AHKAF SURESİ            ANASAYFAYA DÖN

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ


CÜZ 26
Ayet 1 Arapça Ayet
حمٓHâ Mîm
 
ANLAMI
Ha, Mim.
Ayet 2 Arapça Ayet
تَنزِيلُindirilişiٱلۡكِتَٰبِKitabınمِنَ(tarafın)dandırٱللَّهِAllahٱلۡعَزِيزِazizٱلۡحَكِيمِhakim
 
ANLAMI
Bu Kitap'ın indirilmesi güçlü olan, Hakim olan Allah katındandır.
Ayet 3 Arapça Ayet
مَاbiz yaratmadıkخَلَقۡنَا*ٱلسَّمَٰوَٰتِgökleriوَٱلۡأَرۡضَve yeriوَمَاve bulunanlarıبَيۡنَهُمَآikisi arasındaإِلَّاancak (yarattık)بِٱلۡحَقِّgerçek ileوَأَجَلٖve bir süreye göreمُّسَمّٗىۚbelliوَٱلَّذِينَve kimselerكَفَرُواْinkar eden(ler)عَمَّآşeydenأُنذِرُواْuyarıldıklarıمُعۡرِضُونَyüz çevirmektedirler
 
ANLAMI
Biz, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları, ancak gerçek üzere ve belirli bir süre için yarattık; inkar edenler, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.
Ayet 4 Arapça Ayet
قُلۡde kiأَرَءَيۡتُمgördünüz mü?مَّاşeyleriتَدۡعُونَyalvardıklarınızمِنbaşkaدُونِ*ٱللَّهِAllah'tanأَرُونِيbana gösterinمَاذَاneyi?خَلَقُواْyarattılar onlarمِنَyerdenٱلۡأَرۡضِ*أَمۡyoksaلَهُمۡonların var (mı?)شِرۡكٞbir ortaklığıفِيgöklerdeٱلسَّمَٰوَٰتِۖ*ٱئۡتُونِيbana getirinبِكِتَٰبٖbir Kitapمِّنönceقَبۡلِ*هَٰذَآbundanأَوۡyahutأَثَٰرَةٖbir kalıntıمِّنۡbilgidenعِلۡمٍ*إِنeğerكُنتُمۡisenizصَٰدِقِينَdoğrular(dan)
 
ANLAMI
De ki: "Allah'ı bırakıp taptığınız şeyleri görüyor musunuz Yeryüzünde ne yaratmışlar bana göstersenize! Yoksa Allah'la ortaklıkları göklerde midir Eğer doğru sözlü iseniz, size indirilmiş bir kitap veya intikal etmiş bir bilgi kalıntısı varsa bana getirin."
Ayet 5 Arapça Ayet
وَمَنۡkim olabilir?أَضَلُّdaha sapıkمِمَّنkimsedenيَدۡعُواْyalvaranمِنbırakıp daدُونِ*ٱللَّهِAllah'ıمَنkimselereلَّاcevap veremeyecekيَسۡتَجِيبُ*لَهُۥٓkendisineإِلَىٰkadarيَوۡمِgününeٱلۡقِيَٰمَةِkıyametوَهُمۡoysa onlarعَنbunların yalvardıklarındanدُعَآئِهِمۡ*غَٰفِلُونَhabersizdirler
 
ANLAMI
Allah'ı bırakıp da, kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kimdir Çünkü, yalvardıkları şeyler yalvarışlarından habersizdirler.
SAYFA 503
Ayet 6 Arapça Ayet
وَإِذَاve zamanحُشِرَtoplandıklarıٱلنَّاسُinsanlarكَانُواْolurlarلَهُمۡonlaraأَعۡدَآءٗdüşmanوَكَانُواْveبِعِبَادَتِهِمۡonların kendilerine tapmalarınıكَٰفِرِينَtanımazlar
 
ANLAMI
Ama, insanlar kıyamet günü toplatılınca, putları onlara düşman olurlar ve tapınmalarını inkar ederler.
Ayet 7 Arapça Ayet
وَإِذَاve zamanتُتۡلَىٰokunduğuعَلَيۡهِمۡonlaraءَايَٰتُنَاayetlerimizبَيِّنَٰتٖaçık açıkقَالَdedilerٱلَّذِينَkimselerكَفَرُواْinkar eden(ler)لِلۡحَقِّhakk içinلَمَّاkendilerine gelenجَآءَهُمۡ*هَٰذَاbuسِحۡرٞbir büyüdürمُّبِينٌapaçık
 
ANLAMI
Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman inkar edenler, kendilerine gelen gerçek için: "Bu, apaçık bir büyüdür" derler.
Ayet 8 Arapça Ayet
أَمۡyoksaيَقُولُونَ(-mu) diyorlar?ٱفۡتَرَىٰهُۖ*قُلۡde kiإِنِeğerٱفۡتَرَيۡتُهُۥben onu uydurmuşsamفَلَاolmazتَمۡلِكُونَsizin hiçbir yararınızلِيbanaمِنَAllah-;-tanٱللَّهِAllah-;شَيۡـًٔاۖbir şeye (gelecek cezaya)هُوَOأَعۡلَمُdaha iyi bilirبِمَاşeyleriتُفِيضُونَtaşkınlık yaptığınızفِيهِۚondaكَفَىٰyeterبِهِۦO'nunشَهِيدَۢاşahid olmasıبَيۡنِيbenimleوَبَيۡنَكُمۡۖsizin aranızdaوَهُوَve Oٱلۡغَفُورُbağışlayandırٱلرَّحِيمُesirgeyendir
 
ANLAMI
Veya, "onu uydurdu" derler. De ki: "Eğer onu uydurdumsa, beni Allah'a karşı hiçbir şekilde savunamazsınız; O, Kuran için yaptığınız taşkınlıkları daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter. O, bağışlayandır, merhamet edendir."
Ayet 9 Arapça Ayet
قُلۡde kiمَاdeğilimكُنتُ*بِدۡعٗاtüredi biriمِّنَ(arasında)ٱلرُّسُلِelçilerوَمَآveأَدۡرِيbilmemمَاneيُفۡعَلُyapılacağınıبِيbanaوَلَاne deبِكُمۡۖsizeإِنۡ(hayır)أَتَّبِعُben uymuyorumإِلَّاbaşkasınaمَاşey(den)يُوحَىٰٓvahyedilenإِلَيَّbanaوَمَآve değilimأَنَا۠benإِلَّاbaşka bir şeyنَذِيرٞbir uyarıcıdanمُّبِينٞapaçık
 
ANLAMI
De ki: "Ben peygamberlerin ilki değilim; benim ve sizin başınıza gelecekleri bilmem; ben ancak bana vahyolunana uymaktayım; ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."
Ayet 10 Arapça Ayet
قُلۡde kiأَرَءَيۡتُمۡhiç düşündünüz mü?إِنeğerكَانَiseمِنۡkatındanعِندِ*ٱللَّهِAllahوَكَفَرۡتُمve siz inkar ettiysenizبِهِۦonuوَشَهِدَve görüpشَاهِدٞbir şahidمِّنۢoğullarındanبَنِيٓ*إِسۡرَـٰٓءِيلَİsrailعَلَىٰbunun benzeriniمِثۡلِهِۦ*فَـَٔامَنَve inandığı haldeوَٱسۡتَكۡبَرۡتُمۡۚsiz tenezzül etmemişsenizإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahلَاdoğru yola iletmezيَهۡدِي*ٱلۡقَوۡمَbir toplumuٱلظَّـٰلِمِينَzalimlerden
 
ANLAMI
De ki: "Eğer bu Kitap Allah katından ise ve siz de onu inkar etmişseniz; İsrailoğullarından bir şahit de bunun böyle olduğuna şehadet edip de inanmışken, siz yine de büyüklük taslarsınız, bana söyleyin kendinize yazık etmiş olmaz mısınız?" Doğrusu Allah zalim milleti doğru yola eriştirmez.
Ayet 11 Arapça Ayet
وَقَالَve dedi(ler)ٱلَّذِينَkimselerكَفَرُواْinkar eden(ler)لِلَّذِينَkimseler içinءَامَنُواْinanan(lar)لَوۡşayetكَانَolsaydıخَيۡرٗاiyi bir şeyمَّاbizi geçemezlerdiسَبَقُونَآ*إِلَيۡهِۚona (inanmada)وَإِذۡzaman iseلَمۡhidayete ermedikleriيَهۡتَدُواْ*بِهِۦonunlaفَسَيَقُولُونَdiyeceklerdir kiهَٰذَآbuإِفۡكٞbir yalandırقَدِيمٞeski
 
ANLAMI
İnkar edenler, inananlar için: "Eğer İslamiyet'te bir hayır olsaydı, bu hususta bizden öne geçemezlerdi" derler. Bununla doğru yola girmedikleri için de, "Bu, eski bir uydurmadır" derler.
Ayet 12 Arapça Ayet
وَمِنveقَبۡلِهِۦondan önceكِتَٰبُKitabıمُوسَىٰٓMusa'nınإِمَامٗاönderوَرَحۡمَةٗۚve rahmetوَهَٰذَاve buكِتَٰبٞKitaptırمُّصَدِّقٞdoğrulayanلِّسَانًاdiliyleعَرَبِيّٗاArapلِّيُنذِرَuyarmak içinٱلَّذِينَkimseleriظَلَمُواْkendilerine yazık eden(leri)وَبُشۡرَىٰve müjde (olan)لِلۡمُحۡسِنِينَgüzel davrananlar (için)
 
ANLAMI
Kuran'dan önce, Musa'nın kitabı (Tevrat), bir rahmet ve rehberdi. Bu Kuran da, zulmedenleri uyarmak ve iyi davrananlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş, kendinden öncekileri doğrulayan bir Kitap'dır.
Ayet 13 Arapça Ayet
إِنَّşüphesizٱلَّذِينَkimselerقَالُواْdiyen(ler)رَبُّنَاRabbimizٱللَّهُAllah'tırثُمَّsonraٱسۡتَقَٰمُواْdoğru olanlarفَلَاyokturخَوۡفٌkorkuعَلَيۡهِمۡonlaraوَلَاve değildirهُمۡonlarيَحۡزَنُونَüzülecek
 
ANLAMI
Doğrusu, "Rabbimiz Allah'tır" deyip, sonra da dosdoğru gidenlere korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
Ayet 14 Arapça Ayet
أُوْلَـٰٓئِكَonlarأَصۡحَٰبُhalkıdırٱلۡجَنَّةِcennetخَٰلِدِينَebedi kalacaklardırفِيهَاoradaجَزَآءَۢceza olarakبِمَاkarşılıkكَانُواْolduklarınaيَعۡمَلُونَyapıyorlar
 
ANLAMI
İşte onlar, cennetliklerdir; işlediklerine karşılık olarak, içinde temelli kalacaklardır.
SAYFA 504
Ayet 15 Arapça Ayet
وَوَصَّيۡنَاve biz tavsiye ettikٱلۡإِنسَٰنَinsanaبِوَٰلِدَيۡهِana babasınaإِحۡسَٰنًاۖiyilik etmesiniحَمَلَتۡهُonu taşıdıأُمُّهُۥanasıكُرۡهٗاzahmetleوَوَضَعَتۡهُve doğurdu onuكُرۡهٗاۖzahmetleوَحَمۡلُهُۥtaşınması iseوَفِصَٰلُهُۥve sütten kesilmesiثَلَٰثُونَotuzشَهۡرًاۚaydırحَتَّىٰٓnihayetإِذَاzamanبَلَغَerdiğiأَشُدَّهُۥgüçlü çağınaوَبَلَغَve varıncaأَرۡبَعِينَkırkسَنَةٗyaşınaقَالَdediرَبِّRabbimأَوۡزِعۡنِيٓbeni sevk eyleأَنۡşükretmeğeأَشۡكُرَ*نِعۡمَتَكَni'metineٱلَّتِيٓverdiğinأَنۡعَمۡتَ*عَلَيَّbanaوَعَلَىٰveوَٰلِدَيَّanama babamaوَأَنۡveأَعۡمَلَyapmağaصَٰلِحٗاyararlı işlerتَرۡضَىٰهُrazı olacağınوَأَصۡلِحۡve salahı devam ettirلِيbenim içinفِيiçindeذُرِّيَّتِيٓۖzürriyetimإِنِّيşüphesiz benتُبۡتُyüz tuttumإِلَيۡكَsanaوَإِنِّيve elbette benمِنَteslim olanlardanımٱلۡمُسۡلِمِينَ*
 
ANLAMI
Biz insana, anne ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir; zira annesi, onu, karnında, zorluğa uğrayarak taşımış; onu güçlükle doğurmuştur. Taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer. Sonunda erginlik çağına erince ve kırk yaşına varınca: "Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimete şükretmemi ve benim hoşnut olacağın yararlı bir işi yapmamı sağla; bana verdiğin gibi soyuma da salah ver; doğrusu Sana yöneldim, ben, kendini Sana verenlerdenim" demesi gerekir.
Ayet 16 Arapça Ayet
أُوْلَـٰٓئِكَonlarٱلَّذِينَöyle kişilerdir kiنَتَقَبَّلُkabul ederizعَنۡهُمۡonlardanأَحۡسَنَen iyisiniمَاyaptıklarınınعَمِلُواْ*وَنَتَجَاوَزُve geçerizعَنonların kötülüklerindenسَيِّـَٔاتِهِمۡ*فِيٓarasındadırlarأَصۡحَٰبِhalkıٱلۡجَنَّةِۖcennetوَعۡدَsözdürٱلصِّدۡقِdoğruٱلَّذِيolunanكَانُواْ*يُوعَدُونَkendilerine va'd
 
ANLAMI
İşte, işlediklerini en güzel şekilde kabul ettiğimiz ve kötülüklerini geçtiğimiz bu kimseler, cennetlikler içindedirler. Bu, verilen doğru bir sözdür.
Ayet 17 Arapça Ayet
وَٱلَّذِيve o kimseقَالَdediلِوَٰلِدَيۡهِanasına babasınaأُفّٖöfلَّكُمَآsizeأَتَعِدَانِنِيٓsiz bana va'd mı ediyorsunuz?أَنۡbenim çıkarılacağımıأُخۡرَجَ*وَقَدۡgelip geçmiş ikenخَلَتِgelip geçmiş ikenٱلۡقُرُونُnice nesillerمِنbenden önceقَبۡلِي*وَهُمَاonlar iseيَسۡتَغِيثَانِsığınarakٱللَّهَAllah'aوَيۡلَكَyazık sana (dediler)ءَامِنۡiman et!إِنَّşüphesizوَعۡدَsözüٱللَّهِAllah'ınحَقّٞgerçektirفَيَقُولُderken o der kiمَاdeğildirهَٰذَآbuإِلَّآbaşka bir şeyأَسَٰطِيرُmasallarındanٱلۡأَوَّلِينَeskilerin
 
ANLAMI
Annesine babasına: "Of ikinizden; benden önce nice nesiller gelip geçmişken beni tekrar diriltilmemle mi tehdit ediyorsunuz?" diyen kimseye, anne babası Allah'a sığınarak: "Sana yazıklar olsun! İnan; doğrusu Allah'ın sözü gerçektir" dedikleri halde: "Bu, Kuran öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" diye cevap verenler işte onlar kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş ümmetler içinde, Allah'ın azap vadinin aleyhlerinde gerçekleştiği kimselerdir. Doğrusu onlar hüsranda olanlardır.
Ayet 18 Arapça Ayet
أُوْلَـٰٓئِكَişte onlarٱلَّذِينَkimselerdirحَقَّhak olanعَلَيۡهِمُkendilerineٱلۡقَوۡلُ(azab) söz(ü)فِيٓarasındaأُمَمٖtopluluklarıقَدۡgelip geçenخَلَتۡgelip geçenمِنkendilerinden önceقَبۡلِهِم*مِّنَcin(ler)denٱلۡجِنِّ*وَٱلۡإِنسِۖve insan(lardan)إِنَّهُمۡgerçekten onlarكَانُواْziyana uğrayanlardırخَٰسِرِينَ*
 
ANLAMI
Annesine babasına: "Of ikinizden; benden önce nice nesiller gelip geçmişken beni tekrar diriltilmemle mi tehdit ediyorsunuz?" diyen kimseye, anne babası Allah'a sığınarak: "Sana yazıklar olsun! İnan; doğrusu Allah'ın sözü gerçektir" dedikleri halde: "Bu, Kuran öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" diye cevap verenler işte onlar kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş ümmetler içinde, Allah'ın azap vadinin aleyhlerinde gerçekleştiği kimselerdir. Doğrusu onlar hüsranda olanlardır.
Ayet 19 Arapça Ayet
وَلِكُلّٖher birinin vardırدَرَجَٰتٞdereceleriمِّمَّاişlerdenعَمِلُواْۖyaptıklarıوَلِيُوَفِّيَهُمۡve onlara tam verirأَعۡمَٰلَهُمۡyaptıklarının karşılığınıوَهُمۡve onlaraلَاaslaيُظۡلَمُونَhaksızlık edilmez
 
ANLAMI
İşlediklerinden ötürü herkesin bir derecesi vardır. Herkese işlediklerinin karşılığı ödenir. Kendilerine haksızlık yapılmaz.
Ayet 20 Arapça Ayet
وَيَوۡمَve günيُعۡرَضُsunulacaklarıٱلَّذِينَkimselerكَفَرُواْinkar eden(ler)عَلَىateşeٱلنَّارِ*أَذۡهَبۡتُمۡzayi ettinizطَيِّبَٰتِكُمۡbütün güzellikleriniziفِيhayatınızdaحَيَاتِكُمُ*ٱلدُّنۡيَاdünyaوَٱسۡتَمۡتَعۡتُمve sefa sürdünüzبِهَاbunlarlaفَٱلۡيَوۡمَbugünتُجۡزَوۡنَcezalandırılacaksınızعَذَابَbir azab ileٱلۡهُونِalçaltıcıبِمَاötürüكُنتُمۡbüyüklük taslamanızdanتَسۡتَكۡبِرُونَ*فِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*بِغَيۡرِhaksız yereٱلۡحَقِّhaksız yereوَبِمَاötürüكُنتُمۡve yoldan çıkmanızdanتَفۡسُقُونَ*
 
ANLAMI
İnkar edenler, ateşe sunuldukları gün, onlara: "Dünyadaki hayatınızda sizin için güzel olan her şeyi harcadınız, onların zevkini sürdünüz; ama bugün, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızın ve yoldan çıkmanızın karşılığında alçaltıcı bir azap göreceksiniz"
SAYFA 505
Ayet 21 Arapça Ayet
۞وَٱذۡكُرۡve anأَخَاkardeşini (Hud'u)عَادٍAd'ınإِذۡhaniأَنذَرَuyarmıştıقَوۡمَهُۥkavminiبِٱلۡأَحۡقَافِAhkaf'takiوَقَدۡgelip geçtiخَلَتِgelip geçtiٱلنُّذُرُnice uyarıcılarمِنۢonun önündenبَيۡنِ*يَدَيۡهِveوَمِنۡ*خَلۡفِهِۦٓardındanأَلَّاkulluk etmeyinتَعۡبُدُوٓاْ*إِلَّاbaşkasınaٱللَّهَAllah'tanإِنِّيٓelbette benأَخَافُkorkuyorumعَلَيۡكُمۡsizinعَذَابَazabına uğramanızdanيَوۡمٍbir gününعَظِيمٖbüyük
 
ANLAMI
Ad milletinin kardeşi Hud'u an; ondan önce ve sonra, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin" diyen nice uyarıcılar gelip geçmişken, Ahkaf bölgesindeki milletini uyarmış "Doğrusu sizin için, büyük günün azabından korkuyorum" demişti.
Ayet 22 Arapça Ayet
قَالُوٓاْdediler kiأَجِئۡتَنَاsen geldin mi?لِتَأۡفِكَنَاbizi çevirmek içinعَنۡtanrılarımızdanءَالِهَتِنَا*فَأۡتِنَاo halde bize getirبِمَاşeyiتَعِدُنَآbizi tehdidettiğinإِنeğerكُنتَisenمِنَdoğrulardanٱلصَّـٰدِقِينَ*
 
ANLAMI
"Bize, bizi tanrılarımızdan alıkoymak için mi geldin Doğru sözlülerden isen, bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir" dediler.
Ayet 23 Arapça Ayet
قَالَdediإِنَّمَاsadeceٱلۡعِلۡمُbilgiعِندَkatındadırٱللَّهِAllahوَأُبَلِّغُكُمve ben size tebliğ ediyorumمَّآşeyi (mesajı)أُرۡسِلۡتُgönderildiğimبِهِۦonunlaوَلَٰكِنِّيٓfakat benأَرَىٰكُمۡsizi görüyorumقَوۡمٗاbir kavimتَجۡهَلُونَcahillik eden
 
ANLAMI
"Doğrusu bunun ne zaman geleceğini Allah bilir; ben size benimle gönderileni tebliğ ediyorum; fakat sizin cahil bir millet olduğunuzu görüyorum." dedi.
Ayet 24 Arapça Ayet
فَلَمَّاnihayetرَأَوۡهُonu görünceعَارِضٗاgeniş bir bulut halindeمُّسۡتَقۡبِلَyönelerek geldiğiniأَوۡدِيَتِهِمۡvadilerineقَالُواْdedilerهَٰذَاbuعَارِضٞbir bulutturمُّمۡطِرُنَاۚbize yağmur yağdıracakبَلۡhayırهُوَoمَاşeyٱسۡتَعۡجَلۡتُمsizin acele gelmesini istediğinizdirبِهِۦۖonunرِيحٞbir rüzgardırفِيهَاiçinde bulunanعَذَابٌazabأَلِيمٞacıklı
 
ANLAMI
O azabın, yayılarak vadilerine doğru yöneldiğini gördüklerinde: "Bu yaygın bulut bize yağmur yağdıracaktır" dediler. Hud: "Hayır, o, acele beklediğiniz şeydir; can yakıcı azap veren bir rüzgardır; Rabbinin buyruğu ile her şeyi yok eder" dedi. Bunun üzerine evlerinin harabelerinden başka bir şey görünmez oldu. Biz, suçlu milleti işte böyle cezalandırırız.
Ayet 25 Arapça Ayet
تُدَمِّرُyıkar mahvederكُلَّherشَيۡءِۭşeyiبِأَمۡرِemriyleرَبِّهَاRabbininفَأَصۡبَحُواْonlar o hale geldiler kiلَاgörülmez olduيُرَىٰٓ*إِلَّاbaşka bir şeyمَسَٰكِنُهُمۡۚkonutlarındanكَذَٰلِكَişte böyleنَجۡزِيbiz cezalandırırızٱلۡقَوۡمَtoplumuٱلۡمُجۡرِمِينَsuç işleyen
 
ANLAMI
O azabın, yayılarak vadilerine doğru yöneldiğini gördüklerinde: "Bu yaygın bulut bize yağmur yağdıracaktır" dediler. Hud: "Hayır, o, acele beklediğiniz şeydir; can yakıcı azap veren bir rüzgardır; Rabbinin buyruğu ile her şeyi yok eder" dedi. Bunun üzerine evlerinin harabelerinden başka bir şey görünmez oldu. Biz, suçlu milleti işte böyle cezalandırırız.
Ayet 26 Arapça Ayet
وَلَقَدۡve andolsunمَكَّنَّـٰهُمۡonlara imkan vermiştikفِيمَآşeyiإِنsize vermediğimizمَّكَّنَّـٰكُمۡ*فِيهِonuوَجَعَلۡنَاve yaratmıştıkلَهُمۡonlaraسَمۡعٗاkulaklarوَأَبۡصَٰرٗاve gözlerوَأَفۡـِٔدَةٗve gönüllerفَمَآfakatأَغۡنَىٰsağlamadıعَنۡهُمۡkendilerineسَمۡعُهُمۡkulaklarıوَلَآne deأَبۡصَٰرُهُمۡgözleriوَلَآne deأَفۡـِٔدَتُهُمgönülleriمِّنbirشَيۡءٍşey (yarar)إِذۡziraكَانُواْbile bile inkar ediyorlardıيَجۡحَدُونَ*بِـَٔايَٰتِayetleriniٱللَّهِAllah'ınوَحَاقَve kuşatıverdiبِهِمkendileriniمَّاşeyكَانُواْolduklarıبِهِۦonunlaيَسۡتَهۡزِءُونَalay edip duruyor(lar)
 
ANLAMI
And olsun ki onlara, size vermediğimiz servet ve imkanı vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalbler vermiştik; ama kulakları, gözleri ve kalbleri onlara bir fayda sağlamadı, zira, Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlardı, alaya aldıkları şeyler onları kuşatıp yokediverdi.
Ayet 27 Arapça Ayet
وَلَقَدۡave ndolsunأَهۡلَكۡنَاbiz yok ettikمَاçevrenizdekiحَوۡلَكُم*مِّنَkentleriٱلۡقُرَىٰ*وَصَرَّفۡنَاve tekrar tekrar açıkladıkٱلۡأٓيَٰتِayetleriلَعَلَّهُمۡbelki deيَرۡجِعُونَ(küfürlerinden) dönerler
 
ANLAMI
And olsun ki, çevrenizde bulunan birçok kentleri yok etmişizdir. Belki doğru yola dönerler diye ayetleri türlü türlü anlatmışızdır.
Ayet 28 Arapça Ayet
فَلَوۡلَاolmaz mıydı?نَصَرَهُمُkendilerine yardım etselerdiٱلَّذِينَşeylerٱتَّخَذُواْedindikleriمِنbaşka-tanدُونِbaşkaٱللَّهِ*قُرۡبَانًاyakınlık sağlamak içinءَالِهَةَۢۖtanrıبَلۡhayırضَلُّواْkaybolup gittilerعَنۡهُمۡۚonlardanوَذَٰلِكَişte budurإِفۡكُهُمۡonların yalanlarıوَمَاve şeylerكَانُواْolduklarıيَفۡتَرُونَuydurmuş
 
ANLAMI
O zamanlar, Allah'ı bırakıp da O'na yakınlık peyda etmek için edindikleri tanrılar kendilerine yardım etmeli değil miydi Ama tanrıları onlardan uzaklaştılar. Bu, onların yalanı ve uydurup durdukları şeydir.
SAYFA 506
Ayet 29 Arapça Ayet
وَإِذۡbir zamanصَرَفۡنَآyöneltmiştikإِلَيۡكَsanaنَفَرٗاbir topluluğuمِّنَcinlerdenٱلۡجِنِّ*يَسۡتَمِعُونَdinlemek üzereٱلۡقُرۡءَانَKur'anفَلَمَّاzamanحَضَرُوهُona geldikleriقَالُوٓاْdedilerأَنصِتُواْۖsusun (dinleyin)فَلَمَّاzaman daقُضِيَbitirildiğiوَلَّوۡاْdöndülerإِلَىٰkavimlerineقَوۡمِهِم*مُّنذِرِينَuyarıcılar olarak
 
ANLAMI
Kuran'ı dinleyecek cinlerden bir takımını sana yöneltmiştik. Onlar Kuran'ı dinlemeğe hazır olunca birbirlerine: "Susun" dediler. Kuran'ın okunması bitince, her biri birer uyarıcı olarak milletlerine döndüler.
Ayet 30 Arapça Ayet
قَالُواْdedilerيَٰقَوۡمَنَآey kavmimizإِنَّاelbette bizسَمِعۡنَاdinledikكِتَٰبًاbir Kitapأُنزِلَindirilenمِنۢsonraبَعۡدِ*مُوسَىٰMusa'danمُصَدِّقٗاdoğrulayanلِّمَاkendinden öncekiniبَيۡنَ*يَدَيۡهِkendinden öncekiniيَهۡدِيٓgötürenإِلَىgerçeğeٱلۡحَقِّ*وَإِلَىٰveطَرِيقٖyolaمُّسۡتَقِيمٖdoğru
 
ANLAMI
Şöyle dediler: "Ey milletimiz! Doğrusu biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan, gerçeği ve doğru yolu gösteren bir kitap dinledik."
Ayet 31 Arapça Ayet
يَٰقَوۡمَنَآey kavmimizأَجِيبُواْuyunدَاعِيَda'vetçisineٱللَّهِAllah'ınوَءَامِنُواْve inanınبِهِۦO'naيَغۡفِرۡbağışlasınلَكُمsiziمِّنgünahlarınızdan bir kısmınıذُنُوبِكُمۡ*وَيُجِرۡكُمve sizi korusunمِّنۡazabdanعَذَابٍ*أَلِيمٖacıklı
 
ANLAMI
"Ey milletimiz! Allah'a çağırana (Muhammed'e) uyun ve O'na inanın da Allah da sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi can yakıcı azabdan korusun."
Ayet 32 Arapça Ayet
وَمَنve kimلَّاuymazsaيُجِبۡ*دَاعِيَda'vetçisineٱللَّهِAllah'ınفَلَيۡسَdeğildirبِمُعۡجِزٖaciz bırakacakفِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*وَلَيۡسَve olmazلَهُۥkendisininمِنO'ndan başkaدُونِهِۦٓ*أَوۡلِيَآءُۚvelileriأُوْلَـٰٓئِكَonlarفِيiçindedirlerضَلَٰلٖbir sapıklıkمُّبِينٍapaçık
 
ANLAMI
Allah'a çağırana uymayan kimse bilsin ki, Allah'ı yeryüzünde aciz bırakamaz; onların O'ndan başka dostları da bulunmaz; işte onlar apaçık sapıklıktadırlar.
Ayet 33 Arapça Ayet
أَوَلَمۡgörmediler mi?يَرَوۡاْ*أَنَّgerçektenٱللَّهَAllah'ınٱلَّذِيyaratanخَلَقَ*ٱلسَّمَٰوَٰتِgökleriوَٱلۡأَرۡضَve yeriوَلَمۡveيَعۡيَyorulmayanبِخَلۡقِهِنَّbunları yaratmaklaبِقَٰدِرٍkadir olduğunuعَلَىٰٓdiriltmeğeأَن*يُحۡـِۧيَ*ٱلۡمَوۡتَىٰۚölüleriبَلَىٰٓۚevetإِنَّهُۥşüphesiz Oعَلَىٰüzerineكُلِّherشَيۡءٖşeyقَدِيرٞkadirdir
 
ANLAMI
Gökleri, yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah'ın, ölüleri diriltmeye de kadir olduğunu görmezler mi Evet; O her şeye Kadir'dir.
Ayet 34 Arapça Ayet
وَيَوۡمَve günيُعۡرَضُsunulacaklarıٱلَّذِينَkimselerكَفَرُواْinkar eden(ler)عَلَىkarşıٱلنَّارِateşeأَلَيۡسَdeğil miymiş?هَٰذَاbuبِٱلۡحَقِّۖgerçekقَالُواْderlerبَلَىٰevetوَرَبِّنَاۚRabbimiz hakkı içinقَالَderفَذُوقُواْöyleyse tadınٱلۡعَذَابَazabıبِمَاdolayıكُنتُمۡolmanızdanتَكۡفُرُونَinkar ediyor(lar)
 
ANLAMI
İnkar edenler, ateşe sunuldukları gün onlara: "Bu, gerçek değil miydi?" denir, onlar: "Rabbimize and olsun ki evet gerçekti" derler. Allah: "İnkar etmenizden ötürü azabı tadın" der.
Ayet 35 Arapça Ayet
فَٱصۡبِرۡo halde sabretكَمَاgibiصَبَرَsabrettikleriأُوْلُواْsahibiٱلۡعَزۡمِazim (ve irade)مِنَelçilerinٱلرُّسُلِ*وَلَاve aslaتَسۡتَعۡجِلacele etmeلَّهُمۡۚonlar içinكَأَنَّهُمۡonlar gibi olurlarيَوۡمَgünيَرَوۡنَgördükleriمَاşeyi (azabı)يُوعَدُونَtehdit edildikleriلَمۡ(sanki) yaşamamışlarيَلۡبَثُوٓاْ*إِلَّاdışındaسَاعَةٗbir sa'atمِّنgündüzdenنَّهَارِۭۚ*بَلَٰغٞۚ(bu) bir duyurudurفَهَلۡhelak mı edilecektir?يُهۡلَكُ*إِلَّاbaşkasıٱلۡقَوۡمُtopluluktanٱلۡفَٰسِقُونَyoldan çıkmış
 
ANLAMI
Peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret; inkarcılar için acele etme; onlar, kendilerine söz verileni gördükleri gün dünyada sadece gündüzün bir müddeti eğlendiklerini sanırlar. Bu bir bildiridir; yoldan çıkmış olanlardan başkası mı yok edilir?