SEBE SURESİ            ANASAYFAYA DÖN

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ


SAYFA 428
Ayet 1 Arapça Ayet
ٱلۡحَمۡدُhamdلِلَّهِAllah'a mahsusturٱلَّذِيöyle kiلَهُۥonundurمَاne varsaفِيgöklerdeٱلسَّمَٰوَٰتِ*وَمَاve ne varsaفِيyerdeٱلۡأَرۡضِ*وَلَهُve O'na mahsusturٱلۡحَمۡدُhamdفِيahiretteٱلۡأٓخِرَةِۚ*وَهُوَve Oٱلۡحَكِيمُhüküm ve hikmet sahibidirٱلۡخَبِيرُhaber alandır
 
ANLAMI
Hamd, göklerde olanlar ve yerde bulunanlar Kendisinin olan Allah'a mahsustur. O, Hakim'dir, her şeyden haberdardır.
Ayet 2 Arapça Ayet
يَعۡلَمُbilirمَاne kiيَلِجُgiriyorفِيiçineٱلۡأَرۡضِyerinوَمَاve ne kiيَخۡرُجُçıkıyorمِنۡهَاondanوَمَاve ne kiيَنزِلُiniyorمِنَgöktenٱلسَّمَآءِ*وَمَاve ne kiيَعۡرُجُçıkıyorفِيهَاۚorayaوَهُوَve Oٱلرَّحِيمُçok esirgeyendirٱلۡغَفُورُçok bağışlayandır
 
ANLAMI
Yere gireni ve oradan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O, merhametlidir, mağfiret sahibidir.
Ayet 3 Arapça Ayet
وَقَالَve dediler kiٱلَّذِينَkimselerكَفَرُواْinkar eden(ler)لَاbize gelmezتَأۡتِينَا*ٱلسَّاعَةُۖsa'atقُلۡde kiبَلَىٰhayırوَرَبِّيRabbim hakkı içinلَتَأۡتِيَنَّكُمۡo mutlaka size gelecektirعَٰلِمِbilenٱلۡغَيۡبِۖgaybıلَاgizli kalmazيَعۡزُبُ*عَنۡهُO'ndanمِثۡقَالُağırlığıncaذَرَّةٖzerreفِيolanٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerdeوَلَاne deفِيolanٱلۡأَرۡضِyerdeوَلَآve yokturأَصۡغَرُküçükمِنbundanذَٰلِكَ*وَلَآve yokturأَكۡبَرُbüyükإِلَّاki olmasınفِيbir Kitaptaكِتَٰبٖ*مُّبِينٖapaçık
 
ANLAMI
İnkar edenler: "Kıyamet bize gelmeyecektir" dediler. De ki: "Hayır, öyle değil; görülmeyeni bilen Rabbim'e and olsun ki, o saat size muhakkak gelecektir. Göklerde ve yerde zerre kadar olanlar bile O'nun ilminin dışında değildir. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de şüphesiz apaçık Kitap'tadır."
Ayet 4 Arapça Ayet
لِّيَجۡزِيَmükafatlandırması içinٱلَّذِينَkimseleriءَامَنُواْinanan(ları)وَعَمِلُواْve yapanlarıٱلصَّـٰلِحَٰتِۚiyi işlerأُوْلَـٰٓئِكَişteلَهُمonlar için vardırمَّغۡفِرَةٞmağfiretوَرِزۡقٞve rızıkكَرِيمٞgüzel
 
ANLAMI
Allah'ın, inanıp yararlı iş işleyenlere ki onlar için mağfiret ve cömertçe verilmiş rızık vardır ve ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlara ki onlara iğrenç ve can yakıcı azap vardır işlerinin karşılıklarını vermesi için kıyamet saati gelecektir.
Ayet 5 Arapça Ayet
وَٱلَّذِينَkimseler iseسَعَوۡçalışan(lar)فِيٓhakkındaءَايَٰتِنَاayetlerimizمُعَٰجِزِينَaciz bırakmağaأُوْلَـٰٓئِكَişteلَهُمۡonlar için vardırعَذَابٞbir azabمِّنpisliktenرِّجۡزٍ*أَلِيمٞacı
 
ANLAMI
Allah'ın, inanıp yararlı iş işleyenlere ki onlar için mağfiret ve cömertçe verilmiş rızık vardır ve ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlara ki onlara iğrenç ve can yakıcı azap vardır işlerinin karşılıklarını vermesi için kıyamet saati gelecektir.
Ayet 6 Arapça Ayet
وَيَرَىve görürlerٱلَّذِينَkimselerأُوتُواْkendilerine verilen(ler)ٱلۡعِلۡمَbilgiٱلَّذِيٓindirileninأُنزِلَ*إِلَيۡكَsanaمِنRabbindenرَّبِّكَ*هُوَgerçek olduğunuٱلۡحَقَّ*وَيَهۡدِيٓve ilettiğiniإِلَىٰyoluna;صِرَٰطِ*ٱلۡعَزِيزِmutlak galibٱلۡحَمِيدِve hamde layık olanın
 
ANLAMI
Kendilerine ilim verilenler, sana Rabbinden indirilenin hak olduğunu, güçlü ve hamde layık olanın yolunu gösterdiğini bilirler.
Ayet 7 Arapça Ayet
وَقَالَve dediler kiٱلَّذِينَkimselerكَفَرُواْinkar eden(ler)هَلۡmi?نَدُلُّكُمۡsize gösterelimعَلَىٰbir adamرَجُلٖ*يُنَبِّئُكُمۡsize haber verenإِذَاzamanمُزِّقۡتُمۡsiz parçalandığınızكُلَّtamamenمُمَزَّقٍdağılıpإِنَّكُمۡsizinلَفِيiçinde olacağınızıخَلۡقٖbir yaratılışجَدِيدٍyeni
 
ANLAMI
İnkar edenler, insanlara: "Size, siz parça parça dağılıp yok olduğunuz zaman yeniden dirileceğinizi haber veren bir adam gösterelim mi Allah'a karşı yalan mı uyduruyor, yoksa kendisinde delilik mi vardır?" derler. Hayır; ahirete inanmayanlar, azapta ve derin bir sapıklık içindedirler.
SAYFA 429
Ayet 8 Arapça Ayet
أَفۡتَرَىٰuydurdu mu?عَلَىkarşıٱللَّهِAllah'aكَذِبًاbir yalanأَمyoksaبِهِۦkendisinde -mi var?جِنَّةُۢۗ*بَلِhayırٱلَّذِينَkimselerلَاinanmayanlarيُؤۡمِنُونَ*بِٱلۡأٓخِرَةِahireteفِيiçindedirlerٱلۡعَذَابِazabوَٱلضَّلَٰلِve bir sapıklıkٱلۡبَعِيدِuzak
 
ANLAMI
İnkar edenler, insanlara: "Size, siz parça parça dağılıp yok olduğunuz zaman yeniden dirileceğinizi haber veren bir adam gösterelim mi Allah'a karşı yalan mı uyduruyor, yoksa kendisinde delilik mi vardır?" derler. Hayır; ahirete inanmayanlar, azapta ve derin bir sapıklık içindedirler.
Ayet 9 Arapça Ayet
أَفَلَمۡgörmüyorlar mı?يَرَوۡاْ*إِلَىٰbulunanıمَا*بَيۡنَarasında (önlerinde)أَيۡدِيهِمۡelleri (önlerinde)وَمَاve bulunanıخَلۡفَهُمarkalarındaمِّنَgöktenٱلسَّمَآءِ*وَٱلۡأَرۡضِۚve yerdenإِنeğerنَّشَأۡdilesekنَخۡسِفۡbatırırızبِهِمُonlarıٱلۡأَرۡضَyereأَوۡya daنُسۡقِطۡdüşürürüzعَلَيۡهِمۡüzerlerineكِسَفٗاparçalarمِّنَgöktenٱلسَّمَآءِۚ*إِنَّşüphesizفِيvardırذَٰلِكَbundaلَأٓيَةٗbir ibretلِّكُلِّhepsi içinعَبۡدٖkul(ların)مُّنِيبٖyönelen
 
ANLAMI
Önlerinde ve ardlarında olan göğü ve yeri görmezler mi Dilesek onları yere geçirir veya göğün bir parçasını başlarına indiririz. Bunlarda, Allah'a yönelen her kul için dersler vardır.
Ayet 10 Arapça Ayet
۞وَلَقَدۡve andolsun kiءَاتَيۡنَاverdikدَاوُۥدَDavud'aمِنَّاtarafımızdanفَضۡلٗاۖbir üstünlükيَٰجِبَالُey dağlarأَوِّبِيtesbih edinمَعَهُۥonunla beraberوَٱلطَّيۡرَۖve (ey) kuşlarوَأَلَنَّاve yumuşattıkلَهُonaٱلۡحَدِيدَdemiri
 
ANLAMI
"Ey dağlar ve kuşlar! Davud tesbih ettikçe siz de onu tekrarlayın" diyerek and olsun ki, ona katımızdan lütufta bulunduk; "geniş zırhlar yap, dokumasını sağlam tut" diye ona demiri yumuşak kıldık. Yararlı iş işleyin; doğrusu Ben yaptıklarınızı görenim.
Ayet 11 Arapça Ayet
أَنِyapٱعۡمَلۡ*سَٰبِغَٰتٖgeniş zırhlarوَقَدِّرۡölçülü yapفِيdokumasınıٱلسَّرۡدِۖ*وَٱعۡمَلُواْve (hepiniz) yapınصَٰلِحًاۖiyi işlerإِنِّيçünkü benبِمَاyaptıklarınızıتَعۡمَلُونَ*بَصِيرٞgörmekteyim
 
ANLAMI
"Ey dağlar ve kuşlar! Davud tesbih ettikçe siz de onu tekrarlayın" diyerek and olsun ki, ona katımızdan lütufta bulunduk; "geniş zırhlar yap, dokumasını sağlam tut" diye ona demiri yumuşak kıldık. Yararlı iş işleyin; doğrusu Ben yaptıklarınızı görenim.
Ayet 12 Arapça Ayet
وَلِسُلَيۡمَٰنَve Süleyman'aٱلرِّيحَrüzgarıغُدُوُّهَاsabah gidişiشَهۡرٞbir ay(lık mesafe)وَرَوَاحُهَاve akşam dönüşüشَهۡرٞۖbir ay(lık mesafe)وَأَسَلۡنَاve akıttıkلَهُۥonun içinعَيۡنَkaynağınıٱلۡقِطۡرِۖkatranوَمِنَve bir kısmıٱلۡجِنِّcinlerinمَنkiيَعۡمَلُçalışırdıبَيۡنَonun önündeيَدَيۡهِonun önündeبِإِذۡنِizniyleرَبِّهِۦۖRabbininوَمَنve kimيَزِغۡsapsaمِنۡهُمۡonlardanعَنۡbuyruğumuzdanأَمۡرِنَا*نُذِقۡهُona taddırırdıkمِنۡazabıعَذَابِ*ٱلسَّعِيرِalevli
 
ANLAMI
Gündüz estiğinde bir aylık mesafeye gidip, akşam da bir aylık mesafeden gelen rüzgarı Süleyman'ın buyruğu altına verdik. Onun için su gibi erimiş bakır akıttık. Rabbinin izniyle, yanında iş gören cinleri onun buyruğu altına verdik ki, bunlar içinde buyruğumuzdan çıkan olursa ona alevli ateşin azabını tattırırdık.
Ayet 13 Arapça Ayet
يَعۡمَلُونَyaparlardıلَهُۥonaمَاneيَشَآءُdiliyorsaمِنkalelerdenمَّحَٰرِيبَ*وَتَمَٰثِيلَve heykeller(den)وَجِفَانٖve leğenler(den)كَٱلۡجَوَابِhavuzlar kadar (geniş)وَقُدُورٖve kazanlar(dan)رَّاسِيَٰتٍۚsabitٱعۡمَلُوٓاْyapınءَالَ(ey) ailesiدَاوُۥدَDavudشُكۡرٗاۚşükredinوَقَلِيلٞve azdırمِّنۡkullarımdanعِبَادِيَ*ٱلشَّكُورُşükreden
 
ANLAMI
Süleyman için, o ne dilerse, mabedler, heykeller, büyük havuzlara benzer çanaklar ve taşınması güç kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır."
Ayet 14 Arapça Ayet
فَلَمَّاzamanقَضَيۡنَاhükmettiğimizعَلَيۡهِonunٱلۡمَوۡتَölümüneمَاgöstermediدَلَّهُمۡ*عَلَىٰonun öldüğünüمَوۡتِهِۦٓ*إِلَّاbaşkasıدَآبَّةُbir kurdundanٱلۡأَرۡضِyer (ağaç)تَأۡكُلُyiyenمِنسَأَتَهُۥۖdeğneğiniفَلَمَّاne zaman kiخَرَّyıkıldıتَبَيَّنَتِanlaşıldı kiٱلۡجِنُّcinlerأَنeğerلَّوۡ*كَانُواْidiيَعۡلَمُونَbilselerٱلۡغَيۡبَgaybıمَاkalmazlardıلَبِثُواْ*فِيiçindeٱلۡعَذَابِazabٱلۡمُهِينِküçük düşürücü
 
ANLAMI
Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, ancak değneğini yiyen kurt onun ölümünü cinlere farkettirdi. O, ölü olarak yere düşünce, ortaya çıktı ki, şayet cinler görülmeyeni bilmiş olsalardı alçak düşüren bir azap içinde kalmazlardı.
SAYFA 430
Ayet 15 Arapça Ayet
لَقَدۡandolsunكَانَvardırلِسَبَإٖSebe (oğulların)ınفِيyerlerdeمَسۡكَنِهِمۡoturduklarıءَايَةٞۖbir ibretجَنَّتَانِiki bahçeعَنsağdanيَمِينٖ*وَشِمَالٖۖve soldanكُلُواْyeyinمِنrızkındanرِّزۡقِ*رَبِّكُمۡRabbinizinوَٱشۡكُرُواْve şükredinلَهُۥۚO'naبَلۡدَةٞ(bir) ülkeطَيِّبَةٞhoşوَرَبٌّve Rabbinغَفُورٞçok bağışlayandır
 
ANLAMI
Sebelilerin yurtlarında Allah'ın kudretine bir işaret vardır: Sağlı sollu iki bahçe vardı. Onlara: "Rabbinizin verdiği rızıktan yiyin ve O'na şükredin. İşte hoş bir şehir ve bağışlayan bir Rab" denmişti.
Ayet 16 Arapça Ayet
فَأَعۡرَضُواْama yüz çevirdilerفَأَرۡسَلۡنَاbu yüzden gönderdikعَلَيۡهِمۡüzerlerineسَيۡلَseliniٱلۡعَرِمِArimوَبَدَّلۡنَٰهُمve çevirdikبِجَنَّتَيۡهِمۡonların iki bahçesiniجَنَّتَيۡنِiki bahçeyeذَوَاتَيۡbulunanأُكُلٍyemişliخَمۡطٖburukوَأَثۡلٖve acı meyvalıوَشَيۡءٖve içindeمِّنsedir ağacıسِدۡرٖ*قَلِيلٖbiraz
 
ANLAMI
Fakat onlar yüz çevirdiler; bunun için Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik, onların bahçelerini, buruk yemişli, ılgınlık ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.
Ayet 17 Arapça Ayet
ذَٰلِكَböyleجَزَيۡنَٰهُمonları cezalandırdıkبِمَاötürüكَفَرُواْۖinkarlarındanوَهَلۡbiz cezalandırır mıyız?نُجَٰزِيٓ*إِلَّاbaşkasınıٱلۡكَفُورَinkar edenden
 
ANLAMI
İşte böylece, inkarlarından ötürü onları cezalandırdık. Biz nankörden başkasına ceza mı veririz?
Ayet 18 Arapça Ayet
وَجَعَلۡنَاve var ettikبَيۡنَهُمۡonların arasındaوَبَيۡنَve arasındaٱلۡقُرَىkentlerٱلَّتِيbereketlendirdiğimizبَٰرَكۡنَا*فِيهَاiçindeقُرٗىkentlerظَٰهِرَةٗaçıkça görünenوَقَدَّرۡنَاve takdir ettikفِيهَاbunlar arasındaٱلسَّيۡرَۖyürümeyiسِيرُواْyürüyünفِيهَاoralardaلَيَالِيَgeceleriوَأَيَّامًاve gündüzleriءَامِنِينَgüven içinde
 
ANLAMI
Onlarla, kutlu kıldığımız şehirler arasında, karşıdan karşıya görünen kasabalar var etmiş, oraları gezilecek belirli konak yerleri yapmıştık, "Oralarda geceleri ve gündüzleri güven içinde gezin" demiştik.
Ayet 19 Arapça Ayet
فَقَالُواْdedilerرَبَّنَاRabbimizبَٰعِدۡuzaklaştırبَيۡنَarasınıأَسۡفَارِنَاseferlerimizinوَظَلَمُوٓاْve zulmettilerأَنفُسَهُمۡkendilerineفَجَعَلۡنَٰهُمۡbiz de onları çevirdikأَحَادِيثَefsanelereوَمَزَّقۡنَٰهُمۡonları darmadağın ettikكُلَّhepsiniمُمَزَّقٍۚparçalayarakإِنَّşüphesizفِيvardırذَٰلِكَbundaلَأٓيَٰتٖibretlerلِّكُلِّherkes içinصَبَّارٖsabredenشَكُورٖşükreden
 
ANLAMI
Ama onlar: "Rabbimiz! Yolculuklarımızın mesafesini uzak kıl" deyip kendilerine yazık ettiler. Biz de onları efsane yapıverdik, darmadağın ettik. Doğrusu bunlarda, pek sabreden ve çok şükreden kimseler için dersler vardır.
Ayet 20 Arapça Ayet
وَلَقَدۡve andolsunصَدَّقَdoğru çıkardıعَلَيۡهِمۡonlar hakkındakiإِبۡلِيسُİblisظَنَّهُۥzannınıفَٱتَّبَعُوهُ(hepsi) ona uydularإِلَّاdışındakilerفَرِيقٗاbir bölümüمِّنَinananlardanٱلۡمُؤۡمِنِينَ*
 
ANLAMI
And olsun ki İblis, onlar hakkındaki görüşünü doğru çıkartmış; inananlardan bir topluluk dışında hepsi ona uymuşlardı.
Ayet 21 Arapça Ayet
وَمَاveكَانَyoktuلَهُۥonunعَلَيۡهِمonlar üzerindeمِّنzorlayıcı bir gücüسُلۡطَٰنٍ*إِلَّاancakلِنَعۡلَمَ(ayırd edip) bilelim diyeمَنkimseyiيُؤۡمِنُinananبِٱلۡأٓخِرَةِahireteمِمَّنۡkimsedenهُوَoمِنۡهَاondanفِيiçindeشَكّٖۗkuşkuوَرَبُّكَRabbinعَلَىٰherكُلِّ*شَيۡءٍşeyiحَفِيظٞkorumaktadır
 
ANLAMI
Oysa İblis'in onlar üzerinde bir nüfuzu yoktu; ama Biz ahirete inanan kimselerle ondan şüphede olanları, işte böylece ortaya koyarız. Rabbin her şeyi gözetip koruyandır.
Ayet 22 Arapça Ayet
قُلِde kiٱدۡعُواْçağırınٱلَّذِينَşeyleriزَعَمۡتُم(tanrı) sandığınızمِّنbaşkaدُونِ*ٱللَّهِAllah'tanلَاdeğillerdirيَمۡلِكُونَbir şeye sahipمِثۡقَالَağırlığıncaذَرَّةٖzerreفِيgöklerdeٱلسَّمَٰوَٰتِ*وَلَاve değillerفِيyerdeٱلۡأَرۡضِ*وَمَاve yokturلَهُمۡonlarınفِيهِمَاbu ikisindeمِنhiçbirشِرۡكٖortaklıklarıوَمَاve yokturلَهُۥO'nunمِنۡهُمonlardanمِّنhiçbirظَهِيرٖyardımcısı
 
ANLAMI
De ki: "Allah'ı bırakıp de göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip olmadığı, her ikisinde de bir ortaklığı bulunmadığı ve hiçbiri Allah'a yardımcı olmadığı halde tanrı olduklarını ileri sürdüklerinizi yardıma çağırsanıza!"
SAYFA 431
Ayet 23 Arapça Ayet
وَلَاveتَنفَعُfayda vermezٱلشَّفَٰعَةُşefa'atiعِندَهُۥٓO'nun huzurundaإِلَّاbaşkasınınلِمَنۡkimselerdenأَذِنَizin verdiğiلَهُۥۚO'nunحَتَّىٰٓnihayetإِذَاne zaman kiفُزِّعَkorku giderildiعَنonların yüreklerindenقُلُوبِهِمۡ*قَالُواْderler kiمَاذَاne?قَالَbuyurduرَبُّكُمۡۖRabbinizقَالُواْderlerٱلۡحَقَّۖhakkıوَهُوَve Oٱلۡعَلِيُّyücedirٱلۡكَبِيرُbüyüktür
 
ANLAMI
Allah'ın katında, kendisine izin verilenden başka kimse şefaat edemez. Sonunda, gönüllerindeki korku giderilince birbirlerine "Rabbiniz ne söyledi?" diye sorarlar; "Hak söyledi" derler. O, yücedir, büyüktür.
Ayet 24 Arapça Ayet
۞قُلۡde kiمَنkim?يَرۡزُقُكُمsize rızık veriyorمِّنَgöklerdenٱلسَّمَٰوَٰتِ*وَٱلۡأَرۡضِۖve yerdenقُلِde kiٱللَّهُۖAllahوَإِنَّآo halde bizأَوۡveyaإِيَّاكُمۡsizلَعَلَىٰüzerindeyizهُدًىdoğru yolأَوۡveyaفِيiçindeyizضَلَٰلٖbir sapıklıkمُّبِينٖaçık
 
ANLAMI
De ki: "Göklerden ve yerden sizi rızıklandıran kimdir?" De ki: "Allah'tır. Öyleyse doğru yolda veya apaçık bir sapıklıkta olan ya biziz ya sizsiniz."
Ayet 25 Arapça Ayet
قُلde kiلَّاdeğil(siniz)تُسۡـَٔلُونَsorulacakعَمَّآbizim işlediğimiz suçtanأَجۡرَمۡنَا*وَلَاve değil(iz)نُسۡـَٔلُbiz sorumluعَمَّاsizin işlediğinizdenتَعۡمَلُونَ*
 
ANLAMI
De ki: "İşlediğimiz suçlardan siz sorumlu olmazsınız, sizin yaptıklarınızdan da biz sorumlu olmayız"
Ayet 26 Arapça Ayet
قُلۡde kiيَجۡمَعُtoplayacakبَيۡنَنَاhepimizi bir arayaرَبُّنَاRabbimizثُمَّsonraيَفۡتَحُçözecektirبَيۡنَنَاaramızdakiniبِٱلۡحَقِّhak ileوَهُوَve Oٱلۡفَتَّاحُsorunları en güzel çözümleyendirٱلۡعَلِيمُbilendir
 
ANLAMI
De ki: "Rabbimiz sonunda hepimizi toplar, sonra aramızda adaletle hükmeder. Adaletle hükmeden, bilen ancak O'dur."
Ayet 27 Arapça Ayet
قُلۡde kiأَرُونِيَbana gösterinٱلَّذِينَkattığınızأَلۡحَقۡتُم*بِهِۦO'naشُرَكَآءَۖortaklarıكَلَّاۚhayırبَلۡdoğrusuهُوَOٱللَّهُAllah'tırٱلۡعَزِيزُgalibٱلۡحَكِيمُhüküm ve hikmet sahibi
 
ANLAMI
De ki: "O'na taktığınız ortakları bana gösterin, yoktur ki! O, güçlü olan, hakim olan Allah'tır."
Ayet 28 Arapça Ayet
وَمَآbiz seni göndermedikأَرۡسَلۡنَٰكَ*إِلَّاdışındaكَآفَّةٗbütünلِّلنَّاسِinsanlaraبَشِيرٗاmüjdeleyici olmanوَنَذِيرٗاve uyarıcı olmanوَلَٰكِنَّfakatأَكۡثَرَçoğuٱلنَّاسِinsanlarınلَاbilmezlerيَعۡلَمُونَ*
 
ANLAMI
Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir; fakat insanların çoğu bilmez.
Ayet 29 Arapça Ayet
وَيَقُولُونَdiyorlar kiمَتَىٰne zamanهَٰذَاbuٱلۡوَعۡدُtehdid(ettiğiniz azap)إِنeğerكُنتُمۡisenizصَٰدِقِينَdoğru
 
ANLAMI
"Doğru sözlü iseniz söyleyin bu vaad ne zamandır?" derler.
Ayet 30 Arapça Ayet
قُلde kiلَّكُمsizin için vardırمِّيعَادُbelirtilmişيَوۡمٖbir günلَّاgeri kalmazsınızتَسۡتَـٔۡخِرُونَ*عَنۡهُondanسَاعَةٗbir sa'atوَلَاveتَسۡتَقۡدِمُونَileri geçemezsiniz
 
ANLAMI
De ki: "Size, bir gün tayin edilmiştir. Ondan bir saat ne geri kalabilirsiniz ne de öne geçebilirsiniz."
Ayet 31 Arapça Ayet
وَقَالَdediler kiٱلَّذِينَkimselerكَفَرُواْinkar eden(ler)لَنbiz inanmayızنُّؤۡمِنَ*بِهَٰذَاbuٱلۡقُرۡءَانِKur'an'aوَلَاne deبِٱلَّذِيşeyeبَيۡنَellerinde olanيَدَيۡهِۗellerinde olanوَلَوۡşayetتَرَىٰٓsen bir görsenإِذِolduğundaٱلظَّـٰلِمُونَzalimleriمَوۡقُوفُونَtutuklanmışعِندَhuzurundaرَبِّهِمۡRablerininيَرۡجِعُatarlarkenبَعۡضُهُمۡbir kısmıإِلَىٰdiğerineبَعۡضٍ*ٱلۡقَوۡلَsözيَقُولُdiyorlarٱلَّذِينَkimselerٱسۡتُضۡعِفُواْzayıf düşürülen(ler)لِلَّذِينَkimselereٱسۡتَكۡبَرُواْbüyüklük taslayan(lara)لَوۡلَآolmasaydınızأَنتُمۡsizلَكُنَّاelbette biz olurdukمُؤۡمِنِينَinanan insanlar
 
ANLAMI
İnkar edenler: "Bu Kuran'a ve ondan öncekilere inanmayacağız" dediler. Sen bu zalimleri, Rablerinin huzurunda dikilmiş oldukları zaman, suçu birbirine atıp dururken bir görsen! Güçsüz sayılanlar, büyüklük taslayanlara: "Siz olmasaydınız biz inanmış olacaktık" derler.
SAYFA 432
Ayet 32 Arapça Ayet
قَالَdedi(ler) kiٱلَّذِينَkimselerٱسۡتَكۡبَرُواْbüyüklük taslayan(lar)لِلَّذِينَkimselereٱسۡتُضۡعِفُوٓاْzayıf düşürülen(lere)أَنَحۡنُbiz mi?صَدَدۡنَٰكُمۡengelledikعَنِhidayettenٱلۡهُدَىٰ*بَعۡدَsonraإِذۡsize geldiktenجَآءَكُمۖ*بَلۡhayırكُنتُمsiz kendinizمُّجۡرِمِينَsuç işliyordunuz
 
ANLAMI
Büyüklük taslayanlar, Güçsüz sayılanlara: "Size doğruluk rehberi geldikten sonra ondan sizi biz mi alıkoyduk Hayır; zaten suçlu kimselerdiniz" derler.
Ayet 33 Arapça Ayet
وَقَالَve dedi(ler)ٱلَّذِينَkimselerٱسۡتُضۡعِفُواْzayıf düşürülen(ler)لِلَّذِينَkimselereٱسۡتَكۡبَرُواْbüyüklük taslayan(lara)بَلۡhayırمَكۡرُhileler (kuruyordunuz)ٱلَّيۡلِgeceوَٱلنَّهَارِve gündüzإِذۡbize emrediyordunuzتَأۡمُرُونَنَآ*أَنinkar etmemiziنَّكۡفُرَ*بِٱللَّهِAllah'ıوَنَجۡعَلَve koşmamızıلَهُۥٓO'naأَندَادٗاۚeşlerوَأَسَرُّواْve içlerinde gizledilerٱلنَّدَامَةَpişmanlıklarınıلَمَّاgördüklerindeرَأَوُاْ*ٱلۡعَذَابَۚazabıوَجَعَلۡنَاbiz de geçirdikٱلۡأَغۡلَٰلَdemir halkalarفِيٓboyunlarınaأَعۡنَاقِ*ٱلَّذِينَkimselerinكَفَرُواْۖinkar eden(ler)هَلۡmı?يُجۡزَوۡنَcezalandırılacaklarإِلَّاbaşkasıylaمَاşeylerdenكَانُواْolduklarıيَعۡمَلُونَyapıyor(lar)
 
ANLAMI
Güçsüz sayılanlar da büyüklük taslayanlara: "Hayır gece gündüz hile kuruyor ve bize Allah'ı inkar etmemizi, O'na ortaklar koşmamızı emrediyordunuz" derler. Azabı gördüklerinde, ettiklerine içleri yanar. İnkar edenlerin boyunlarına demir halkalar vururuz. Yaptıklarından başka bir şeyin mi cezasını çekerler?
Ayet 34 Arapça Ayet
وَمَآveأَرۡسَلۡنَاbiz göndermedikفِيbir ülkeyeقَرۡيَةٖ*مِّنhiçbirنَّذِيرٍuyarıcıإِلَّاbaşkasınıقَالَdiyendenمُتۡرَفُوهَآvarlıkla şımarmış kimseleriإِنَّاşüphesiz bizبِمَآşeyiأُرۡسِلۡتُمsizin gönderildiğinizبِهِۦonuكَٰفِرُونَinkar ediyoruz
 
ANLAMI
Doğrusu uyarıcı göndermiş olduğumuz her kentin varlıklı kimseleri, "Biz sizinle gönderilen şeyleri inkar ediyoruz" dediler.
Ayet 35 Arapça Ayet
وَقَالُواْve dediler kiنَحۡنُbizأَكۡثَرُdaha çoğuzأَمۡوَٰلٗاmalcaوَأَوۡلَٰدٗاve evladçaوَمَاve değilizنَحۡنُbizبِمُعَذَّبِينَazaba uğratılacak
 
ANLAMI
Ve dediler ki: "Malları ve çocukları en çok olan bizleriz, azaba uğratılacak da değiliz"
Ayet 36 Arapça Ayet
قُلۡde kiإِنَّşüphesizرَبِّيRabbimيَبۡسُطُyayarٱلرِّزۡقَrızkıلِمَنkimseyeيَشَآءُdilediğiوَيَقۡدِرُve kısarوَلَٰكِنَّfakatأَكۡثَرَçoğuٱلنَّاسِinsanlarınلَاbilmezlerيَعۡلَمُونَ*
 
ANLAMI
De ki: "Şüphesiz Rabbim rızkı dilediğine genişletir ve bir ölçüye göre verir, fakat insanların çoğu bilmezler."
Ayet 37 Arapça Ayet
وَمَآve değildirأَمۡوَٰلُكُمۡmallarınızوَلَآdeğildirأَوۡلَٰدُكُمevladlarınızبِٱلَّتِيsizi yaklaştıranتُقَرِّبُكُمۡ*عِندَنَاkatımızdaزُلۡفَىٰٓmertebeceإِلَّاancak başkaمَنۡkimselerءَامَنَinanan(lar)وَعَمِلَve yapanlarصَٰلِحٗاfaydalı işفَأُوْلَـٰٓئِكَişteلَهُمۡonlara vardırجَزَآءُmükafatٱلضِّعۡفِkat kat fazlasıبِمَاyaptıklarınınعَمِلُواْ*وَهُمۡve onlarفِيsaraylardaٱلۡغُرُفَٰتِ*ءَامِنُونَgüven içindedirler
 
ANLAMI
Ey insanlar! Sizi Bana yaklaştıracak olan ne mallarınız ve ne de çocuklarınızdır; yalnız, inanıp yararlı iş işleyen kimselerin, işte onların yaptıklarına karşılık mükafatları kat kattır; işte onlar, yüksek derecelerde, güven içindedirler.
Ayet 38 Arapça Ayet
وَٱلَّذِينَçalışanlara gelinceيَسۡعَوۡنَ*فِيٓayetlerimiziءَايَٰتِنَا*مُعَٰجِزِينَetkisiz kılmağaأُوْلَـٰٓئِكَonlarفِيiçineٱلۡعَذَابِazabınمُحۡضَرُونَgetirileceklerdir
 
ANLAMI
Ayetlerimizi etkisiz kılmaya çalışanlar; işte onlar, azabla yüz yüze bırakılırlar.
Ayet 39 Arapça Ayet
قُلۡde kiإِنَّşüphesizرَبِّيRabbimيَبۡسُطُyayarٱلرِّزۡقَrızkıلِمَنkimseyeيَشَآءُdilediğiمِنۡkullarındanعِبَادِهِۦ*وَيَقۡدِرُve kısarلَهُۥۚonaوَمَآne kiأَنفَقۡتُمsiz infak etsenizمِّنbir şeyشَيۡءٖ*فَهُوَOيُخۡلِفُهُۥۖonun yerine başkasını verirوَهُوَve Oخَيۡرُen hayırlısıdırٱلرَّـٰزِقِينَrızık verenlerin
 
ANLAMI
De ki: "Doğrusu Rabbim, kullarından dilediğinin rızkını hem genişletir ve hem de ona daraltıp bir ölçüye göre verir; sarfettiğiniz herhangi bir şeyin yerine O daha iyisini koyar, çünkü O rızık verenlerin en hayırlısıdır."
SAYFA 433
Ayet 40 Arapça Ayet
وَيَوۡمَve o günيَحۡشُرُهُمۡbir araya toplarجَمِيعٗاonların hepsiniثُمَّsonraيَقُولُder kiلِلۡمَلَـٰٓئِكَةِmeleklereأَهَـٰٓؤُلَآءِbunlar mı?إِيَّاكُمۡsizeكَانُواْtapıyorlardıيَعۡبُدُونَ*
 
ANLAMI
Allah bir gün onların hepsini diriltip toplar, sonra meleklere: "Bunlar mı size tapıyordu?" der.
Ayet 41 Arapça Ayet
قَالُواْderler kiسُبۡحَٰنَكَsen yücesinأَنتَsensinوَلِيُّنَاbizim velimizمِنonlar değilدُونِهِمۖ*بَلۡhayırكَانُواْonlarيَعۡبُدُونَtapıyorlardıٱلۡجِنَّۖcinlereأَكۡثَرُهُمçoklarıبِهِمonlaraمُّؤۡمِنُونَinanıyorlardı
 
ANLAMI
Melekler: "Haşa, bizim dostumuz onlar değil, Sensin. Hayır; onlar bize değil cinlere tapıyorlardı, çoğu onlara inanıyorlardı" derler.
Ayet 42 Arapça Ayet
فَٱلۡيَوۡمَo günلَاgücü yetmezيَمۡلِكُ*بَعۡضُكُمۡbirinizinلِبَعۡضٖdiğerineنَّفۡعٗاbir fayda vermeyeوَلَاve (yetmez)ضَرّٗاzarar vermeğeوَنَقُولُbiz derizلِلَّذِينَkimselereظَلَمُواْzulmeden(lere)ذُوقُواْtadınعَذَابَazabınıٱلنَّارِateşٱلَّتِيolduğunuzكُنتُم*بِهَاonuتُكَذِّبُونَyalanlamakta
 
ANLAMI
Zalimlere: "Yalanladığınız ateşin azabını tadın, bugün birbirinize ne fayda ve ne de zarar verebilirsiniz" deriz.
Ayet 43 Arapça Ayet
وَإِذَاve zamanتُتۡلَىٰokunduğuعَلَيۡهِمۡonlaraءَايَٰتُنَاayetlerimizبَيِّنَٰتٖaçık açıkقَالُواْdediler kiمَاdeğildirهَٰذَآbuإِلَّاbaşka bir şeyرَجُلٞbir adamdanيُرِيدُisteyenأَنsizi çevirmekيَصُدَّكُمۡ*عَمَّاolduğu(tanrılar)danكَانَ*يَعۡبُدُtapıyorءَابَآؤُكُمۡbabalarınızınوَقَالُواْve dediler kiمَاdeğildirهَٰذَآbuإِلَّآbaşka bir şeyإِفۡكٞbir yalandanمُّفۡتَرٗىۚuydurulmuşوَقَالَve dedilerٱلَّذِينَkimselerكَفَرُواْinkar eden(ler)لِلۡحَقِّhakkıلَمَّاkendilerine gelenجَآءَهُمۡ*إِنۡdeğildirهَٰذَآbuإِلَّاbaşkasıسِحۡرٞbir büyüdenمُّبِينٞapaçık
 
ANLAMI
Ayetlerimiz onlara apaçık olarak okunduğu zaman: "Bu adam sizi babalarınızın taptıklarından alıkoymaktan başka bir şey istemiyor" derlerdi. "Bu Kuran düpedüz bir uydurmadan başka bir şey değildir" derlerdi. Hak, inkar edenlere geldiğinde, onun için: "Bu apaçık bir büyüdür" demişlerdi.
Ayet 44 Arapça Ayet
وَمَآbiz onlara vermemiştikءَاتَيۡنَٰهُم*مِّنhiçbirكُتُبٖKitapيَدۡرُسُونَهَاۖokuyacaklarıوَمَآveأَرۡسَلۡنَآgöndermemiştikإِلَيۡهِمۡonlaraقَبۡلَكَsenden önceمِنhiçbirنَّذِيرٖuyarıcı
 
ANLAMI
Oysa Biz, onlara okuyacakları bir kitap vermemiş ve senden önce de onlara bir uyarıcı göndermemiştik.
Ayet 45 Arapça Ayet
وَكَذَّبَyalanlanmışlardıٱلَّذِينَkimselerمِنonlardan önceki(ler)قَبۡلِهِمۡ*وَمَاveبَلَغُواْerişmemişlerdirمِعۡشَارَonda birine bileمَآonlara verdiklerimizinءَاتَيۡنَٰهُمۡ*فَكَذَّبُواْfakat yalanladılarرُسُلِيۖelçilerimiفَكَيۡفَama nasılكَانَolduنَكِيرِbenim inkarım
 
ANLAMI
Kendilerinden önce gelenleri de yalanlamışlardı; oysa bunlar, onlara verdiklerimizin onda birine bile erişememişlerdi. Böyleyken peygamberlerimizi yalanladılar; Beni inkar etmek nasıl olur?
Ayet 46 Arapça Ayet
۞قُلۡde kiإِنَّمَآsadeceأَعِظُكُمsize öğütleyeyimبِوَٰحِدَةٍۖbir tek (şeyi)أَن(şu ki;)تَقُومُواْkalkınلِلَّهِAllah içinمَثۡنَىٰikişer ikişerوَفُرَٰدَىٰve teker tekerثُمَّsonraتَتَفَكَّرُواْۚdüşünün kiمَاyokturبِصَاحِبِكُمarkadaşınızdaمِّنhiçbirجِنَّةٍۚdelilikإِنۡOهُوَ*إِلَّاancakنَذِيرٞbir uyarıcıdırلَّكُمsizin içinبَيۡنَöncesindeيَدَيۡöncesindeعَذَابٖbir azabınشَدِيدٖçetin
 
ANLAMI
De ki: "Size tek bir öğüdüm vardır: Allah için ikişer ikişer ve tek tek kalkınız, sonra düşününüz, göreceksiniz ki arkadaşınızda bir delilik yoktur. O yalnız çetin bir azabın öncesinde sizi uyarmaktadır."
Ayet 47 Arapça Ayet
قُلۡde kiمَاben sizden istemedimسَأَلۡتُكُم*مِّنۡhiçbirأَجۡرٖücretفَهُوَoلَكُمۡۖsizindirإِنۡbenim ücretimأَجۡرِيَ*إِلَّاyalnızعَلَىaittir;ٱللَّهِۖAllah'aوَهُوَve Oعَلَىٰüzerineكُلِّherشَيۡءٖşeyشَهِيدٞşahiddir
 
ANLAMI
De ki: "Ben sizden bir ücret istersem, o sizin olsun; benim ecrim Allah'a aittir. O her şeye şahiddir."
Ayet 48 Arapça Ayet
قُلۡde kiإِنَّşüphesizرَبِّيRabbimيَقۡذِفُ(kalbine) atarبِٱلۡحَقِّgerçeğiعَلَّـٰمُbilendirٱلۡغُيُوبِgaybleri
 
ANLAMI
De ki: "Görünmeyenleri en iyi bilen Rabbim, batılı hak ile ortadan kaldırır."
SAYFA 434
Ayet 49 Arapça Ayet
قُلۡde kiجَآءَgeldiٱلۡحَقُّhakوَمَاartıkيُبۡدِئُbir şey ortaya çıkaramazٱلۡبَٰطِلُbatılوَمَاveيُعِيدُgeri getiremez
 
ANLAMI
De ki: "Hak geldi; artık batıl ne yeniden başlar, ne de geri gelir."
Ayet 50 Arapça Ayet
قُلۡde kiإِنeğerضَلَلۡتُsaparsamفَإِنَّمَآşüphesizأَضِلُّsapmış olurumعَلَىٰ(zararıma)نَفۡسِيۖkendiوَإِنِve eğerٱهۡتَدَيۡتُyolu bulursamفَبِمَاşüphesiz sayesindedirيُوحِيٓvahyettiğiإِلَيَّbanaرَبِّيٓۚRabbiminإِنَّهُۥşüphesiz Oسَمِيعٞişitendirقَرِيبٞyakındır
 
ANLAMI
De ki: "Eğer saparsam, kendi zararıma sapmış olurum. Doğru yolda olursam, bu Rabbim'in bana vahyetmesiyledir. Doğrusu O, işitendir, yakın olandır"
Ayet 51 Arapça Ayet
وَلَوۡşayetتَرَىٰٓbir görsenإِذۡzamanفَزِعُواْtelaşa düştükleriفَلَاhiçbiri kurtulamazفَوۡتَ*وَأُخِذُواْve yakalanmışlardırمِنyerdenمَّكَانٖ*قَرِيبٖyakın
 
ANLAMI
Onları korktukları zaman bir görsen; artık kurtuluş yoktur, cehenneme yakın bir yerde yakalanmışlardır. O zaman, "Allah'a inandık" derler ama, ahiret gibi uzak bir yerden imana nasıl kolayca ulaşırlar?
Ayet 52 Arapça Ayet
وَقَالُوٓاْve demektedirlerءَامَنَّاinandıkبِهِۦonaوَأَنَّىٰama nasıl olur?لَهُمُonlar içinٱلتَّنَاوُشُelde etmeleriمِنyerdenمَّكَانِۭ*بَعِيدٖuzak
 
ANLAMI
Onları korktukları zaman bir görsen; artık kurtuluş yoktur, cehenneme yakın bir yerde yakalanmışlardır. O zaman, "Allah'a inandık" derler ama, ahiret gibi uzak bir yerden imana nasıl kolayca ulaşırlar?
Ayet 53 Arapça Ayet
وَقَدۡoysa andolsunكَفَرُواْinkar etmişlerdiبِهِۦonuمِنdaha önceقَبۡلُۖ*وَيَقۡذِفُونَve atıyorlardıبِٱلۡغَيۡبِgörülmeyeneمِنyerdenمَّكَانِۭ*بَعِيدٖuzak
 
ANLAMI
Oysa onu daha önce inkar etmişler, uzak bir yer olan dünyadan görünmeyene dil uzatmışlardı.
Ayet 54 Arapça Ayet
وَحِيلَperde çekildiبَيۡنَهُمۡonların arasınaوَبَيۡنَve arasınaمَاşeylerيَشۡتَهُونَarzu ettikleriكَمَاgibiفُعِلَyapıldığıبِأَشۡيَاعِهِمbenzerlerineمِّنbundan önceقَبۡلُۚ*إِنَّهُمۡdoğrusu onlarكَانُواْiçindedirlerفِي*شَكّٖbir kuşkuمُّرِيبِۭkatmerli
 
ANLAMI
Kendileriyle, arzuladıkları şeyler arasına artık engel konur; nitekim, daha önce, kendilerine benzeyenlere de aynı şey yapılmıştı. Çünkü onlar şüphe ve endişe içindeydiler.