ZARİYAT SURESİ            ANASAYFAYA DÖN

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ


Ayet 1
 Arapça Ayet
وَٱلذَّـٰرِيَٰتِkaldıran(rüzgar)lara andolsunذَرۡوٗاsavurup
 
ANLAMI
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
Ayet 2 Arapça Ayet
فَٱلۡحَٰمِلَٰتِyüklü (bulut)lara andolsunوِقۡرٗاağır
 
ANLAMI
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
Ayet 3 Arapça Ayet
فَٱلۡجَٰرِيَٰتِakıp gidenlere andolsunيُسۡرٗاkolayca
 
ANLAMI
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
Ayet 4 Arapça Ayet
فَٱلۡمُقَسِّمَٰتِtaksim edenlere andolsunأَمۡرًاiş(ler)i
 
ANLAMI
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
Ayet 5 Arapça Ayet
إِنَّمَاgerçektenتُوعَدُونَsize va'dedilenلَصَادِقٞmutlaka doğrudur
 
ANLAMI
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
Ayet 6 Arapça Ayet
وَإِنَّve muhakkakٱلدِّينَcezaلَوَٰقِعٞolacaktır
 
ANLAMI
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
SAYFA 521
Ayet 7 Arapça Ayet
وَٱلسَّمَآءِgöğe andolsun kiذَاتِbulunanٱلۡحُبُكِyolları (yörüngeleri)
 
ANLAMI
İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.
Ayet 8 Arapça Ayet
إِنَّكُمۡelbette sizلَفِيiçindesinizقَوۡلٖsöz(ler)مُّخۡتَلِفٖçeşitli
 
ANLAMI
İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.
Ayet 9 Arapça Ayet
يُؤۡفَكُçevriliyorعَنۡهُondanمَنۡkimseأُفِكَçevrilen
 
ANLAMI
Bundan, dönebilecek kimseler döndürülür.
Ayet 10 Arapça Ayet
قُتِلَkahrolsunٱلۡخَرَّـٰصُونَyalancılar
 
ANLAMI
Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!
Ayet 11 Arapça Ayet
ٱلَّذِينَkiهُمۡonlarفِيiçindeغَمۡرَةٖaptallıkسَاهُونَyanılıp durmaktadırlar
 
ANLAMI
Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!
Ayet 12 Arapça Ayet
يَسۡـَٔلُونَsorarlarأَيَّانَne zaman?يَوۡمُgünüٱلدِّينِceza
 
ANLAMI
İşlerin karşılık göreceği günün zamanını sorarlar.
Ayet 13 Arapça Ayet
يَوۡمَo günهُمۡonlarعَلَىüzerindeٱلنَّارِateşيُفۡتَنُونَyakılacaklardır
 
ANLAMI
O, kendilerinin ateşte azap görecekleri gündür.
Ayet 14 Arapça Ayet
ذُوقُواْtadınفِتۡنَتَكُمۡfitneniziهَٰذَاbudur işteٱلَّذِيşeyكُنتُمolduğunuzبِهِۦonuتَسۡتَعۡجِلُونَacele istiyor(lar)
 
ANLAMI
Onlara: "Azabınızı tadın; işte acele beklediğiniz bu idi" denir.
Ayet 15 Arapça Ayet
إِنَّşüphesizٱلۡمُتَّقِينَmuttakilerفِيcennetlerdedirجَنَّـٰتٖ*وَعُيُونٍve çeşme başlarındadırlar
 
ANLAMI
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.
Ayet 16 Arapça Ayet
ءَاخِذِينَalırlarمَآşeyiءَاتَىٰهُمۡkendilerine verdiğiرَبُّهُمۡۚRablerininإِنَّهُمۡçünkü onlarكَانُواْidilerقَبۡلَönceذَٰلِكَbundanمُحۡسِنِينَgüzel davranan
 
ANLAMI
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.
Ayet 17 Arapça Ayet
كَانُواْidilerقَلِيلٗاpek azمِّنَgeceleriٱلَّيۡلِ*مَاuyuyor(lar)يَهۡجَعُونَ*
 
ANLAMI
Onlar, geceleri az uyuyanlardı.
Ayet 18 Arapça Ayet
وَبِٱلۡأَسۡحَارِseherlerdeهُمۡonlarيَسۡتَغۡفِرُونَistiğfar ederlerdi
 
ANLAMI
Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.
Ayet 19 Arapça Ayet
وَفِيٓvardıأَمۡوَٰلِهِمۡmallarındaحَقّٞbir hakلِّلسَّآئِلِdilenci içinوَٱلۡمَحۡرُومِve yoksul için
 
ANLAMI
Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı, onu verirlerdi.
Ayet 20 Arapça Ayet
وَفِيve vardırٱلۡأَرۡضِyeryüzündeءَايَٰتٞnice ibretlerلِّلۡمُوقِنِينَkesin inanacaklar için
 
ANLAMI
Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?
Ayet 21 Arapça Ayet
وَفِيٓve vardırأَنفُسِكُمۡۚkendi canlarınızdaأَفَلَاgörmüyor musunuz?تُبۡصِرُونَ*
 
ANLAMI
Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?
Ayet 22 Arapça Ayet
وَفِيve vardırٱلسَّمَآءِgökteرِزۡقُكُمۡrızkınızوَمَاve şeyتُوعَدُونَuyarıldığınız
 
ANLAMI
Rızkınız da, size söz verilen azap da yukarıdan gelir.
Ayet 23 Arapça Ayet
فَوَرَبِّRabbine andolsun kiٱلسَّمَآءِgöğünوَٱلۡأَرۡضِve yerinإِنَّهُۥşüphesiz Oلَحَقّٞgerçektirمِّثۡلَgibiمَآşeyأَنَّكُمۡsizinتَنطِقُونَkonuştuğunuz
 
ANLAMI
Göğün ve yerin Rabbine and olsun ki bu, sizin konuşmanız kadar kesin ve gerçektir.
Ayet 24 Arapça Ayet
هَلۡsana geldimi?أَتَىٰكَ*حَدِيثُhaberiضَيۡفِmisafirlerininإِبۡرَٰهِيمَİbrahim'inٱلۡمُكۡرَمِينَağırlanan
 
ANLAMI
İbrahim'in ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi?
Ayet 25 Arapça Ayet
إِذۡbir zamanدَخَلُواْgirmişlerdiعَلَيۡهِonun yanınaفَقَالُواْve demişlerdiسَلَٰمٗاۖselamقَالَdedi kiسَلَٰمٞselamقَوۡمٞbir topluluk(sunuz)مُّنكَرُونَtanınmamış
 
ANLAMI
Onlar, İbrahim'in yanına girip: "Selam sana" demişlerdi, İbrahim de: "Selam size" demişti; içinden de, onların "tanınmamış bir topluluk" olduğunu geçirmişti.
Ayet 26 Arapça Ayet
فَرَاغَgizlice gittiإِلَىٰٓyanınaأَهۡلِهِۦailesininفَجَآءَve getirdiبِعِجۡلٖbir buzağıسَمِينٖsemiz
 
ANLAMI
Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.
Ayet 27 Arapça Ayet
فَقَرَّبَهُۥٓonu yaklaştırdıإِلَيۡهِمۡönlerineقَالَdediأَلَاyemez misiniz?تَأۡكُلُونَ*
 
ANLAMI
Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.
Ayet 28 Arapça Ayet
فَأَوۡجَسَiçine düşürdüمِنۡهُمۡonlardanخِيفَةٗۖbir korkuقَالُواْdedilerلَاkorkmaتَخَفۡۖ*وَبَشَّرُوهُve ona müjdeledilerبِغُلَٰمٍbir oğlan çocuğuعَلِيمٖbilgin
 
ANLAMI
(Yemediklerini görünce) onlardan endişeye düştü; "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğul sahibi olacağını müjdelediler.
Ayet 29 Arapça Ayet
فَأَقۡبَلَتِsonra geldiٱمۡرَأَتُهُۥkarısı (Sare)فِيiçindeصَرَّةٖçığlıkفَصَكَّتۡvurarakوَجۡهَهَاyüzüneوَقَالَتۡve dediعَجُوزٌbir koca karıعَقِيمٞkısır
 
ANLAMI
Bunun üzerine karısı hayretle seslenerek geldi, elleriyle yüzünü kapayarak: "kısır bir kocakarı!" dedi.
Ayet 30 Arapça Ayet
قَالُواْdediler kiكَذَٰلِكِböyleقَالَdediرَبُّكِۖRabbinإِنَّهُۥşüphesiz OهُوَOٱلۡحَكِيمُhüküm ve hikmet sahibidirٱلۡعَلِيمُbilendir
 
ANLAMI
Melekler: "Bu böyledir, Rabbin söylemiştir; doğrusu O, Hakim olandır, bilendir" dediler.
SAYFA 522  •  CÜZ 27
Ayet 31 Arapça Ayet
۞قَالَdediفَمَاo halde nedir?خَطۡبُكُمۡgörevinizأَيُّهَاeyٱلۡمُرۡسَلُونَelçiler
 
ANLAMI
İbrahim: "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi.
Ayet 32 Arapça Ayet
قَالُوٓاْdedilerإِنَّآelbette bizأُرۡسِلۡنَآgönderildikإِلَىٰbir kavmeقَوۡمٖ*مُّجۡرِمِينَsuçlu
 
ANLAMI
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
Ayet 33 Arapça Ayet
لِنُرۡسِلَsalalım diyeعَلَيۡهِمۡonların üzerineحِجَارَةٗtaş(lar)مِّنçamurdanطِينٖ*
 
ANLAMI
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
Ayet 34 Arapça Ayet
مُّسَوَّمَةًişaretlenmiş (taşlar)عِندَkatındaرَبِّكَRabbininلِلۡمُسۡرِفِينَhaddi aşanlar için
 
ANLAMI
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
Ayet 35 Arapça Ayet
فَأَخۡرَجۡنَاsonra çıkardıkمَنbulunanكَانَ*فِيهَاoradaمِنَmü'minlerdenٱلۡمُؤۡمِنِينَ*
 
ANLAMI
Bunun üzerine, suçlu milletin arasında bulunan müminleri çıkardık.
Ayet 36 Arapça Ayet
فَمَاzatenوَجَدۡنَاbulmadıkفِيهَاoradaغَيۡرَbaşkasınıبَيۡتٖbir ev(halkın)danمِّنَolanٱلۡمُسۡلِمِينَmüslüman
 
ANLAMI
Zaten orada, kendini Allah'a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk.
Ayet 37 Arapça Ayet
وَتَرَكۡنَاve bıraktıkفِيهَآoradaءَايَةٗbir ibretلِّلَّذِينَiçinيَخَافُونَkorkanlarٱلۡعَذَابَazabdanٱلۡأَلِيمَacıklı
 
ANLAMI
Can yakıcı azabdan korkanlar için, o beldede bir işaret, bir kalıntı bıraktık.
Ayet 38 Arapça Ayet
وَفِيve (ibret) vardırمُوسَىٰٓMusa'daإِذۡhaniأَرۡسَلۡنَٰهُonu göndermiştikإِلَىٰFir'avn'eفِرۡعَوۡنَ*بِسُلۡطَٰنٖbir delil ileمُّبِينٖaçık
 
ANLAMI
Musa'nın başından geçenlerde de ibret vardır: Onu apaçık delille Firavun'a gönderdik.
Ayet 39 Arapça Ayet
فَتَوَلَّىٰçevirdiبِرُكۡنِهِۦyanınıوَقَالَve dedi kiسَٰحِرٌbüyücüdürأَوۡveyaمَجۡنُونٞcinlidir
 
ANLAMI
Firavun, erkaniyle birlikte hakdan yüz çevirdi; "sihirbazdır veya delidir" dedi.
Ayet 40 Arapça Ayet
فَأَخَذۡنَٰهُbiz de onu yakaladıkوَجُنُودَهُۥve askerleriniفَنَبَذۡنَٰهُمۡve onları attıkفِيdenizeٱلۡيَمِّ*وَهُوَve oمُلِيمٞkendi kendini kınıyordu
 
ANLAMI
Sonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti.
Ayet 41 Arapça Ayet
وَفِيve (ibret) vardırعَادٍAd'deإِذۡhaniأَرۡسَلۡنَاgönderdikعَلَيۡهِمُonlaraٱلرِّيحَbir rüzgarٱلۡعَقِيمَköklerini kesen
 
ANLAMI
Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.
Ayet 42 Arapça Ayet
مَاbırakmıyorتَذَرُ*مِنhiçbirشَيۡءٍşeyiأَتَتۡgeçtiğiعَلَيۡهِüzerindenإِلَّاancakجَعَلَتۡهُonu ediyorduكَٱلرَّمِيمِkül gibi
 
ANLAMI
Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.
Ayet 43 Arapça Ayet
وَفِيve (ibret) vardırثَمُودَSemud'daإِذۡhaniقِيلَdenmiştiلَهُمۡonlaraتَمَتَّعُواْsefa sürünحَتَّىٰkadarحِينٖbir süreye
 
ANLAMI
Semud milletinin başına gelende de ibret vardır: Onlara, "Bir süreye kadar zevklenin" denmişti.
Ayet 44 Arapça Ayet
فَعَتَوۡاْbaşkaldırdılarعَنۡkarşıأَمۡرِbuyruğunaرَبِّهِمۡRablerininفَأَخَذَتۡهُمُbu yüzden onları yakaladıٱلصَّـٰعِقَةُyıldırımوَهُمۡve onlarيَنظُرُونَbakıp dururlardı
 
ANLAMI
Onlar Rablerinin buyruğundan çıkmışlardı; bunun üzerine kendilerini gözleri göre göre yıldırım çarptı.
Ayet 45 Arapça Ayet
فَمَاgüçleri yetmediٱسۡتَطَٰعُواْ*مِنayağa kalkmayaقِيَامٖ*وَمَاveكَانُواْolmadılarمُنتَصِرِينَyardım edilen
 
ANLAMI
Ayağa kalkacak güçleri kalmadı, yardım da görmediler.
Ayet 46 Arapça Ayet
وَقَوۡمَve kavmini (helak etmiştik)نُوحٖNuhمِّنdaha önceقَبۡلُۖ*إِنَّهُمۡçünkü onlarكَانُواْidilerقَوۡمٗاbir toplumفَٰسِقِينَyoldan çıkmış
 
ANLAMI
Daha önce de Nuh milletini cezalandırmıştık. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir milletti.
Ayet 47 Arapça Ayet
وَٱلسَّمَآءَve göğüبَنَيۡنَٰهَاinşa ettikبِأَيۡيْدٖsağlamوَإِنَّاve elbette bizلَمُوسِعُونَgenişleticiyiz
 
ANLAMI
Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.
Ayet 48 Arapça Ayet
وَٱلۡأَرۡضَve yeriفَرَشۡنَٰهَاbiz döşedikفَنِعۡمَne güzelٱلۡمَٰهِدُونَdöşeyiciyiz
 
ANLAMI
Yeryüzünü biz yayıp döşedik: Ne güzel döşeyiciyiz!
Ayet 49 Arapça Ayet
وَمِنveكُلِّherشَيۡءٍşeydenخَلَقۡنَاyarattıkزَوۡجَيۡنِiki çift (erkek-dişi)لَعَلَّكُمۡumulur kiتَذَكَّرُونَdüşünüp öğüt alasınız
 
ANLAMI
İbret alasınız diye her şeyi çift çift yaratmışızdır.
Ayet 50 Arapça Ayet
فَفِرُّوٓاْo halde kaçınإِلَىAllah'aٱللَّهِۖ*إِنِّيşüphesiz benلَكُمsizeمِّنۡهُO'nun tarafındanنَذِيرٞbir uyarıcıyımمُّبِينٞapaçık
 
ANLAMI
De ki: "Öyleyse Allah'a koşusun; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."
Ayet 51 Arapça Ayet
وَلَاveتَجۡعَلُواْuydurmayınمَعَile beraberٱللَّهِAllahإِلَٰهًاtanrılarءَاخَرَۖbaşkaإِنِّيşüphesiz benلَكُمsizeمِّنۡهُO'nun tarafındanنَذِيرٞbir uyarıcıyımمُّبِينٞapaçık
 
ANLAMI
"Allah'ın yanında başkasını tanrı kılmayın; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."
SAYFA 523
Ayet 52 Arapça Ayet
كَذَٰلِكَişte böyleمَآgelmediأَتَى*ٱلَّذِينَonlara kiمِنonlardan önceقَبۡلِهِم*مِّنhiçbirرَّسُولٍelçiإِلَّاmutlakaقَالُواْdedilerسَاحِرٌbüyücüdürأَوۡveyaمَجۡنُونٌcinlenmiştir
 
ANLAMI
Onlardan öncekilere, herhangi bir peygamber gelince: "sihirbazdır" veya "Delidir" derlerdi.
Ayet 53 Arapça Ayet
أَتَوَاصَوۡاْtavsiye mi ettiler?بِهِۦۚbunuبَلۡdoğrusuهُمۡonlarقَوۡمٞbir toplulukturطَاغُونَazgın
 
ANLAMI
Öncekiler sonrakilere böyle mi vasiyet ettiler Hayır; bunlar azgın bir millettir.
Ayet 54 Arapça Ayet
فَتَوَلَّyüz çevirعَنۡهُمۡonlardanفَمَآdeğilsinأَنتَsenبِمَلُومٖkınanacak
 
ANLAMI
Onlardan yüz çevir; sen kınanacak değilsin.
Ayet 55 Arapça Ayet
وَذَكِّرۡama yine de hatırlatفَإِنَّçünküٱلذِّكۡرَىٰhatırlatmakتَنفَعُyararlıdırٱلۡمُؤۡمِنِينَinananlara
 
ANLAMI
Öğüt ver; doğrusu öğüt inananlara fayda verir.
Ayet 56 Arapça Ayet
وَمَاveخَلَقۡتُben yaratmadımٱلۡجِنَّcinleriوَٱلۡإِنسَve insanlarıإِلَّاdışındaلِيَعۡبُدُونِbana kulluk etmeleri
 
ANLAMI
Cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır.
Ayet 57 Arapça Ayet
مَآben istemiyorumأُرِيدُ*مِنۡهُمonlardanمِّنhiçbirرِّزۡقٖrızıkوَمَآveأُرِيدُistemiyorumأَنbeni beslemeleriniيُطۡعِمُونِ*
 
ANLAMI
Onlardan bir rızık istemem; Beni doyurmalarını da istemem.
Ayet 58 Arapça Ayet
إِنَّşüphesizٱللَّهَAllah'tırهُوَOٱلرَّزَّاقُrızık verenذُوsahibiٱلۡقُوَّةِkuvvetٱلۡمَتِينُsağlam
 
ANLAMI
Şüphesiz rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allah'tır.
Ayet 59 Arapça Ayet
فَإِنَّmuhakkakلِلَّذِينَvardırظَلَمُواْzulmedenlerinذَنُوبٗاbir (azab) payıمِّثۡلَgibiذَنُوبِpayıأَصۡحَٰبِهِمۡarkadaşlarınınفَلَاo haldeيَسۡتَعۡجِلُونِacele etmesinler
 
ANLAMI
Zulmedenlerin, geçmiş arkadaşlarının suçlarına benzer suçları vardır; cezalarını Benden acele istemesinler.
Ayet 60 Arapça Ayet
فَوَيۡلٞvay halineلِّلَّذِينَkafirlerinكَفَرُواْ*مِنdolayıيَوۡمِهِمُgünlerindenٱلَّذِيuyarıldıklarıيُوعَدُونَ*
 
ANLAMI
Söz verilen günün azabından vay o inkar edenlere!