduklarını yutmaya başladı.
Ayet 118 Arapça Ayet
فَوَقَعَortaya çıktıٱلۡحَقُّgerçekوَبَطَلَve batıl olduمَاşeylerكَانُواْolduklarıيَعۡمَلُونَyapıyor(lar)
 
ANLAMI
Hak tahakkuk etti, onların yaptıkları boşa gitti.
Ayet 119 Arapça Ayet
فَغُلِبُواْyenildilerهُنَالِكَoradaوَٱنقَلَبُواْve düştülerصَٰغِرِينَküçük
 
ANLAMI
İşte orada yenildiler, küçük düştüler.
Ayet 120 Arapça Ayet
وَأُلۡقِيَve kapandılarٱلسَّحَرَةُbüyücülerسَٰجِدِينَsecdeye
 
ANLAMI
Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
SAYFA 165
Ayet 121 Arapça Ayet
قَالُوٓاْdedilerءَامَنَّاinandıkبِرَبِّRabbineٱلۡعَٰلَمِينَalemlerin
 
ANLAMI
Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
Ayet 122 Arapça Ayet
رَبِّRabbineمُوسَىٰMusa'nınوَهَٰرُونَve Harun'un
 
ANLAMI
Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
Ayet 123 Arapça Ayet
قَالَdediفِرۡعَوۡنُFir'avnءَامَنتُمinandınız mı?بِهِۦonaقَبۡلَönceأَنۡben izin vermedenءَاذَنَ*لَكُمۡۖsizeإِنَّmuhakkak kiهَٰذَاbuلَمَكۡرٞbir tuzaktırمَّكَرۡتُمُوهُkurduğunuzفِيşehirdeٱلۡمَدِينَةِ*لِتُخۡرِجُواْçıkarmak içinمِنۡهَآoradanأَهۡلَهَاۖhalkınıفَسَوۡفَama yakındaتَعۡلَمُونَbileceksiniz
 
ANLAMI
Firavun: "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için düzdüğünüz bir hiledir, fakat siz göreceksiniz. And olsun ki, ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım" dedi.
Ayet 124 Arapça Ayet
لَأُقَطِّعَنَّelbette keseceğimأَيۡدِيَكُمۡelleriniziوَأَرۡجُلَكُمve ayaklarınızıمِّنۡçaprazlamaخِلَٰفٖ*ثُمَّsonraلَأُصَلِّبَنَّكُمۡasacağımأَجۡمَعِينَhepinizi
 
ANLAMI
Firavun: "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için düzdüğünüz bir hiledir, fakat siz göreceksiniz. And olsun ki, ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım" dedi.
Ayet 125 Arapça Ayet
قَالُوٓاْdediler kiإِنَّآbiz zatenإِلَىٰRabbimizeرَبِّنَا*مُنقَلِبُونَdöneceğiz
 
ANLAMI
Onlar da: "Doğrusu biz ancak Rabbimize döneriz. Rabbimizin ayetleri gelince, onlara inanmamızdan ötürü bizden öç alıyorsun. Rabbimiz! Bize sabır ver ve canımızı müslim olarak al" dediler.
Ayet 126 Arapça Ayet
وَمَاveتَنقِمُöc almıyorsunمِنَّآbizdenإِلَّآdışındaأَنۡinanmamızءَامَنَّا*بِـَٔايَٰتِayetlerineرَبِّنَاRabbimizinلَمَّاzamanجَآءَتۡنَاۚbize geldiğiرَبَّنَآRabbimizأَفۡرِغۡboşaltعَلَيۡنَاüzerimizeصَبۡرٗاsabırوَتَوَفَّنَاve bizi öldürمُسۡلِمِينَmüslümanlar olarak
 
ANLAMI
Onlar da: "Doğrusu biz ancak Rabbimize döneriz. Rabbimizin ayetleri gelince, onlara inanmamızdan ötürü bizden öç alıyorsun. Rabbimiz! Bize sabır ver ve canımızı müslim olarak al" dediler.
Ayet 127 Arapça Ayet
وَقَالَdedi kiٱلۡمَلَأُileri gelen bir toplulukمِنkavmindenقَوۡمِ*فِرۡعَوۡنَFir'avnأَتَذَرُbırakacak mısın?مُوسَىٰMusa'yıوَقَوۡمَهُۥve kavminiلِيُفۡسِدُواْbozgunculuk yapsınlar diyeفِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*وَيَذَرَكَve seni terk edipوَءَالِهَتَكَۚve tanrılarınıقَالَdediسَنُقَتِّلُbiz öldüreceğizأَبۡنَآءَهُمۡonların oğullarınıوَنَسۡتَحۡيِۦve sağ bırakacağızنِسَآءَهُمۡkadınlarınıوَإِنَّاve biz daimaفَوۡقَهُمۡonların üstündeقَٰهِرُونَeziciler olacağız
 
ANLAMI
Firavun milletinin ileri gelenleri: "Musa'yı ve milletini yeryüzünde bozgunculuk yapsınlar, seni ve tanrılarını bıraksınlar diye mi koyveriyorsun?" dediler. Firavun: "Onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Elbette biz onları ezecek üstünlükteyiz" dedi.
Ayet 128 Arapça Ayet
قَالَdediمُوسَىٰMusaلِقَوۡمِهِkavmineٱسۡتَعِينُواْyardım isteyinبِٱللَّهِAllah'tanوَٱصۡبِرُوٓاْۖve sabredinإِنَّşüphesizٱلۡأَرۡضَyeryüzüلِلَّهِAllah'ındırيُورِثُهَاonu verirمَنkimseyeيَشَآءُdilediğiمِنۡkullarındanعِبَادِهِۦۖ*وَٱلۡعَٰقِبَةُve sonuçلِلۡمُتَّقِينَkorunanlarındır
 
ANLAMI
Musa milletine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin; yeryüzü şüphesiz Allah'ındır, kullarından dilediğini ona mirasçı kılar; sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır" dedi.
Ayet 129 Arapça Ayet
قَالُوٓاْdedilerأُوذِينَاbize işkence edildiمِنöncedenقَبۡلِ*أَنsen bize gelmezdenتَأۡتِيَنَا*وَمِنۢveبَعۡدِsonradanمَاsen bize geldiktenجِئۡتَنَاۚ*قَالَdediعَسَىٰumulur kiرَبُّكُمۡRabbinizأَنyok ederيُهۡلِكَ*عَدُوَّكُمۡdüşmanınızıوَيَسۡتَخۡلِفَكُمۡve sizi hakim kılarفِيyeryüzüneٱلۡأَرۡضِ*فَيَنظُرَböylece bakarكَيۡفَnasılتَعۡمَلُونَhareket edeceğinize
 
ANLAMI
Milleti: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyet çektik" dediler. Musa da: "Rabbinizin düşmanlarınızı yok etmesi ve yeryüzünde sizi onların yerine geçirmesi umulur. O zaman nasıl davranacağınıza bakar" dedi.
Ayet 130 Arapça Ayet
وَلَقَدۡve andolsunأَخَذۡنَآbiz tuttukءَالَailesiniفِرۡعَوۡنَFir'avnبِٱلسِّنِينَyıllarcaوَنَقۡصٖve darlığıylaمِّنَürünlerinٱلثَّمَرَٰتِ*لَعَلَّهُمۡbelki (diye)يَذَّكَّرُونَöğüt alırlar
 
ANLAMI
And olsun ki, Biz de Firavun ailesini, ders alsınlar diye, yıllarca kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık.
SAYFA 166
Ayet 131 Arapça Ayet
فَإِذَاzamanجَآءَتۡهُمُonlara geldiğiٱلۡحَسَنَةُbir iyilikقَالُواْderlerلَنَاbizimdirهَٰذِهِۦۖbuوَإِنeğerتُصِبۡهُمۡkendilerine ulaşırsaسَيِّئَةٞbir kötülükيَطَّيَّرُواْuğursuz sayarlardıبِمُوسَىٰMusaوَمَنkimseleriمَّعَهُۥٓۗve beraberindekiأَلَآiyi bilinkiإِنَّمَاancakطَـٰٓئِرُهُمۡonların uğursuzluğuعِندَkatındadırٱللَّهِAllahوَلَٰكِنَّfakatأَكۡثَرَهُمۡçoklarıلَاbilmezlerيَعۡلَمُونَ*
 
ANLAMI
Onlara bir iyilik geldiği zaman; "Bu bizden ötürüdür" derler, bir fenalığa uğrarlarsa da, Musa ve onunla beraber olanların uğursuzluğuna verirlerdi. Bilin ki, kendilerinin uğradığı uğursuzluk Allah katındandır, fakat çoğu bunu bilmezler.
Ayet 132 Arapça Ayet
وَقَالُواْve dediler kiمَهۡمَاne kadarتَأۡتِنَاgetirsen de bizeبِهِۦbirمِنۡ*ءَايَةٖmu'cizeلِّتَسۡحَرَنَاbizi büyülemek içinبِهَاonunla;فَمَاdeğilizنَحۡنُbizلَكَsanaبِمُؤۡمِنِينَinanacak
 
ANLAMI
Firavun ailesi: "Bizi sihirlemek için ne mucize gösterirsen göster, sana inanmayacağız" dediler.
Ayet 133 Arapça Ayet
فَأَرۡسَلۡنَاbiz de gönderdikعَلَيۡهِمُonların üzerineٱلطُّوفَانَtufanوَٱلۡجَرَادَve çekirgeوَٱلۡقُمَّلَve kımıl (haşerat)وَٱلضَّفَادِعَve kurbağalarوَٱلدَّمَve Kanءَايَٰتٖmu'cizeler olarakمُّفَصَّلَٰتٖayrı ayrıفَٱسۡتَكۡبَرُواْama yine büyüklük tasladılarوَكَانُواْve oldularقَوۡمٗاbir toplulukمُّجۡرِمِينَsuçlu
 
ANLAMI
Bunun üzerine su baskınını, çekirgeyi, haşeratı, kurbağaları ve kanı birbirinden ayrı mucizeler olarak onlara musallat kıldık; yine de büyüklük taslayıp suçlu bir millet oldular.
Ayet 134 Arapça Ayet
وَلَمَّاne zaman kiوَقَعَçökünceعَلَيۡهِمُüzerlerineٱلرِّجۡزُazabقَالُواْdedilerيَٰمُوسَىEy Musaٱدۡعُdu'a etلَنَاbizim içinرَبَّكَRabbineبِمَاüzerineعَهِدَverdiği sözعِندَكَۖsanaلَئِنeğerكَشَفۡتَkaldırırsanعَنَّاbizdenٱلرِّجۡزَazabıلَنُؤۡمِنَنَّmuhakkak inanacağızلَكَsanaوَلَنُرۡسِلَنَّve mutlaka göndereceğizمَعَكَseninle beraberبَنِيٓoğullarınıإِسۡرَـٰٓءِيلَİsrail
 
ANLAMI
Azab başlarına çökünce, "Ey Musa! Rabbine, sana verdiği ahde göre bizim için yalvar. Bizden azabı kaldırırsan sana, and olsun ki, inanacağız ve İsrailoğullarını seninle beraber göndereceğiz"dediler.
Ayet 135 Arapça Ayet
فَلَمَّاne zamanكَشَفۡنَاbiz kaldırsakعَنۡهُمُonlardanٱلرِّجۡزَazabıإِلَىٰٓkadarأَجَلٍbir süreyeهُمonlarبَٰلِغُوهُgeçirecekleriإِذَاhemenهُمۡonlarيَنكُثُونَyeminlerini bozarlar
 
ANLAMI
Azabı nasıl olsa sonuna gelecekleri bir müddet için üzerlerinden kaldırınca, hemen sözlerinden cayıyorlardı.
Ayet 136 Arapça Ayet
فَٱنتَقَمۡنَاbiz de öc aldıkمِنۡهُمۡonlardanفَأَغۡرَقۡنَٰهُمۡonları boğdukفِيyemm(su)daٱلۡيَمِّ*بِأَنَّهُمۡçünkü onlarكَذَّبُواْyalanlamışlardıبِـَٔايَٰتِنَاayetlerimiziوَكَانُواْve olmuşlardıعَنۡهَاonlarıغَٰفِلِينَumursamaz
 
ANLAMI
Bu sebeple onlardan öç aldık, ayetlerimizi yalan sayıp umursamadıkları için onları denizde boğduk.
Ayet 137 Arapça Ayet
وَأَوۡرَثۡنَاve mirasçı kıldıkٱلۡقَوۡمَmilletiٱلَّذِينَolanكَانُواْ*يُسۡتَضۡعَفُونَhor görülüp ezilmekteمَشَٰرِقَdoğularınaٱلۡأَرۡضِyerinوَمَغَٰرِبَهَاve batılarınaٱلَّتِيöyle kiبَٰرَكۡنَاbereketlendirdikفِيهَاۖiçiniوَتَمَّتۡve tam yerine geldiكَلِمَتُ(verdiği) sözüرَبِّكَRabbininٱلۡحُسۡنَىٰgüzelعَلَىٰüzerineبَنِيٓoğullarıإِسۡرَـٰٓءِيلَİsrailبِمَاyüzündenصَبَرُواْۖsabretmeleriوَدَمَّرۡنَاve yıktıkمَاşeyleriكَانَyapageldiğiيَصۡنَعُ*فِرۡعَوۡنُFir'avn'ınوَقَوۡمُهُۥve kavmininوَمَاveكَانُواْolduklarıيَعۡرِشُونَyükselttiyor (sarayları)
 
ANLAMI
Hor görülen yahudileri, bereketlendirdiğimiz yerin doğularına ve batılarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, sabırlarına karşılık yerine geldi. Firavun ve milletinin yaptığını ve yükselttiklerini yıktık.
SAYFA 167
Ayet 138 Arapça Ayet
وَجَٰوَزۡنَاve geçirdikبِبَنِيٓoğullarınıإِسۡرَـٰٓءِيلَİsrailٱلۡبَحۡرَdenizdenفَأَتَوۡاْrastladılarعَلَىٰüzerineقَوۡمٖbir kavimيَعۡكُفُونَtapanعَلَىٰٓputlaraأَصۡنَامٖ*لَّهُمۡۚkendilerineقَالُواْdedilerيَٰمُوسَىEy Musaٱجۡعَلyapلَّنَآbize deإِلَٰهٗاbir tanrıكَمَاgibiلَهُمۡbunlarınءَالِهَةٞۚtanrılarıقَالَdediإِنَّكُمۡsiz gerçektenقَوۡمٞbir toplumsunuzتَجۡهَلُونَcahil
 
ANLAMI
İsrailoğullarının denizden geçmelerini sağladık. Puta gönülden tapan bir millete rastladılar. "Ey Musa! Onların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap" dediler, Musa: " Doğrusu siz bilgisiz bir milletsiniz, bunlar yok olacaklar ve işledikleri boşa gidecektir" dedi.
Ayet 139 Arapça Ayet
إِنَّşüphesizهَـٰٓؤُلَآءِşunlarınمُتَبَّرٞyıkılmıştırمَّاbulundukları (din)هُمۡonlarınفِيهِiçindeوَبَٰطِلٞve boşa çıkmıştırمَّاşeylerكَانُواْolduklarıيَعۡمَلُونَyapıyor(lar)
 
ANLAMI
İsrailoğullarının denizden geçmelerini sağladık. Puta gönülden tapan bir millete rastladılar. "Ey Musa! Onların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap" dediler, Musa: " Doğrusu siz bilgisiz bir milletsiniz, bunlar yok olacaklar ve işledikleri boşa gidecektir" dedi.
Ayet 140 Arapça Ayet
قَالَdediأَغَيۡرَbaşka mı?ٱللَّهِAllah'tanأَبۡغِيكُمۡsize arayayımإِلَٰهٗاbir tanrıوَهُوَve Oفَضَّلَكُمۡsizi üstün yapmış ikenعَلَىüzerineٱلۡعَٰلَمِينَalemler
 
ANLAMI
"Sizi alemlere üstün kılmış olan Allah'tan başka bir tanrı mı arayacağım?" dedi.
Ayet 141 Arapça Ayet
وَإِذۡve haniأَنجَيۡنَٰكُمbiz sizi kurtarmıştıkمِّنۡailesindenءَالِ*فِرۡعَوۡنَFir'avnيَسُومُونَكُمۡonlar size yapıyorlardıسُوٓءَen kötüsünüٱلۡعَذَابِazabınيُقَتِّلُونَöldürüyorlardıأَبۡنَآءَكُمۡoğullarınızıوَيَسۡتَحۡيُونَve sağ bırakıyorlardıنِسَآءَكُمۡۚkadınlarınızıوَفِيve vardıذَٰلِكُمbunda sizeبَلَآءٞbir imtihanمِّنtarafındanرَّبِّكُمۡRabbinizعَظِيمٞbüyük bir
 
ANLAMI
Sizi kötü azaba sokan, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı öldüren Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.
Ayet 142 Arapça Ayet
۞وَوَٰعَدۡنَاve sözleştikمُوسَىٰMusa ileثَلَٰثِينَotuzلَيۡلَةٗgeceوَأَتۡمَمۡنَٰهَاve buna kattıkبِعَشۡرٖon (gece daha)فَتَمَّböylece tamamlandıمِيقَٰتُtayin ettiği vakitرَبِّهِۦٓRabbininأَرۡبَعِينَkırkلَيۡلَةٗۚgeceyeوَقَالَdedi kiمُوسَىٰMusaلِأَخِيهِkardeşiهَٰرُونَHarun'aٱخۡلُفۡنِيbenim yerime geçفِيiçindeقَوۡمِيkavmimوَأَصۡلِحۡve ıslah etوَلَاveتَتَّبِعۡuymaسَبِيلَyolunaٱلۡمُفۡسِدِينَbozguncuların
 
ANLAMI
Musa'ya otuz gece vade verip sonra buna on gece daha kattık; böylece Rabbinin tayin ettiği müddet kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a, "Milletim içinde benim yerime geç, onları ıslah et, bozguncuların yoluna gitme" dedi.
Ayet 143 Arapça Ayet
وَلَمَّاne zaman kiجَآءَgelip deمُوسَىٰMusaلِمِيقَٰتِنَاtayin ettiğimiz vakitteوَكَلَّمَهُۥve ona konuşuncaرَبُّهُۥRabbiقَالَdediرَبِّRabbimأَرِنِيٓbana görünأَنظُرۡbakayımإِلَيۡكَۚsanaقَالَdedi kiلَنsen beni göremezsinتَرَىٰنِي*وَلَٰكِنِfakatٱنظُرۡbakإِلَىdağaٱلۡجَبَلِ*فَإِنِeğerٱسۡتَقَرَّdurursaمَكَانَهُۥyerindeفَسَوۡفَo zamanتَرَىٰنِيۚsen de beni göreceksinفَلَمَّاne zaman kiتَجَلَّىٰgörününceرَبُّهُۥRabbiلِلۡجَبَلِdağaجَعَلَهُۥonu ettiدَكّٗاdarmadağınوَخَرَّve bayılarakمُوسَىٰMusaصَعِقٗاۚdüştüفَلَمَّآne zaman kiأَفَاقَayılıncaقَالَdediسُبۡحَٰنَكَSen yücesinتُبۡتُtevbe ettimإِلَيۡكَsanaوَأَنَا۠ve benأَوَّلُilkiyimٱلۡمُؤۡمِنِينَinananların
 
ANLAMI
Musa, tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuşunca, Musa: "Rabbim! Bana Kendini göster, Sana bakayım" dedi. Allah: "Sen Beni göremezsin ama dağa bak, eğer o yerinde kalırsa sen de Beni göreceksin" buyurdu. Rabbi dağa tecelli edince onu yerlebir etti ve Musa da baygın düştü; ayılınca: "Yarabbi, münezzehsin, Sana tevbe ettim, ben inananların ilkiyim" dedi.
SAYFA 168
Ayet 144 Arapça Ayet
قَالَdedi kiيَٰمُوسَىٰٓEy Musaإِنِّيşüphesiz benٱصۡطَفَيۡتُكَseni seçtimعَلَىüzeineٱلنَّاسِinsanlarبِرِسَٰلَٰتِيmesajlarımlaوَبِكَلَٰمِيve konuşmamlaفَخُذۡalمَآşeyiءَاتَيۡتُكَsana verdiğimوَكُنve olمِّنَşükredenlerdenٱلشَّـٰكِرِينَ*
 
ANLAMI
"Ey Musa! Verdiklerimle ve seninle konuşmamla seni insanlar arasından seçtim; sana verdiğimi al ve şükret" dedi.
Ayet 145 Arapça Ayet
وَكَتَبۡنَاve yazdıkلَهُۥO'nun (Musa) içinفِيlevhalaraٱلۡأَلۡوَاحِ*مِنne varsaكُلِّherشَيۡءٖşeyiمَّوۡعِظَةٗöğüte dairوَتَفۡصِيلٗاve açıklamasına dairلِّكُلِّherشَيۡءٖşeyinفَخُذۡهَاbunları tutبِقُوَّةٖkuvvetleوَأۡمُرۡve emretقَوۡمَكَkavmineيَأۡخُذُواْtutsunlarبِأَحۡسَنِهَاۚbunların en güzeliniسَأُوْرِيكُمۡsize göstereceğimدَارَyurdunuٱلۡفَٰسِقِينَyoldan çıkmışların
 
ANLAMI
Ona levhalarda her şeyden bir öğüt yazdık ve her şeyi uzun uzadıya açıkladık; onlara sıkıca sarıl, milletine de emret en güzel şekilde tutsunlar. Size Allah'a karşı gelenlerin yurdunu göstereceğim.
Ayet 146 Arapça Ayet
سَأَصۡرِفُuzaklaştıracağımعَنۡayetlerimdenءَايَٰتِيَ*ٱلَّذِينَkimseleriيَتَكَبَّرُونَbüyüklenenleriفِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*بِغَيۡرِolmaksızınٱلۡحَقِّhakوَإِنve eğerيَرَوۡاْonlar görselerكُلَّherءَايَةٖayetiلَّاyine inanmazlarيُؤۡمِنُواْ*بِهَاonaوَإِنve eğerيَرَوۡاْgörselerسَبِيلَyoluٱلرُّشۡدِdoğruلَاonu edinmezlerيَتَّخِذُوهُ*سَبِيلٗاyolوَإِنama eğerيَرَوۡاْgörselerسَبِيلَyolunuٱلۡغَيِّazgınlıkيَتَّخِذُوهُonu edinirlerسَبِيلٗاۚyolذَٰلِكَöyleبِأَنَّهُمۡçünkü onlarكَذَّبُواْyalanladılarبِـَٔايَٰتِنَاayetlerimiziوَكَانُواْve oldularعَنۡهَاonlarıغَٰفِلِينَumursamaz
 
ANLAMI
Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, ayetlerimden yüz çevirteceğim. Onlar bütün ayetleri görseler yine de inanmazlar; doğru yolu görseler, yol olarak benimsemezler; azgınlık yolunu görseler, hemen onu yol edinirler. Bu, onların mucizelerimizi yalan saymaları ve onlardan habersiz görünmelerinden ileri gelir.
Ayet 147 Arapça Ayet
وَٱلَّذِينَve kimselerinكَذَّبُواْyalanlayanlarınبِـَٔايَٰتِنَاayetlerimiziوَلِقَآءِve kavuşmayıٱلۡأٓخِرَةِahireteحَبِطَتۡboşa çıkmıştırأَعۡمَٰلُهُمۡۚeylemleriهَلۡonlar ceza mı görüyorlar?يُجۡزَوۡنَ*إِلَّاdışındaمَاşeyler ileكَانُواْolduklarıيَعۡمَلُونَyapıyor
 
ANLAMI
Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalan sayan kimselerin işleri boşa gitmiştir. Onlar işlediklerinin karşılığından başka bir şeyle mi cezalanırlar?
Ayet 148 Arapça Ayet
وَٱتَّخَذَve benimsedilerقَوۡمُkavmiمُوسَىٰMusa'nınمِنۢkendisinden sonraبَعۡدِهِۦ*مِنۡzinetlerinden yapılmışحُلِيِّهِمۡ*عِجۡلٗاbir buzağıجَسَدٗاheykeliniلَّهُۥvardı onunخُوَارٌۚböğürmesiأَلَمۡgörmediler mi kiيَرَوۡاْ*أَنَّهُۥoلَاne kendilerine söz söylüyorيُكَلِّمُهُمۡ*وَلَاne de onlara gösteriyorيَهۡدِيهِمۡ*سَبِيلًاۘbir yolٱتَّخَذُوهُonu benimsedilerوَكَانُواْve oldularظَٰلِمِينَzalimler(den)
 
ANLAMI
Musa'nın ardından milleti, ziynet takımlarından, canlıymış gibi böğüren bir buzağı heykeli yaparak onu tanrı edindiler. O buzağının kendileriyle konuşmadığını ve yol da göstermediğini görmediler mi Onu tanrı olarak benimseyip kendilerine yazık ettiler.
Ayet 149 Arapça Ayet
وَلَمَّاne zaman kiسُقِطَdüşürüldüفِيٓarasınaأَيۡدِيهِمۡ(başları) ellerininوَرَأَوۡاْve gör(üp anla)dılarأَنَّهُمۡkendilerininقَدۡgerçektenضَلُّواْsapmış olduklarınıقَالُواْdediler kiلَئِنeğerلَّمۡbize acımazsaيَرۡحَمۡنَا*رَبُّنَاRabbimizوَيَغۡفِرۡve bağışlamazsaلَنَاbiziلَنَكُونَنَّelbette oluruzمِنَziyana uğrayanlardanٱلۡخَٰسِرِينَ*
 
ANLAMI
Elleri böğründe, çaresiz kalıp, kendilerinin sapıtmış olduklarını görünce: "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, and olsun ki mahvoluruz" dediler.
SAYFA 169
Ayet 150 Arapça Ayet
وَلَمَّاzamanرَجَعَdöndü(ğü)مُوسَىٰٓMusaإِلَىٰkavmineقَوۡمِهِۦ*غَضۡبَٰنَkızgınأَسِفٗاve üzgün bir haldeقَالَdediبِئۡسَمَاne kötü işler yaptınız?خَلَفۡتُمُونِيarkamdanمِنۢbenden sonraبَعۡدِيٓۖ*أَعَجِلۡتُمۡacele mi ettiniz?أَمۡرَemrini (beklemeyip)رَبِّكُمۡۖRabbinizinوَأَلۡقَىve yere attıٱلۡأَلۡوَاحَlevhalarıوَأَخَذَve tuttuبِرَأۡسِbaşınıأَخِيهِkardeşininيَجُرُّهُۥٓçekmeye başladıإِلَيۡهِۚkendine doğruقَالَ(Kardeşi) dediٱبۡنَoğluأُمَّanamınإِنَّgerçektenٱلۡقَوۡمَbu insanlarٱسۡتَضۡعَفُونِيbeni hırpaladılarوَكَادُواْve az dahaيَقۡتُلُونَنِيbeni öldürüyorlardıفَلَاgüldürmeتُشۡمِتۡ*بِيَüstümeٱلۡأَعۡدَآءَdüşmanlarıوَلَاaslaتَجۡعَلۡنِيbeni tutmaمَعَberaberٱلۡقَوۡمِbu kavimleٱلظَّـٰلِمِينَzalim
 
ANLAMI
Musa, milletine, kızgın ve üzgün olarak dönünce "Benim arkamdan ne kötü olmuşsunuz! Rabbinizin emrinin çabucak gelmesini mi istiyorsunuz?" dedi, levhaları attı ve kardeşinin başından tutup kendine doğru çekti. Harun: "Ey annem oğlu! Bu millet beni küçümsedi; az kalsın öldürüyorlardı. Bana, düşmanları sevindirecek şekilde davranma, beni bu zalim milletle bir sayma" dedi.
Ayet 151 Arapça Ayet
قَالَ(Musa) dediرَبِّRabbimٱغۡفِرۡbağışlaلِيbeniوَلِأَخِيve kardeşimiوَأَدۡخِلۡنَاve bizi sokفِيiçineرَحۡمَتِكَۖrahmetininوَأَنتَve sensinأَرۡحَمُen merhametlisiٱلرَّـٰحِمِينَmerhametlilerin
 
ANLAMI
Musa "Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bize acı, Sen merhametlilerin merhametlisisin" dedi.
Ayet 152 Arapça Ayet
إِنَّmuhakkakٱلَّذِينَkimselereٱتَّخَذُواْ(tanrı diye) benimseyenlereٱلۡعِجۡلَbuzağıyıسَيَنَالُهُمۡerişecektirغَضَبٞbir öfkeمِّنRablerindenرَّبِّهِمۡ*وَذِلَّةٞve bir alçaklıkفِيhayatındaٱلۡحَيَوٰةِ*ٱلدُّنۡيَاۚdünyaوَكَذَٰلِكَişte biz böyleنَجۡزِيcezalandırırızٱلۡمُفۡتَرِينَiftiracıları
 
ANLAMI
Buzağıyı tanrı olarak benimseyenler Rablerinin öfkesine ve dünya hayatında alçaklığa uğrayacaklardır; iftira edenleri böylece cezalandırırız.
Ayet 153 Arapça Ayet
وَٱلَّذِينَonlar kiعَمِلُواْyaptıktanٱلسَّيِّـَٔاتِkötülüklerثُمَّsonraتَابُواْtevbe ettilerمِنۢardındanبَعۡدِهَا*وَءَامَنُوٓاْve iman ettilerإِنَّmuhakkak kiرَبَّكَRabbinمِنۢondan sonraبَعۡدِهَا*لَغَفُورٞelbette bağışlayandırرَّحِيمٞesirgeyendir
 
ANLAMI
Kötülük işleyip ardından tevbe edenler ve inananlar bilsinler ki Rabbin, bu hareketlerinin ardından onları şüphesiz bağışlar ve merhamet eder.
Ayet 154 Arapça Ayet
وَلَمَّاve ne zaman kiسَكَتَdininceعَنMusa'nınمُّوسَى*ٱلۡغَضَبُöfkesiأَخَذَaldıٱلۡأَلۡوَاحَۖlevhalarıوَفِيve vardıنُسۡخَتِهَاonlardaki yazıdaهُدٗىyol göstermeوَرَحۡمَةٞve rahmetلِّلَّذِينَiçinهُمۡonlarلِرَبِّهِمۡRablerindenيَرۡهَبُونَkorkanlar
 
ANLAMI
Musa, öfkesi yatışınca, bir nüshasında Rablerinden korkanlar için doğru yol ve rahmet yazılı olan levhaları aldı.
Ayet 155 Arapça Ayet
وَٱخۡتَارَve seçtiمُوسَىٰMusaقَوۡمَهُۥkavmindenسَبۡعِينَyetmişرَجُلٗاadamلِّمِيقَٰتِنَاۖbizimle buluşma vakti içinفَلَمَّآne zaman kiأَخَذَتۡهُمُonları yakalayıncaٱلرَّجۡفَةُsarsıntıقَالَ(Musa) dedi kiرَبِّRabbimلَوۡşayetشِئۡتَdileseydinأَهۡلَكۡتَهُمbunları da helak ederdinمِّنdaha önceقَبۡلُ*وَإِيَّـٰيَۖve beni deأَتُهۡلِكُنَاbizi helak mı edeceksin?بِمَاötürüفَعَلَyaptıklarındanٱلسُّفَهَآءُbazı beyinsizlerinمِنَّآۖiçimizdenإِنۡbu (iş)هِيَ*إِلَّاbaşka bir şey değildirفِتۡنَتُكَsenin imtihanındanتُضِلُّşaşırtırsınبِهَاonunlaمَنdilediğiniتَشَآءُ*وَتَهۡدِيve yol gösterirsinمَنdilediğineتَشَآءُۖ*أَنتَsenوَلِيُّنَاbizim velimizsinفَٱغۡفِرۡbağışlaلَنَاbiziوَٱرۡحَمۡنَاۖve bize acıوَأَنتَve senخَيۡرُen iyisisinٱلۡغَٰفِرِينَbağışlayanların
 
ANLAMI
Musa, tayin ettiğimiz müddette milletinden yetmiş kişi seçti; onları sarsıntı tutunca dedi ki: "Rabbim! Dileseydin daha önce beni ve onları yok ederdin, aramızdaki beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi yok eder misin Bu, Senin imtihanından başka birşey değildir, bununla dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletirsin; bizim dostumuz Sensin; bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bağışlayanların en iyisisin."
SAYFA 170
Ayet 156 Arapça Ayet
۞وَٱكۡتُبۡve yazلَنَاbizeفِيbuهَٰذِهِ*ٱلدُّنۡيَاdünyadaحَسَنَةٗiyilikوَفِيveٱلۡأٓخِرَةِahiretteإِنَّاbizهُدۡنَآyöneldikإِلَيۡكَۚsanaقَالَ(Alah) buyurdu kiعَذَابِيٓazabımaأُصِيبُuğratırımبِهِۦonuمَنۡkimseyiأَشَآءُۖdilediğimوَرَحۡمَتِيve rahmetim iseوَسِعَتۡkaplamıştırكُلَّherشَيۡءٖۚşeyiفَسَأَكۡتُبُهَاonu yazacağımلِلَّذِينَkimselereيَتَّقُونَkorunanlaraوَيُؤۡتُونَve verenlereٱلزَّكَوٰةَzekatıوَٱلَّذِينَve kimselereهُمonlarبِـَٔايَٰتِنَاayetlerimizeيُؤۡمِنُونَinanıyorlar
 
ANLAMI
"Bu dünyada ve ahirette bizim için güzel olanı yaz; biz Sana yöneldik" dedi. Allah: "Azabıma dilediğim kimseyi uğratırım, rahmetim herşeyi kaplamıştır; bunu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, zekat verenlere, ayetlerimize inanıp, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, okuyup yazması olmayan peygambere uyanlara yazacağız. O peygamber, onlara, uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar, onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu İşte onlar saadete erenlerdir" dedi.
Ayet 157 Arapça Ayet
ٱلَّذِينَonlar kiيَتَّبِعُونَuyarlarٱلرَّسُولَo Elçi'yeٱلنَّبِيَّo Peygamber'eٱلۡأُمِّيَّümmiٱلَّذِيbulduklarıيَجِدُونَهُۥ*مَكۡتُوبًاyazılıعِندَهُمۡyanlarındaفِيTevratٱلتَّوۡرَىٰةِ*وَٱلۡإِنجِيلِve İncil'deيَأۡمُرُهُمkendilerine emredenبِٱلۡمَعۡرُوفِiyiliğiوَيَنۡهَىٰهُمۡve kendilerini menedenعَنِkötülüktenٱلۡمُنكَرِ*وَيُحِلُّve helal kılanلَهُمُonlaraٱلطَّيِّبَٰتِgüzel şeyleriوَيُحَرِّمُve haram kılanعَلَيۡهِمُonlaraٱلۡخَبَـٰٓئِثَçirkin şeyleriوَيَضَعُve kaldırıp atanعَنۡهُمۡonlardanإِصۡرَهُمۡağırlıklarıوَٱلۡأَغۡلَٰلَve prangalarıٱلَّتِيöyle kiكَانَتۡidilerعَلَيۡهِمۡۚonların üzerindeفَٱلَّذِينَartık onlarءَامَنُواْinananlarبِهِۦO'naوَعَزَّرُوهُve O'na saygı gösterenlerوَنَصَرُوهُve O'na yardım edenlerوَٱتَّبَعُواْve uyanlarٱلنُّورَnuraٱلَّذِيٓindirilenأُنزِلَ*مَعَهُۥٓO'nunla beraberأُوْلَـٰٓئِكَişteهُمُonlarٱلۡمُفۡلِحُونَfelaha erenlerdir
 
ANLAMI
"Bu dünyada ve ahirette bizim için güzel olanı yaz; biz Sana yöneldik" dedi. Allah: "Azabıma dilediğim kimseyi uğratırım, rahmetim herşeyi kaplamıştır; bunu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, zekat verenlere, ayetlerimize inanıp, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, okuyup yazması olmayan peygambere uyanlara yazacağız. O peygamber, onlara, uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar, onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu İşte onlar saadete erenlerdir" dedi.
Ayet 158 Arapça Ayet
قُلۡde kiيَـٰٓأَيُّهَاEyٱلنَّاسُinsanlarإِنِّيmuhakkak benرَسُولُElçisiyimٱللَّهِAllah'ınإِلَيۡكُمۡsizinجَمِيعًاhepinizeٱلَّذِيonundurلَهُۥ*مُلۡكُmülküٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerinوَٱلۡأَرۡضِۖve yerinلَآyokturإِلَٰهَtanrıإِلَّاbaşkaهُوَkendisindenيُحۡيِۦyaşatırوَيُمِيتُۖve öldürürفَـَٔامِنُواْgelin inanınبِٱللَّهِAllah'aوَرَسُولِهِve O'nun Elçisineٱلنَّبِيِّpeygamberiٱلۡأُمِّيِّümmiٱلَّذِيki oيُؤۡمِنُinanmaktadırبِٱللَّهِAllah'aوَكَلِمَٰتِهِۦve O'nun sözlerineوَٱتَّبِعُوهُO'na uyun kiلَعَلَّكُمۡbelkiتَهۡتَدُونَdoğru yolu bulursunuz
 
ANLAMI
De ki: "Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin hükümranı, O'ndan başka tanrı bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın, hepiniz için gönderdiği peygamberiyim. Allah'a ve okuyup yazması olmayan, haber getiren peygamberine -ki o da Allah'a ve sözlerine inanmıştır- inanın; ona uyun ki doğru yolu bulasınız."
Ayet 159 Arapça Ayet
وَمِنveقَوۡمِkavmindenمُوسَىٰٓMusa'nınأُمَّةٞbir topluluk vardırيَهۡدُونَhakka götürenبِٱلۡحَقِّdoğruluklaوَبِهِۦve onunlaيَعۡدِلُونَadalet yapan
 
ANLAMI
Musa'nın milletinden bir topluluk hakkı gösterirler ve onunla hükmederlerdi.
SAYFA 171
Ayet 160 Arapça Ayet
وَقَطَّعۡنَٰهُمُve biz onları ayırdıkٱثۡنَتَيۡiki (oniki)عَشۡرَةَon (oniki)أَسۡبَاطًاkabileyeأُمَمٗاۚümmetler halindeوَأَوۡحَيۡنَآvahyettikإِلَىٰMusa'yaمُوسَىٰٓ*إِذِzamanٱسۡتَسۡقَىٰهُsu istediğiقَوۡمُهُۥٓkavminأَنِdiyeٱضۡرِبvurبِّعَصَاكَasanlaٱلۡحَجَرَۖtaşaفَٱنۢبَجَسَتۡve fışkırdıمِنۡهُondan (taştan)ٱثۡنَتَاiki (oniki)عَشۡرَةَon (oniki)عَيۡنٗاۖgözeقَدۡşüphesizعَلِمَbildiكُلُّherأُنَاسٖkabileمَّشۡرَبَهُمۡۚiçeceği yeriوَظَلَّلۡنَاve gölge yaptıkعَلَيۡهِمُüzerlerineٱلۡغَمَٰمَbulutlaوَأَنزَلۡنَاve indirdikعَلَيۡهِمُonlaraٱلۡمَنَّkudret helvasıوَٱلسَّلۡوَىٰۖve bıldırcın etiكُلُواْyeyinمِنgüzel olanlardanطَيِّبَٰتِ*مَاşeylerdenرَزَقۡنَٰكُمۡۚsizi rızıklandırdığımızوَمَاamaظَلَمُونَاonlar bize zulmetmedilerوَلَٰكِنfakatكَانُوٓاْonlarأَنفُسَهُمۡkendi kendilerineيَظۡلِمُونَzulmediyorlardı
 
ANLAMI
Biz İsrailoğullarını oymaklar halinde on iki topluluğa ayırdık. Milleti Musa'dan su isteyince ona: "Asanla taşa vur" diye bildirdik; ondan on iki pınar fışkırdı. Herkes içeceği yeri öğrendi. Bulutla üzerlerine gölge yaptık, onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik, "Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin" dedik. Onlar, karşı gelmekle, Bize değil kendilerine zulmediyorlardı.
Ayet 161 Arapça Ayet
وَإِذۡzamanقِيلَdenildiğiلَهُمُonlaraٱسۡكُنُواْoturunهَٰذِهِşuٱلۡقَرۡيَةَkentteوَكُلُواْve yeyinمِنۡهَاoradaحَيۡثُyerdenشِئۡتُمۡdilediğinizوَقُولُواْve deyinحِطَّةٞaffetوَٱدۡخُلُواْve girinٱلۡبَابَkapıdanسُجَّدٗاsecde ederekنَّغۡفِرۡbağışlayalımلَكُمۡsizinخَطِيٓـَٰٔتِكُمۡۚhatalarınızıسَنَزِيدُbiz daha fazlasını da vereceğizٱلۡمُحۡسِنِينَiyilik edenlere
 
ANLAMI
Onlara: "Şu şehirde oturun, dilediğiniz gibi yiyip için, "affet!" deyin ve secde ederek kapısından girin; Biz de yanılmalarınızı bağışlarız. İyi davrananlara daha da artıracağız" denmişti.
Ayet 162 Arapça Ayet
فَبَدَّلَdeğiştirdilerٱلَّذِينَkimselerظَلَمُواْzulmeden(ler)مِنۡهُمۡiçlerindenقَوۡلًاsözüغَيۡرَbaşkasıylaٱلَّذِيsöylenendenقِيلَ*لَهُمۡkendilerineفَأَرۡسَلۡنَاbiz de gönderdikعَلَيۡهِمۡüzerlerineرِجۡزٗاbir azabمِّنَgöktenٱلسَّمَآءِ*بِمَاdolayıكَانُواْettiklerindenيَظۡلِمُونَhaksızlık
 
ANLAMI
Onların zulmedenleri, kendilerine söylenen sözü başkasiyle değiştirdiler. Biz de, o zalimlere, zulümlerinden ötürü gökten azab indirdik.
Ayet 163 Arapça Ayet
وَسۡـَٔلۡهُمۡonlara sorعَنِkent(halkın)ın durumundanٱلۡقَرۡيَةِ*ٱلَّتِيöyle kiكَانَتۡbulunanحَاضِرَةَkıyısındaٱلۡبَحۡرِdenizإِذۡhaniيَعۡدُونَonlar haddi aşıyorlardıفِيCumartesineٱلسَّبۡتِ*إِذۡonlara gelirdiتَأۡتِيهِمۡ*حِيتَانُهُمۡbalıklarıيَوۡمَgünü;سَبۡتِهِمۡcumartesiشُرَّعٗاakın akınوَيَوۡمَgün iseلَاcumartesi dışındakiيَسۡبِتُونَ*لَاgelmezlerdiتَأۡتِيهِمۡۚ*كَذَٰلِكَböyleceنَبۡلُوهُمbiz onları sınıyordukبِمَاötürüكَانُواْyoldan çıkmalarındanيَفۡسُقُونَ*
 
ANLAMI
Onlara, deniz kıyısındaki kasabanın durumunu sor. Cumartesi yasaklarına tecavüz ediyorlardı. Cumartesileri balıklar sürüyle geliyor, başka günler gelmiyorlardı. Biz onları, yoldan çıkmaları sebebiyle böylece deniyorduk.
SAYFA 172
Ayet 164 Arapça Ayet
وَإِذۡartıkقَالَتۡdediأُمَّةٞbir toplulukمِّنۡهُمۡiçlerindenلِمَniçin?تَعِظُونَöğüt veriyorsunuzقَوۡمًاbir kavmeٱللَّهُAllah'ınمُهۡلِكُهُمۡhelak edeceğiأَوۡyahutمُعَذِّبُهُمۡazabedeceğiعَذَابٗاbir azaplaشَدِيدٗاۖşiddetliقَالُواْdediler kiمَعۡذِرَةًma'zeret içinإِلَىٰRabbinizeرَبِّكُمۡ*وَلَعَلَّهُمۡve belkiيَتَّقُونَkorunurlar (diye)
 
ANLAMI
Aralarından bir topluluk: "Allah'ın yok edeceği veya şiddetli azaba uğratacağı bir millete niçin öğüt veriyorsunuz?" dediler. Öğüt verenler: "Rabbinize, hiç değilse bir özür beyan edebilmemiz içindir, belki Allah'a karşı gelmekten sakınırlar" dediler.
Ayet 165 Arapça Ayet
فَلَمَّاne zaman kiنَسُواْonlar unuttularمَاşeyiذُكِّرُواْhatırlatılanبِهِۦٓkendilerineأَنجَيۡنَاbiz de kurtardıkٱلَّذِينَkimseleriيَنۡهَوۡنَmeneden(leri)عَنِkötülüktenٱلسُّوٓءِ*وَأَخَذۡنَاve yakaladıkٱلَّذِينَkimseleriظَلَمُواْzulmeden(leri)بِعَذَابِۭbir azab ileبَـِٔيسِۭçetinبِمَاyüzündenكَانُواْyoldan çıkmalarıيَفۡسُقُونَ*
 
ANLAMI
Kendilerine yapılan öğütleri unutunca, Biz fenalıktan menedenleri kurtardık ve zalimleri, Allah'a karşı gelmelerinden ötürü şiddetli azaba uğrattık.
Ayet 166 Arapça Ayet
فَلَمَّاne zaman kiعَتَوۡاْvazgeçmedilerعَنşeylerdenمَّا*نُهُواْyasak kılınanعَنۡهُkendilerineقُلۡنَاdedikلَهُمۡonlaraكُونُواْolunقِرَدَةًmaymunlarخَٰسِـِٔينَaşağılık
 
ANLAMI
Kendilerine edilen yasakları aşınca, onlara: "Aşağılık birer maymun olun" dedik.
Ayet 167 Arapça Ayet
وَإِذۡo vakitتَأَذَّنَilan etmiştiرَبُّكَRabbinلَيَبۡعَثَنَّelbette göndereceğiniعَلَيۡهِمۡonlaraإِلَىٰkadarيَوۡمِgününeٱلۡقِيَٰمَةِkıyametمَنkimselerيَسُومُهُمۡyapacakسُوٓءَen kötüsünüٱلۡعَذَابِۗazabınإِنَّdoğrusuرَبَّكَRabbinلَسَرِيعُçabukٱلۡعِقَابِceza verendirوَإِنَّهُۥve Oلَغَفُورٞçok bağışlayanرَّحِيمٞçok esirgeyendir
 
ANLAMI
Rabbin, kıyamet gününe kadar, onları, kötü azaba uğratacak kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti. Doğrusu Rabbin, cezayı çabuk verir. Doğrusu O bağışlar ve merhamet eder.
Ayet 168 Arapça Ayet
وَقَطَّعۡنَٰهُمۡve onları ayırdıkفِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*أُمَمٗاۖtopluluklaraمِّنۡهُمُonlardan kimiٱلصَّـٰلِحُونَiyi kişilerdirوَمِنۡهُمۡve kimi deدُونَalçaktırذَٰلِكَۖbundanوَبَلَوۡنَٰهُمve onları sınadıkبِٱلۡحَسَنَٰتِiyiliklerleوَٱلسَّيِّـَٔاتِve kötülüklerleلَعَلَّهُمۡbelkiيَرۡجِعُونَdönerler (diye)
 
ANLAMI
Biz onları yeryüzünde iyiler ve aşağılıklar olarak bölük bölük ayırdık; iyiliğe dönerler diye onları güzellikler ve kötülüklerle sınadık.
Ayet 169 Arapça Ayet
فَخَلَفَardındanمِنۢsonra onlarınبَعۡدِهِمۡ*خَلۡفٞyerlerine geçipوَرِثُواْvaris olanlarٱلۡكِتَٰبَKitabaيَأۡخُذُونَalıyorlarعَرَضَmenfaatiniهَٰذَاşuٱلۡأَدۡنَىٰalçak(dünyan)ınوَيَقُولُونَve diyorlar kiسَيُغۡفَرُ(nasıl olsa) bağışlanacağızلَنَاbizوَإِنve eğerيَأۡتِهِمۡkendilerine gelseعَرَضٞbir menfaat dahaمِّثۡلُهُۥona benzerيَأۡخُذُوهُۚonu da alırlarأَلَمۡpeki alınmamış mıydı?يُؤۡخَذۡ*عَلَيۡهِمkendilerindenمِّيثَٰقُmisak (söz)ٱلۡكِتَٰبِKitap'taأَنdiyeلَّاsöylemeyeceklerيَقُولُواْ*عَلَىhakkındaٱللَّهِAllahإِلَّاbaşkasınıٱلۡحَقَّgerçektenوَدَرَسُواْve öğrenmediler mi?مَاonun içindekiniفِيهِۗ*وَٱلدَّارُve yurduٱلۡأٓخِرَةُÂhiretخَيۡرٞdaha hayırlıdırلِّلَّذِينَkorunanlar içinيَتَّقُونَۚ*أَفَلَاdüşünmüyor musunuz?تَعۡقِلُونَ*
 
ANLAMI
Ardlarından yerlerine gelen bir takım kötüler, Kitap'a mirasçı oldular. "Biz nasıl olsa affedileceğiz" diyerek Kitap'ın hükümlerini değiştirme karşılığı bu değersiz dünyanın mallarını alırlar; yine ona benzer geçici bir şey kendilerine gelince onu da kabul ederlerdi. Onlardan, Allah'a karşı ancak gerçeği söyleyeceklerine dair Kitap üzerine söz alınmamış mıydı Kitap'da olanları okumamışlar mıydı Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için, ahiret yurdu vardır, düşünmüyor musunuz Biz, iyiliğe çalışanların ecrini elbette zayi etmeyiz.
Ayet 170 Arapça Ayet
وَٱلَّذِينَonlar kiيُمَسِّكُونَsımsıkı sarılırlarبِٱلۡكِتَٰبِKitabaوَأَقَامُواْve kılarlarٱلصَّلَوٰةَnamazıإِنَّاelbette bizلَاzayi etmeyizنُضِيعُ*أَجۡرَecriniٱلۡمُصۡلِحِينَiyiliğe çalışanların
 
ANLAMI
Ardlarından yerlerine gelen bir takım kötüler, Kitap'a mirasçı oldular. "Biz nasıl olsa affedileceğiz" diyerek Kitap'ın hükümlerini değiştirme karşılığı bu değersiz dünyanın mallarını alırlar; yine ona benzer geçici bir şey kendilerine gelince onu da kabul ederlerdi. Onlardan, Allah'a karşı ancak gerçeği söyleyeceklerine dair Kitap üzerine söz alınmamış mıydı Kitap'da olanları okumamışlar mıydı Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için, ahiret yurdu vardır, düşünmüyor musunuz Biz, iyiliğe çalışanların ecrini elbette zayi etmeyiz.
SAYFA 173
Ayet 171 Arapça Ayet
۞وَإِذۡhaniنَتَقۡنَاkaldırmıştıkٱلۡجَبَلَdağıفَوۡقَهُمۡüzerlerineكَأَنَّهُۥsanki gibiظُلَّةٞbir gölgeوَظَنُّوٓاْve sanmışlardıأَنَّهُۥonlar şüphesizوَاقِعُۢüstlerine düşecekبِهِمۡonlarınخُذُواْtutunمَآşeyi (Kitabı)ءَاتَيۡنَٰكُمsize verdiğimبِقُوَّةٖkuvvetleوَٱذۡكُرُواْve hatırlayınمَاolanıفِيهِiçindeلَعَلَّكُمۡbelkiتَتَّقُونَkorunursunuz
 
ANLAMI
Tur dağını, gölgelik gibi onların üzerlerine yükseltmiştik, onlar tepelerine düşeceğini sanmışlardı. Onlara: "Size verdiğimiz Kitap'a sıkıca sarılın, içinde olanı düşünün ki sakınanlardan olasınız" demiştik.
Ayet 172 Arapça Ayet
وَإِذۡve haniأَخَذَalmıştıرَبُّكَRabbinمِنۢoğullarındanبَنِيٓ*ءَادَمَAdemمِنbellerindenظُهُورِهِمۡ*ذُرِّيَّتَهُمۡzürriyetleriniوَأَشۡهَدَهُمۡve şahid tutmuştuعَلَىٰٓonlarıأَنفُسِهِمۡkendilerineأَلَسۡتُben değil miyim?بِرَبِّكُمۡۖsizin Rabbinizقَالُواْdedilerبَلَىٰevetشَهِدۡنَآۚşahidizأَنdemeyesinizتَقُولُواْ*يَوۡمَgünüٱلۡقِيَٰمَةِkıyametإِنَّاbiz elbetteكُنَّاidikعَنۡbundanهَٰذَا*غَٰفِلِينَhabersiz
 
ANLAMI
Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim" demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: "Evet şahidiz" demişlerdi. Bu, kıyamet günü, "Bizim bundan haberimiz yoktu" dersiniz veya "Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?" dersiniz diyedir.
Ayet 173 Arapça Ayet
أَوۡyahutتَقُولُوٓاْdemeyesinizإِنَّمَآşüphesizأَشۡرَكَortak koştuءَابَآؤُنَاbabalarımızمِنdaha önceقَبۡلُ*وَكُنَّاbiz de oldukذُرِّيَّةٗbir nesilمِّنۢonlardan sonra gelenبَعۡدِهِمۡۖ*أَفَتُهۡلِكُنَاbizi helak mı ediyorsun?بِمَاyüzündenفَعَلَyaptıklarıٱلۡمُبۡطِلُونَiptal edenlerin
 
ANLAMI
Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim" demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: "Evet şahidiz" demişlerdi. Bu, kıyamet günü, "Bizim bundan haberimiz yoktu" dersiniz veya "Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?" dersiniz diyedir.
Ayet 174 Arapça Ayet
وَكَذَٰلِكَişte böyleنُفَصِّلُbiz açıklıyoruzٱلۡأٓيَٰتِayetleriوَلَعَلَّهُمۡartık herhaldeيَرۡجِعُونَdöner(yola gelir)ler
 
ANLAMI
Belki doğru yola dönerler diye ayetleri böylece uzun uzadıya açıklıyoruz.
Ayet 175 Arapça Ayet
وَٱتۡلُve okuعَلَيۡهِمۡonlaraنَبَأَhaberiniٱلَّذِيٓkiءَاتَيۡنَٰهُkendisine verdikءَايَٰتِنَاayetlerimiziفَٱنسَلَخَsıyrıldı çıktı'مِنۡهَاonlardanفَأَتۡبَعَهُonu peşine taktıٱلشَّيۡطَٰنُşeytanفَكَانَböylece olduمِنَazgınlardanٱلۡغَاوِينَ*
 
ANLAMI
Onlara, şeytanın peşine takdığı ve kendisine verdiğimiz ayetlerden sıyrılarak azgınlıklardan olan kişinin olayını anlat.
Ayet 176 Arapça Ayet
وَلَوۡve şayetشِئۡنَاdileseydikلَرَفَعۡنَٰهُelbette onu yükseltirdikبِهَاonlarla (ayetlerle)وَلَٰكِنَّهُۥٓfakat oأَخۡلَدَsaplandıإِلَىyereٱلۡأَرۡضِ*وَٱتَّبَعَve peşine düştüهَوَىٰهُۚhevesininفَمَثَلُهُۥonun durumuكَمَثَلِdurumuna benzerٱلۡكَلۡبِşu köpeğinإِنeğerتَحۡمِلۡvarsanعَلَيۡهِüstüneيَلۡهَثۡdilini sarkıtıp solurأَوۡveyahutتَتۡرُكۡهُonu bıraksanيَلۡهَثۚdilini sarkıtıp solurذَّـٰلِكَişte budurمَثَلُdurumuٱلۡقَوۡمِtoplumlarınٱلَّذِينَyalanlayanكَذَّبُواْ*بِـَٔايَٰتِنَاۚayetlerimiziفَٱقۡصُصِanlatٱلۡقَصَصَbu kıssayıلَعَلَّهُمۡbelkiيَتَفَكَّرُونَdüşünürler
 
ANLAMI
Dileseydik, onu ayetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin hali böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler.
Ayet 177 Arapça Ayet
سَآءَne kötüdürمَثَلًاdurumuٱلۡقَوۡمُtopluluğunٱلَّذِينَyalanlayanكَذَّبُواْ*بِـَٔايَٰتِنَاayetlerimiziوَأَنفُسَهُمۡve kendilerineكَانُواْolanيَظۡلِمُونَzulmediyor
 
ANLAMI
Ayetlerimizi yalan sayan, kendine zulmeden millet ne kötü bir misaldir!
Ayet 178 Arapça Ayet
مَنkimeيَهۡدِyol gösterirseٱللَّهُAllahفَهُوَişte odurٱلۡمُهۡتَدِيۖyolu bulanوَمَنve kimi deيُضۡلِلۡsaptırırsaفَأُوْلَـٰٓئِكَişteهُمُonlardırٱلۡخَٰسِرُونَziyana uğrayanlar
 
ANLAMI
Allah'ın doğru yola sevkettiği kimse doğru yolda olur. Saptırdığı kimseler ise, işte onlar mahvolanlardır.
SAYFA 174
Ayet 179 Arapça Ayet
وَلَقَدۡve andolsunذَرَأۡنَاyarattıkلِجَهَنَّمَcehennem içinكَثِيرٗاbirçokمِّنَcinٱلۡجِنِّ*وَٱلۡإِنسِۖve insanلَهُمۡvardırقُلُوبٞkalbleriلَّاfakat anlamazlarيَفۡقَهُونَ*بِهَاonlarlaوَلَهُمۡvardırأَعۡيُنٞgözleriلَّاfakat görmezlerيُبۡصِرُونَ*بِهَاonlarlaوَلَهُمۡve vardırءَاذَانٞkulaklarıلَّاfakat işitmezlerيَسۡمَعُونَ*بِهَآۚonlarlaأُوْلَـٰٓئِكَişte onlarكَٱلۡأَنۡعَٰمِhayvanlar gibidirبَلۡhattaهُمۡonlarأَضَلُّۚdaha da sapıktırأُوْلَـٰٓئِكَişteهُمُonlardırٱلۡغَٰفِلُونَgafiller
 
ANLAMI
And olsun ki, cehennem için de birçok cin ve insan yarattık; onların kalbleri vardır ama anlamazlar; gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibi hatta daha sapıktırlar. İşte bunlar gafillerdir.
Ayet 180 Arapça Ayet
وَلِلَّهِve Allah'ındırٱلۡأَسۡمَآءُisimlerٱلۡحُسۡنَىٰen güzelفَٱدۡعُوهُo halde O'na du'a edinبِهَاۖonlarlaوَذَرُواْve bırakınٱلَّذِينَkimseleriيُلۡحِدُونَeğriliğe sapan(ları)فِيٓhakkındaأَسۡمَـٰٓئِهِۦۚO'nun isimleriسَيُجۡزَوۡنَonlar cezasını çekeceklerdirمَاşeylerinكَانُواْolduklarıيَعۡمَلُونَyapıyor(lar)
 
ANLAMI
En güzel isimler Allah'ındır, O'na o isimlerle dua edin, O'nun isimleri konusunda eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir.
Ayet 181 Arapça Ayet
وَمِمَّنۡvardırخَلَقۡنَآyarattıklarımız içindeأُمَّةٞbir ümmetيَهۡدُونَdoğruya götürenبِٱلۡحَقِّhak ileوَبِهِۦve onunlaيَعۡدِلُونَadalet yapan
 
ANLAMI
Yarattıklarımızdan bir topluluk hakkı gösterirler ve onunla hükmederler.
Ayet 182 Arapça Ayet
وَٱلَّذِينَkimseleriكَذَّبُواْyalanlayanlarıبِـَٔايَٰتِنَاayetlerimiziسَنَسۡتَدۡرِجُهُمyavaş yavaş helake yaklaştıracağızمِّنۡyerdenحَيۡثُ*لَاhiçيَعۡلَمُونَbilmeyecekleri
 
ANLAMI
Ayetlerimizi yalan sayanları, bilmedikleri yönden, ağır ağır sonuçlarına yaklaştıracağız.
Ayet 183 Arapça Ayet
وَأُمۡلِيve mühlet veriyorumلَهُمۡۚonlaraإِنَّşüphesizكَيۡدِيbenim tuzağımمَتِينٌsağlamdır
 
ANLAMI
Onlara mahsustan mühlet veririm, çünkü Benim düzenim çetindir.
Ayet 184 Arapça Ayet
أَوَلَمۡdüşünmediler mi kiيَتَفَكَّرُواْۗ*مَاyokturبِصَاحِبِهِمarkadaşlarındaمِّنhiçbirجِنَّةٍۚdelilikإِنۡoهُوَ*إِلَّاancakنَذِيرٞbir uyarıcıdırمُّبِينٌapaçık
 
ANLAMI
Düşünmüyorlar mı ki, arkadaşları olan peygamberde deliliğin eseri yoktur. O ancak açıkça uyaran bir kimsedir.
Ayet 185 Arapça Ayet
أَوَلَمۡbakmadılar mı?يَنظُرُواْ*فِيmelekutunaمَلَكُوتِ*ٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerinوَٱلۡأَرۡضِve yerinوَمَاveخَلَقَyarattığıٱللَّهُAllah'ınمِنşeylereشَيۡءٖ*وَأَنۡveعَسَىٰٓbelkideأَنolabileceğineيَكُونَ*قَدِmuhakkakٱقۡتَرَبَyaklaşmışأَجَلُهُمۡۖecellerininفَبِأَيِّpeki hangiحَدِيثِۭsözeبَعۡدَهُۥbundan sonraيُؤۡمِنُونَinanacaklar
 
ANLAMI
Göklerin ve yerin hükümranlığını, Allah'ın yarattığı her şeyi ve ecellerinin yaklaşmış olması ihtimalini düşünmüyorlar mı Bundan sonra hangi söze inanacaklar?
Ayet 186 Arapça Ayet
مَنkimiيُضۡلِلِsaptırırsaٱللَّهُAllahفَلَاartık olmazهَادِيَyol gösterenلَهُۥۚonun içinوَيَذَرُهُمۡve bırakır onlarıفِيiçindeطُغۡيَٰنِهِمۡazgınlıklarıيَعۡمَهُونَbocalayıp dururlar
 
ANLAMI
Allah'ın saptırdığını yola getirecek yoktur. O, sapanları taşkınlıkları içinde bocalayıp dururlarken bırakır.
Ayet 187 Arapça Ayet
يَسۡـَٔلُونَكَsana soruyorlarعَنِsa'at(in)denٱلسَّاعَةِ*أَيَّانَne zaman (diye)مُرۡسَىٰهَاۖgelip çatmasıقُلۡde kiإِنَّمَاancakعِلۡمُهَاonun bilgisiعِندَyanındadırرَبِّيۖRabbiminلَاOnu açığa çıkaramazيُجَلِّيهَا*لِوَقۡتِهَآtam zamanındaإِلَّاbaşkasıهُوَۚO'ndanثَقُلَتۡO ağır gelmiştirفِيgöklere deٱلسَّمَٰوَٰتِ*وَٱلۡأَرۡضِۚyere deلَاO size gelmezتَأۡتِيكُمۡ*إِلَّاancakبَغۡتَةٗۗansızınيَسۡـَٔلُونَكَsana soruyorlarكَأَنَّكَsanki senحَفِيٌّbiliyormuşsunعَنۡهَاۖonuقُلۡde kiإِنَّمَاmuhakkakعِلۡمُهَاonun bilgisiعِندَyanındadırٱللَّهِAllah'ınوَلَٰكِنَّfakatأَكۡثَرَçoğuٱلنَّاسِinsanlarınلَاbilmezlerيَعۡلَمُونَ*
 
ANLAMI
Sana, kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar, de ki: "Onu ancak Rabbim bilir, onun vaktini, O'ndan başka belirtecek yoktur. Göklerin ve yerin, ağırlığını kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir." Sen sanki öğrenmişsin gibi sana soruyorlar, de ki: "Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur, ama insanların çoğu bu gerçeği bilmezler."
SAYFA 175
Ayet 188 Arapça Ayet
قُلde kiلَّآdeğilimأَمۡلِكُben sahipلِنَفۡسِيkendimeنَفۡعٗاbir faydayaوَلَاne deضَرًّاbir zararaإِلَّاbaşkaمَاdilediğindenشَآءَ*ٱللَّهُۚAllah'ınوَلَوۡeğerكُنتُbilseydimأَعۡلَمُ*ٱلۡغَيۡبَgaybıلَٱسۡتَكۡثَرۡتُelbete çok elde ederdimمِنَhayır (mal ve mülk)ٱلۡخَيۡرِ*وَمَاbana dokunmamıştırمَسَّنِيَ*ٱلسُّوٓءُۚkötülükإِنۡbenأَنَا۠*إِلَّاsadeceنَذِيرٞbir uyarıcıوَبَشِيرٞve müjdeleyiciyimلِّقَوۡمٖbir kavim içinيُؤۡمِنُونَinanan
 
ANLAMI
De ki: "Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Görülmeyeni bileydim, daha çok iyilik yapardım ve bana kötülük de gelmezdi. Ben sadece, inanan bir milleti uyaran ve müjdeleyen bir peygamberim."
Ayet 189 Arapça Ayet
۞هُوَO'durٱلَّذِيkiخَلَقَكُمsizi yarattıمِّنnefistenنَّفۡسٖ*وَٰحِدَةٖbir tekوَجَعَلَve var etiمِنۡهَاondanزَوۡجَهَاeşiniلِيَسۡكُنَ(gönlü) sukün bulsun diyeإِلَيۡهَاۖonunlaفَلَمَّاne zaman kiتَغَشَّىٰهَاeşini sarıp örtünceحَمَلَتۡ(eşi) yüklendiحَمۡلًاbir yükخَفِيفٗاhafifفَمَرَّتۡgezdirdiبِهِۦۖonuفَلَمَّآne zaman kiأَثۡقَلَت(yükü) ağırlaşıncaدَّعَوَاikisi beraber du'a ettilerٱللَّهَAllah'aرَبَّهُمَاRableriلَئِنۡeğerءَاتَيۡتَنَاbize verirsenصَٰلِحٗاiyi güzel (bir çocuk)لَّنَكُونَنَّelbette oluruzمِنَşükredenlerdenٱلشَّـٰكِرِينَ*
 
ANLAMI
Sizi bir nefisten yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de ondan var eden Allah'tır. Eşine yaklaşınca, eşi hafif bir yük yüklendi ve bu halde bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, karı-koca, Rableri olan Allah'a: "Bize kusursuz bir çocuk verirsen, and olsun ki şükredenlerden oluruz" diye yalvardılar.
Ayet 190 Arapça Ayet
فَلَمَّآfakat ne zamanءَاتَىٰهُمَا(Allah) verdi onlaraصَٰلِحٗاiyi güzel (bir çocuk)'جَعَلَاbaşladılarلَهُۥO'naشُرَكَآءَortaklar koşmağaفِيمَآşeydeءَاتَىٰهُمَاۚkendilerine verdiğiفَتَعَٰلَىoysa yücedirٱللَّهُAllahعَمَّاşeylerdenيُشۡرِكُونَonların ortak koştukları
 
ANLAMI
Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği şey hakkında Allah'a ortaklar koştular. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir.
Ayet 191 Arapça Ayet
أَيُشۡرِكُونَortak mı koşuyorlar?مَاşeyleriلَاyaratmayanيَخۡلُقُ*شَيۡـٔٗاhiçbir şeyوَهُمۡve kendileriيُخۡلَقُونَyaratılan
 
ANLAMI
Kendileri yaratılmışken, bir şey yaratamayan putları mı ortak koşuyorlar?
Ayet 192 Arapça Ayet
وَلَاgüçleri yetmezيَسۡتَطِيعُونَ*لَهُمۡonlaraنَصۡرٗاyardım etmeyeوَلَآne deأَنفُسَهُمۡkendilerineيَنصُرُونَyardım edebilirler
 
ANLAMI
Oysa putlar ne onlara yardım edebilir ve ne de kendilerine bir yardımları olur.
Ayet 193 Arapça Ayet
وَإِنşayetتَدۡعُوهُمۡonları çağırsanızإِلَىdoğru yolaٱلۡهُدَىٰ*لَاsize uymazlarيَتَّبِعُوكُمۡۚ*سَوَآءٌbirdirعَلَيۡكُمۡsizin içinأَدَعَوۡتُمُوهُمۡonları çağırmanızأَمۡya daأَنتُمۡsizinصَٰمِتُونَsusmanız
 
ANLAMI
Onları doğru yola çağırırsanız, size uymazlar; çağırmanız da, susmanız da onlar için birdir.
Ayet 194 Arapça Ayet
إِنَّşüphesizٱلَّذِينَkimselerتَدۡعُونَyalvardıklarınızمِنbaşkaدُونِ*ٱللَّهِAllah'tanعِبَادٌkullardırأَمۡثَالُكُمۡۖsizler gibiفَٱدۡعُوهُمۡçağırın onları daفَلۡيَسۡتَجِيبُواْcevap versinlerلَكُمۡsizeإِنeğerكُنتُمۡisenizصَٰدِقِينَdoğru
 
ANLAMI
Allah'tan başka taptıklarınız putlar da, sizin gibi yaratıklardır. Eğer doğru sözlü iseniz, onları çağırın da size cevap versinler bakalım.
Ayet 195 Arapça Ayet
أَلَهُمۡonların var mı?أَرۡجُلٞayaklarıيَمۡشُونَyürüyecekleriبِهَآۖonunlaأَمۡyadaلَهُمۡvar mı?أَيۡدٖelleriيَبۡطِشُونَtutacaklarıبِهَآۖonunlaأَمۡyoksaلَهُمۡvar mı?أَعۡيُنٞgözleriيُبۡصِرُونَgörecekleriبِهَآۖonunlaأَمۡyahutلَهُمۡmı var?ءَاذَانٞkulaklarıيَسۡمَعُونَişitecekleriبِهَاۗonunlaقُلِde kiٱدۡعُواْçağırınشُرَكَآءَكُمۡortak(koştuk)larınızıثُمَّsonraكِيدُونِbana tuzak kurunفَلَاhiçتُنظِرُونِgöz açtırmayın bana
 
ANLAMI
Onların yürüyecek ayakları mı var, yoksa tutacak elleri mi var, ya da görecek gözleri mi var, veya işitecek kulakları mı var De ki: "Ortaklarınızı çağırın elinizden gelirse bana tuzak kurun, göz açtırmayın."
SAYFA 176
Ayet 196 Arapça Ayet
إِنَّmuhakkakوَلِـِّۧيَbenim velimٱللَّهُAllah'tırٱلَّذِيo kiنَزَّلَindirdiٱلۡكِتَٰبَۖKitabıوَهُوَve Oيَتَوَلَّىyönetirٱلصَّـٰلِحِينَiyileri
 
ANLAMI
"Çünkü benim dostum, Kitap'ı indiren Allah'tır. O, iyileri dost edinir."
Ayet 197 Arapça Ayet
وَٱلَّذِينَkimseler iseتَدۡعُونَyalvardıklarınızمِنO'ndan başkaدُونِهِۦ*لَاgüçleri yetmezيَسۡتَطِيعُونَ*نَصۡرَكُمۡsize yardım etmeyeوَلَآne deأَنفُسَهُمۡkendilerineيَنصُرُونَyardım edebilirler
 
ANLAMI
"O'nu bırakıp da taptıklarınız, kendilerine yardım edemezler ki size yardım etsinler."
Ayet 198 Arapça Ayet
وَإِنeğerتَدۡعُوهُمۡonları çağırsanızإِلَىhidayeteٱلۡهُدَىٰ*لَاişitmezlerيَسۡمَعُواْۖ*وَتَرَىٰهُمۡve görürsünيَنظُرُونَbaktıklarınıإِلَيۡكَsanaوَهُمۡoysa onlarلَاgörmezlerيُبۡصِرُونَ*
 
ANLAMI
Onları doğru yola çağırırsanız duymazlar. Sana baktıklarını görürsün, oysa görmezler.
Ayet 199 Arapça Ayet
خُذِalٱلۡعَفۡوَaffıوَأۡمُرۡemretبِٱلۡعُرۡفِiyiliğiوَأَعۡرِضۡyüz çevirعَنِcahillerdenٱلۡجَٰهِلِينَ*
 
ANLAMI
Sen af yolunu tut, bağışla, uygun olanı emret, bilgisizlere aldırış etme.
Ayet 200 Arapça Ayet
وَإِمَّاne zamanيَنزَغَنَّكَseni dürtüklerseمِنَşeytandanٱلشَّيۡطَٰنِ*نَزۡغٞbir kötü düşünceفَٱسۡتَعِذۡhemen sığınبِٱللَّهِۚAllah'aإِنَّهُۥçünkü Oسَمِيعٌişitendirعَلِيمٌbilendir
 
ANLAMI
Şeytan seni dürtecek olursa Allah'a sığın, doğrusu O işitir ve bilir.
Ayet 201 Arapça Ayet
إِنَّşüphesizٱلَّذِينَkimselerٱتَّقَوۡاْ(Allah'tan) korkanlarإِذَاzamanمَسَّهُمۡkendilerine dokunduğuطَـٰٓئِفٞbir vesveseمِّنَşeytandanٱلشَّيۡطَٰنِ*تَذَكَّرُواْdüşünürlerفَإِذَاve o zamanهُمonlarمُّبۡصِرُونَ(gerçeği) görürler
 
ANLAMI
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şeytan tarafından bir vesveseye uğrayınca, Allah'ı anarlar ve hemen gerçeği görürler.
Ayet 202 Arapça Ayet
وَإِخۡوَٰنُهُمۡkardeşleri iseيَمُدُّونَهُمۡonları çekerlerفِيiçineٱلۡغَيِّazgınlığınثُمَّsonraلَاhiçيُقۡصِرُونَyakalarını bırakmazlar
 
ANLAMI
Şeytanın kardeşleri onları azgınlığa sürüklerler ve bundan hiç geri durmazlar.
Ayet 203 Arapça Ayet
وَإِذَاzamanلَمۡonlara getirmediğinتَأۡتِهِم*بِـَٔايَةٖbir ayetقَالُواْderlerلَوۡلَاkeşkeٱجۡتَبَيۡتَهَاۚbunu da derleseydin yaقُلۡde kiإِنَّمَآben ancakأَتَّبِعُuyuyorumمَاşeyeيُوحَىٰٓvahyolunanaإِلَيَّbanaمِنRabbimdenرَّبِّيۚ*هَٰذَاbu (Kur'an)بَصَآئِرُbasiretlerdirمِنRabbinizdenرَّبِّكُمۡ*وَهُدٗىve yol göstericidirوَرَحۡمَةٞve rahmettirلِّقَوۡمٖbir toplum içinيُؤۡمِنُونَinanan
 
ANLAMI
Onlara bir ayet getirmediğin zaman, "Sen bir tane yapsaydın ya" derler. De ki: "Ben ancak Rabbim tarafından bana vahyolunana uyarım. Bu Kitap inanan millete Rabbinizden açık belgeler, yol gösterme ve rahmettir."
Ayet 204 Arapça Ayet
وَإِذَاzamanقُرِئَokunduğuٱلۡقُرۡءَانُKur'anفَٱسۡتَمِعُواْdinleyinلَهُۥonuوَأَنصِتُواْve susunلَعَلَّكُمۡumulur ki sizeتُرۡحَمُونَmerhamet olunur
 
ANLAMI
Kuran okunduğu zaman ona kulak verin, dinleyin ki merhamet olunasınız.
Ayet 205 Arapça Ayet
وَٱذۡكُرve hatırlaرَّبَّكَRabbiniفِيiçindenنَفۡسِكَ*تَضَرُّعٗاyalvararakوَخِيفَةٗve korkarakوَدُونَve olmayanٱلۡجَهۡرِyüksekمِنَbir sesleٱلۡقَوۡلِ*بِٱلۡغُدُوِّsabahوَٱلۡأٓصَالِve akşamوَلَاolmaتَكُن*مِّنَgafillerdenٱلۡغَٰفِلِينَ*
 
ANLAMI
Rabbini gönülden ve korkarak içinden hafif bir sesle sabah akşam an, gafillerden olma.
Ayet 206 Arapça Ayet
إِنَّşüphesizٱلَّذِينَolanlarعِندَyanındaرَبِّكَRabbininلَاbüyüklenmezlerيَسۡتَكۡبِرُونَ*عَنۡO'na kulluktanعِبَادَتِهِۦ*وَيُسَبِّحُونَهُۥve O'nu tesbih ederlerوَلَهُۥve O'naيَسۡجُدُونَۤ۩secde ederler
 
ANLAMI
Doğrusu Rabbinin katında olanlar, O'na kulluk etmekten büyüklenmezler, O'nu tenzih ederler ve yalnız O'na secde ederler.