SAFFAT SURESİ            ANASAYFAYA DÖN

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ


SAYFA 446
Ayet 1 Arapça Ayet
وَٱلصَّـٰٓفَّـٰتِandolsunصَفّٗاsıra sıra dizilenlere
 
ANLAMI
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Ayet 2 Arapça Ayet
فَٱلزَّـٰجِرَٰتِve sürenlereزَجۡرٗاbağırıp
 
ANLAMI
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Ayet 3 Arapça Ayet
فَٱلتَّـٰلِيَٰتِve okuyanlaraذِكۡرًاzikir
 
ANLAMI
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Ayet 4 Arapça Ayet
إِنَّşüphesizإِلَٰهَكُمۡTanrınızلَوَٰحِدٞelbette birdir
 
ANLAMI
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Ayet 5 Arapça Ayet
رَّبُّRabbidirٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerinوَٱلۡأَرۡضِve yerinوَمَاve ne varsaبَيۡنَهُمَاbunlar arasındaوَرَبُّve Rabbidirٱلۡمَشَٰرِقِdoğuların
 
ANLAMI
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Ayet 6 Arapça Ayet
إِنَّاelbette bizزَيَّنَّاsüsledikٱلسَّمَآءَsemasınıٱلدُّنۡيَاdünyaبِزِينَةٍbir zinetleٱلۡكَوَاكِبِyıldızlarla
 
ANLAMI
Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.
Ayet 7 Arapça Ayet
وَحِفۡظٗاve (onu) korudukمِّنkarşıكُلِّher türlüشَيۡطَٰنٖşeytanaمَّارِدٖita'at dışına çıkan
 
ANLAMI
Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk.
Ayet 8 Arapça Ayet
لَّاdinleyemezlerيَسَّمَّعُونَ*إِلَىmelekleriٱلۡمَلَإِ*ٱلۡأَعۡلَىٰyüceوَيُقۡذَفُونَve taşlanırlarمِنherكُلِّ*جَانِبٖyandan
 
ANLAMI
Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
Ayet 9 Arapça Ayet
دُحُورٗاۖkovulurlarوَلَهُمۡve onlar için vardırعَذَابٞbir azabوَاصِبٌsürekli
 
ANLAMI
Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
Ayet 10 Arapça Ayet
إِلَّا(fakat) yalnızمَنۡkimseyiخَطِفَkapanٱلۡخَطۡفَةَbir sözفَأَتۡبَعَهُۥonu izlerشِهَابٞbir şihab (ışın)ثَاقِبٞdelici
 
ANLAMI
Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir.
Ayet 11 Arapça Ayet
فَٱسۡتَفۡتِهِمۡşimdi onlara sorأَهُمۡkendileri mi?أَشَدُّdaha çetinخَلۡقًاyaratılış bakımındanأَمyoksaمَّنۡkimseler (mi?)خَلَقۡنَآۚbizim yarattıklarımızإِنَّاelbette bizخَلَقۡنَٰهُمonları yarattıkمِّنbir çamurdanطِينٖ*لَّازِبِۭyapışkan
 
ANLAMI
Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır.
Ayet 12 Arapça Ayet
بَلۡhayırعَجِبۡتَsen şaşıyorsunوَيَسۡخَرُونَonlar ise alay ediyorlar
 
ANLAMI
Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar.
Ayet 13 Arapça Ayet
وَإِذَاve ne zamanذُكِّرُواْöğüt verilseلَاöğüt almazlarيَذۡكُرُونَ*
 
ANLAMI
Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler.
Ayet 14 Arapça Ayet
وَإِذَاve ne zamanرَأَوۡاْgörselerءَايَةٗbir mu'cizeيَسۡتَسۡخِرُونَalay ederler
 
ANLAMI
Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar.
Ayet 15 Arapça Ayet
وَقَالُوٓاْve diyorlarإِنۡdeğildirهَٰذَآbuإِلَّاbaşka bir şeyسِحۡرٞbir büyüdenمُّبِينٌapaçık
 
ANLAMI
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
Ayet 16 Arapça Ayet
أَءِذَاzaman mı?مِتۡنَاöldüğümüzوَكُنَّاve olduğumuzتُرَابٗاtoprakوَعِظَٰمًاve kemikأَءِنَّاbiz mi?لَمَبۡعُوثُونَdiriltileceğiz
 
ANLAMI
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
Ayet 17 Arapça Ayet
أَوَءَابَآؤُنَاatalarımız da mı?ٱلۡأَوَّلُونَevvelki
 
ANLAMI
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
Ayet 18 Arapça Ayet
قُلۡde kiنَعَمۡevetوَأَنتُمۡve sizدَٰخِرُونَaşağılanacaksınız
 
ANLAMI
De ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak."
Ayet 19 Arapça Ayet
فَإِنَّمَاsadece ibarettirهِيَo (iş)زَجۡرَةٞkorkunç sestenوَٰحِدَةٞbir tekفَإِذَاhemenهُمۡonlarيَنظُرُونَbakıp kalırlar
 
ANLAMI
Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar.
Ayet 20 Arapça Ayet
وَقَالُواْve dedilerيَٰوَيۡلَنَاeyvah bizeهَٰذَاbuيَوۡمُgünüdürٱلدِّينِceza
 
ANLAMI
Şöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür."
Ayet 21 Arapça Ayet
هَٰذَاbuيَوۡمُgünüdürٱلۡفَصۡلِhükümٱلَّذِيolduğunuzكُنتُم*بِهِۦonuتُكَذِّبُونَyalanlıyor
 
ANLAMI
Onlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir.
Ayet 22 Arapça Ayet
۞ٱحۡشُرُواْtoplayınٱلَّذِينَkimseleriظَلَمُواْ(o) zalim(leri)وَأَزۡوَٰجَهُمۡve onların eşleriniوَمَاveكَانُواْolduklarınıيَعۡبُدُونَtapıyor(lar)
 
ANLAMI
İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."
Ayet 23 Arapça Ayet
مِنbaşkaدُونِ*ٱللَّهِAllah'tanفَٱهۡدُوهُمۡonları götürünإِلَىٰyolunaصِرَٰطِ*ٱلۡجَحِيمِcehennemin
 
ANLAMI
İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."
Ayet 24 Arapça Ayet
وَقِفُوهُمۡۖve durdurun onlarıإِنَّهُمçünkü onlarمَّسۡـُٔولُونَsorguya çekileceklerdir
 
ANLAMI
"Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır."
SAYFA 447
Ayet 25 Arapça Ayet
مَاsize ne oldu ki?لَكُمۡ*لَاbirbirinize yardım etmiyorsunuzتَنَاصَرُونَ*
 
ANLAMI
Şöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?"
Ayet 26 Arapça Ayet
بَلۡhayırهُمُonlarٱلۡيَوۡمَo günمُسۡتَسۡلِمُونَteslim olmuşlardır
 
ANLAMI
Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır.
Ayet 27 Arapça Ayet
وَأَقۡبَلَve dönerبَعۡضُهُمۡbir kısmıعَلَىٰdiğerineبَعۡضٖ*يَتَسَآءَلُونَsorar
 
ANLAMI
Birbirlerine dönüp soruşurlar.
Ayet 28 Arapça Ayet
قَالُوٓاْdediler kiإِنَّكُمۡşüphesiz sizكُنتُمۡbize gelirdinizتَأۡتُونَنَا*عَنِsağdanٱلۡيَمِينِ*
 
ANLAMI
İleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler.
Ayet 29 Arapça Ayet
قَالُواْdedilerبَلhayırلَّمۡzaten siz değildinizتَكُونُواْ*مُؤۡمِنِينَinanan insanlar
 
ANLAMI
Onlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz."
Ayet 30 Arapça Ayet
وَمَاve yoktuكَانَ*لَنَاbizimعَلَيۡكُمsizi zorlayacakمِّنhiçbirسُلۡطَٰنِۭۖgücümüzبَلۡbilakisكُنتُمۡsiz idinizقَوۡمٗاbir toplumطَٰغِينَazgın
 
ANLAMI
"Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz."
Ayet 31 Arapça Ayet
فَحَقَّartık hak olduعَلَيۡنَاbizeقَوۡلُsözüرَبِّنَآۖRabbimizinإِنَّاelbette bizلَذَآئِقُونَtadacağız
 
ANLAMI
"Bu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız."
Ayet 32 Arapça Ayet
فَأَغۡوَيۡنَٰكُمۡsizi azdırdıkإِنَّاçünkü bizكُنَّاkendimizغَٰوِينَazmıştık
 
ANLAMI
"Sizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık".
Ayet 33 Arapça Ayet
فَإِنَّهُمۡonlarيَوۡمَئِذٖo günفِيazabdaٱلۡعَذَابِ*مُشۡتَرِكُونَortaktırlar
 
ANLAMI
O gün hepsi azabda birleşirler.
Ayet 34 Arapça Ayet
إِنَّاbizكَذَٰلِكَişte böyleنَفۡعَلُyaparızبِٱلۡمُجۡرِمِينَsuçlulara
 
ANLAMI
Doğrusu suçlulara böyle yaparız.
Ayet 35 Arapça Ayet
إِنَّهُمۡçünkü onlarكَانُوٓاْidilerإِذَاzamanقِيلَdendiğiلَهُمۡonlaraلَآyokturإِلَٰهَtanrıإِلَّاbaşkaٱللَّهُAllah'tanيَسۡتَكۡبِرُونَbüyüklük tasıyor(lar)
 
ANLAMI
Onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler.
Ayet 36 Arapça Ayet
وَيَقُولُونَve derlerdiأَئِنَّاbiz mi?لَتَارِكُوٓاْterk edeceğizءَالِهَتِنَاtanrılarımızıلِشَاعِرٖbir şair içinمَّجۡنُونِۭcinlenmiş
 
ANLAMI
"Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi.
Ayet 37 Arapça Ayet
بَلۡhayırجَآءَo getirmiştiبِٱلۡحَقِّgerçeğiوَصَدَّقَve doğrulamıştıٱلۡمُرۡسَلِينَelçileri
 
ANLAMI
Hayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı.
Ayet 38 Arapça Ayet
إِنَّكُمۡşüphesiz sizلَذَآئِقُواْtadacaksınızٱلۡعَذَابِazabıٱلۡأَلِيمِacı
 
ANLAMI
Şüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız.
Ayet 39 Arapça Ayet
وَمَاveتُجۡزَوۡنَcezalandırılmayacaksınızإِلَّاdışındaمَاşeylerكُنتُمۡolduğunuzتَعۡمَلُونَyapmış
 
ANLAMI
Yaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız.
Ayet 40 Arapça Ayet
إِلَّا(ve) hariçtirعِبَادَkullarıٱللَّهِAllah'ınٱلۡمُخۡلَصِينَhalis
 
ANLAMI
Ancak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır.
Ayet 41 Arapça Ayet
أُوْلَـٰٓئِكَişteلَهُمۡonlar için vardırرِزۡقٞbir rızıkمَّعۡلُومٞbilinen
 
ANLAMI
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
Ayet 42 Arapça Ayet
فَوَٰكِهُ(türlü) meyvalarوَهُمve onlarمُّكۡرَمُونَağırlanırlar
 
ANLAMI
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
Ayet 43 Arapça Ayet
فِيcennetlerindeجَنَّـٰتِ*ٱلنَّعِيمِNi'met
 
ANLAMI
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
Ayet 44 Arapça Ayet
عَلَىٰüzerindeسُرُرٖtahtlarمُّتَقَٰبِلِينَkarşılıklı otururlar
 
ANLAMI
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
Ayet 45 Arapça Ayet
يُطَافُdolaştırılırعَلَيۡهِمönlerindeبِكَأۡسٖkadehlerمِّنakan kaynaktanمَّعِينِۭ*
 
ANLAMI
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
Ayet 46 Arapça Ayet
بَيۡضَآءَberrakلَذَّةٖlezzetliلِّلشَّـٰرِبِينَiçenler için
 
ANLAMI
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
Ayet 47 Arapça Ayet
لَاyokturفِيهَاondaغَوۡلٞsersemletmeوَلَاve olmazlarهُمۡonlarعَنۡهَاonunlaيُنزَفُونَsarhoş
 
ANLAMI
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
Ayet 48 Arapça Ayet
وَعِندَهُمۡve yanlarında (vardır)قَٰصِرَٰتُkendilerini hapsetmişٱلطَّرۡفِbakışlarıylaعِينٞiri gözlü (eşler)
 
ANLAMI
Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.
Ayet 49 Arapça Ayet
كَأَنَّهُنَّonlar gibi (eşlerdir)بَيۡضٞbembeyaz yumurtaمَّكۡنُونٞsaklı
 
ANLAMI
Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.
Ayet 50 Arapça Ayet
فَأَقۡبَلَdönmüşبَعۡضُهُمۡbiriعَلَىٰdiğerineبَعۡضٖ*يَتَسَآءَلُونَsoruyorlar
 
ANLAMI
Birbirlerine dönüp sorarlar:
Ayet 51 Arapça Ayet
قَالَdediقَآئِلٞbir sözcüمِّنۡهُمۡonlardanإِنِّيşüphesizكَانَvardıلِيbenimقَرِينٞbir arkadaşım
 
ANLAMI
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
SAYFA 448
Ayet 52 Arapça Ayet
يَقُولُderdi kiأَءِنَّكَsen misin?لَمِنَkimseler(den)ٱلۡمُصَدِّقِينَdoğrulayan(lar)
 
ANLAMI
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
Ayet 53 Arapça Ayet
أَءِذَاzaman mı?مِتۡنَاbiz öldüğümüzوَكُنَّاve olduğumuzتُرَابٗاtoprakوَعِظَٰمًاve kemikأَءِنَّاbiz mi?لَمَدِينُونَcezalanacağız
 
ANLAMI
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
Ayet 54 Arapça Ayet
قَالَdedi kiهَلۡsizأَنتُم*مُّطَّلِعُونَbakar mısınız?
 
ANLAMI
Yanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der.
Ayet 55 Arapça Ayet
فَٱطَّلَعَbaktıفَرَءَاهُonu gördüفِيortasındaسَوَآءِ*ٱلۡجَحِيمِcehennemin
 
ANLAMI
Bir bakar onu cehennemin ortasında görür.
Ayet 56 Arapça Ayet
قَالَdediتَٱللَّهِtallahiإِنsen az dahaكِدتَّ*لَتُرۡدِينِbeni de alçaltacaktın
 
ANLAMI
Ona der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin."
Ayet 57 Arapça Ayet
وَلَوۡلَاve olmasaydıنِعۡمَةُni'metiرَبِّيRabbiminلَكُنتُşimdi ben de olurdumمِنَ(oraya) getirilenlerdenٱلۡمُحۡضَرِينَ*
 
ANLAMI
"Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum."
Ayet 58 Arapça Ayet
أَفَمَاdeğil miyiz?نَحۡنُbizبِمَيِّتِينَöleceklerden
 
ANLAMI
"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi Azap da görmeyeceğiz ha?"
Ayet 59 Arapça Ayet
إِلَّاdışındaمَوۡتَتَنَاölümümüzٱلۡأُولَىٰilkوَمَاve değilizنَحۡنُbizبِمُعَذَّبِينَazaba uğratılcak
 
ANLAMI
"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi Azap da görmeyeceğiz ha?"
Ayet 60 Arapça Ayet
إِنَّgerçektenهَٰذَاbuلَهُوَta kendisidirٱلۡفَوۡزُbaşarınınٱلۡعَظِيمُbüyük
 
ANLAMI
İşte büyük kurtuluş şüphesiz budur.
Ayet 61 Arapça Ayet
لِمِثۡلِmisli gibiهَٰذَاbununفَلۡيَعۡمَلِçalışsınlarٱلۡعَٰمِلُونَçalışanlar
 
ANLAMI
Çalışanlar bunun için çalışsın.
Ayet 62 Arapça Ayet
أَذَٰلِكَbu mu?خَيۡرٞhayırlıنُّزُلًاağırlanmak içinأَمۡyoksaشَجَرَةُağacı (mı?)ٱلزَّقُّومِzakkum
 
ANLAMI
Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı?
Ayet 63 Arapça Ayet
إِنَّاelbette bizجَعَلۡنَٰهَاonu yaptıkفِتۡنَةٗbir fitne (sınav)لِّلظَّـٰلِمِينَzalimler için
 
ANLAMI
Biz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık.
Ayet 64 Arapça Ayet
إِنَّهَاelbette oشَجَرَةٞbir ağaçtırتَخۡرُجُçıkanفِيٓdibindeأَصۡلِ*ٱلۡجَحِيمِcehennemin
 
ANLAMI
O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.
Ayet 65 Arapça Ayet
طَلۡعُهَاtomurcuklarıكَأَنَّهُۥgibidirرُءُوسُbaşlarıٱلشَّيَٰطِينِşeytanların
 
ANLAMI
Tomurcukları şeytan başı gibidir.
Ayet 66 Arapça Ayet
فَإِنَّهُمۡonlarلَأٓكِلُونَyiyeceklerdirمِنۡهَاondanفَمَالِـُٔونَve dolduracaklardırمِنۡهَاonunlaٱلۡبُطُونَkarınlarını
 
ANLAMI
İşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar.
Ayet 67 Arapça Ayet
ثُمَّsonraإِنَّşüphesizلَهُمۡonların vardırعَلَيۡهَاbunun üzerineلَشَوۡبٗاbir içkileriمِّنۡkaynar sudanحَمِيمٖ*
 
ANLAMI
Sonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir.
Ayet 68 Arapça Ayet
ثُمَّsonraإِنَّelbetteمَرۡجِعَهُمۡdönecekleri yerلَإِلَىmutlakaٱلۡجَحِيمِcehennemdir
 
ANLAMI
Doğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir.
Ayet 69 Arapça Ayet
إِنَّهُمۡçünkü onlarأَلۡفَوۡاْbuldularءَابَآءَهُمۡbabalarınıضَآلِّينَsapık kimseler
 
ANLAMI
Onlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
Ayet 70 Arapça Ayet
فَهُمۡkendileri deعَلَىٰٓüzerindeءَاثَٰرِهِمۡonların izleriيُهۡرَعُونَkoşturuyorlar
 
ANLAMI
Öyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı.
Ayet 71 Arapça Ayet
وَلَقَدۡve andolsunضَلَّsapmıştıقَبۡلَهُمۡonlardan önceأَكۡثَرُçoğuٱلۡأَوَّلِينَevvelkilerin
 
ANLAMI
Onlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı.
Ayet 72 Arapça Ayet
وَلَقَدۡve andolsunأَرۡسَلۡنَاbiz göndermiştikفِيهِمonların içineمُّنذِرِينَuyarıcılar
 
ANLAMI
And olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik.
Ayet 73 Arapça Ayet
فَٱنظُرۡbakكَيۡفَnasılكَانَolduعَٰقِبَةُsonuٱلۡمُنذَرِينَuyarılanların
 
ANLAMI
Uyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Ayet 74 Arapça Ayet
إِلَّاancak hariçtirعِبَادَkullarıٱللَّهِAllah'ınٱلۡمُخۡلَصِينَhalis
 
ANLAMI
Allah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır.
Ayet 75 Arapça Ayet
وَلَقَدۡve andolsunنَادَىٰنَاbize yalvarmıştıنُوحٞNuhفَلَنِعۡمَne güzelٱلۡمُجِيبُونَkabul buyurmuştuk
 
ANLAMI
And olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik.
Ayet 76 Arapça Ayet
وَنَجَّيۡنَٰهُonu kurtarmıştıkوَأَهۡلَهُۥve ailesiniمِنَsıkıntıdanٱلۡكَرۡبِ*ٱلۡعَظِيمِbüyük
 
ANLAMI
Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
SAYFA 449
Ayet 77 Arapça Ayet
وَجَعَلۡنَاve yaptıkذُرِّيَّتَهُۥonun zürriyetiniهُمُonlarıٱلۡبَاقِينَkalıcı
 
ANLAMI
Ancak onun soyunu sürekli kıldık.
Ayet 78 Arapça Ayet
وَتَرَكۡنَاve (iyi bir ün) bıraktıkعَلَيۡهِonaفِيarasındaٱلۡأٓخِرِينَsonra gelenler
 
ANLAMI
Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
Ayet 79 Arapça Ayet
سَلَٰمٌselam olsunعَلَىٰNuh'aنُوحٖ*فِيiçindeٱلۡعَٰلَمِينَalemler
 
ANLAMI
Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
Ayet 80 Arapça Ayet
إِنَّاşüphesiz bizكَذَٰلِكَişte böyleنَجۡزِيmükafatlandırırızٱلۡمُحۡسِنِينَgüzel davrananları
 
ANLAMI
İşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız.
Ayet 81 Arapça Ayet
إِنَّهُۥçünkü oمِنۡbizim kullarımızdandırعِبَادِنَا*ٱلۡمُؤۡمِنِينَinanan
 
ANLAMI
Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı.
Ayet 82 Arapça Ayet
ثُمَّsonraأَغۡرَقۡنَاsuda boğdukٱلۡأٓخَرِينَötekilerini
 
ANLAMI
Sonra, diğerlerini suda boğduk.
Ayet 83 Arapça Ayet
۞وَإِنَّve şüphesizمِنonun kolundan idiشِيعَتِهِۦ*لَإِبۡرَٰهِيمَİbrahim de
 
ANLAMI
İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı.
Ayet 84 Arapça Ayet
إِذۡziraجَآءَgelmiştiرَبَّهُۥRabbineبِقَلۡبٖbir kalb ileسَلِيمٍtertemiz
 
ANLAMI
Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.
Ayet 85 Arapça Ayet
إِذۡhaniقَالَdemişti kiلِأَبِيهِbabasınaوَقَوۡمِهِۦve kavmineمَاذَاneyeتَعۡبُدُونَtapıyorsunuz
 
ANLAMI
İbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz?"
Ayet 86 Arapça Ayet
أَئِفۡكًاuydurmaءَالِهَةٗtanrılar (mı?)دُونَbırakıpٱللَّهِAllah'ıتُرِيدُونَistiyorsunuz
 
ANLAMI
"Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?"
Ayet 87 Arapça Ayet
فَمَاnedir?ظَنُّكُمzannınızبِرَبِّRabbi hakkındaٱلۡعَٰلَمِينَalemlerin
 
ANLAMI
"Alemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir?"
Ayet 88 Arapça Ayet
فَنَظَرَbaktıنَظۡرَةٗgöz atarakفِيyıldızlaraٱلنُّجُومِ*
 
ANLAMI
İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.
Ayet 89 Arapça Ayet
فَقَالَve dediإِنِّيelbette benسَقِيمٞhastayım
 
ANLAMI
İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.
Ayet 90 Arapça Ayet
فَتَوَلَّوۡاْbunun üzerine kaçtılarعَنۡهُondanمُدۡبِرِينَarkalarını dönüp
 
ANLAMI
Onu bırakıp gittiler.
Ayet 91 Arapça Ayet
فَرَاغَo da gizlice sokulduإِلَىٰٓonların tanrılarınaءَالِهَتِهِمۡ*فَقَالَve dediأَلَاyemez misini?تَأۡكُلُونَ*
 
ANLAMI
O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.
Ayet 92 Arapça Ayet
مَاneyiniz var?لَكُمۡ*لَاkonuşmuyorsunuzتَنطِقُونَ*
 
ANLAMI
O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.
Ayet 93 Arapça Ayet
فَرَاغَve gizlice sokulupعَلَيۡهِمۡüzerlerineضَرۡبَۢاdarbe indirdiبِٱلۡيَمِينِsağ eliyle
 
ANLAMI
Sonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu.
Ayet 94 Arapça Ayet
فَأَقۡبَلُوٓاْhemen gittilerإِلَيۡهِonaيَزِفُّونَkoşarak
 
ANLAMI
Bunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler.
Ayet 95 Arapça Ayet
قَالَdediأَتَعۡبُدُونَşeylere-mi tapıyorsunuz?مَاşeylereتَنۡحِتُونَyonttuğunuz
 
ANLAMI
İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."
Ayet 96 Arapça Ayet
وَٱللَّهُoysa Allahخَلَقَكُمۡsizi yaratmıştırوَمَاve (bu şeyleri)تَعۡمَلُونَyaptığınız
 
ANLAMI
İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."
Ayet 97 Arapça Ayet
قَالُواْdedilerٱبۡنُواْyapınلَهُۥonun içinبُنۡيَٰنٗاbir binaفَأَلۡقُوهُve onu atınفِيateşeٱلۡجَحِيمِ*
 
ANLAMI
Putperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler.
Ayet 98 Arapça Ayet
فَأَرَادُواْve istedilerبِهِۦonaكَيۡدٗاbir tuzak kurmakفَجَعَلۡنَٰهُمُbiz de onları kıldıkٱلۡأَسۡفَلِينَaşağılıklardan
 
ANLAMI
Ona düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik.
Ayet 99 Arapça Ayet
وَقَالَve dedi kiإِنِّيelbette benذَاهِبٌgideceğimإِلَىٰRabbimeرَبِّي*سَيَهۡدِينِO beni doğru yola iletecek
 
ANLAMI
İbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi.
Ayet 100 Arapça Ayet
رَبِّRabbimهَبۡlutfetلِيbanaمِنَiyilerden (bir çocuk)ٱلصَّـٰلِحِينَ*
 
ANLAMI
"Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı.
Ayet 101 Arapça Ayet
فَبَشَّرۡنَٰهُona müjdeledikبِغُلَٰمٍbir erkek çocukحَلِيمٖhalim
 
ANLAMI
Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.
Ayet 102 Arapça Ayet
فَلَمَّاne zaman kiبَلَغَ(çocuk) erişince;مَعَهُonun yanındaٱلسَّعۡيَkoşma çağınaقَالَ(İbrahim ona) dediيَٰبُنَيَّey yavrumإِنِّيٓşüphesiz ki benأَرَىٰgörüyorumفِيuykudaٱلۡمَنَامِ*أَنِّيٓbenأَذۡبَحُكَseni kesiyorumفَٱنظُرۡ(düşün) bakمَاذَاne?تَرَىٰۚgörüyorsun (dersin)قَالَdediيَـٰٓأَبَتِey babacığımٱفۡعَلۡyapمَاşeyiتُؤۡمَرُۖsana emredilenسَتَجِدُنِيٓbeni bulacaksınإِنeğerشَآءَdilerseٱللَّهُAllahمِنَsabredenlerdenٱلصَّـٰبِرِينَ*
 
ANLAMI
Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi.
SAYFA 450
Ayet 103 Arapça Ayet
فَلَمَّآne zaman kiأَسۡلَمَاikisi (Allah'ın emrine) teslim oluduوَتَلَّهُۥve (çocuğu) yıktıلِلۡجَبِينِalnı üzerine
 
ANLAMI
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
Ayet 104 Arapça Ayet
وَنَٰدَيۡنَٰهُve biz ona seslendikأَنdiyeيَـٰٓإِبۡرَٰهِيمُey İbrahim
 
ANLAMI
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
Ayet 105 Arapça Ayet
قَدۡandolsunصَدَّقۡتَsen doğruladınٱلرُّءۡيَآۚrüyayıإِنَّاelbette bizكَذَٰلِكَişte böyleنَجۡزِيmükafatlandırırızٱلۡمُحۡسِنِينَgüzel davrananları
 
ANLAMI
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
Ayet 106 Arapça Ayet
إِنَّgerçektenهَٰذَاbuلَهُوَmuhakkak oٱلۡبَلَـٰٓؤُاْbir imtihandırٱلۡمُبِينُapaçık
 
ANLAMI
Doğrusu bu apaçık bir deneme idi.
Ayet 107 Arapça Ayet
وَفَدَيۡنَٰهُve fidye olarak ona verdikبِذِبۡحٍbir kurbanlıkعَظِيمٖbüyük
 
ANLAMI
Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
Ayet 108 Arapça Ayet
وَتَرَكۡنَاve (iyi bir ün) bıraktıkعَلَيۡهِonaفِيarasındaٱلۡأٓخِرِينَsonra gelenler
 
ANLAMI
Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
Ayet 109 Arapça Ayet
سَلَٰمٌselam olsunعَلَىٰٓüzerineإِبۡرَٰهِيمَİbrahim
 
ANLAMI
Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
Ayet 110 Arapça Ayet
كَذَٰلِكَişte böyleنَجۡزِيbiz mükafatlandırırızٱلۡمُحۡسِنِينَgüzel davrananları
 
ANLAMI
İşte iyileri böylece mükafatlandırırız.
Ayet 111 Arapça Ayet
إِنَّهُۥçünkü oمِنۡbizim kullarımızdandıعِبَادِنَا*ٱلۡمُؤۡمِنِينَmü'min
 
ANLAMI
Doğrusu o, inanmış kullarımızdandı.
Ayet 112 Arapça Ayet
وَبَشَّرۡنَٰهُve ona müjdeledikبِإِسۡحَٰقَİshak'ıنَبِيّٗاbir peygamber olarakمِّنَiyilerdenٱلصَّـٰلِحِينَ*
 
ANLAMI
Ona, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik.
Ayet 113 Arapça Ayet
وَبَٰرَكۡنَاve bereketler verdikعَلَيۡهِkendisineوَعَلَىٰٓveإِسۡحَٰقَۚİshak'aوَمِنonların neslindenذُرِّيَّتِهِمَا*مُحۡسِنٞiyi hareket eden de varوَظَالِمٞve zulmeden deلِّنَفۡسِهِۦkendisineمُبِينٞaçıkça
 
ANLAMI
Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır.
Ayet 114 Arapça Ayet
وَلَقَدۡve andolsunمَنَنَّاlutuflarda bulundukعَلَىٰMusa'yaمُوسَىٰ*وَهَٰرُونَve Harun'a
 
ANLAMI
And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk.
Ayet 115 Arapça Ayet
وَنَجَّيۡنَٰهُمَاve onları kurtardıkوَقَوۡمَهُمَاve kavimleriniمِنَsıkıntıdanٱلۡكَرۡبِ*ٱلۡعَظِيمِbüyük
 
ANLAMI
İkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.
Ayet 116 Arapça Ayet
وَنَصَرۡنَٰهُمۡve onlara yardım ettikفَكَانُواْböylece oldularهُمُkendileriٱلۡغَٰلِبِينَüstün gelenler(den)
 
ANLAMI
Onlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi.
Ayet 117 Arapça Ayet
وَءَاتَيۡنَٰهُمَاve onlara verdikٱلۡكِتَٰبَKitabıٱلۡمُسۡتَبِينَaçık ifadeli
 
ANLAMI
Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik.
Ayet 118 Arapça Ayet
وَهَدَيۡنَٰهُمَاve onları ilettikٱلصِّرَٰطَyolaٱلۡمُسۡتَقِيمَdoğru
 
ANLAMI
Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik.
Ayet 119 Arapça Ayet
وَتَرَكۡنَاve (iyi bir ün) bıraktıkعَلَيۡهِمَاonlaraفِيarasındaٱلۡأٓخِرِينَsonra gelenler
 
ANLAMI
Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.
Ayet 120 Arapça Ayet
سَلَٰمٌselam olsunعَلَىٰMusa'yaمُوسَىٰ*وَهَٰرُونَve Harun'a
 
ANLAMI
Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.
Ayet 121 Arapça Ayet
إِنَّاelbette bizكَذَٰلِكَişte böyleنَجۡزِيmükafatlandırırızٱلۡمُحۡسِنِينَgüzel davrananları
 
ANLAMI
Doğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız.
Ayet 122 Arapça Ayet
إِنَّهُمَاçünkü ikisi deمِنۡbizim kullarımızdandıعِبَادِنَا*ٱلۡمُؤۡمِنِينَinanan
 
ANLAMI
İkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı.
Ayet 123 Arapça Ayet
وَإِنَّve şüphesizإِلۡيَاسَİlyasلَمِنَelçilerdendiٱلۡمُرۡسَلِينَ*
 
ANLAMI
Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir.
Ayet 124 Arapça Ayet
إِذۡhaniقَالَdemişti kiلِقَوۡمِهِۦٓkavmineأَلَاkorunmaz mısınız?تَتَّقُونَ*
 
ANLAMI
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
Ayet 125 Arapça Ayet
أَتَدۡعُونَBa'l'e-mi yalvarıyorsunuz?بَعۡلٗاBa'l'eوَتَذَرُونَve bırakıyorsunuzأَحۡسَنَen güzeliniٱلۡخَٰلِقِينَyaratıcıların
 
ANLAMI
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
Ayet 126 Arapça Ayet
ٱللَّهَAllah'ı?رَبَّكُمۡsizin Rabbinizوَرَبَّve Rabbiءَابَآئِكُمُatalarınızınٱلۡأَوَّلِينَönceki
 
ANLAMI
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
SAYFA 451
Ayet 127 Arapça Ayet
فَكَذَّبُوهُonu yalanladılarفَإِنَّهُمۡbundan dolayı onlarلَمُحۡضَرُونَ(azaba) getirileceklerdir
 
ANLAMI
Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.
Ayet 128 Arapça Ayet
إِلَّاyalnız hariçtirعِبَادَkullarıٱللَّهِAllah'ınٱلۡمُخۡلَصِينَhalis
 
ANLAMI
Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.
Ayet 129 Arapça Ayet
وَتَرَكۡنَاbiz (iyi bir ün) bıraktıkعَلَيۡهِonaفِيarasındaٱلۡأٓخِرِينَsonra gelenler
 
ANLAMI
Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.
Ayet 130 Arapça Ayet
سَلَٰمٌselam olsunعَلَىٰٓİlyas'aإِلۡيَاسِينَ*
 
ANLAMI
Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.
Ayet 131 Arapça Ayet
إِنَّاelbette bizكَذَٰلِكَişte böyleنَجۡزِيmükafatlandırırızٱلۡمُحۡسِنِينَgüzel davrananları
 
ANLAMI
Doğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız.
Ayet 132 Arapça Ayet
إِنَّهُۥçünkü oمِنۡbizim kullarımızdandıعِبَادِنَا*ٱلۡمُؤۡمِنِينَmü'min
 
ANLAMI
O, inanmış kullarımızdandı.
Ayet 133 Arapça Ayet
وَإِنَّve şüphesizلُوطٗاLutلَّمِنَgönderilen elçilerdendiٱلۡمُرۡسَلِينَ*
 
ANLAMI
Şüphesiz Lut da peygamberlerdendir.
Ayet 134 Arapça Ayet
إِذۡhaniنَجَّيۡنَٰهُonu kurtarmıştıkوَأَهۡلَهُۥٓve ailesiniأَجۡمَعِينَhepsini
 
ANLAMI
Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.
Ayet 135 Arapça Ayet
إِلَّاdışındaعَجُوزٗاacuze bir kadınفِيarasında bulunanٱلۡغَٰبِرِينَ(azabda) kalacaklar
 
ANLAMI
Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.
Ayet 136 Arapça Ayet
ثُمَّsonraدَمَّرۡنَاkırdık (geçirdik)ٱلۡأٓخَرِينَötekileri
 
ANLAMI
Sonra diğerlerini yok etmiştik.
Ayet 137 Arapça Ayet
وَإِنَّكُمۡşüphesiz sizلَتَمُرُّونَgeçip gidiyorsunuzعَلَيۡهِمonların yanlarındanمُّصۡبِحِينَsabahleyin
 
ANLAMI
Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?
Ayet 138 Arapça Ayet
وَبِٱلَّيۡلِۚve geceleyinأَفَلَاdüşünmüyor musunuz?تَعۡقِلُونَ*
 
ANLAMI
Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?
Ayet 139 Arapça Ayet
وَإِنَّve şüphesizيُونُسَYunusلَمِنَgönderilen elçilerdendiٱلۡمُرۡسَلِينَ*
 
ANLAMI
Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir.
Ayet 140 Arapça Ayet
إِذۡhaniأَبَقَkaçmıştıإِلَىgemiyeٱلۡفُلۡكِ*ٱلۡمَشۡحُونِdolu
 
ANLAMI
Dolu bir gemiye kaçmıştı.
Ayet 141 Arapça Ayet
فَسَاهَمَkur'a çektiفَكَانَve olduمِنَyenilenlerdenٱلۡمُدۡحَضِينَ*
 
ANLAMI
Gemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı.
Ayet 142 Arapça Ayet
فَٱلۡتَقَمَهُsonra onu yuttuٱلۡحُوتُbalıkوَهُوَve oمُلِيمٞkendi kendisini kınarken
 
ANLAMI
Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu.
Ayet 143 Arapça Ayet
فَلَوۡلَآeğerأَنَّهُۥki oكَانَolmasaydıمِنَtesbih edenlerdenٱلۡمُسَبِّحِينَ*
 
ANLAMI
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
Ayet 144 Arapça Ayet
لَلَبِثَkalırdıفِيonun karnındaبَطۡنِهِۦٓ*إِلَىٰkadarيَوۡمِgüneيُبۡعَثُونَyeniden diriltilecekleri
 
ANLAMI
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
Ayet 145 Arapça Ayet
۞فَنَبَذۡنَٰهُonu attıkبِٱلۡعَرَآءِağaçsız çıplak bir yereوَهُوَve oسَقِيمٞhasta bir halde iken
 
ANLAMI
Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık.
Ayet 146 Arapça Ayet
وَأَنۢبَتۡنَاve bitirdikعَلَيۡهِüzerineشَجَرَةٗbir ağacıمِّنasma kabakيَقۡطِينٖ*
 
ANLAMI
Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik.
Ayet 147 Arapça Ayet
وَأَرۡسَلۡنَٰهُve onu elçi gönderdikإِلَىٰ(insan)aمِاْئَةِyüzأَلۡفٍbinأَوۡya daيَزِيدُونَdaha fazlasına
 
ANLAMI
Onu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
Ayet 148 Arapça Ayet
فَـَٔامَنُواْve inandılarفَمَتَّعۡنَٰهُمۡbiz de onları geçindirdikإِلَىٰkadarحِينٖbir süreye
 
ANLAMI
Sonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
Ayet 149 Arapça Ayet
فَٱسۡتَفۡتِهِمۡşimdi onlara sorأَلِرَبِّكَRabbine (mi?)ٱلۡبَنَاتُkızlarوَلَهُمُonlara daٱلۡبَنُونَoğlanlar (mı?)
 
ANLAMI
Putperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı?
Ayet 150 Arapça Ayet
أَمۡyoksaخَلَقۡنَاyarattıkٱلۡمَلَـٰٓئِكَةَmelekleriإِنَٰثٗاdişi olarak (mı?)وَهُمۡve onlarشَٰهِدُونَgörüyorlarken
 
ANLAMI
Yoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler?
Ayet 151 Arapça Ayet
أَلَآiyi bilin kiإِنَّهُمelbette onlarمِّنۡyüzündenإِفۡكِهِمۡiftiralarıلَيَقُولُونَdiyorlar ki
 
ANLAMI
Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
Ayet 152 Arapça Ayet
وَلَدَdoğurduٱللَّهُAllahوَإِنَّهُمۡve onlarلَكَٰذِبُونَelbette yalancıdırlar
 
ANLAMI
Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
Ayet 153 Arapça Ayet
أَصۡطَفَىtercih mi etmiş?ٱلۡبَنَاتِkızlarıعَلَىkarşıٱلۡبَنِينَoğlanlara
 
ANLAMI
Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş?
SAYFA 452
Ayet 154 Arapça Ayet
مَاne?لَكُمۡsize (ne) oldu?كَيۡفَnasılتَحۡكُمُونَhüküm veriyorsunuz
 
ANLAMI
Ne oluyorsunuz Ne biçim hükmediyorsunuz?
Ayet 155 Arapça Ayet
أَفَلَاhiç mi düşünmüyorsunuz?تَذَكَّرُونَ*
 
ANLAMI
Hiç düşünmez misiniz?
Ayet 156 Arapça Ayet
أَمۡyoksa (-mi var?)لَكُمۡsizinسُلۡطَٰنٞ*مُّبِينٞaçık
 
ANLAMI
Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?
Ayet 157 Arapça Ayet
فَأۡتُواْgetirinبِكِتَٰبِكُمۡKitabınızıإِنeğerكُنتُمۡisenizصَٰدِقِينَdoğrulardan
 
ANLAMI
Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım.
Ayet 158 Arapça Ayet
وَجَعَلُواْve uydurdularبَيۡنَهُۥO'nunlaوَبَيۡنَarasındaٱلۡجِنَّةِcinlerنَسَبٗاۚbir nesepوَلَقَدۡoysaعَلِمَتِbilmişlerdirٱلۡجِنَّةُcinlerإِنَّهُمۡkendilerininلَمُحۡضَرُونَ(yüce divana) getirileceklerini
 
ANLAMI
Allah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
Ayet 159 Arapça Ayet
سُبۡحَٰنَ(münezzehtir) yücedirٱللَّهِAllahعَمَّاonların taktıkları sıfatlardanيَصِفُونَ*
 
ANLAMI
Allah onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
Ayet 160 Arapça Ayet
إِلَّاfakat hariçtirعِبَادَkullarıٱللَّهِAllah'ınٱلۡمُخۡلَصِينَtemiz
 
ANLAMI
Allah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır.
Ayet 161 Arapça Ayet
فَإِنَّكُمۡne sizوَمَاve ne deتَعۡبُدُونَtaptıklarınız
 
ANLAMI
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
Ayet 162 Arapça Ayet
مَآdeğil(siniz)أَنتُمۡsizعَلَيۡهِO'na karşıبِفَٰتِنِينَsaptıracak
 
ANLAMI
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
Ayet 163 Arapça Ayet
إِلَّاbaşkasınıمَنۡkimsedenهُوَOصَالِgirecekٱلۡجَحِيمِcehenneme
 
ANLAMI
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
Ayet 164 Arapça Ayet
وَمَاve yokturمِنَّآbizden kimseninإِلَّاdışındaلَهُۥonunمَقَامٞbir makamıمَّعۡلُومٞbilinen
 
ANLAMI
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
Ayet 165 Arapça Ayet
وَإِنَّاve elbette bizizلَنَحۡنُmuhakkak bizٱلصَّآفُّونَo saf saf dizilenler
 
ANLAMI
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
Ayet 166 Arapça Ayet
وَإِنَّاve elbette bizizلَنَحۡنُmuhakkak bizٱلۡمُسَبِّحُونَo tesbih edenler
 
ANLAMI
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
Ayet 167 Arapça Ayet
وَإِنve elbetteكَانُواْonlarلَيَقُولُونَşöyle diyorlardı
 
ANLAMI
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
Ayet 168 Arapça Ayet
لَوۡeğer olsaydıأَنَّkuşkusuzعِندَنَاyanımızdaذِكۡرٗاbir uyarıمِّنَöncekilerdenٱلۡأَوَّلِينَ*
 
ANLAMI
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
Ayet 169 Arapça Ayet
لَكُنَّاelbette biz olurdukعِبَادَkullarıٱللَّهِAllah'ınٱلۡمُخۡلَصِينَhalis
 
ANLAMI
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
Ayet 170 Arapça Ayet
فَكَفَرُواْama inkar ettilerبِهِۦۖonuفَسَوۡفَyakındaيَعۡلَمُونَbileceklerdir
 
ANLAMI
Böyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir.
Ayet 171 Arapça Ayet
وَلَقَدۡve andolsunسَبَقَتۡgeçmiştiكَلِمَتُنَاşu sözümüzلِعِبَادِنَاkullarımızaٱلۡمُرۡسَلِينَgönderilen elçi
 
ANLAMI
And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir.
Ayet 172 Arapça Ayet
إِنَّهُمۡmutlaka onlarلَهُمُkendileri olacaktırٱلۡمَنصُورُونَzafere ulaştırılanlar
 
ANLAMI
Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir.
Ayet 173 Arapça Ayet
وَإِنَّve mutlakaجُندَنَاbizim ordumuzلَهُمُonlaraٱلۡغَٰلِبُونَgalip gelecektir
 
ANLAMI
Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
Ayet 174 Arapça Ayet
فَتَوَلَّo halde dönعَنۡهُمۡonlardanحَتَّىٰkadarحِينٖbir süreye
 
ANLAMI
Bir süreye kadar onlara aldırış etme.
Ayet 175 Arapça Ayet
وَأَبۡصِرۡهُمۡonları gözetleفَسَوۡفَyakındaيُبۡصِرُونَgöreceklerdir
 
ANLAMI
Onlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
Ayet 176 Arapça Ayet
أَفَبِعَذَابِنَاbizim azabımızı mı?يَسۡتَعۡجِلُونَacele istiyorlar
 
ANLAMI
Azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
Ayet 177 Arapça Ayet
فَإِذَاzamanنَزَلَ(azab) indiğiبِسَاحَتِهِمۡyurtlarınaفَسَآءَne kötü olurصَبَاحُsabahıٱلۡمُنذَرِينَuyarılmış olanların
 
ANLAMI
O azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur!
Ayet 178 Arapça Ayet
وَتَوَلَّve uzaklaşعَنۡهُمۡonlardanحَتَّىٰkadarحِينٖbir süreye
 
ANLAMI
Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Ayet 179 Arapça Ayet
وَأَبۡصِرۡve (bekle de) görفَسَوۡفَyakındaيُبۡصِرُونَonlar da göreceklerdir
 
ANLAMI
İnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
Ayet 180 Arapça Ayet
سُبۡحَٰنَyücedirرَبِّكَRabbinرَبِّsahibiٱلۡعِزَّةِkudret ve şerefعَمَّاonların nitelendirmelerindenيَصِفُونَ*
 
ANLAMI
Senin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
Ayet 181 Arapça Ayet
وَسَلَٰمٌve selam olsunعَلَىüzerineٱلۡمُرۡسَلِينَgönderilen elçiler
 
ANLAMI
Ve selam, peygamberleredir.
Ayet 182 Arapça Ayet
وَٱلۡحَمۡدُve hamd olsunلِلَّهِAllah'aرَبِّRabbiٱلۡعَٰلَمِينَalemlerin
 
ANLAMI
Hamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır.