ŞURA SURESİ            ANASAYFAYA DÖN

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ


SAYFA 483
Ayet 1 Arapça Ayet
حمٓHâ Mîm
 
ANLAMI
Ha, Mim.
Ayet 2 Arapça Ayet
عٓسٓقٓAyn Sîn Kâf
 
ANLAMI
Ayn, Sin, Kaf,
Ayet 3 Arapça Ayet
كَذَٰلِكَböyleيُوحِيٓvahyederإِلَيۡكَsanaوَإِلَىveٱلَّذِينَsenden öncekilereمِن*قَبۡلِكَ*ٱللَّهُAllahٱلۡعَزِيزُazizٱلۡحَكِيمُhakim
 
ANLAMI
Güçlü olan, Hakim olan Allah, sana da, senden öncekilere de böyle vahyeder.
Ayet 4 Arapça Ayet
لَهُۥO'nundurمَاbulunan herşeyفِيgöklerdeٱلسَّمَٰوَٰتِ*وَمَاve bulunan herşeyفِيyerdeٱلۡأَرۡضِۖ*وَهُوَve Oٱلۡعَلِيُّyücedirٱلۡعَظِيمُuludur
 
ANLAMI
Göklerde olanlar da, yerde olanlar da O'nundur. O, çok yücedir ve büyüktür.
Ayet 5 Arapça Ayet
تَكَادُneredeyseٱلسَّمَٰوَٰتُgöklerيَتَفَطَّرۡنَçatlayacaklarمِنüstlerindenفَوۡقِهِنَّۚ*وَٱلۡمَلَـٰٓئِكَةُve meleklerيُسَبِّحُونَtesbih ederlerبِحَمۡدِhamd ileرَبِّهِمۡRableriniوَيَسۡتَغۡفِرُونَve mağfiret dilerlerلِمَنkimseler içinفِيyerdekiٱلۡأَرۡضِۗ*أَلَآiyi bil kiإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahهُوَO'durٱلۡغَفُورُçok bağışlayanٱلرَّحِيمُçok esirgeyen
 
ANLAMI
Gökler neredeyse üstlerinden çatlayacak. Melekler Rablerini överek tesbih eder ve yeryüzünde bulunanlar için O'ndan bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah Şüphesiz bağışlayandır, merhametli olandır.
Ayet 6 Arapça Ayet
وَٱلَّذِينَve kimseleriٱتَّخَذُواْedinen(leri)مِنO'ndan başkaدُونِهِۦٓ*أَوۡلِيَآءَdostlarٱللَّهُAllahحَفِيظٌkollamaktadırعَلَيۡهِمۡonlarıوَمَآve değilsinأَنتَsenعَلَيۡهِمonların üzerindeبِوَكِيلٖbir vekil
 
ANLAMI
Allah'ı bırakıp da dostlar edinenlerin işlediklerini Allah gözetlemektedir. Sen, onlara vekil olmağa memur değilsin.
Ayet 7 Arapça Ayet
وَكَذَٰلِكَve böyleأَوۡحَيۡنَآbiz vahyettik kiإِلَيۡكَsanaقُرۡءَانًاbir Kur'anعَرَبِيّٗاarapçaلِّتُنذِرَuyarman içinأُمَّanasınıٱلۡقُرَىٰkentlerin (Mekke'yi)وَمَنۡveحَوۡلَهَاçevresindekileriوَتُنذِرَve uyarman içinيَوۡمَgününe karşıٱلۡجَمۡعِtoplanmaلَاasla bulunmayanرَيۡبَkuşkuفِيهِۚondaفَرِيقٞbir bölükفِيcennetteٱلۡجَنَّةِ*وَفَرِيقٞve bir bölükفِيateştedirٱلسَّعِيرِ*
 
ANLAMI
Böylece şehirlerin anası olan Mekke'de ve çevresinde bulunanları uyarman, şüphe götürmeyen toplanma günü ile uyarman için sana Arapça okunan bir Kitap vahyettik. İnsanların bir takımı cennete, bir takımı da çılgın alevli cehenneme girer.
Ayet 8 Arapça Ayet
وَلَوۡve şayetشَآءَdileseydiٱللَّهُAllahلَجَعَلَهُمۡonları yapardıأُمَّةٗmilletوَٰحِدَةٗbir tekوَلَٰكِنfakatيُدۡخِلُsokarمَنkimseyiيَشَآءُdilediğiفِيrahmetineرَحۡمَتِهِۦۚ*وَٱلظَّـٰلِمُونَzalimlere gelinceمَاyokturلَهُمonlarınمِّنhiçbirوَلِيّٖvelisiوَلَاve yokturنَصِيرٍyardımcısı
 
ANLAMI
Eğer dilemiş olsaydı hepsini bir tek ümmet yapardı. Ama, O, rahmetine dilediğini kavuşturur. Zalimlerin ise bir dost ve yardımcısı olmaz.
Ayet 9 Arapça Ayet
أَمِyoksaٱتَّخَذُواْedindiler (mi?)مِنO'ndan başkaدُونِهِۦٓ*أَوۡلِيَآءَۖdostlarفَٱللَّهُhalbuki Allah'tırهُوَOٱلۡوَلِيُّdost olanوَهُوَve Oيُحۡيِdiriltirٱلۡمَوۡتَىٰölüleriوَهُوَve Oعَلَىٰüzerineكُلِّherشَيۡءٖşeyقَدِيرٞkadirdir
 
ANLAMI
Demek onlar Allah'tan başka dostlar edindiler Oysa dost, ancak Allah'tır. O, ölüleri diriltir. Her şeye Kadir'dir.
Ayet 10 Arapça Ayet
وَمَاve ne varsaٱخۡتَلَفۡتُمۡayrılığa düştüğünüzفِيهِhakkındaمِنherhangi birشَيۡءٖ*فَحُكۡمُهُۥٓhüküm vermekإِلَىaittirٱللَّهِۚAllah'aذَٰلِكُمُişte budurٱللَّهُAllahرَبِّيRabbimعَلَيۡهِO'naتَوَكَّلۡتُdayandımوَإِلَيۡهِve O'naأُنِيبُyöneldim
 
ANLAMI
Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah'a aittir; "İşte bu Allah, benim Rabbimdir. O'na güvenirim ve O'na yönelirim." (demek gerekir)
SAYFA 484
Ayet 11 Arapça Ayet
فَاطِرُyoktan var edendirٱلسَّمَٰوَٰتِgökleriوَٱلۡأَرۡضِۚve yeriجَعَلَyaratmıştırلَكُمsizeمِّنۡkendinizdenأَنفُسِكُمۡ*أَزۡوَٰجٗاçiftlerوَمِنَveٱلۡأَنۡعَٰمِhayvanlardanأَزۡوَٰجٗاçiftlerيَذۡرَؤُكُمۡsizi üretiyorفِيهِۚbu(düzen içi)ndeلَيۡسَyokturكَمِثۡلِهِۦO'na benzerشَيۡءٞۖhiçbir şeyوَهُوَve Oٱلسَّمِيعُişitendirٱلۡبَصِيرُgörendir
 
ANLAMI
Göklerin ve yerin yaratanı, size içinizden eşler, çift çift hayvanlar var etmiştir. Bu suretle, çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.
Ayet 12 Arapça Ayet
لَهُۥO'nundurمَقَالِيدُanahtarlarıٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerinوَٱلۡأَرۡضِۖve yerinيَبۡسُطُaçarٱلرِّزۡقَrızkıلِمَنkimse niçinيَشَآءُdilediğiوَيَقۡدِرُۚve kısarإِنَّهُۥşüphesiz Oبِكُلِّherشَيۡءٍşeyiعَلِيمٞbilendir
 
ANLAMI
Göklerin ve yerin kilitleri O'nundur. Dilediğine rızkı yayar ve isterse kısar, bir ölçüye göre verir. Doğrusu O herşeyi bilendir.
Ayet 13 Arapça Ayet
۞شَرَعَşeri'at (hukuk düzeni) yaptıلَكُمsizeمِّنَdindenٱلدِّينِ*مَاne varsaوَصَّىٰtavsiye ettiğiبِهِۦonunlaنُوحٗاNuh'aوَٱلَّذِيٓveأَوۡحَيۡنَآvahyettiğimiziإِلَيۡكَsanaوَمَاveوَصَّيۡنَاtavsiye ettiğimiziبِهِۦٓonunlaإِبۡرَٰهِيمَİbrahim'eوَمُوسَىٰve Musa'yaوَعِيسَىٰٓۖve ve Îsa'yaأَنۡşöyle kiأَقِيمُواْdoğru tutunٱلدِّينَdiniوَلَاveتَتَفَرَّقُواْayrılığa düşmeyinفِيهِۚondaكَبُرَağır geldiعَلَىortak koşanlaraٱلۡمُشۡرِكِينَ*مَاonları çağırdığınتَدۡعُوهُمۡ*إِلَيۡهِۚkendisineٱللَّهُAllahيَجۡتَبِيٓseçerإِلَيۡهِkendisineمَنkimseyiيَشَآءُdilediğiوَيَهۡدِيٓve iletirإِلَيۡهِkendisineمَنkimseyiيُنِيبُiyi niyyetle yönelen
 
ANLAMI
Allah Nuh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Sana vahyettik; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da buyurduk ki: "Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin." Ortak koşanları çağırdığın şey onların gözünde büyümektedir. Allah dilediğini kendine seçer, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.
Ayet 14 Arapça Ayet
وَمَاveتَفَرَّقُوٓاْonlar ayrılığa düşmedilerإِلَّاbaşka sebepleمِنۢsonraبَعۡدِ*مَاkendilerine geldiktenجَآءَهُمُ*ٱلۡعِلۡمُilimبَغۡيَۢاçekememezlikبَيۡنَهُمۡۚaralarındakiوَلَوۡلَاve eğer olmasaydıكَلِمَةٞsözüسَبَقَتۡgeçmişمِنRabbindenرَّبِّكَ*إِلَىٰٓkadarأَجَلٖbir süreمُّسَمّٗىbelirliلَّقُضِيَhüküm verilirdiبَيۡنَهُمۡۚaralarındaوَإِنَّve şüphesizٱلَّذِينَvaris kılınanlarأُورِثُواْ*ٱلۡكِتَٰبَKitabaمِنۢonlardan sonraبَعۡدِهِمۡ*لَفِيiçindedirlerشَكّٖbir şüpheمِّنۡهُondanمُرِيبٖkuşku veren
 
ANLAMI
Kendilerine ilim geldikten sonra ayrılığa düşmeleri, ancak, birbirini çekememekten oldu. Eğer belirli bir süre için Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hemen hükmedilirdi. Arkalarından Kitaba varis kılınanlar da ondan şüphe ve endişe içindedirler.
Ayet 15 Arapça Ayet
فَلِذَٰلِكَbundan dolayı senفَٱدۡعُۖ(Hakka) çağırوَٱسۡتَقِمۡve doğru olكَمَآgibiأُمِرۡتَۖemrolunduğunوَلَاveتَتَّبِعۡuymaأَهۡوَآءَهُمۡۖonların keyiflerineوَقُلۡve de kiءَامَنتُben inandımبِمَآindirdiğiأَنزَلَ*ٱللَّهُAllah'ınمِنherكِتَٰبٖۖKitabaوَأُمِرۡتُve emrolundumلِأَعۡدِلَadalet yapmaklaبَيۡنَكُمُۖaranızdaٱللَّهُAllahرَبُّنَاbizim de Rabbimizdirوَرَبُّكُمۡۖsizin de Rabbinizdirلَنَآbize aittirأَعۡمَٰلُنَاbizim eylemlerimizوَلَكُمۡve size aittirأَعۡمَٰلُكُمۡۖsizin eylemlerinizلَاyokturحُجَّةَbir tartışma nedeniبَيۡنَنَاbizimleوَبَيۡنَكُمُۖsizin aranızdaٱللَّهُAllahيَجۡمَعُbulur (bir araya toplar)بَيۡنَنَاۖaramızıوَإِلَيۡهِve O'nadırٱلۡمَصِيرُdönüş
 
ANLAMI
Bundan ötürü sen birliğe çağır ve emrolunduğun gibi doğru ol; onların heveslerine uyma ve şöyle söyle: "Allah'ın indirdiği Kitap'a inandım; aranızda adaletle hükmetmek ile emrolundum; Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir; bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz kendinizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar; dönüş O'nadır."
SAYFA 485
Ayet 16 Arapça Ayet
وَٱلَّذِينَve kimselerinيُحَآجُّونَtartışan(ların)فِيhakkındaٱللَّهِAllahمِنۢsonraبَعۡدِ*مَاkabul ettiktenٱسۡتُجِيبَ*لَهُۥonuحُجَّتُهُمۡdelilleriدَاحِضَةٌbatıldırعِندَyanındaرَبِّهِمۡRableriوَعَلَيۡهِمۡve üzerlerine vardırغَضَبٞbir gazabوَلَهُمۡve onlara vardırعَذَابٞbir azabشَدِيدٌşiddetli
 
ANLAMI
Allah'ın çağrısına icabet eden bulunduktan sonra, O'nun hakkında tartışmağa girişenlerin delilleri Rableri katında hükümsüzdür. Onlara bir gazap vardır, çetin bir azap da onlar içindir.
Ayet 17 Arapça Ayet
ٱللَّهُAllah'tırٱلَّذِيٓkiأَنزَلَindirdiٱلۡكِتَٰبَKitabıبِٱلۡحَقِّgerçeği içerenوَٱلۡمِيزَانَۗve ölçüyüوَمَاne?يُدۡرِيكَbilirsinلَعَلَّbelkiٱلسَّاعَةَ(o) sa'atقَرِيبٞyakındır
 
ANLAMI
Gerçekten Kitap'ı ve ölçüyü indiren Allah'tır. Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır.
Ayet 18 Arapça Ayet
يَسۡتَعۡجِلُçabuk gelmesini isterlerبِهَاonunٱلَّذِينَkimselerلَاinanmayan(lar)يُؤۡمِنُونَ*بِهَاۖonaوَٱلَّذِينَkimseler iseءَامَنُواْinanan(lar)مُشۡفِقُونَkorkarlarمِنۡهَاondanوَيَعۡلَمُونَve bilirlerأَنَّهَاonunٱلۡحَقُّۗgerçek olduğunuأَلَآiyi bil kiإِنَّelbetteٱلَّذِينَkimselerيُمَارُونَtartışan(lar)فِيhakkındaٱلسَّاعَةِ(o) sa'atلَفِيiçindedirlerضَلَٰلِۭbir sapıklıkبَعِيدٍuzak
 
ANLAMI
O'na inanmayanlar, acele olmasını beklerler; inananlar ise korku ile titrerler ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.
Ayet 19 Arapça Ayet
ٱللَّهُAllahلَطِيفُۢlutufkardırبِعِبَادِهِۦkullarınaيَرۡزُقُrızıklandırırمَنkimseyiيَشَآءُۖdilediğiوَهُوَve Oٱلۡقَوِيُّkuvvetlidirٱلۡعَزِيزُgaliptir
 
ANLAMI
Allah, kullarına lütufta bulunandır. Dilediğini rızıklandırır. Kuvvetli olan da güçlü olan da O'dur.
Ayet 20 Arapça Ayet
مَنkimكَانَiseيُرِيدُistiyorحَرۡثَekininiٱلۡأٓخِرَةِahiretنَزِدۡartırırızلَهُۥonun içinفِيonun ekininiحَرۡثِهِۦۖ*وَمَنve kimكَانَiseيُرِيدُistiyorحَرۡثَekininiٱلدُّنۡيَاdünyaنُؤۡتِهِۦona veririzمِنۡهَاondan bir şeyوَمَاfakat olmazلَهُۥonunفِيahiretteٱلۡأٓخِرَةِ*مِنhiçbirنَّصِيبٍnasibi
 
ANLAMI
Ahiret kazancını isteyenin kazancını artırırız; dünya kazancını isteyene de ondan veririz; ama ahirette bir payı bulunmaz.
Ayet 21 Arapça Ayet
أَمۡyoksaلَهُمۡonların var (mı?)شُرَكَـٰٓؤُاْortaklarıشَرَعُواْşeriat kılanلَهُمkendilerineمِّنَdiniٱلدِّينِ*مَاizin vermediğiلَمۡ*يَأۡذَنۢ*بِهِonuٱللَّهُۚAllah'ınوَلَوۡلَاeğer olmasaydıكَلِمَةُsözüٱلۡفَصۡلِayırımلَقُضِيَderhal hüküm verilirdiبَيۡنَهُمۡۗaralarındaوَإِنَّve kuşkusuzٱلظَّـٰلِمِينَzalimler (için)لَهُمۡonlara vardırعَذَابٌbir azabأَلِيمٞacıklı
 
ANLAMI
Yoksa, Allah'ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşru kılacak ortakları mı vardır Eğer kesin yargı bulunmayacak olsaydı aralarında hemen hükmedilirdi. Doğrusu, zalimlere can yakıcı azap vardır.
Ayet 22 Arapça Ayet
تَرَىgörürsünٱلظَّـٰلِمِينَzalimlerinمُشۡفِقِينَkorkudan titredikleriniمِمَّاyüzündenكَسَبُواْyaptıkları işlerوَهُوَve oوَاقِعُۢbaşlarına inerkenبِهِمۡۗonlarınوَٱلَّذِينَfakatءَامَنُواْinananlarوَعَمِلُواْve yapanlarٱلصَّـٰلِحَٰتِiyi işlerفِيbahçelerindedirlerرَوۡضَاتِ*ٱلۡجَنَّاتِۖcennetلَهُمonlara vardırمَّاher şeyيَشَآءُونَdiledikleriعِندَyanındaرَبِّهِمۡۚRablerininذَٰلِكَişteهُوَbudurٱلۡفَضۡلُlutufٱلۡكَبِيرُbüyük
 
ANLAMI
Yaptıkları şeyler başlarına gelirken, zalimlerin korkudan titrediklerini görürsün. İnanıp yararlı işler işleyenler cennet bahçelerindedirler. Rablerinin katında, onlara diledikleri verilir. İşte büyük lütuf budur.
SAYFA 486
Ayet 23 Arapça Ayet
ذَٰلِكَbuٱلَّذِيmüjdelediğidirيُبَشِّرُ*ٱللَّهُAllah'ınعِبَادَهُkullarınıٱلَّذِينَinananءَامَنُواْ*وَعَمِلُواْve yapanٱلصَّـٰلِحَٰتِۗiyi işlerقُلde kiلَّآben sizden istemiyorumأَسۡـَٔلُكُمۡ*عَلَيۡهِbunu karşılıkأَجۡرًاbir ücretإِلَّاancakٱلۡمَوَدَّةَarzu ediyorumفِي(Allah'a) yaklaşmayıٱلۡقُرۡبَىٰۗ*وَمَنve kimيَقۡتَرِفۡyaparsaحَسَنَةٗbir iyilikنَّزِدۡartırırızلَهُۥonaفِيهَاonunحُسۡنًاۚiyiliğiniإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahغَفُورٞbağışlayandırشَكُورٌkarşılık verendir
 
ANLAMI
Allah, inanıp yararlı işler işleyen kullarını bununla müjdeler. De ki: "Ben sizden buna karşı yakınlara sevgiden (veya Allah'a yaklaşmaktan) başka bir ücret istemem." Kim güzel bir iş işlerse onun güzelliğini arttırırız. Doğrusu Allah bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.
Ayet 24 Arapça Ayet
أَمۡyoksaيَقُولُونَdiyorlar (mı?)ٱفۡتَرَىٰuydurduعَلَىkarşıٱللَّهِAllah'aكَذِبٗاۖyalanفَإِنöyle bir durumdaيَشَإِdileseٱللَّهُAllahيَخۡتِمۡmühür basarعَلَىٰüzerineقَلۡبِكَۗsenin kalbinوَيَمۡحُve mahvederٱللَّهُAllahٱلۡبَٰطِلَbatılıوَيُحِقُّve yerleştirirٱلۡحَقَّhakkıبِكَلِمَٰتِهِۦٓۚsözleriyleإِنَّهُۥşüphesiz Oعَلِيمُۢbilirبِذَاتِözünüٱلصُّدُورِgöğüslerin
 
ANLAMI
Yoksa senin için "Allah'a karşı yalan yere iftira etti" mi derler Allah dilerse senin kalbini mühürler, batılı da yok eder, hakkı sözleriyle gerçekleştirir. Doğrusu O, kalplerde olanı bilendir.
Ayet 25 Arapça Ayet
وَهُوَve O'dur kiٱلَّذِيkabul ederيَقۡبَلُ*ٱلتَّوۡبَةَtevbeyiعَنۡkullarındanعِبَادِهِۦ*وَيَعۡفُواْve affederعَنِkötülüklerdenٱلسَّيِّـَٔاتِ*وَيَعۡلَمُve bilirمَاneتَفۡعَلُونَyapıyorsunuz
 
ANLAMI
Kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden, yaptıklarınızı bilen, inanıp yararlı işler işleyenlerin duasını kabul eden, lütfuyla onların ecrini arttıran O'dur. Ama, inkarcılar için çetin azap vardır.
Ayet 26 Arapça Ayet
وَيَسۡتَجِيبُve dileklerini kabul ederٱلَّذِينَkimselerinءَامَنُواْinanan(ların)وَعَمِلُواْve yapanlarınٱلصَّـٰلِحَٰتِiyi işlerوَيَزِيدُهُمve onlara daha fazlasını verirمِّنlutuf ve keremindenفَضۡلِهِۦۚ*وَٱلۡكَٰفِرُونَkafirlere gelinceلَهُمۡonlara da vardırعَذَابٞbir azabشَدِيدٞçetin
 
ANLAMI
Kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden, yaptıklarınızı bilen, inanıp yararlı işler işleyenlerin duasını kabul eden, lütfuyla onların ecrini arttıran O'dur. Ama, inkarcılar için çetin azap vardır.
Ayet 27 Arapça Ayet
۞وَلَوۡve eğerبَسَطَbollaştırsaydıٱللَّهُAllahٱلرِّزۡقَrızkıلِعِبَادِهِۦkullarınaلَبَغَوۡاْazarlardıفِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*وَلَٰكِنfakatيُنَزِّلُindiriyorبِقَدَرٖölçüdeمَّاdilediğiيَشَآءُۚ*إِنَّهُۥçünkü Oبِعِبَادِهِۦkullarını(n her halini)خَبِيرُۢhaber alandırبَصِيرٞgörendir
 
ANLAMI
Eğer Allah rızkı kullarının hepsine bol bol verseydi, yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Ama O, dilediğini bir ölçüye göre indirir. Doğrusu O, kullarından haberdardır, onları görendir.
Ayet 28 Arapça Ayet
وَهُوَve O'durٱلَّذِيindirenيُنَزِّلُ*ٱلۡغَيۡثَyağmuruمِنۢsonraبَعۡدِ*مَاumutlarını kestiktenقَنَطُواْ*وَيَنشُرُve yayanرَحۡمَتَهُۥۚrahmetiniوَهُوَve Oٱلۡوَلِيُّvelidirٱلۡحَمِيدُövülmüştür
 
ANLAMI
Umutsuzluğa düşmelerinin ardından yağmuru indiren, rahmetini yayan O'dur. O, övülmeğe layık olan dosttur.
Ayet 29 Arapça Ayet
وَمِنۡveءَايَٰتِهِۦO'nun ayetlerindendirخَلۡقُyaratmasıٱلسَّمَٰوَٰتِgökleriوَٱلۡأَرۡضِve yeriوَمَاveبَثَّyaydığıفِيهِمَاbunların içineمِنcanlılardanدَآبَّةٖۚ*وَهُوَve Oعَلَىٰonları toplamağaجَمۡعِهِمۡ*إِذَاzamanيَشَآءُdilediğiقَدِيرٞkadirdir
 
ANLAMI
Gökleri, yeri ve ikisinde yaydığı canlıları yaratması varlığının delillerindendir.
Ayet 30 Arapça Ayet
وَمَآveأَصَٰبَكُمbaşınıza gelenمِّنherhangi birمُّصِيبَةٖmusibetفَبِمَاyüzündendirكَسَبَتۡyaptığı (işler)أَيۡدِيكُمۡkendi ellerinizinوَيَعۡفُواْve affederعَنbirçoğunuكَثِيرٖ*
 
ANLAMI
Başınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder.
Ayet 31 Arapça Ayet
وَمَآve değilsinizأَنتُمsizبِمُعۡجِزِينَaciz bıracacakفِيyer yüzündeٱلۡأَرۡضِۖ*وَمَاve yokturلَكُمsizinمِّنbaşkaدُونِ*ٱللَّهِAllah'tanمِنhiçbirوَلِيّٖvelinizوَلَاne deنَصِيرٖbir yardımcı(nız)
 
ANLAMI
Yeryüzünde O'nu aciz bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dostunuz da yardımcınız da yoktur.
SAYFA 487
Ayet 32 Arapça Ayet
وَمِنۡveءَايَٰتِهِO'nun ayetlerindendirٱلۡجَوَارِakıp giden(gemi)lerفِيdenizdeٱلۡبَحۡرِ*كَٱلۡأَعۡلَٰمِdağlar gibi
 
ANLAMI
Denizde yüce dağlar gibi gemilerin yürümesi O'nun varlığının delillerindendir.
Ayet 33 Arapça Ayet
إِنeğerيَشَأۡdilerseيُسۡكِنِdurdurur daٱلرِّيحَrüzgarıفَيَظۡلَلۡنَsonra kalırlarرَوَاكِدَhareketsizعَلَىٰ(denizin) sırtındaظَهۡرِهِۦٓۚ*إِنَّkuşkusuzفِيvardırذَٰلِكَbundaلَأٓيَٰتٖibretlerلِّكُلِّherkes içinصَبَّارٖsabredenشَكُورٍşükreden
 
ANLAMI
O, dilerse rüzgarı durdurur, yelkenle giden gemiler o zaman denizin yüzünde durakalır. Bunlarda, sabırlı olan ve çok şükreden kimseler için deliller vardır.
Ayet 34 Arapça Ayet
أَوۡyahutيُوبِقۡهُنَّonları helak ederبِمَاyüzünden;كَسَبُواْyaptıkları (işler)وَيَعۡفُve affeder (kurtarır)عَنbirçoğunu daكَثِيرٖ*
 
ANLAMI
Yahut yaptıklarına karşılık onları ortadan kaldırır, bir çoğunu da bağışlar.
Ayet 35 Arapça Ayet
وَيَعۡلَمَve bilsinlerٱلَّذِينَtartışanlarيُجَٰدِلُونَ*فِيٓhakkındaءَايَٰتِنَاayetlerimizمَاolmadığınıلَهُمkendileri içinمِّنhiçbirمَّحِيصٖkaçacak yer
 
ANLAMI
Ayetlerimiz üzerinde tartışanlar, kendilerine kaçacak yer olmadığını bilsinler.
Ayet 36 Arapça Ayet
فَمَآsize verilenأُوتِيتُم*مِّنşeylerشَيۡءٖ*فَمَتَٰعُgeçimidirٱلۡحَيَوٰةِhayatınınٱلدُّنۡيَاۚdünyaوَمَاveعِندَyanında bulunan iseٱللَّهِAllah'ınخَيۡرٞdaha hayırlıdırوَأَبۡقَىٰve daha kalıcıdırلِلَّذِينَiçinءَامَنُواْinananlarوَعَلَىٰveرَبِّهِمۡRablerineيَتَوَكَّلُونَdayananlar (için)
 
ANLAMI
Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.
Ayet 37 Arapça Ayet
وَٱلَّذِينَveيَجۡتَنِبُونَonlar kaçınırlarكَبَـٰٓئِرَbüyükٱلۡإِثۡمِgünahlardanوَٱلۡفَوَٰحِشَve çirkin işlerdenوَإِذَاve zamanمَاkızdıklarıغَضِبُواْ*هُمۡonlarيَغۡفِرُونَaffederler
 
ANLAMI
Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.
Ayet 38 Arapça Ayet
وَٱلَّذِينَveٱسۡتَجَابُواْçağrısına gelirlerلِرَبِّهِمۡRablerininوَأَقَامُواْve kılarlarٱلصَّلَوٰةَnamazıوَأَمۡرُهُمۡve işleriشُورَىٰdanışma iledirبَيۡنَهُمۡaralarındaوَمِمَّاşeylerdenرَزَقۡنَٰهُمۡkendilerini rızıklandırdığımızيُنفِقُونَinfak ederler
 
ANLAMI
Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.
Ayet 39 Arapça Ayet
وَٱلَّذِينَve onlarإِذَآzamanأَصَابَهُمُuğradıklarıٱلۡبَغۡيُsaldırıyaهُمۡkendileriniيَنتَصِرُونَsavunurlar
 
ANLAMI
Bir haksızlığa uğradıklarında, üstün gelmek için aralarında yardımlaşırlar.
Ayet 40 Arapça Ayet
وَجَزَـٰٓؤُاْve cezasıسَيِّئَةٖkötülüğünسَيِّئَةٞbir kütülüktürمِّثۡلُهَاۖyine onun gibiفَمَنۡfakat kimعَفَاaffederseوَأَصۡلَحَve barışırsaفَأَجۡرُهُۥonun mükafatıعَلَىaittirٱللَّهِۚAllah'aإِنَّهُۥdoğrusu Oلَاsevmezيُحِبُّ*ٱلظَّـٰلِمِينَzalimleri
 
ANLAMI
Bir kötülüğün karşılığı, aynı şekilde bir kötülüktür. Ama kim affeder ve barışırsa, onun ecri Allah'a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez.
Ayet 41 Arapça Ayet
وَلَمَنِve elbette kimٱنتَصَرَkendini savunursaبَعۡدَsonraظُلۡمِهِۦzulme uğradıktanفَأُوْلَـٰٓئِكَöylelerininمَاyokturعَلَيۡهِمaleyhineمِّنhiçbirسَبِيلٍyol
 
ANLAMI
Zulüm gördükten sonra hakkını alan kimselere, işte onların aleyhine bir yol yoktur.
Ayet 42 Arapça Ayet
إِنَّمَاancak vardırٱلسَّبِيلُbir yolعَلَىaleyhineٱلَّذِينَzulmedenlerيَظۡلِمُونَ*ٱلنَّاسَinsanlaraوَيَبۡغُونَve saldıranlarفِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*بِغَيۡرِhaksız yereٱلۡحَقِّۚhaksız yereأُوْلَـٰٓئِكَişteلَهُمۡonlara vardırعَذَابٌbir azabأَلِيمٞacıklı
 
ANLAMI
İnsanlara zulmedenlere, yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere karşı durulmalıdır. İşte, can yakıcı azap bunlaradır.
Ayet 43 Arapça Ayet
وَلَمَنfakat kimصَبَرَsabrederseوَغَفَرَve affederseإِنَّşüphesizذَٰلِكَbuلَمِنۡşüphesizعَزۡمِçok önemliٱلۡأُمُورِişlerdendir
 
ANLAMI
Ama sabredip bağışlayanın işi, işte bu, azmedilmeye değer işlerdendir.
Ayet 44 Arapça Ayet
وَمَنve kimiيُضۡلِلِsapıklıkta bırakırsaٱللَّهُAllahفَمَاartık yokturلَهُۥonunمِنhiçbirوَلِيّٖvelisiمِّنۢO'ndan sonraبَعۡدِهِۦۗ*وَتَرَىve görürsünٱلظَّـٰلِمِينَzalimlerinلَمَّاzamanرَأَوُاْgördükleriٱلۡعَذَابَazabıيَقُولُونَdedikleriniهَلۡvar mı?إِلَىٰgeri dönecekمَرَدّٖ*مِّنhiçbirسَبِيلٖyol
 
ANLAMI
Allah kimi saptırırsa, artık onun bundan sonra bir dostu olmaz. Azabı gördüklerinde, zalimlerin: "Dönecek bir yol yok mudur?" dediklerini görürsün.
SAYFA 488
Ayet 45 Arapça Ayet
وَتَرَىٰهُمۡyine onları görürsünيُعۡرَضُونَsunulurlarkenعَلَيۡهَاona (ateşe)خَٰشِعِينَbaşlarını öne eğikمِنَaşağılıktanٱلذُّلِّ*يَنظُرُونَbakarlarمِنgöz ucuylaطَرۡفٍ*خَفِيّٖۗgizli gizliوَقَالَve demişlerdirٱلَّذِينَinananlarءَامَنُوٓاْ*إِنَّşüphesizٱلۡخَٰسِرِينَasıl ziyana uğrayanlarٱلَّذِينَziyan edenlerdirخَسِرُوٓاْ*أَنفُسَهُمۡkendileriniوَأَهۡلِيهِمۡve aileleriniيَوۡمَgünüٱلۡقِيَٰمَةِۗkıyametأَلَآbakınإِنَّgerçektenٱلظَّـٰلِمِينَzalimlerفِيiçindedirlerعَذَابٖbir azabمُّقِيمٖsürekli
 
ANLAMI
Aşağılıktan başları öne eğilmiş, göz ucuyla gizli gizli etrafa bakarken, ateşe sunulduklarını görürsün. İnananlar: "Hüsranda olanlar, kıyamet günü kendilerini de, ailelerini de hüsranda bırakanlardır" derler. İyi bilin ki, zalimler sürekli bir azap içindedirler.
Ayet 46 Arapça Ayet
وَمَاve yokturكَانَonlarınلَهُم*مِّنۡhiçbirأَوۡلِيَآءَvelileriيَنصُرُونَهُمkendilerine yardım edecekمِّنbaşkaدُونِ*ٱللَّهِۗAllah'tanوَمَنve kimiيُضۡلِلِsapıklıkta bırakırsaٱللَّهُAllahفَمَاartık yokturلَهُۥonun içinمِنhiçbirسَبِيلٍyol
 
ANLAMI
Onların, Allah'tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah'ın saptırdığı kimsenin çıkar yolu olmaz.
Ayet 47 Arapça Ayet
ٱسۡتَجِيبُواْuyunلِرَبِّكُمRabbinizeمِّنönceقَبۡلِ*أَنgelmezdenيَأۡتِيَ*يَوۡمٞbir günلَّاmümkün olmayanمَرَدَّgeri çevrilmesiلَهُۥonunمِنَAllahtanٱللَّهِۚ*مَاyokturلَكُمsizin içinمِّنhiçbirمَّلۡجَإٖsığınacak yerيَوۡمَئِذٖo günوَمَاve yokturلَكُمsizin içinمِّنhiçbirنَّكِيرٖinkar
 
ANLAMI
Allah katından, geri çevrilemeyecek günün gelmesinden önce Rabbinizin çağrısına cevap verin. O gün hiçbirinize sığınacak yer bulunmaz, inkar de edemezsiniz.
Ayet 48 Arapça Ayet
فَإِنۡeğerأَعۡرَضُواْyüz çevirirlerseفَمَآbiz seni göndermedikأَرۡسَلۡنَٰكَ*عَلَيۡهِمۡonların üzerineحَفِيظًاۖbekçiإِنۡdeğildirعَلَيۡكَsana düşenإِلَّاbaşkasıٱلۡبَلَٰغُۗduyurmaktanوَإِنَّآelbette bizإِذَآzamanأَذَقۡنَاtaddırdığımızٱلۡإِنسَٰنَinsanaمِنَّاbizdenرَحۡمَةٗbir rahmetفَرِحَsevinirبِهَاۖonaوَإِنama eğerتُصِبۡهُمۡbaşlarına gelirseسَيِّئَةُۢbir kötülükبِمَاdolayıقَدَّمَتۡöne sürdüğü işlerdenأَيۡدِيهِمۡellerininفَإِنَّşüphesiz hemenٱلۡإِنسَٰنَinsanكَفُورٞnankör olur
 
ANLAMI
Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki, Biz seni onlara bekçi göndermedik; sana düşen sadece tebliğdir. Doğrusu Biz insana katımızdan bir rahmet tattırırsak ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelirse işte o zaman görürsün ki insan gerçekten pek nankördür.
Ayet 49 Arapça Ayet
لِّلَّهِAllah'ındırمُلۡكُmülküٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerinوَٱلۡأَرۡضِۚve yerinيَخۡلُقُyaratırمَاneيَشَآءُۚdiliyorsaيَهَبُbahşederلِمَنkimse içinيَشَآءُdilediğiإِنَٰثٗاdişilerوَيَهَبُve bahşederلِمَنkimse içinيَشَآءُdilediğiٱلذُّكُورَerkekler
 
ANLAMI
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek çocuk verir.
Ayet 50 Arapça Ayet
أَوۡyahutيُزَوِّجُهُمۡonları çift (ikiz) yaparذُكۡرَانٗاerkeklerوَإِنَٰثٗاۖve dişilerوَيَجۡعَلُve yaparمَنkimseyiيَشَآءُdilediğiعَقِيمًاۚkısırإِنَّهُۥşüphesiz Oعَلِيمٞbilendirقَدِيرٞgücü yetendir
 
ANLAMI
Yahut hem kız hem erkek çocuk verir, dilediğini de kısır kılar. O, bilendir, her şeye Kadir'dir.
Ayet 51 Arapça Ayet
۞وَمَاve yoktur olmaz'كَانَbir insanlaلِبَشَرٍ*أَن(karşılıklı) konuşmasıيُكَلِّمَهُ*ٱللَّهُAllah'ınإِلَّاdışındaوَحۡيًاvahiyأَوۡyahutمِنarkasındanوَرَآيِٕ*حِجَابٍperdeأَوۡyahutيُرۡسِلَgönderirرَسُولٗاbir elçiفَيُوحِيَvahyedecekبِإِذۡنِهِۦizniyleمَاneيَشَآءُۚdiliyorsaإِنَّهُۥşüphesiz Oعَلِيٌّyücedirحَكِيمٞhüküm ve hikmet sahibidir
 
ANLAMI
Allah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderir; izniyle, dilediğini vahyeder. Doğrusu O yücedir, Hakim'dir.
SAYFA 489
Ayet 52 Arapça Ayet
وَكَذَٰلِكَişte böyleأَوۡحَيۡنَآvahyettikإِلَيۡكَsanaرُوحٗاbir ruhمِّنۡemrimizdenأَمۡرِنَاۚ*مَاsen değildinكُنتَ*تَدۡرِيbiliyorمَاnedirٱلۡكِتَٰبُKitapوَلَاve nedirٱلۡإِيمَٰنُimanوَلَٰكِنfakatجَعَلۡنَٰهُbiz onu yaptıkنُورٗاbir nurنَّهۡدِيdoğru yola ilettiğimizبِهِۦonunlaمَنkimseyiنَّشَآءُdilediğimizمِنۡkullarımızdanعِبَادِنَاۚ*وَإِنَّكَşüphesiz senلَتَهۡدِيٓgötürüyorsunإِلَىٰyolaصِرَٰطٖ*مُّسۡتَقِيمٖdoğru
 
ANLAMI
İşte sana da buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitap nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne varsa kendisininolan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah'a döner.
Ayet 53 Arapça Ayet
صِرَٰطِyolunaٱللَّهِAllah'ınٱلَّذِيsahibi olanلَهُۥ*مَاbulunan herşeyinفِيgöklerdeٱلسَّمَٰوَٰتِ*وَمَاve bulunan herşeyinفِيyerdeٱلۡأَرۡضِۗ*أَلَآiyi bilin kiإِلَىAllah'aٱللَّهِ*تَصِيرُsonunda varırٱلۡأُمُورُbütün işler
 
ANLAMI
İşte sana da buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitap nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne varsa kendisininolan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah'a döner.