ZUHRUF SURESİ            ANASAYFAYA DÖN

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ


Ayet 1
 Arapça Ayet
حمٓHa mim
 
ANLAMI
Ha, Mim,
Ayet 2 Arapça Ayet
وَٱلۡكِتَٰبِKitaba andolsun kiٱلۡمُبِينِapaçık
 
ANLAMI
Apaçık Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır.
Ayet 3 Arapça Ayet
إِنَّاelbette bizجَعَلۡنَٰهُonu yaptıkقُرۡءَٰنًاbir Kur'anعَرَبِيّٗاArapçaلَّعَلَّكُمۡumulur kiتَعۡقِلُونَdüşünüp anlarsınız
 
ANLAMI
Apaçık Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır.
Ayet 4 Arapça Ayet
وَإِنَّهُۥgerçekten OفِيٓiçindedirأُمِّanaٱلۡكِتَٰبِKitapلَدَيۡنَاkatımızda bulunanلَعَلِيٌّelbette yücedirحَكِيمٌhikmetlidir
 
ANLAMI
Şüphesiz o, Bizim katımızda Ana Kitap'ta mevcut, yüce ve hikmet dolu bir Kitap'dır.
Ayet 5 Arapça Ayet
أَفَنَضۡرِبُbırakalım mı?عَنكُمُsiziٱلذِّكۡرَuyarmaktanصَفۡحًاvazgeçipأَنdiyeكُنتُمۡoldunuzقَوۡمٗاbir kavimمُّسۡرِفِينَaşırı giden
 
ANLAMI
Ey inkarcılar! Aşırı giden kimselersiniz diye sizi Kuran'la uyarmaktan vaz mı geçelim?
Ayet 6 Arapça Ayet
وَكَمۡve niceأَرۡسَلۡنَاbiz gönderdikمِنpeygamberنَّبِيّٖ*فِيiçindeٱلۡأَوَّلِينَönce gelenler
 
ANLAMI
Öncekilere nice peygamberler göndermişizdir.
Ayet 7 Arapça Ayet
وَمَاveيَأۡتِيهِمonlara gelmezdiمِّنhiçbirنَّبِيٍّpeygamberإِلَّاetmedikleriكَانُواْ*بِهِۦonunlaيَسۡتَهۡزِءُونَalay
 
ANLAMI
Kendilerine gelen her peygamberi onlar mutlaka alaya alırlardı.
Ayet 8 Arapça Ayet
فَأَهۡلَكۡنَآbiz de helak ettikأَشَدَّdaha güçlü olanıمِنۡهُمbunlardanبَطۡشٗاyakalayarakوَمَضَىٰve geçtiمَثَلُörneğiٱلۡأَوَّلِينَöncekilerin
 
ANLAMI
Bunun için Biz de, bunlardan daha kuvvetli olanları yok etmişizdir. Öncekilere dair nice misaller geçmiştir.
Ayet 9 Arapça Ayet
وَلَئِنandolsun eğerسَأَلۡتَهُمonlara sorsanمَّنۡkim?خَلَقَyarattıٱلسَّمَٰوَٰتِgökleriوَٱلۡأَرۡضَve yeriلَيَقُولُنَّelbette diyecekler kiخَلَقَهُنَّonları yarattıٱلۡعَزِيزُçok üstün olanٱلۡعَلِيمُçok bilen
 
ANLAMI
And olsun ki onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, "Onları güçlü olan, her şeyi bilen yaratmıştır" derler.
Ayet 10 Arapça Ayet
ٱلَّذِيO kiجَعَلَkılandırلَكُمُsizin içinٱلۡأَرۡضَyeriمَهۡدٗاbir beşikوَجَعَلَve yapandırلَكُمۡsizeفِيهَاoradaسُبُلٗاyollarلَّعَلَّكُمۡumulur kiتَهۡتَدُونَhidayete eresiniz
 
ANLAMI
O, size yeri beşik kılmış ve orada, doğru gidesiniz diye yollar var etmiştir.
SAYFA 490
Ayet 11 Arapça Ayet
وَٱلَّذِيve o kiنَزَّلَindirendirمِنَgöktenٱلسَّمَآءِ*مَآءَۢsuبِقَدَرٖbir ölçü ileفَأَنشَرۡنَاböylece canlandırdıkبِهِۦonunlaبَلۡدَةٗbir ülkeyiمَّيۡتٗاۚölüكَذَٰلِكَişte öyleتُخۡرَجُونَsiz de çıkarılacaksınız
 
ANLAMI
O, suyu gökten bir ölçüye göre indirir. Biz onunla ölü memleketi diriltiriz. İşte siz de böyle diriltileceksiniz.
Ayet 12 Arapça Ayet
وَٱلَّذِيve O kiخَلَقَyaratandırٱلۡأَزۡوَٰجَçiftleriكُلَّهَاbütünوَجَعَلَve var edendirلَكُمsizeمِّنَgemilerٱلۡفُلۡكِ*وَٱلۡأَنۡعَٰمِve hayvanlarمَاbineceğinizتَرۡكَبُونَ*
 
ANLAMI
Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.
Ayet 13 Arapça Ayet
لِتَسۡتَوُۥاْbinmeniz içinعَلَىٰüzerineظُهُورِهِۦonların sırtlarıثُمَّsonraتَذۡكُرُواْanmanız içinنِعۡمَةَni'metiniرَبِّكُمۡRabbinizinإِذَاzamanٱسۡتَوَيۡتُمۡbindiğinizعَلَيۡهِonlaraوَتَقُولُواْve (şöyle) demeniz içinسُبۡحَٰنَşanı yücedirٱلَّذِيhizmetimize vereninسَخَّرَ*لَنَاbizimهَٰذَاbunuوَمَاyoksaكُنَّاbiz değildikلَهُۥbunuمُقۡرِنِينَ(hizmetimize) yanaştıracak
 
ANLAMI
Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.
Ayet 14 Arapça Ayet
وَإِنَّآbiz elbetteإِلَىٰRabbimizeرَبِّنَا*لَمُنقَلِبُونَdöneceğiz
 
ANLAMI
Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.
Ayet 15 Arapça Ayet
وَجَعَلُواْve tasarladılarلَهُۥO'naمِنۡkullarındanعِبَادِهِۦ*جُزۡءًاۚbir parçaإِنَّgerçektenٱلۡإِنسَٰنَinsanلَكَفُورٞbir nankördürمُّبِينٌapaçık
 
ANLAMI
Ama inkarcılar O'na çocuk isnat ettiler. İnsan gerçekten apaçık nankördür.
Ayet 16 Arapça Ayet
أَمِyoksaٱتَّخَذَkendisine aldı (mı?)مِمَّاyarattıklarındanيَخۡلُقُ*بَنَاتٖkızlarıوَأَصۡفَىٰكُمve size seçtiبِٱلۡبَنِينَoğulları
 
ANLAMI
Demek O yarattıkları arasından kızları kendisine alıp da oğulları size verdi öyle mi?
Ayet 17 Arapça Ayet
وَإِذَاve ne zaman kiبُشِّرَmüjdelenseأَحَدُهُمonlardan birineبِمَاanlattığıضَرَبَ*لِلرَّحۡمَٰنِRahman'aمَثَلٗاbenzer olarakظَلَّkesilirوَجۡهُهُۥyüzüمُسۡوَدّٗاkapkaraوَهُوَve oكَظِيمٌöfkesinden yutkunup durur
 
ANLAMI
Ama Rahman olan Allah'a isnat ettiği kız evlat kendilerinden birine müjdelenince, o kimsenin içi gayzla dolarak yüzü simsiyah kesilir.
Ayet 18 Arapça Ayet
أَوَمَنkimseyi mi?يُنَشَّؤُاْyetiştirilenفِيiçindeٱلۡحِلۡيَةِsüsوَهُوَveفِيmücadeledeٱلۡخِصَامِ*غَيۡرُolmayanمُبِينٖaçık
 
ANLAMI
Demek, süs içinde yetiştirilecek de çekişmeyi beceremeyecek olanı Allah'a değil mi?
Ayet 19 Arapça Ayet
وَجَعَلُواْve saydılarٱلۡمَلَـٰٓئِكَةَmelekleriٱلَّذِينَolanهُمۡonlarعِبَٰدُkullarıٱلرَّحۡمَٰنِRahman'ınإِنَٰثًاۚdişiأَشَهِدُواْşahid mi oldular?خَلۡقَهُمۡۚonların yaratılışlarınaسَتُكۡتَبُyazılacaktırشَهَٰدَتُهُمۡşahidlikleriوَيُسۡـَٔلُونَve (bundan) sorulacaklardır
 
ANLAMI
Onlar, Rahman olan Allah'ın kulları melekleri de dişi saydılar. Yaratılışlarını mı görmüşler Onların bu şahidlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.
Ayet 20 Arapça Ayet
وَقَالُواْve dediler kiلَوۡeğerشَآءَdileseydiٱلرَّحۡمَٰنُRahmanمَاbiz onlara tapmazdıkعَبَدۡنَٰهُمۗ*مَّاyokturلَهُمonlarınبِذَٰلِكَbu husustaمِنۡhiçbirعِلۡمٍۖbilgileriإِنۡonlarهُمۡ*إِلَّاsadeceيَخۡرُصُونَsaçmalıyorlar
 
ANLAMI
"Eğer Rahman dilemiş olsaydı, biz bunlara kulluk etmezdik" derler. Buna dair bir bilgileri yoktur; onlar sadece vehimde bulunuyorlar.
Ayet 21 Arapça Ayet
أَمۡyoksa?ءَاتَيۡنَٰهُمۡonlara (mı) vermişiz?كِتَٰبٗاbir Kitapمِّنbundan önceقَبۡلِهِۦ*فَهُمonlarبِهِۦonaمُسۡتَمۡسِكُونَsarılıyorlar
 
ANLAMI
Yoksa onlara daha önce bir kitap verdik de ona mı bağlanıyorlar?
Ayet 22 Arapça Ayet
بَلۡhayırقَالُوٓاْdediler kiإِنَّاelbette bizوَجَدۡنَآbuldukءَابَآءَنَاbabalarımızıعَلَىٰٓüzerindeأُمَّةٖbir dinوَإِنَّاve elbette biz deعَلَىٰٓüzerindeءَاثَٰرِهِمonların izleriمُّهۡتَدُونَgidiyoruz
 
ANLAMI
Hayır; "Doğrusu Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerinden gitmekteyiz" derler.
SAYFA 491
Ayet 23 Arapça Ayet
وَكَذَٰلِكَve işte böyleمَآgöndermedikأَرۡسَلۡنَا*مِنsenden önceقَبۡلِكَ*فِيherhangiقَرۡيَةٖbir kenteمِّنhiçbirنَّذِيرٍuyarıcıإِلَّاdışındaقَالَdiyenlerdenمُتۡرَفُوهَآoranın zenginleriإِنَّاelbette bizوَجَدۡنَآbuldukءَابَآءَنَاbabalarımızıعَلَىٰٓüzerindeأُمَّةٖbir dinوَإِنَّاve biz deعَلَىٰٓonların izlerineءَاثَٰرِهِم*مُّقۡتَدُونَuyarız
 
ANLAMI
Senden önce, herhangi bir şehre gönderdiğimiz uyarıcıya, şımarık varlıklıları sadece: "Doğrusu babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerini izlemekteyiz" dediler.
Ayet 24 Arapça Ayet
۞قَٰلَdediأَوَلَوۡşayetجِئۡتُكُمben size getirsem de mi?بِأَهۡدَىٰdaha doğrusunuمِمَّاşeydenوَجَدتُّمۡbulduğunuzعَلَيۡهِüzerindeءَابَآءَكُمۡۖbabalarınızıقَالُوٓاْdedilerإِنَّاdoğrusu bizبِمَآşeyiأُرۡسِلۡتُمsizinle gönderilenبِهِۦonuكَٰفِرُونَinkar ediyoruz
 
ANLAMI
Gönderilen uyarıcı: "Eğer size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmiş isem de mi bana uymazsınız?" dedi. Onlar: "Doğrusu sizinle gönderilen şeyi inkar ediyoruz" dediler.
Ayet 25 Arapça Ayet
فَٱنتَقَمۡنَاbiz de öc aldıkمِنۡهُمۡۖonlardanفَٱنظُرۡbakكَيۡفَnasılكَانَolduعَٰقِبَةُsonuٱلۡمُكَذِّبِينَyalanlayanların
 
ANLAMI
Bunun üzerine Biz de onlardan öç aldık. Yalancıların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Ayet 26 Arapça Ayet
وَإِذۡbir zamanقَالَdemişti kiإِبۡرَٰهِيمُİbrahimلِأَبِيهِbabasınaوَقَوۡمِهِۦٓve kavmineإِنَّنِيşüphesiz benبَرَآءٞuzağımمِّمَّاşeylerdenتَعۡبُدُونَsizin taptığınız
 
ANLAMI
İbrahim, babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç, sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O'dur."
Ayet 27 Arapça Ayet
إِلَّاyalnızcaٱلَّذِيbeni yaratanaفَطَرَنِي*فَإِنَّهُۥçünkü Oسَيَهۡدِينِbana doğru yolu gösterecektir
 
ANLAMI
İbrahim, babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç, sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O'dur."
Ayet 28 Arapça Ayet
وَجَعَلَهَاve onu yaptıكَلِمَةَۢbir sözبَاقِيَةٗkalıcıفِيarasındaعَقِبِهِۦkendinden sonrakilerلَعَلَّهُمۡumulur kiيَرۡجِعُونَdönerler (diye)
 
ANLAMI
İbrahim ardından geleceklere bu sözü, devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı. Artık belki doğru yola dönerler.
Ayet 29 Arapça Ayet
بَلۡdoğrusuمَتَّعۡتُyaşattımهَـٰٓؤُلَآءِbunlarıوَءَابَآءَهُمۡve babalarınıحَتَّىٰdekجَآءَهُمُkendilerine gelinceyeٱلۡحَقُّgerçek sözوَرَسُولٞve elçiمُّبِينٞaçıklayan
 
ANLAMI
Hayır; Ben bunları ve babalarını gerçek ve onu açıklayan bir peygamber gelene kadar geçindirdim.
Ayet 30 Arapça Ayet
وَلَمَّاfakatجَآءَهُمُonlara gelinceٱلۡحَقُّgerçekقَالُواْdedilerهَٰذَاbuسِحۡرٞbüyüdürوَإِنَّاve elbette bizبِهِۦonuكَٰفِرُونَtanımayız
 
ANLAMI
Gerçek kendilerine geldiği zaman: "Bu bir büyüdür. Doğrusu biz onu inkar ediyoruz" dediler.
Ayet 31 Arapça Ayet
وَقَالُواْve dediler kiلَوۡلَاdeğil miydi?نُزِّلَindirilmeliهَٰذَاbuٱلۡقُرۡءَانُKur'anعَلَىٰbir adamaرَجُلٖ*مِّنَiki kenttenٱلۡقَرۡيَتَيۡنِ*عَظِيمٍbüyük
 
ANLAMI
"Bu Kuran, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?" dediler.
Ayet 32 Arapça Ayet
أَهُمۡonlar mı?يَقۡسِمُونَbölüştürüyorlarرَحۡمَتَrahmetiniرَبِّكَۚRabbininنَحۡنُbizقَسَمۡنَاtaksim ettikبَيۡنَهُمaralarındaمَّعِيشَتَهُمۡonların geçimlikleriniفِيhayatındaٱلۡحَيَوٰةِ*ٱلدُّنۡيَاۚdünyaوَرَفَعۡنَاve üstün kıldıkبَعۡضَهُمۡonlardan kiminiفَوۡقَüzerineبَعۡضٖötekilerدَرَجَٰتٖderecelerleلِّيَتَّخِذَedinmeleri içinبَعۡضُهُمbiriبَعۡضٗاdiğerineسُخۡرِيّٗاۗhizmetçi çalışan'وَرَحۡمَتُve rahmetiرَبِّكَRabbininخَيۡرٞdaha hayırlıdırمِّمَّاşeylerdenيَجۡمَعُونَonların toplayıp yığdıkları
 
ANLAMI
Rabbinin rahmetini onlar mı taksim edip paylaştırıyorlar Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında Biz taksim ettik; birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık; Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha iyidir.
Ayet 33 Arapça Ayet
وَلَوۡلَآ(sözkonusu) olmasaydıأَنolmasıيَكُونَ*ٱلنَّاسُinsanlarınأُمَّةٗümmetوَٰحِدَةٗbir tekلَّجَعَلۡنَاyapardıkلِمَنkimseler içinيَكۡفُرُinkar edenبِٱلرَّحۡمَٰنِRahman'ıلِبُيُوتِهِمۡevlerineسُقُفٗاtavanlarمِّنgümüştenفِضَّةٖ*وَمَعَارِجَve merdivenlerعَلَيۡهَاüzerineيَظۡهَرُونَbinip çıkacakları
 
ANLAMI
Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.
SAYFA 492
Ayet 34 Arapça Ayet
وَلِبُيُوتِهِمۡve evlerineأَبۡوَٰبٗاkapılarوَسُرُرًاve koltuklarعَلَيۡهَاüzerineيَتَّكِـُٔونَyaslanacakları
 
ANLAMI
Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.
Ayet 35 Arapça Ayet
وَزُخۡرُفٗاۚve (nice) süslerوَإِن(başka) değilكُلُّbütünذَٰلِكَbunlarلَمَّاsadeceمَتَٰعُgeçici menfaatleridirٱلۡحَيَوٰةِhayatınınٱلدُّنۡيَاۚdünyaوَٱلۡأٓخِرَةُahiret iseعِندَkatındaرَبِّكَRabbininلِلۡمُتَّقِينَmuttakiler içindir
 
ANLAMI
Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.
Ayet 36 Arapça Ayet
وَمَنve kimيَعۡشُyüz çevirirseعَنzikrindenذِكۡرِ*ٱلرَّحۡمَٰنِRahman'ınنُقَيِّضۡsardırırızلَهُۥonaشَيۡطَٰنٗاbir şeytanıفَهُوَartık oلَهُۥonunقَرِينٞarkadaşı olur
 
ANLAMI
Rahman olan Allah'ı anmayı görmezlikten gelene, yanından ayrılmayacak bir şeytanı arkadaş veririz.
Ayet 37 Arapça Ayet
وَإِنَّهُمۡelbette onlarلَيَصُدُّونَهُمۡonları engellerlerعَنِyoldanٱلسَّبِيلِ*وَيَحۡسَبُونَfakat sanırlarأَنَّهُمbunlarمُّهۡتَدُونَdoğru yolda olduklarını
 
ANLAMI
Şüphesiz onlar bunları yoldan alıkorlar, bunlar da doğru yola eriştiklerini sanırlar.
Ayet 38 Arapça Ayet
حَتَّىٰٓnihayetإِذَاzamanجَآءَنَاbize geldiğiقَالَder kiيَٰلَيۡتَey keşke olsaydıبَيۡنِيbenimleوَبَيۡنَكَsenin arandaبُعۡدَkadar uzaklıkٱلۡمَشۡرِقَيۡنِiki doğuفَبِئۡسَmeğer ne kötüٱلۡقَرِينُarkadaş(mışsın)
 
ANLAMI
Sonunda Bize gelince arkadaşına: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!" der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız.
Ayet 39 Arapça Ayet
وَلَنve aslaيَنفَعَكُمُsize bir yarar sağlamazٱلۡيَوۡمَbugünإِذçünküظَّلَمۡتُمۡzulmettinizأَنَّكُمۡsizفِيazabdaٱلۡعَذَابِ*مُشۡتَرِكُونَortaksınız
 
ANLAMI
Sonunda Bize gelince arkadaşına: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!" der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız.
Ayet 40 Arapça Ayet
أَفَأَنتَsen mi?تُسۡمِعُişittireceksinٱلصُّمَّsağıraأَوۡyahut;تَهۡدِيyola ileteceksinٱلۡعُمۡيَkörüوَمَنve kimseyiكَانَolanفِيsapıklıktaضَلَٰلٖ*مُّبِينٖapaçık
 
ANLAMI
Sağırlara sen mi duyuracaksın Yoksa körleri ve apaçık sapıklıkta olanları doğru yola sen mi eriştireceksin?
Ayet 41 Arapça Ayet
فَإِمَّاbileنَذۡهَبَنَّbiz alıp götürsekبِكَseniفَإِنَّاmuhakkak bizمِنۡهُمonlardanمُّنتَقِمُونَöc alırız
 
ANLAMI
Seni onlardan uzaklaştırsak bile doğrusu Biz kendilerinden öç alırız; yahut onlara vadettiğimizi sana gösteririz. Çünkü onlara karşı gücü yetenleriz.
Ayet 42 Arapça Ayet
أَوۡyahutنُرِيَنَّكَsana gösteririzٱلَّذِيşeyiوَعَدۡنَٰهُمۡonları uyardığımızفَإِنَّاşüphesiz bizimعَلَيۡهِمonlaraمُّقۡتَدِرُونَgücümüz yeter
 
ANLAMI
Seni onlardan uzaklaştırsak bile doğrusu Biz kendilerinden öç alırız; yahut onlara vadettiğimizi sana gösteririz. Çünkü onlara karşı gücü yetenleriz.
Ayet 43 Arapça Ayet
فَٱسۡتَمۡسِكۡsen sımsıkı sarılبِٱلَّذِيٓvahyedileneأُوحِيَ*إِلَيۡكَۖsanaإِنَّكَçünkü senعَلَىٰüzerindesinصِرَٰطٖyolمُّسۡتَقِيمٖdoğru
 
ANLAMI
Sana vahyolunana sarıl, sen, şüphesiz doğru yol üzerindesin.
Ayet 44 Arapça Ayet
وَإِنَّهُۥşüphesiz O (Kur'an)لَذِكۡرٞbir Zikir'dirلَّكَsanaوَلِقَوۡمِكَۖve kavmineوَسَوۡفَve yakındaتُسۡـَٔلُونَsorulacaksınız
 
ANLAMI
Doğrusu bu Kuran sana ve ümmetine bir öğüttür, ondan sorumlu tutulacaksınız.
Ayet 45 Arapça Ayet
وَسۡـَٔلۡve sorمَنۡkimseyeأَرۡسَلۡنَاgönderdiğimizمِنsenden önceقَبۡلِكَ*مِنelçilerimizdenرُّسُلِنَآ*أَجَعَلۡنَاyapmış mıyız?مِنbaşkaدُونِ*ٱلرَّحۡمَٰنِRahman'danءَالِهَةٗtanrılarيُعۡبَدُونَtapılacak
 
ANLAMI
Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor; Biz, Rahman olan Allah'tan başka, kulluk edilecek tanrılar meşru kılmış mıyız?
Ayet 46 Arapça Ayet
وَلَقَدۡve andolsunأَرۡسَلۡنَاbiz gönderdikمُوسَىٰMusa'yıبِـَٔايَٰتِنَآayetlerimizleإِلَىٰFir'avn'aفِرۡعَوۡنَ*وَمَلَإِيْهِۦve ileri gelen adamlarınaفَقَالَdediإِنِّيelbette benرَسُولُelçisiyimرَبِّRabbininٱلۡعَٰلَمِينَalemlerin
 
ANLAMI
And olsun ki Biz Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve erkanına göndermiştik, "Şüphesiz ben, Alemlerin Rabbinin elçisiyim" demişti.
Ayet 47 Arapça Ayet
فَلَمَّاne zaman kiجَآءَهُمonlara gelinceبِـَٔايَٰتِنَآayetlerimizleإِذَاhemenهُمonlarمِّنۡهَاonlarlaيَضۡحَكُونَ(alay edip) gülmeğe başladılar
 
ANLAMI
Onlara mucizelerimizi getirdiği zaman, bunlara gülüvermişlerdi.
SAYFA 493
Ayet 48 Arapça Ayet
وَمَاveنُرِيهِمonlara göstermeyizمِّنۡhiçbirءَايَةٍmu'cizeإِلَّاbaşkasınıهِيَoأَكۡبَرُdaha büyük (olandan)مِنۡötekindenأُخۡتِهَاۖ*وَأَخَذۡنَٰهُمve onları yakaladıkبِٱلۡعَذَابِazab(lar) ileلَعَلَّهُمۡumulur kiيَرۡجِعُونَdönerler
 
ANLAMI
Onlara gösterdiğimiz her mucize diğerinden daha büyüktü; doğru yola dönmeleri için onları azaba uğrattık.
Ayet 49 Arapça Ayet
وَقَالُواْve dediler kiيَـٰٓأَيُّهَeyٱلسَّاحِرُbüyücüٱدۡعُdu'a etلَنَاbizim içinرَبَّكَRabbineبِمَاhürmetineعَهِدَsözعِندَكَsana verdiğiإِنَّنَاartık bizلَمُهۡتَدُونَyola geleceğiz
 
ANLAMI
"Ey Sihirbaz! Sana verdiği ahde göre Rabbine bizim için yalvar da doğru yola erişelim" dediler.
Ayet 50 Arapça Ayet
فَلَمَّاfakatكَشَفۡنَاbiz kaldırıncaعَنۡهُمُonlardanٱلۡعَذَابَazabıإِذَاhemenهُمۡonlarيَنكُثُونَsözlerinden dönüyorlar
 
ANLAMI
Ama, azabı üzerlerinden kaldırdığımızda hemen sözlerinden döndüler.
Ayet 51 Arapça Ayet
وَنَادَىٰve seslendiفِرۡعَوۡنُFir'avnفِيiçindeقَوۡمِهِۦkavmininقَالَdedi kiيَٰقَوۡمِey kavmimأَلَيۡسَdeğil mi?لِيbenimمُلۡكُmülküمِصۡرَMısırوَهَٰذِهِve şuٱلۡأَنۡهَٰرُırmaklarتَجۡرِيakıp gidenمِنaltımdanتَحۡتِيٓۚ*أَفَلَاgörmüyor musunuz?تُبۡصِرُونَ*
 
ANLAMI
Firavun, milletine şöyle seslendi: "Ey milletim! Mısır hükümdarlığı ve memleketimde akan bu ırmaklar benim değil mi Görmüyor musunuz?"
Ayet 52 Arapça Ayet
أَمۡyahut (değil miyim?)أَنَا۠benخَيۡرٞdaha iyiمِّنۡşundanهَٰذَا*ٱلَّذِيkiهُوَoمَهِينٞaşağılıktırوَلَاve olmayandırيَكَادُnerdeyseيُبِينُsöz anlatacak durumda
 
ANLAMI
"Yahut, ben zavallı ve nerdeyse konuşamayan bu kimseden daha üstün değil miyim?"
Ayet 53 Arapça Ayet
فَلَوۡلَآdeğil miydi?أُلۡقِيَatılmalıعَلَيۡهِüzerineأَسۡوِرَةٞbileziklerمِّنaltındanذَهَبٍ*أَوۡyahutجَآءَgelmeli (değil miydi?)مَعَهُyanındaٱلۡمَلَـٰٓئِكَةُmeleklerمُقۡتَرِنِينَyakın
 
ANLAMI
"Ona altın bilezikler verilmeli veya yanında ona yardım edecek melekler gelmeli değil mi?"
Ayet 54 Arapça Ayet
فَٱسۡتَخَفَّküçümsediقَوۡمَهُۥkavminiفَأَطَاعُوهُۚonlar da ona boyun eğdilerإِنَّهُمۡçünkü onlarكَانُواْidilerقَوۡمٗاbir kavimفَٰسِقِينَyoldan çıkmış
 
ANLAMI
Firavun, milletini küçümsedi ama, onlar kendisine yine de itaat ettiler. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir milletti.
Ayet 55 Arapça Ayet
فَلَمَّآonlar bizi kızdırıncaءَاسَفُونَا*ٱنتَقَمۡنَاbiz de öc aldıkمِنۡهُمۡonlardanفَأَغۡرَقۡنَٰهُمۡve onları boğdukأَجۡمَعِينَhepsini
 
ANLAMI
Böylece Bizi öfkelendirince onlardan öç aldık, hepsini suda boğduk.
Ayet 56 Arapça Ayet
فَجَعَلۡنَٰهُمۡonları yaptıkسَلَفٗاgeçmiş atalarıوَمَثَلٗاve örneğiلِّلۡأٓخِرِينَsonradan gelenlerin
 
ANLAMI
Onları, sonradan gelecek inkarcılara ibret alınacak bir geçmiş kıldık.
Ayet 57 Arapça Ayet
۞وَلَمَّاve ne zaman kiضُرِبَanlatılıncaٱبۡنُoğluمَرۡيَمَMeryemمَثَلًاbir misal olarakإِذَاhemenقَوۡمُكَkavminمِنۡهُondan ötürüيَصِدُّونَyaygarayı bastılar
 
ANLAMI
Meryem oğlu misal verilince, senin milletin buna gülüp geçiverdi.
Ayet 58 Arapça Ayet
وَقَالُوٓاْve dedilerءَأَٰلِهَتُنَاbizim tanrılarımız mı?خَيۡرٌhayırlıdırأَمۡyoksaهُوَۚo mu?مَاbunu misal vermedilerضَرَبُوهُ*لَكَsanaإِلَّاdışında bir sebepleجَدَلَۢاۚtartışmakبَلۡdoğrusuهُمۡonlarقَوۡمٌbir toplumdurخَصِمُونَkavgacı
 
ANLAMI
"Bizim tanrımız mı yoksa o mu daha iyidir?" dediler. Sana böyle söylemeleri, sadece, tartışmaya girişmek içindir. Onlar şüphesiz kavgacı bir millettir.
Ayet 59 Arapça Ayet
إِنۡdeğildirهُوَOإِلَّاbaşkasıعَبۡدٌbir kul(dan)أَنۡعَمۡنَاni'met verdiğimizعَلَيۡهِkendisineوَجَعَلۡنَٰهُve kıldığımızمَثَلٗاörnekلِّبَنِيٓoğullarınaإِسۡرَـٰٓءِيلَİsrail
 
ANLAMI
Meryemoğlu, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
Ayet 60 Arapça Ayet
وَلَوۡve eğerنَشَآءُdileseydikلَجَعَلۡنَاelbette yapardıkمِنكُمsizdenمَّلَـٰٓئِكَةٗmeleklerفِي(şu) dünyadaٱلۡأَرۡضِ*يَخۡلُفُونَyerinize geçen
 
ANLAMI
Eğer dileseydik, size bedel yeryüzünde sizin yerinizi tutacak melekler var ederdik.
SAYFA 494
Ayet 61 Arapça Ayet
وَإِنَّهُۥve şüphesiz Oلَعِلۡمٞilmidirلِّلسَّاعَةِkıyametinفَلَاhiçتَمۡتَرُنَّşüphe etmeyinبِهَاondanوَٱتَّبِعُونِۚve bana uyunهَٰذَاbudurصِرَٰطٞyolمُّسۡتَقِيمٞdoğru
 
ANLAMI
O kıyametin kopacağını bildirir; o saatin geleceğinden şüphe etmeyin, Bana uyun, bu doğru yoldur.
Ayet 62 Arapça Ayet
وَلَاsizi (bundan) alıkoymasınيَصُدَّنَّكُمُ*ٱلشَّيۡطَٰنُۖşeytanإِنَّهُۥçünkü oلَكُمۡsizin içinعَدُوّٞbir düşmandırمُّبِينٞaçık
 
ANLAMI
Sakın şeytan sizi bu yoldan alıkoymasın; şüphesiz o size apaçık bir düşmandır.
Ayet 63 Arapça Ayet
وَلَمَّاne zaman kiجَآءَgelinceعِيسَىٰÎsaبِٱلۡبَيِّنَٰتِaçık kanıtlarlaقَالَdedi kiقَدۡelbetteجِئۡتُكُمben size geldimبِٱلۡحِكۡمَةِhikmet ileوَلِأُبَيِّنَve açıklamak için (geldim)لَكُمsizeبَعۡضَbir kısmınıٱلَّذِيşeylerdenتَخۡتَلِفُونَayrılığa düştünüğünüzفِيهِۖondaفَٱتَّقُواْo halde korkunٱللَّهَAllah'tanوَأَطِيعُونِve bana ita'at edin
 
ANLAMI
İsa, belgeleri getirdiği zaman demişti ki: "Size hikmetle ve ayrılığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıklamak üzere geldim. Allah'a karşı gelmekten sakının, bana itaat edin."
Ayet 64 Arapça Ayet
إِنَّşüphesizٱللَّهَAllahهُوَO'durرَبِّيbenim Rabbimوَرَبُّكُمۡve sizin RabbinizفَٱعۡبُدُوهُۚO'na tapınهَٰذَاbudurصِرَٰطٞyolمُّسۡتَقِيمٞdoğru
 
ANLAMI
"Doğrusu Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir, artık O'na kulluk edin, bu, doğru yoldur."
Ayet 65 Arapça Ayet
فَٱخۡتَلَفَbirbirleriyle ihtilafa düştülerٱلۡأَحۡزَابُguruplarمِنۢaralarından çıkanبَيۡنِهِمۡۖ*فَوَيۡلٞvay halineلِّلَّذِينَzulmedenlerinظَلَمُواْ*مِنۡazabındanعَذَابِ*يَوۡمٍbir gününأَلِيمٍacıklı
 
ANLAMI
Ama, aralarında guruplaştılar, ayrılığa düştüler. Kıyamet gününün can yakıcı azabına uğrayacak zalimlerin vay haline!
Ayet 66 Arapça Ayet
هَلۡbekliyorlar-mı?يَنظُرُونَbekliyorlarإِلَّا*ٱلسَّاعَةَsa'atinأَنbaşlarına gelmesindenتَأۡتِيَهُم*بَغۡتَةٗansızınوَهُمۡve onlarلَاhiçيَشۡعُرُونَfarkında değillerken
 
ANLAMI
Onlar farkında değillerken kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar?
Ayet 67 Arapça Ayet
ٱلۡأَخِلَّآءُdostlarيَوۡمَئِذِۭo günبَعۡضُهُمۡbir kısmıلِبَعۡضٍdiğerineعَدُوٌّdüşmandırإِلَّاdışındaٱلۡمُتَّقِينَmuttakiler
 
ANLAMI
O gün Allah'a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dost olanlar birbirine düşman olurlar.
Ayet 68 Arapça Ayet
يَٰعِبَادِey kullarımلَاyokturخَوۡفٌkorkuعَلَيۡكُمُsizeٱلۡيَوۡمَbugünوَلَآve ne deأَنتُمۡsizتَحۡزَنُونَüzülmeyeceksiniz
 
ANLAMI
Allah: "Ey kullarım! Bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz" der.
Ayet 69 Arapça Ayet
ٱلَّذِينَkimselerءَامَنُواْiman eden(ler)بِـَٔايَٰتِنَاayetlerimizeوَكَانُواْve olanlarمُسۡلِمِينَmüslüman
 
ANLAMI
Bunlar, ayetlerimize inanmış ve kendilerini Bize vermişlerdir.
Ayet 70 Arapça Ayet
ٱدۡخُلُواْhaydi girinٱلۡجَنَّةَcenneteأَنتُمۡsizوَأَزۡوَٰجُكُمۡve eşlerinizتُحۡبَرُونَağırlanıp sevindirileceksiniz
 
ANLAMI
Şöyle denir: "Siz ve eşleriniz, ağırlanmış olarak cennete giriniz."
Ayet 71 Arapça Ayet
يُطَافُdolaştırılırعَلَيۡهِمonların önündeبِصِحَافٖtepsilerمِّنaltındanذَهَبٖ*وَأَكۡوَابٖۖve kadehlerوَفِيهَاorada vardırمَاher şeyتَشۡتَهِيهِcanların çektiğiٱلۡأَنفُسُnefislerininوَتَلَذُّve hoşlandığıٱلۡأَعۡيُنُۖgözlerinوَأَنتُمۡve sizفِيهَاoradaخَٰلِدُونَebedi kalacaksınız
 
ANLAMI
Onlar için altın kadeh ve tepsiler dolaştırılır, canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedi kalacaksınız.
Ayet 72 Arapça Ayet
وَتِلۡكَişteٱلۡجَنَّةُcennetٱلَّتِيٓsize miras verilenأُورِثۡتُمُوهَا*بِمَاkarşılıkكُنتُمۡolduklarınızaتَعۡمَلُونَyapıyor(lar)
 
ANLAMI
İşlediklerinize karşılık, size miras verilen işte bu cennettir.
Ayet 73 Arapça Ayet
لَكُمۡsizin için vardırفِيهَاoradaفَٰكِهَةٞmeyvaكَثِيرَةٞçokمِّنۡهَاonlardanتَأۡكُلُونَyersiniz
 
ANLAMI
Orada sizin için bol yemiş vardır, onlardan yersiniz.
SAYFA 495
Ayet 74 Arapça Ayet
إِنَّşüphesizٱلۡمُجۡرِمِينَsuçlularفِيazabındaعَذَابِ*جَهَنَّمَcehennemخَٰلِدُونَsürekli kalacaklardır
 
ANLAMI
Doğrusu suçlular, temelli kalacakları cehennemin azabı içindedirler.
Ayet 75 Arapça Ayet
لَاhiçيُفَتَّرُhafifletilmeyecektirعَنۡهُمۡkendilerindenوَهُمۡve onlarفِيهِonun içindeمُبۡلِسُونَumutsuzdurlar
 
ANLAMI
Azaba hiç ara verilmez, onlar orada tamamen umutsuzdurlar.
Ayet 76 Arapça Ayet
وَمَاbiz onlara zulmetmedikظَلَمۡنَٰهُمۡ*وَلَٰكِنfakatكَانُواْidilerهُمُonlarٱلظَّـٰلِمِينَzalimler
 
ANLAMI
Biz onlara zulmetmedik, ama onlar zalim kimselerdi.
Ayet 77 Arapça Ayet
وَنَادَوۡاْve seslendilerيَٰمَٰلِكُey Malikلِيَقۡضِhüküm versinعَلَيۡنَاbizim hakkımızdaرَبُّكَۖRabbinقَالَdediإِنَّكُمsizمَّـٰكِثُونَkalacaksınız
 
ANLAMI
Cehennemde şöyle seslenilir: "Ey Nöbetçi! Rabbin hiç değilse canımızı alsın." Nöbetçi: "Siz böyle kalacaksınız" der.
Ayet 78 Arapça Ayet
لَقَدۡandolsunجِئۡنَٰكُمbiz size getirdikبِٱلۡحَقِّhakkıوَلَٰكِنَّfakatأَكۡثَرَكُمۡsizin çoğunuzلِلۡحَقِّhaktanكَٰرِهُونَhoşlanmıyorsunuz
 
ANLAMI
And olsun ki, size gerçeği getirdik; fakat çoğunuz gerçeği sevmiyorsunuz.
Ayet 79 Arapça Ayet
أَمۡyoksaأَبۡرَمُوٓاْkararlaştırdılar (mı?)أَمۡرٗاbir işفَإِنَّاelbette biz deمُبۡرِمُونَkararlıyız
 
ANLAMI
Yoksa bir işe mi karar verdiler Doğrusu Biz de kararlıyız.
Ayet 80 Arapça Ayet
أَمۡyoksaيَحۡسَبُونَsanıyorlar (mı?)أَنَّاbizلَاişitmiyoruzنَسۡمَعُ*سِرَّهُمۡonların sırlarınıوَنَجۡوَىٰهُمۚve gizli konuşmalarınıبَلَىٰhayır (işitiriz)وَرُسُلُنَاve elçilerimizلَدَيۡهِمۡyanlarında bulunanيَكۡتُبُونَyazarlar
 
ANLAMI
Yoksa, kendilerinin gizli veya açık konuşmalarını duymayız mı sanırlar Hayır; öyle değil; yanlarındaki elçilerimiz yazmaktadır.
Ayet 81 Arapça Ayet
قُلۡde kiإِنeğerكَانَolsaydıلِلرَّحۡمَٰنِRahman'ınوَلَدٞçocuğuفَأَنَا۠ben olurdumأَوَّلُilkiٱلۡعَٰبِدِينَtapanların
 
ANLAMI
De ki: "Eğer Rahman olan Allah'ın çocuğu olsa, kulluk edenlerin ilki ben olurdum."
Ayet 82 Arapça Ayet
سُبۡحَٰنَmünezzehtirرَبِّRabbiٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerinوَٱلۡأَرۡضِve yerinرَبِّRabbiٱلۡعَرۡشِArş'ınعَمَّاonların nitelendirmelerindenيَصِفُونَ*
 
ANLAMI
Göklerin ve yerin Rabbi, Arşın Rabbi onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
Ayet 83 Arapça Ayet
فَذَرۡهُمۡbırak onlarıيَخُوضُواْdalsınlarوَيَلۡعَبُواْve oynasınlarحَتَّىٰkadarيُلَٰقُواْkavuşuncayaيَوۡمَهُمُgünlerineٱلَّذِيkendilerine vadedilenيُوعَدُونَ*
 
ANLAMI
Bırak onları, kendilerine söz verilen güne kavuşana kadar, dalsınlar, oynasınlar.
Ayet 84 Arapça Ayet
وَهُوَve O'durٱلَّذِيkiفِيgökteٱلسَّمَآءِ*إِلَٰهٞTanrı'dırوَفِيveٱلۡأَرۡضِyerdeإِلَٰهٞۚTanrı'dırوَهُوَve Oٱلۡحَكِيمُhakimdirٱلۡعَلِيمُbilendir
 
ANLAMI
Gökte de Tanrı, yerde de Tanrı O'dur. Hakim olan, her şeyi bilen O'dur.
Ayet 85 Arapça Ayet
وَتَبَارَكَve ne yücedirٱلَّذِيkendisine ait olanلَهُۥ*مُلۡكُmülküٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerinوَٱلۡأَرۡضِve yerinوَمَاve bulunan her şeyinبَيۡنَهُمَاikisi arasındaوَعِندَهُۥO'nun yanındadırعِلۡمُbilgisiٱلسَّاعَةِsa'atinوَإِلَيۡهِve O'naتُرۡجَعُونَdöndürüleceksiniz
 
ANLAMI
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı kendisinin olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek O'na aittir. O'na döneceksiniz.
Ayet 86 Arapça Ayet
وَلَاve değillerdirيَمۡلِكُsahipٱلَّذِينَşeylerيَدۡعُونَyalvardıklarıمِنO'ndan başkaدُونِهِ*ٱلشَّفَٰعَةَşefa'at (yetkisin)eإِلَّاancak bunun dışındadırمَنkimselerشَهِدَşahidlik edenبِٱلۡحَقِّhakkaوَهُمۡve onlarيَعۡلَمُونَbilerek
 
ANLAMI
Allah'ı bırakıp yalvardıkları şeyler, şefaat edemezler. Ancak hakkı bilip ona şahidlik edenler bunun dışındadır.
Ayet 87 Arapça Ayet
وَلَئِنve andolsunسَأَلۡتَهُمonlara sorsanمَّنۡkim?خَلَقَهُمۡonları yarattıلَيَقُولُنَّelbette derlerٱللَّهُۖAllahفَأَنَّىٰo halde nasıl?يُؤۡفَكُونَçevriliyorlar
 
ANLAMI
And olsun ki, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan: "Allah" derler. Öyleyken nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar?
Ayet 88 Arapça Ayet
وَقِيلِهِۦve onun demesi(ne andolsun)يَٰرَبِّya Rabإِنَّşüphesizهَـٰٓؤُلَآءِbunlarقَوۡمٞbir kavimdirلَّاinanmayanيُؤۡمِنُونَ*
 
ANLAMI
Onlar hakkında: "Ey Rabbim! Bunlar inanmayan bir millettir" demesi üzerine Allah: "Onlardan geç, esenlik dile; yakında bileceklerdir" buyurdu.
Ayet 89 Arapça Ayet
فَٱصۡفَحۡşimdi sen geçعَنۡهُمۡonlardanوَقُلۡve de kiسَلَٰمٞۚselam olsunفَسَوۡفَyakındaيَعۡلَمُونَbileceklerdir
 
ANLAMI
Onlar hakkında: "Ey Rabbim! Bunlar inanmayan bir millettir" demesi üzerine Allah: "Onlardan geç, esenlik dile; yakında bileceklerdir" buyurdu.