SAD SURESİ            ANASAYFAYA DÖN

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ


SAYFA 453
Ayet 1 Arapça Ayet
صٓۚSâdوَٱلۡقُرۡءَانِKur'an'a andolsunذِيsahibiٱلذِّكۡرِşan şeref'
 
ANLAMI
Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.
Ayet 2 Arapça Ayet
بَلِdoğrusuٱلَّذِينَkimselerكَفَرُواْinkar eden(ler)فِيiçindedirlerعِزَّةٖbir gururوَشِقَاقٖve ayrılık
 
ANLAMI
Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.
Ayet 3 Arapça Ayet
كَمۡnicesiniأَهۡلَكۡنَاhelak ettikمِنonlardan öncekiقَبۡلِهِم*مِّنnesillerdenقَرۡنٖ*فَنَادَواْferyad ettilerوَّلَاتَfakat geçmiştiحِينَzamanıمَنَاصٖkurtuluş
 
ANLAMI
Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Feryat ediyorlardı; oysa artık kurtulma zamanı değildi.
Ayet 4 Arapça Ayet
وَعَجِبُوٓاْve hayret ettilerأَنonlara gelmesineجَآءَهُم*مُّنذِرٞbir uyarıcı (peygamber)مِّنۡهُمۡۖkendilerindenوَقَالَve dedi(ler) kiٱلۡكَٰفِرُونَkafirlerهَٰذَاbuسَٰحِرٞbir sihirbazdırكَذَّابٌyalancı
 
ANLAMI
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.
Ayet 5 Arapça Ayet
أَجَعَلَyaptı mı?ٱلۡأٓلِهَةَtanrılarıإِلَٰهٗاtanrıوَٰحِدًاۖbir tekإِنَّşüphesizهَٰذَاbuلَشَيۡءٌbir şeydirعُجَابٞtuhaf
 
ANLAMI
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.
Ayet 6 Arapça Ayet
وَٱنطَلَقَve fırladıٱلۡمَلَأُbir grupمِنۡهُمۡonlardanأَنِyürüyünٱمۡشُواْ*وَٱصۡبِرُواْve bağlı kalınعَلَىٰٓtanrılarınızaءَالِهَتِكُمۡۖ*إِنَّçünküهَٰذَاbuلَشَيۡءٞbir şeydirيُرَادُarzu edilen
 
ANLAMI
Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
Ayet 7 Arapça Ayet
مَاbiz işitmedikسَمِعۡنَا*بِهَٰذَاbunuفِيdindeٱلۡمِلَّةِ*ٱلۡأٓخِرَةِötekiإِنۡdeğildirهَٰذَآbuإِلَّاbaşka bir şeyٱخۡتِلَٰقٌuydurma(dan)
 
ANLAMI
Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
Ayet 8 Arapça Ayet
أَءُنزِلَindirildi mi?عَلَيۡهِonaٱلذِّكۡرُZikrمِنۢaramızdanبَيۡنِنَاۚ*بَلۡdoğrusuهُمۡonlarفِيiçindedirlerشَكّٖşüpheمِّنbenim Zikr'imdenذِكۡرِيۚ*بَلhayırلَّمَّاonlar henüz tadmadılarيَذُوقُواْ*عَذَابِazabımı
 
ANLAMI
Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
Ayet 9 Arapça Ayet
أَمۡyoksaعِندَهُمۡonların yanında (mı?)خَزَآئِنُhazineleriرَحۡمَةِrahmetرَبِّكَRabbininٱلۡعَزِيزِdaima üstün olanٱلۡوَهَّابِçok lutufta bulunan
 
ANLAMI
Yoksa, güçlü ve çok ihsan sahibi olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?
Ayet 10 Arapça Ayet
أَمۡyoksaلَهُمonların (mı?)مُّلۡكُmülküٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerinوَٱلۡأَرۡضِve yerinوَمَاve bulunanlarınبَيۡنَهُمَاۖikisi arasındaفَلۡيَرۡتَقُواْöyleyse yükselsinlerفِيiçindeٱلۡأَسۡبَٰبِsebepler (vasıtalar)
 
ANLAMI
Yahut, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı onların elinde midir Öyle ise sebeplere tevessül edip göğe yükselsinler!
Ayet 11 Arapça Ayet
جُندٞbir ordudurمَّاşuradaهُنَالِكَ*مَهۡزُومٞbozguna uğratılacakمِّنَderme çatmaٱلۡأَحۡزَابِ*
 
ANLAMI
Onlar burada takım takım bozguna uğramış perişan bir ordudur.
Ayet 12 Arapça Ayet
كَذَّبَتۡyalanlamıştıقَبۡلَهُمۡonlardan önceقَوۡمُkavmiنُوحٖNuhوَعَادٞve Ad (kavmi)وَفِرۡعَوۡنُve Fir'avnذُوsahibiٱلۡأَوۡتَادِkazıklar
 
ANLAMI
Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.
Ayet 13 Arapça Ayet
وَثَمُودُSemud (kavmi)وَقَوۡمُve kavmiلُوطٖLutوَأَصۡحَٰبُve halkıلۡـَٔيۡكَةِۚEykeأُوْلَـٰٓئِكَişte onlarٱلۡأَحۡزَابُkabilelerdi
 
ANLAMI
Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.
Ayet 14 Arapça Ayet
إِنhepsi deكُلٌّ*إِلَّاancakكَذَّبَyalanladılarٱلرُّسُلَelçileriفَحَقَّve hak ettilerعِقَابِbenim cezamı
 
ANLAMI
Hepsi peygamberleri yalanladı da azabımı hakettiler.
Ayet 15 Arapça Ayet
وَمَاveيَنظُرُbeklemiyorlarهَـٰٓؤُلَآءِbunlarإِلَّاbaşka bir şeyصَيۡحَةٗna'raوَٰحِدَةٗbir tekمَّاolmayanلَهَاonaمِنgeri dönmesiفَوَاقٖ*
 
ANLAMI
Bunlar da ancak, bir an gecikmesi olmayan tek bir çığlık beklemektedirler.
Ayet 16 Arapça Ayet
وَقَالُواْve dediler kiرَبَّنَاRabbimizعَجِّلhemen verلَّنَاbizeقِطَّنَاbizim (azab) payımızıقَبۡلَönceيَوۡمِgünündenٱلۡحِسَابِhesap
 
ANLAMI
Onlar ise "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver" derler.
SAYFA 454
Ayet 17 Arapça Ayet
ٱصۡبِرۡsabretعَلَىٰşeylereمَا*يَقُولُونَonların dedikleriوَٱذۡكُرۡve anعَبۡدَنَاkulumuzدَاوُۥدَDavud'uذَاsahibiٱلۡأَيۡدِۖgüçإِنَّهُۥٓçünkü oأَوَّابٌ(bize) çok başvururdu
 
ANLAMI
Onların söylediklerine sabret; güçlü kulumuz Davud'u an; o, daima Allah'a yönelirdi.
Ayet 18 Arapça Ayet
إِنَّاelbette bizسَخَّرۡنَاboyun eğdirmiştikٱلۡجِبَالَdağlarıمَعَهُۥonunla beraberيُسَبِّحۡنَtesbih ederlerdiبِٱلۡعَشِيِّakşamوَٱلۡإِشۡرَاقِve sabah
 
ANLAMI
Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.
Ayet 19 Arapça Ayet
وَٱلطَّيۡرَve kuşlarمَحۡشُورَةٗۖtoplanıp gelenكُلّٞhepsiلَّهُۥٓonaأَوَّابٞkatılırdı
 
ANLAMI
Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.
Ayet 20 Arapça Ayet
وَشَدَدۡنَاgüçlendirmiştikمُلۡكَهُۥonun mülkünüوَءَاتَيۡنَٰهُve kendisine vermiştikٱلۡحِكۡمَةَhikmetوَفَصۡلَve ayırd ediciٱلۡخِطَابِkonuşma
 
ANLAMI
Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiştik. Ona hikmet ve kesin hüküm selahiyeti vermiştik.
Ayet 21 Arapça Ayet
۞وَهَلۡsana geldimi?أَتَىٰكَ*نَبَؤُاْhaberiٱلۡخَصۡمِdavacılarınإِذۡhaniتَسَوَّرُواْtırmanmışlardıٱلۡمِحۡرَابَmabed(in duvarına)
 
ANLAMI
Sana davacıların haberi ulaştı mı Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."
Ayet 22 Arapça Ayet
إِذۡhaniدَخَلُواْgirmişlerdiعَلَىٰyanınaدَاوُۥدَDavud'unفَفَزِعَve korkmuştuمِنۡهُمۡۖonlardanقَالُواْdedilerلَاkorkmaتَخَفۡۖ*خَصۡمَانِbiz iki davacıyızبَغَىٰsaldırdıبَعۡضُنَاbirimizعَلَىٰhakkınaبَعۡضٖötekininفَٱحۡكُمşimdi sen hükmetبَيۡنَنَاaramızdaبِٱلۡحَقِّhak ileوَلَاveتُشۡطِطۡhaksızlık etmeوَٱهۡدِنَآbizi götürإِلَىٰortasına (adalete)سَوَآءِ*ٱلصِّرَٰطِyolun
 
ANLAMI
Sana davacıların haberi ulaştı mı Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."
Ayet 23 Arapça Ayet
إِنَّdoğrusuهَٰذَآbuأَخِيkardeşiminلَهُۥvardırتِسۡعٞ(doksan) dokuzوَتِسۡعُونَdoksan (dokuz)نَعۡجَةٗkoyunuوَلِيَbenim ise vardırنَعۡجَةٞkoyunumوَٰحِدَةٞbir tekفَقَالَfakat (kardeşim) dediأَكۡفِلۡنِيهَاonu da bana verوَعَزَّنِيve bana ağır bastıفِيkonuşmadaٱلۡخِطَابِ*
 
ANLAMI
"Bu kardeşimin doksan dokuz dişi koyunu, benim de bir tek dişi koyunum vardır; O'nu da bana ver dedi ve tartışmada beni yendi."
Ayet 24 Arapça Ayet
قَالَ(Davud) dedi kiلَقَدۡandolsunظَلَمَكَsana zulmetmiştirبِسُؤَالِistemekleنَعۡجَتِكَsenin koyununuإِلَىٰkendi koyunlarınaنِعَاجِهِۦۖ*وَإِنَّve zatenكَثِيرٗاçoğuمِّنَkarıştıran(ortak)larınٱلۡخُلَطَآءِ*لَيَبۡغِيzulmederlerبَعۡضُهُمۡbiriعَلَىٰüzerineبَعۡضٍdiğeriإِلَّاyalnız bunun dışındadırٱلَّذِينَkimselerءَامَنُواْinanan(lar)وَعَمِلُواْve yapanlarٱلصَّـٰلِحَٰتِiyi işlerوَقَلِيلٞve azdırمَّاne kadarهُمۡۗonlarوَظَنَّve sandıدَاوُۥدُDavudأَنَّمَاkendisini denediğimiziفَتَنَّـٰهُ*فَٱسۡتَغۡفَرَmağfiret dilediرَبَّهُۥRabbindenوَخَرَّۤve kapandıرَاكِعٗاۤeğilerek (secdeye)وَأَنَابَ۩ve (bize) döndü
 
ANLAMI
Davud: "And olsun ki, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da ne kadar azdır!" demişti. Davud, Kendisini denediğimizi sanmıştı da, Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tevbe etmiş, Allah'a yönelmişti.
Ayet 25 Arapça Ayet
فَغَفَرۡنَاbiz de affettikلَهُۥondanذَٰلِكَۖbunuوَإِنَّve şüphesizلَهُۥonun vardırعِندَنَاyanımızdaلَزُلۡفَىٰbir yakınlığıوَحُسۡنَve güzelمَـَٔابٖbir geleceği
 
ANLAMI
Böylece onu bağışlamıştık. Katımızda onun yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır.
Ayet 26 Arapça Ayet
يَٰدَاوُۥدُey Davudإِنَّاelbette bizجَعَلۡنَٰكَseni yaptıkخَلِيفَةٗhükümdarفِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*فَٱحۡكُمo halde hükmetبَيۡنَarasındaٱلنَّاسِinsanlarبِٱلۡحَقِّadaletleوَلَاveتَتَّبِعِuymaٱلۡهَوَىٰkeyf(in)eفَيُضِلَّكَsonra seni saptırırعَنyolundanسَبِيلِ*ٱللَّهِۚAllah'ınإِنَّşüphesizٱلَّذِينَkimselereيَضِلُّونَsapan(lara)عَنyolundanسَبِيلِ*ٱللَّهِAllah'ınلَهُمۡonlara vardırعَذَابٞbir azabشَدِيدُۢçetinبِمَاdolayıنَسُواْunuttuklarındanيَوۡمَgününüٱلۡحِسَابِhesap
 
ANLAMI
Ey Davud! Seni şüphesiz yeryüzünde hükümran kıldık, o halde insanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolundan sapanlara, onlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azap vardır.
SAYFA 455
Ayet 27 Arapça Ayet
وَمَاveخَلَقۡنَاyaratmadıkٱلسَّمَآءَgöğüوَٱلۡأَرۡضَve yeriوَمَاve ne deبَيۡنَهُمَاikisi arasındakileriبَٰطِلٗاۚboş yereذَٰلِكَbuظَنُّzannıdırٱلَّذِينَkimselerinكَفَرُواْۚinkar eden(lerin)فَوَيۡلٞvay hallerine;لِّلَّذِينَkimselerinكَفَرُواْinkar eden(lerin)مِنَateşten dolayıٱلنَّارِ*
 
ANLAMI
Göğü, yeri ve ikisinin arasında bulunanları boşuna yaratmadık. Bunun boşuna olduğu, inkar edenlerin sanısıdır. Vay ateşe uğrayacak inkarcıların haline!
Ayet 28 Arapça Ayet
أَمۡyoksaنَجۡعَلُtutacağızٱلَّذِينَkimseleriءَامَنُواْinanan(ları)وَعَمِلُواْve yapanlarıٱلصَّـٰلِحَٰتِiyi işlerكَٱلۡمُفۡسِدِينَbozgunculuk yapanlar gibi (mi?)فِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*أَمۡyoksaنَجۡعَلُtutacağızٱلۡمُتَّقِينَmuttakileriكَٱلۡفُجَّارِyoldan çıkanlar gibi (mi?)
 
ANLAMI
Yoksa, inanıp yararlı iş işleyenleri, yeryüzünde, bozguncular gibi mi tutarız Yoksa, Allah'a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkanlar gibi mi tutarız?
Ayet 29 Arapça Ayet
كِتَٰبٌKitab (ki)أَنزَلۡنَٰهُonu indirdikإِلَيۡكَsanaمُبَٰرَكٞmübarekلِّيَدَّبَّرُوٓاْdüşünsünler diyeءَايَٰتِهِۦayetleriniوَلِيَتَذَكَّرَve öğüt alsınlar diyeأُوْلُواْsahipleriٱلۡأَلۡبَٰبِsağduyu
 
ANLAMI
Sana indirdiğimiz bu Kitap mübarektir; ayetlerini düşünsünler, aklı olanlar da öğüt alsınlar.
Ayet 30 Arapça Ayet
وَوَهَبۡنَاve biz armağan ettikلِدَاوُۥدَDavud'aسُلَيۡمَٰنَۚSüleyman'ıنِعۡمَne güzelٱلۡعَبۡدُkulduإِنَّهُۥٓşüphesiz oأَوَّابٌ(Allah'a) yönelirdi
 
ANLAMI
Davud'a Süleyman'ı bahşettik; o ne güzel bir kuldu! Doğrusu o daima Allah'a yönelirdi.
Ayet 31 Arapça Ayet
إِذۡhaniعُرِضَgösterilmiştiعَلَيۡهِkendisineبِٱلۡعَشِيِّakşam üstüٱلصَّـٰفِنَٰتُsafin (görkemli)ٱلۡجِيَادُ(saf kan Arap) atları
 
ANLAMI
Ona bir akşam üstü, çalımlı, cins koşu atları sunulmuştu.
Ayet 32 Arapça Ayet
فَقَالَdediإِنِّيٓmuhakkak benأَحۡبَبۡتُtercih ettimحُبَّsevgisiniٱلۡخَيۡرِmalعَنanmaktan (ötürü)ذِكۡرِ*رَبِّيRabbimiحَتَّىٰnihayetتَوَارَتۡ(atlar) gizlendiبِٱلۡحِجَابِperde ile
 
ANLAMI
Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
Ayet 33 Arapça Ayet
رُدُّوهَاgetirin onlarıعَلَيَّۖbanaفَطَفِقَsonra başladıمَسۡحَۢاokşamağaبِٱلسُّوقِbacaklarınıوَٱلۡأَعۡنَاقِve boyunlarını
 
ANLAMI
Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
Ayet 34 Arapça Ayet
وَلَقَدۡve andolsunفَتَنَّاdenedikسُلَيۡمَٰنَSüleyman'ıوَأَلۡقَيۡنَاve bıraktıkعَلَىٰüstüneكُرۡسِيِّهِۦtahtınınجَسَدٗاbir cesetثُمَّsonraأَنَابَ(bize) yöneldi
 
ANLAMI
And olsun ki Süleyman'ı denedik, hükümranlığını zayıf düşürdük; sonra eski haline döndü.
Ayet 35 Arapça Ayet
قَالَdediرَبِّRabbimٱغۡفِرۡaffetلِيbeniوَهَبۡve verلِيbanaمُلۡكٗاbir mülk (hükümdarlık)لَّاnasib olmayanيَنۢبَغِي*لِأَحَدٖhiç kimseyeمِّنۢbenden sonraبَعۡدِيٓۖ*إِنَّكَçünkü sensinأَنتَsenٱلۡوَهَّابُçok lutfeden
 
ANLAMI
Süleyman: "Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; Sen şüphesiz, daima bağışta bulunansın" dedi.
Ayet 36 Arapça Ayet
فَسَخَّرۡنَاbiz boyun eğdirdikلَهُonaٱلرِّيحَrüzgarıتَجۡرِيeserdiبِأَمۡرِهِۦonun buyruğuylaرُخَآءًtatlı tatlıحَيۡثُyereأَصَابَistediği
 
ANLAMI
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
Ayet 37 Arapça Ayet
وَٱلشَّيَٰطِينَve şeytanlarıكُلَّherبَنَّآءٖbina ustasınıوَغَوَّاصٖve dalgıcı
 
ANLAMI
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
Ayet 38 Arapça Ayet
وَءَاخَرِينَve başka (şeytan)larıمُقَرَّنِينَbirbirine bağlanmışفِيzincirlerleٱلۡأَصۡفَادِ*
 
ANLAMI
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
Ayet 39 Arapça Ayet
هَٰذَاbuعَطَآؤُنَاbizim ihsanımızdırفَٱمۡنُنۡartık dilediğine verأَوۡveyaأَمۡسِكۡvermeبِغَيۡرِyokturحِسَابٖhesabı
 
ANLAMI
"İşte Bizim bağışımız budur; ister ver, ister tut, hesapsızdır." dedik.
Ayet 40 Arapça Ayet
وَإِنَّve şüphesizلَهُۥonun için vardırعِندَنَاbizim yanımızdaلَزُلۡفَىٰbir yakınlıkوَحُسۡنَve güzelمَـَٔابٖbir gelecek
 
ANLAMI
Doğrusu onun katımızda yakınlığı ve güzel bir istikbali vardır.
Ayet 41 Arapça Ayet
وَٱذۡكُرۡve anعَبۡدَنَآkulumuzأَيُّوبَEyyub'uإِذۡhaniنَادَىٰseslenmiştiرَبَّهُۥٓRabbineأَنِّيbanaمَسَّنِيَdokundurduٱلشَّيۡطَٰنُşeytanبِنُصۡبٖbir yorgunlukوَعَذَابٍve azab
 
ANLAMI
Kulumuz Eyyub'u da an; Rabbine: "Doğrusu şeytan bana yorgunluk ve azap verdi" diye seslenmişti.
Ayet 42 Arapça Ayet
ٱرۡكُضۡ(yere) vurبِرِجۡلِكَۖayağınıهَٰذَا(işte) buمُغۡتَسَلُۢyıkanacakبَارِدٞserin (bir su)وَشَرَابٞve içilecek
 
ANLAMI
"Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su" dedik.
SAYFA 456
Ayet 43 Arapça Ayet
وَوَهَبۡنَاve armağan ettikلَهُۥٓonaأَهۡلَهُۥailesiniوَمِثۡلَهُمve bir eşiniمَّعَهُمۡonlarla beraberرَحۡمَةٗbir rahmet olarakمِّنَّاbizdenوَذِكۡرَىٰve bir ibret olarakلِأُوْلِيsahiplerineٱلۡأَلۡبَٰبِsağduyu
 
ANLAMI
Katımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere, ona tekrar ailesini ve geçmiş olanlarla bir mislini daha vermiştik.
Ayet 44 Arapça Ayet
وَخُذۡve alبِيَدِكَelineضِغۡثٗاbir demet sapفَٱضۡرِبve vurبِّهِۦonunlaوَلَاve aslaتَحۡنَثۡۗyeminini bozmaإِنَّاgerçekten bizوَجَدۡنَٰهُonu bulmuştukصَابِرٗاۚsabreden (bir kul)نِّعۡمَne güzelٱلۡعَبۡدُkulduإِنَّهُۥٓo daimaأَوَّابٞ(bize) başvururdu
 
ANLAMI
"Ey Eyyub! Eline bir demet sap alıp onunla vur, yeminini bozma" demiştik. Doğrusu Biz onu sabırlı bulmuştuk. Ne iyi kuldu, daima Allah'a yönelirdi.
Ayet 45 Arapça Ayet
وَٱذۡكُرۡve anعِبَٰدَنَآkullarımızإِبۡرَٰهِيمَİbrahim'iوَإِسۡحَٰقَve İshak'ıوَيَعۡقُوبَve Ya'kub'uأُوْلِيsahibiٱلۡأَيۡدِيkuvvetوَٱلۡأَبۡصَٰرِve basiretli
 
ANLAMI
Güçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub'u da an.
Ayet 46 Arapça Ayet
إِنَّآelbette bizأَخۡلَصۡنَٰهُمonları ihlaslı (kul) yaptıkبِخَالِصَةٖsamimiyetleذِكۡرَىdüşüncesiyleٱلدَّارِahiret yurdu
 
ANLAMI
Biz onları ahiret yurdunu düşünen, içten bağlı kimseler kıldık.
Ayet 47 Arapça Ayet
وَإِنَّهُمۡve onlarعِندَنَاbizim yanımızdaلَمِنَseçkinlerdendirٱلۡمُصۡطَفَيۡنَ*ٱلۡأَخۡيَارِhayırlılardandır
 
ANLAMI
Doğrusu onlar katımızda seçkin, iyi kimselerdendirler.
Ayet 48 Arapça Ayet
وَٱذۡكُرۡve anإِسۡمَٰعِيلَİsma'il'iوَٱلۡيَسَعَve Elyesa'ıوَذَاve Zülkifil'iٱلۡكِفۡلِۖve Zülkifil'iوَكُلّٞhepsi deمِّنَiyilerdendirٱلۡأَخۡيَارِ*
 
ANLAMI
İsmail'i, Elyesa'ı, Zülkifl'i de an. Hepsi iyilerdendir.
Ayet 49 Arapça Ayet
هَٰذَاbuذِكۡرٞۚbir hatırlamadırوَإِنَّve gerçektenلِلۡمُتَّقِينَkorunanlar için vardırلَحُسۡنَgüzelمَـَٔابٖbir gelecek
 
ANLAMI
İşte bu güzel bir anmadır. Doğrusu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır.
Ayet 50 Arapça Ayet
جَنَّـٰتِcennetleriعَدۡنٖAdnمُّفَتَّحَةٗaçılmışلَّهُمُkendilerineٱلۡأَبۡوَٰبُkapıları
 
ANLAMI
Kapıları onlara açılmış Adn cennetleri vardır.
Ayet 51 Arapça Ayet
مُتَّكِـِٔينَ(koltuklara) yaslanılarفِيهَاoradaيَدۡعُونَisterlerفِيهَاoradaبِفَٰكِهَةٖmeyvaكَثِيرَةٖbir çokوَشَرَابٖve içki
 
ANLAMI
Orada tahtlara yaslanmış olarak türlü meyveler ve içecekler isterler.
Ayet 52 Arapça Ayet
۞وَعِندَهُمۡve yanlarında (vardır)قَٰصِرَٰتُ(eşlerine) dikenٱلطَّرۡفِbakışlarınıأَتۡرَابٌyaşıt dilberler
 
ANLAMI
Yanlarında, gözlerini eşlerine dikmiş yaşıt güzeller vardır.
Ayet 53 Arapça Ayet
هَٰذَاişte budurمَاşeyتُوعَدُونَsize söz verilenلِيَوۡمِgünü içinٱلۡحِسَابِhesap
 
ANLAMI
İşte bu hesap günü için, size söz verilenlerdir.
Ayet 54 Arapça Ayet
إِنَّdoğrusuهَٰذَاbuلَرِزۡقُنَاbizim rızkımızınمَاyokturلَهُۥonunمِنhiçنَّفَادٍbitip tükenmesi
 
ANLAMI
Doğrusu, verdiğimiz bu rızıklar tükenecek değildir.
Ayet 55 Arapça Ayet
هَٰذَاۚbu böyledirوَإِنَّve fakat elbetteلِلطَّـٰغِينَazgınlara vardırلَشَرَّen kötüمَـَٔابٖbir gelecek
 
ANLAMI
Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır.
Ayet 56 Arapça Ayet
جَهَنَّمَcehennemيَصۡلَوۡنَهَاoraya girerlerفَبِئۡسَne kötüٱلۡمِهَادُbir döşektir
 
ANLAMI
Cehenneme girerler; ne kötü bir konaktır!
Ayet 57 Arapça Ayet
هَٰذَاişteفَلۡيَذُوقُوهُonu tadsınlarحَمِيمٞkaynarوَغَسَّاقٞve kokuşmuşdur
 
ANLAMI
İşte bu kaynar su ve irindir, artık onu tatsınlar.
Ayet 58 Arapça Ayet
وَءَاخَرُve daha başka (vardır)مِنona (azaba) benzerشَكۡلِهِۦٓ*أَزۡوَٰجٌçeşit çeşit
 
ANLAMI
Bunlara benzer daha başkaları da vardır...
Ayet 59 Arapça Ayet
هَٰذَاişte şunlarفَوۡجٞgurupturمُّقۡتَحِمٞ(cehenneme) girecekمَّعَكُمۡsizinle beraberلَاyokturمَرۡحَبَۢاmerhabaبِهِمۡۚonlaraإِنَّهُمۡonlarصَالُواْgireceklerdirٱلنَّارِateşe
 
ANLAMI
(İnkarcıların ileri gelenlerine denir ki;) "İşte şunlar sizinle beraber girecek olanlardır." (Derler ki;) "Onlar rahat yüzü görmesin. Behemehal ateşe gireceklerdir"
Ayet 60 Arapça Ayet
قَالُواْdediler kiبَلۡhayırأَنتُمۡasıl sizeلَاyokturمَرۡحَبَۢاmerhabaبِكُمۡۖsizeأَنتُمۡsizقَدَّمۡتُمُوهُbunu önümüze getirdinizلَنَاۖbizimفَبِئۡسَne kötüٱلۡقَرَارُdurak
 
ANLAMI
(Onlara uyanlar;) "Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin; bunu başımıza getiren sizsiniz; ne kötü bir duraktır!" derler.
Ayet 61 Arapça Ayet
قَالُواْdedilerرَبَّنَاRabbimizمَنkimقَدَّمَönümüze getirdiyseلَنَاbizimهَٰذَاbunuفَزِدۡهُonun artırعَذَابٗاazabınıضِعۡفٗاbir kat dahaفِيateştekiٱلنَّارِ*
 
ANLAMI
"Rabbimiz! Bunu kim başımıza getirdiyse, ateşte onun azabını kat kat artır" derler.
SAYFA 457
Ayet 62 Arapça Ayet
وَقَالُواْve dedilerمَاne oldu ki?لَنَاbizeلَاgörmüyoruzنَرَىٰ*رِجَالٗاadamlarıكُنَّاsaydığımızنَعُدُّهُم*مِّنَkötülerdenٱلۡأَشۡرَارِ*
 
ANLAMI
Şöyle derler: "Kendilerini dünyada iken kötü saydığımız kimseleri burada niçin görmüyoruz?"
Ayet 63 Arapça Ayet
أَتَّخَذۡنَٰهُمۡhani onları edinirdikسِخۡرِيًّاalay konusuأَمۡyoksaزَاغَتۡkaydı (mı?)عَنۡهُمُonlardanٱلۡأَبۡصَٰرُgözler(imiz)
 
ANLAMI
"Onları alaya alırdık; yoksa şimdi gözlere görünmezler mi?"
Ayet 64 Arapça Ayet
إِنَّmutlakaذَٰلِكَbuلَحَقّٞgerçektirتَخَاصُمُtartışmasıdırأَهۡلِhalkınınٱلنَّارِateş
 
ANLAMI
İşte cehennemliklerin bu şekilde tartışması gerçektir.
Ayet 65 Arapça Ayet
قُلۡde kiإِنَّمَآancakأَنَا۠benمُنذِرٞۖbir uyarıcıyımوَمَاve yokturمِنۡhiçbirإِلَٰهٍtanrıإِلَّاbaşkaٱللَّهُAllah'tanٱلۡوَٰحِدُtekٱلۡقَهَّارُkahreden
 
ANLAMI
De ki: "Ben sadece bir uyarıcıyım. Gücü her şeye yeten tek Allah'tan başka tanrı yoktur."
Ayet 66 Arapça Ayet
رَبُّRabbidirٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerinوَٱلۡأَرۡضِve yerinوَمَاve olanlarınبَيۡنَهُمَاikisi arasındaٱلۡعَزِيزُdaima üstündürٱلۡغَفَّـٰرُçok bağışlayandır
 
ANLAMI
"Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlüdür, çok bağışlayandır."
Ayet 67 Arapça Ayet
قُلۡde kiهُوَOنَبَؤٌاْbir haberdirعَظِيمٌbüyük
 
ANLAMI
De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
Ayet 68 Arapça Ayet
أَنتُمۡsizعَنۡهُondanمُعۡرِضُونَyüz çeviriyorsunuz
 
ANLAMI
De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
Ayet 69 Arapça Ayet
مَاyoktuكَانَbenimلِيَ*مِنۡhiçbirعِلۡمِۭbilgi(m)بِٱلۡمَلَإِtoplulukٱلۡأَعۡلَىٰٓyüceإِذۡsıradaيَخۡتَصِمُونَtartıştıkları
 
ANLAMI
"Onlar tartışırlarken Melei Ala'daki bu olanlar hakkında bir bilgim yoktu."
Ayet 70 Arapça Ayet
إِنvahyedilmiyorيُوحَىٰٓ*إِلَيَّbanaإِلَّآdışındaأَنَّمَآsadeceأَنَا۠ben (olduğum için)نَذِيرٞbir uyarıcıمُّبِينٌapaçık
 
ANLAMI
"Bana sadece vahyolunuyor; doğrusu ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
Ayet 71 Arapça Ayet
إِذۡhaniقَالَdemişti kiرَبُّكَRabbinلِلۡمَلَـٰٓئِكَةِmeleklereإِنِّيelbette benخَٰلِقُۢyaratacağımبَشَرٗاbir insanمِّنçamurdanطِينٖ*
 
ANLAMI
Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."
Ayet 72 Arapça Ayet
فَإِذَاzamanسَوَّيۡتُهُۥonu biçimlendirdiğimوَنَفَخۡتُve üflediğimفِيهِonaمِنruhumdanرُّوحِي*فَقَعُواْderhal kapanınلَهُۥonaسَٰجِدِينَsecdeye
 
ANLAMI
Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."
Ayet 73 Arapça Ayet
فَسَجَدَsecde ettilerٱلۡمَلَـٰٓئِكَةُmeleklerكُلُّهُمۡhepsiأَجۡمَعُونَtüm olarak
 
ANLAMI
Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.
Ayet 74 Arapça Ayet
إِلَّآdışındaإِبۡلِيسَİblisٱسۡتَكۡبَرَo büyüklük tasladıوَكَانَve olduمِنَkafirlerdenٱلۡكَٰفِرِينَ*
 
ANLAMI
Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.
Ayet 75 Arapça Ayet
قَالَdedi kiيَـٰٓإِبۡلِيسُey İblisمَاnedir?مَنَعَكَseni alıkoyanأَنsecde etmektenتَسۡجُدَ*لِمَاyarattığımaخَلَقۡتُ*بِيَدَيَّۖiki elimleأَسۡتَكۡبَرۡتَbüyüklük mü tasladın?أَمۡyoksaكُنتَ(mi) oldun?مِنَyücelerdenٱلۡعَالِينَ*
 
ANLAMI
Allah: "Ey İblis, ellerimle (kudretimle) yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir Böbürlendin mi Yoksa gururlananlardan mısın?" dedi.
Ayet 76 Arapça Ayet
قَالَdediأَنَا۠benخَيۡرٞiyiyimمِّنۡهُondanخَلَقۡتَنِيbeni yarattınمِنateştenنَّارٖ*وَخَلَقۡتَهُۥonu ise yarattınمِنçamurdanطِينٖ*
 
ANLAMI
İblis: "Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" dedi.
Ayet 77 Arapça Ayet
قَالَbuyurdu kiفَٱخۡرُجۡhaydi çıkمِنۡهَاoradanفَإِنَّكَşüphesiz senرَجِيمٞkovuldun
 
ANLAMI
Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.
Ayet 78 Arapça Ayet
وَإِنَّve şüphesizعَلَيۡكَsenin üzerinedirلَعۡنَتِيٓlanetimإِلَىٰkadarيَوۡمِgününeٱلدِّينِceza
 
ANLAMI
Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.
Ayet 79 Arapça Ayet
قَالَdediرَبِّRabbimفَأَنظِرۡنِيٓöyleyse bana süre verإِلَىٰkadarيَوۡمِgüneيُبۡعَثُونَyeniden dirilecekleri
 
ANLAMI
"Rabbim! Dirilecekleri güne kadar beni (canımı almayı) ertele" dedi.
Ayet 80 Arapça Ayet
قَالَbuyurduفَإِنَّكَelbette senمِنَsüre verilenlerdensinٱلۡمُنظَرِينَ*
 
ANLAMI
Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.
Ayet 81 Arapça Ayet
إِلَىٰkadarيَوۡمِgününeٱلۡوَقۡتِvaktinٱلۡمَعۡلُومِbilinen
 
ANLAMI
Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.
Ayet 82 Arapça Ayet
قَالَdediفَبِعِزَّتِكَsenin izzetine and olsun kiلَأُغۡوِيَنَّهُمۡonları azdıracağımأَجۡمَعِينَtümünü
 
ANLAMI
İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.
Ayet 83 Arapça Ayet
إِلَّاdışındaعِبَادَكَkullarınمِنۡهُمُonlardanٱلۡمُخۡلَصِينَihlaslı
 
ANLAMI
İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.
SAYFA 458
Ayet 84 Arapça Ayet
قَالَbuyurdu kiفَٱلۡحَقُّgerçektirوَٱلۡحَقَّve gerçektenأَقُولُben diyorum ki
 
ANLAMI
Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.
Ayet 85 Arapça Ayet
لَأَمۡلَأَنَّelbette dolduracağımجَهَنَّمَcehennemiمِنكَsendenوَمِمَّنve kimselerdenتَبِعَكَsana uyanمِنۡهُمۡonlar içindeأَجۡمَعِينَtümüyle
 
ANLAMI
Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.
Ayet 86 Arapça Ayet
قُلۡde kiمَآben sizden istemiyorumأَسۡـَٔلُكُمۡ*عَلَيۡهِbuna karşıمِنۡhiçbirأَجۡرٖücretوَمَآve değil(im)أَنَا۠benمِنَyapmacık yapanlardanٱلۡمُتَكَلِّفِينَ*
 
ANLAMI
De ki: "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Kendiliğimden bir şey iddia eden kimselerden de değilim."
Ayet 87 Arapça Ayet
إِنۡdeğildirهُوَO (Kur'an)إِلَّاbaşkasıذِكۡرٞöğüt(ten)لِّلۡعَٰلَمِينَbütün alemlere
 
ANLAMI
"Bu Kuran, ancak dünyalar için bir öğüttür."
Ayet 88 Arapça Ayet
وَلَتَعۡلَمُنَّgayet iyi bileceksinizنَبَأَهُۥonun haberiniبَعۡدَsonraحِينِۭbir süre
 
ANLAMI
"Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra öğreneceksiniz."