ENBİYA SURESİ            ANASAYFAYA DÖN

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ


SAYFA 322  •  CÜZ 17
Ayet 1 Arapça Ayet
ٱقۡتَرَبَyaklaştıلِلنَّاسِinsanlarınحِسَابُهُمۡhesaplarıوَهُمۡfakat onlarفِيiçindeغَفۡلَةٖgafletمُّعۡرِضُونَyüz çevirmektedirler
 
ANLAMI
İnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hala habersiz, hakdan yüz çeviriyorlar.
Ayet 2 Arapça Ayet
مَاkendilerine gelenيَأۡتِيهِم*مِّنherذِكۡرٖikazıمِّنRablerindenرَّبِّهِم*مُّحۡدَثٍyeniإِلَّاancakٱسۡتَمَعُوهُdinlerlerوَهُمۡonlarيَلۡعَبُونَeğlenerek
 
ANLAMI
Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: "Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?" diye konuşurlar.
Ayet 3 Arapça Ayet
لَاهِيَةٗeğlencededirقُلُوبُهُمۡۗkalbleriوَأَسَرُّواْve gizledilerٱلنَّجۡوَىaralarındaki konuşmayıٱلَّذِينَkimselerظَلَمُواْzulmeden(ler)هَلۡdeğil mi?هَٰذَآbuإِلَّاancakبَشَرٞbir insandırمِّثۡلُكُمۡۖsizin gibiأَفَتَأۡتُونَşimdi siz kapılacak mısınız?ٱلسِّحۡرَbüyüyeوَأَنتُمۡsizتُبۡصِرُونَgörüyorken
 
ANLAMI
Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: "Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?" diye konuşurlar.
Ayet 4 Arapça Ayet
قَالَdedi kiرَبِّيRabbimيَعۡلَمُbilirٱلۡقَوۡلَkonuşulanıفِيgökteٱلسَّمَآءِ*وَٱلۡأَرۡضِۖve yerdeوَهُوَve Oٱلسَّمِيعُişitendirٱلۡعَلِيمُbilendir
 
ANLAMI
Peygamber: "Benim Rabbim gökte ve yerde söyleneni bilir. O, işitendir, bilendir" dedi.
Ayet 5 Arapça Ayet
بَلۡhayırقَالُوٓاْdedilerأَضۡغَٰثُ(bu) karmakarışıkأَحۡلَٰمِۭhayallerdirبَلِhayırٱفۡتَرَىٰهُonu uydurmuşبَلۡhayırهُوَoشَاعِرٞşa'irdirفَلۡيَأۡتِنَاbize getirse yaبِـَٔايَةٖbir mu'cizeكَمَآgibiأُرۡسِلَgönderildikleriٱلۡأَوَّلُونَöncekilerin
 
ANLAMI
Onlar: "Hayır; bunlar karışık rüyalardır", "Hayır; onu uydurmuştur", "Hayır; o şairdir", "Haydi önceki peygamberler gibi o da bize bir mucize getirsin" dediler.
Ayet 6 Arapça Ayet
مَآinanmamıştıءَامَنَتۡ*قَبۡلَهُمbunlardan önceمِّنhiçbirقَرۡيَةٍkent (halkı)أَهۡلَكۡنَٰهَآۖhelak ettiğimizأَفَهُمۡşimdi bunlar mı?يُؤۡمِنُونَinanacaklar
 
ANLAMI
Onlardan önce yoketmiş olduğumuz kasabalar halkı inanmadılar, bunlar mı inanacaklar?
Ayet 7 Arapça Ayet
وَمَآbiz göndermedikأَرۡسَلۡنَا*قَبۡلَكَsenden önceإِلَّاbaşkasınıرِجَالٗاerkeklerdenنُّوحِيٓvahyedilenإِلَيۡهِمۡۖkendilerineفَسۡـَٔلُوٓاْsorunأَهۡلَehlineٱلذِّكۡرِZikirإِنeğerكُنتُمۡidiysenizلَاbilmiyorتَعۡلَمُونَ*
 
ANLAMI
Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun.
Ayet 8 Arapça Ayet
وَمَاveجَعَلۡنَٰهُمۡbiz onları yapmadıkجَسَدٗاceset(ler)لَّاyemeyenيَأۡكُلُونَ*ٱلطَّعَامَyemekوَمَاveكَانُواْdeğillerdiخَٰلِدِينَölümsüz
 
ANLAMI
Biz onları yemek yemez birer ceset kılmadık ve onlar ölümsüz de değillerdi.
Ayet 9 Arapça Ayet
ثُمَّsonraصَدَقۡنَٰهُمُyerine getirdikٱلۡوَعۡدَverdiğimiz sözüفَأَنجَيۡنَٰهُمۡonları kurtardıkوَمَنve kimseleriنَّشَآءُdilediğimizوَأَهۡلَكۡنَاve helak ettikٱلۡمُسۡرِفِينَaşırı gidenleri
 
ANLAMI
Sonra Biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, kendilerini ve dilediklerimizi kurtardık; aşırı gidenleri ise yok ettik.
Ayet 10 Arapça Ayet
لَقَدۡandolsunأَنزَلۡنَآindirdikإِلَيۡكُمۡsizeكِتَٰبٗاbir KitapفِيهِiçindeذِكۡرُكُمۡۚZikr'iniz bulunanأَفَلَاaklınızı kullanmıyor musunuz?تَعۡقِلُونَ*
 
ANLAMI
And olsun ki, size şerefiniz ve öğüt veren bir Kitap indirdik; akletmiyor musunuz?
SAYFA 323
Ayet 11 Arapça Ayet
وَكَمۡve nicesiniقَصَمۡنَاkırıp geçirdikمِنşehir(ler)denقَرۡيَةٖ*كَانَتۡolanظَالِمَةٗzalimوَأَنشَأۡنَاve inşa ettikبَعۡدَهَاonlardan sonraقَوۡمًاbir toplulukءَاخَرِينَbaşka
 
ANLAMI
Halkı zalim olan nice kasabaları kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka milletler varettik.
Ayet 12 Arapça Ayet
فَلَمَّآzamanأَحَسُّواْhissettikleriبَأۡسَنَآazabımızıإِذَاderhalهُمonlarمِّنۡهَاoradanيَرۡكُضُونَkaçıyorlardı
 
ANLAMI
Onlar bizim baskınımızı hissettiklerinde, oradan kaçmağa koyuluyorlardı.
Ayet 13 Arapça Ayet
لَا(boşuna) kaçmayınتَرۡكُضُواْ*وَٱرۡجِعُوٓاْve dönünإِلَىٰşeylere (ni'metlere)مَآ*أُتۡرِفۡتُمۡşımartıldığınızفِيهِiçindeوَمَسَٰكِنِكُمۡve yurtlarınızaلَعَلَّكُمۡçünküتُسۡـَٔلُونَsorguya çekileceksiniz
 
ANLAMI
"Koşup kaçmayın; size nimet verilen yere, yurdlarınıza dönün, elbette sorguya çekileceksiniz" dedik.
Ayet 14 Arapça Ayet
قَالُواْdedilerيَٰوَيۡلَنَآeyvah bizeإِنَّاgerçekten bizكُنَّاoldukظَٰلِمِينَzalimlerden
 
ANLAMI
"Vay başımıza gelenlere! Doğrusu biz haksızlık yapmış kimseleriz" dediler.
Ayet 15 Arapça Ayet
فَمَاkesilmediزَالَت*تِّلۡكَbuدَعۡوَىٰهُمۡmırıldanmalarıحَتَّىٰkadarجَعَلۡنَٰهُمۡbiz onları yapıncayaحَصِيدًاbiçilmiş (ekin gibi)خَٰمِدِينَsönmüş ateş (gibi)
 
ANLAMI
Biz onları biçilmiş ot ve bir yığın kül haline getirinceye kadar haykırmaları devam etti.
Ayet 16 Arapça Ayet
وَمَاveخَلَقۡنَاbiz yaratmadıkٱلسَّمَآءَgöğüوَٱلۡأَرۡضَve yeriوَمَاve bulunanlarıبَيۡنَهُمَاbunlar arasındaلَٰعِبِينَeğlence için
 
ANLAMI
Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.
Ayet 17 Arapça Ayet
لَوۡeğerأَرَدۡنَآisteseydikأَنedinmekنَّتَّخِذَ*لَهۡوٗاbir eğlenceلَّٱتَّخَذۡنَٰهُedinirdikمِنkendi katımızdanلَّدُنَّآ*إِنeğerكُنَّاolsaydıkفَٰعِلِينَyapacak
 
ANLAMI
Eğlenme dileseydik, bunu yapacak olsaydık, şanımıza uygun şekilde yapardık; ama yapmayız.
Ayet 18 Arapça Ayet
بَلۡhayırنَقۡذِفُbiz atarızبِٱلۡحَقِّhakkıعَلَىüstüneٱلۡبَٰطِلِbatılınفَيَدۡمَغُهُۥonun beynini parçalarفَإِذَاderhalهُوَoزَاهِقٞۚyok olurوَلَكُمُsizeٱلۡوَيۡلُyazıklar olsunمِمَّاötürüتَصِفُونَyakıştırdıklarınızdan
 
ANLAMI
Gerçeği batılın başına çarparız ve onun beynini parçalar; böylece batıl ortadan kalkar. Allah'a yakıştırdığınız vasıflardan ötürü yazıklar olsun size!
Ayet 19 Arapça Ayet
وَلَهُۥve O'nundurمَنkimselerفِيolanٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerdeوَٱلۡأَرۡضِۚve yerdeوَمَنۡve kimselerعِندَهُۥO'nun yanındakiلَاbüyüklenmezيَسۡتَكۡبِرُونَ*عَنۡO'na kulluk etmektenعِبَادَتِهِۦ*وَلَاveيَسۡتَحۡسِرُونَyorulmazlar
 
ANLAMI
Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Katında olanlar O'na kulluk etmekten çekinmezler ve usanmazlar.
Ayet 20 Arapça Ayet
يُسَبِّحُونَtesbih ederlerٱلَّيۡلَgeceوَٱلنَّهَارَve gündüzلَاhiçيَفۡتُرُونَara vermezler
 
ANLAMI
Gece ve gündüz, bıkmadan tesbih ederler.
Ayet 21 Arapça Ayet
أَمِyoksaٱتَّخَذُوٓاْedindiler mi?ءَالِهَةٗtanrılarمِّنَyerdenٱلۡأَرۡضِ*هُمۡonlarıيُنشِرُونَdiriltecek
 
ANLAMI
Yeryüzünde edindikleri tanrılar mı, onlar mı ölüleri diriltecekler?
Ayet 22 Arapça Ayet
لَوۡeğerكَانَolsaydıفِيهِمَآikisindeءَالِهَةٌtanrılarإِلَّاbaşkaٱللَّهُAllah'tanلَفَسَدَتَاۚikisi de bozulup gitmiştiفَسُبۡحَٰنَyüce(münezzeh)dirٱللَّهِAllahرَبِّsahibiٱلۡعَرۡشِarş'ınعَمَّاşeylerdenيَصِفُونَnitelendirdikleri
 
ANLAMI
Eğer yerle gökte Allah'tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de bozulurdu. Arşın Rabbi olan Allah, onların vasıflandırdıklarından münezzehtir.
Ayet 23 Arapça Ayet
لَاO sorulmazيُسۡـَٔلُ*عَمَّاşeylerdenيَفۡعَلُyaptığıوَهُمۡama onlarيُسۡـَٔلُونَsorulurlar
 
ANLAMI
O, yaptığından sorumlu değildir, onlar ise sorumlu tutulacaklardır.
Ayet 24 Arapça Ayet
أَمِyoksaٱتَّخَذُواْmı edindiler?مِنO'ndan başkaدُونِهِۦٓ*ءَالِهَةٗۖtanrılarقُلۡde kiهَاتُواْgetirinبُرۡهَٰنَكُمۡۖdeliliniziهَٰذَاişte budurذِكۡرُöğütüمَنolanlarınمَّعِيَbenimle beraberوَذِكۡرُve öğütüمَنbenden öncekilerinقَبۡلِيۚ*بَلۡamaأَكۡثَرُهُمۡçoklarıلَاbilmezlerيَعۡلَمُونَ*ٱلۡحَقَّۖhakkıفَهُمbundan dolayı onlarمُّعۡرِضُونَ(haktan) yüz çevirirler
 
ANLAMI
O'nu bırakıp tanrılar mı edindiler De ki: "Kesin delilinizi getirin. İşte benim ve ümmetimin Kitap'ı ve senden öncekilerin kitapları." Hayır; onların çoğu gerçeği bilmez de yüz çevirirler.
SAYFA 324
Ayet 25 Arapça Ayet
وَمَآveأَرۡسَلۡنَاgöndermedikمِنsenden önceقَبۡلِكَ*مِنhiçbirرَّسُولٍpeygamberإِلَّاdiye vahyetmediğimizنُوحِيٓ*إِلَيۡهِonaأَنَّهُۥşüphesizلَآyokturإِلَٰهَtanrıإِلَّآbaşkaأَنَا۠bendenفَٱعۡبُدُونِbana kulluk edin
 
ANLAMI
Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: "Benden başka tanrı yoktur, Bana kulluk edin" diye vahyetmişizdir.
Ayet 26 Arapça Ayet
وَقَالُواْve dedilerٱتَّخَذَedindiٱلرَّحۡمَٰنُRahmanوَلَدٗاۗçocukسُبۡحَٰنَهُۥۚO münezzehtirبَلۡhayırعِبَادٞbilakisمُّكۡرَمُونَdeğerli
 
ANLAMI
"Rahman çocuk edindi" dediler. Haşa; hayır, melekler şerefli kılınmış kullardır.
Ayet 27 Arapça Ayet
لَاO'ndan önce söylemezlerيَسۡبِقُونَهُۥ*بِٱلۡقَوۡلِbir sözوَهُمve onlarبِأَمۡرِهِۦO'nun buyruğunuيَعۡمَلُونَyaparlar
 
ANLAMI
Allah'tan önce söz söyleyemezler; ancak O'nun emri üzerine iş işlerler.
Ayet 28 Arapça Ayet
يَعۡلَمُbilirمَاolanıبَيۡنَarasında (önlerinde)أَيۡدِيهِمۡellerinin (önlerinde)وَمَاve olanıخَلۡفَهُمۡarkalarındaوَلَاveيَشۡفَعُونَşefa'at edemezlerإِلَّاbaşkasınaلِمَنِolduklarındanٱرۡتَضَىٰrazıوَهُمve onlarمِّنۡO'nun korkusundanخَشۡيَتِهِۦ*مُشۡفِقُونَtitrerler
 
ANLAMI
Allah, onların yaptıklarını ve yapmakta olduklarını bilir. Onlar Allah'ın hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler; O'nun korkusundan titrerler.
Ayet 29 Arapça Ayet
۞وَمَنve her kimيَقُلۡderseمِنۡهُمۡonlardanإِنِّيٓbenإِلَٰهٞbir tanrıyımمِّنO'ndan başkaدُونِهِۦ*فَذَٰلِكَböyleceنَجۡزِيهِonu cezalandırırızجَهَنَّمَۚcehennemleكَذَٰلِكَböyleنَجۡزِيbiz cezalandırırızٱلظَّـٰلِمِينَzalimleri
 
ANLAMI
Bunlar içinde kim "Ben, Allah'tan başka bir tanrıyım" derse, işte onu cehennemle cezalandırırız. Zulmedenlerin cezasını böyle veririz.
Ayet 30 Arapça Ayet
أَوَلَمۡgörmediler mi?يَرَ*ٱلَّذِينَkimselerكَفَرُوٓاْinkar eden(ler)أَنَّşüphesizٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerوَٱلۡأَرۡضَve yerكَانَتَاidiرَتۡقٗاbitişikفَفَتَقۡنَٰهُمَاۖbiz onları ayırdıkوَجَعَلۡنَاve yarattıkمِنَsudanٱلۡمَآءِ*كُلَّherشَيۡءٍşeyiحَيٍّۚcanlıأَفَلَاhala inanmıyorlar mı?يُؤۡمِنُونَ*
 
ANLAMI
İnkar edenler, gökler ve yer yapışıkken onları ayırdığımızı ve bütün canlıları sudan meydana getirdiğimizi bilmezler mi İnanmıyorlar mı?
Ayet 31 Arapça Ayet
وَجَعَلۡنَاve yarattıkفِيyerdeٱلۡأَرۡضِ*رَوَٰسِيَyüksek dağlarأَنdiyeتَمِيدَsarsarبِهِمۡonlarıوَجَعَلۡنَاve açtıkفِيهَاoradaفِجَاجٗاgenişسُبُلٗاyollarلَّعَلَّهُمۡumulur kiيَهۡتَدُونَyollarını bulurlar
 
ANLAMI
Yeryüzüne, insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yerleştirdik; rahat gidebilsinler diye aralarında geniş yollar varettik.
Ayet 32 Arapça Ayet
وَجَعَلۡنَاve yaptıkٱلسَّمَآءَgöğüسَقۡفٗاbir tavanمَّحۡفُوظٗاۖkorunmuşوَهُمۡonlar halaعَنۡayetlerindenءَايَٰتِهَا*مُعۡرِضُونَyüz çevirmektedirler
 
ANLAMI
Göğü karışıklıktan korunmuş bir tavan kıldık; oysa onlar bundaki delillerden yüz çeviriyorlar.
Ayet 33 Arapça Ayet
وَهُوَO'durٱلَّذِيyaratanخَلَقَ*ٱلَّيۡلَgeceyiوَٱلنَّهَارَve gündüzüوَٱلشَّمۡسَve güneşiوَٱلۡقَمَرَۖve ayıكُلّٞher biriفِيbir yörüngedeفَلَكٖ*يَسۡبَحُونَyüzmektedir
 
ANLAMI
Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur. Her biri bir yörüngede yürür.
Ayet 34 Arapça Ayet
وَمَاveجَعَلۡنَاvermedikلِبَشَرٖhiçbir insanaمِّنsenden önceقَبۡلِكَ*ٱلۡخُلۡدَۖebedi yaşamأَفَإِيْنşimdi eğerمِّتَّsen ölürsenفَهُمُonlarٱلۡخَٰلِدُونَebedi (mi kalacaklar?)
 
ANLAMI
Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı?
Ayet 35 Arapça Ayet
كُلُّherنَفۡسٖnefisذَآئِقَةُtadacaktırٱلۡمَوۡتِۗölümüوَنَبۡلُوكُمve sizi imtihan ederizبِٱلشَّرِّşer ileوَٱلۡخَيۡرِve hayır ileفِتۡنَةٗۖsınamak içinوَإِلَيۡنَاve (sonunda) bizeتُرۡجَعُونَdöndürüleceksiniz
 
ANLAMI
Her can ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak size iyilik ve kötülük veririz. Sonunda Bize dönersiniz.
SAYFA 325
Ayet 36 Arapça Ayet
وَإِذَاzamanرَءَاكَseni gördükleriٱلَّذِينَkimselerكَفَرُوٓاْinkar edenإِنseni edinmezlerيَتَّخِذُونَكَ*إِلَّاdışındaهُزُوًاalay konusu etmekأَهَٰذَاbu mudur (diye)ٱلَّذِيkişiيَذۡكُرُdiline dolayanءَالِهَتَكُمۡsizin tanrılarınızıوَهُمoysa kendileriبِذِكۡرِZikri(uyarısı)nıٱلرَّحۡمَٰنِRahman'ınهُمۡonlarكَٰفِرُونَinkar ediyorlar
 
ANLAMI
İnkarcılar seni gördükleri zaman, şüphesiz, seni alaya almaktan başka bir şey yapmazlar. "Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mudur?" derler ve Rahman'ın Kitabını işte onlar inkar ederler.
Ayet 37 Arapça Ayet
خُلِقَyaratılmıştırٱلۡإِنسَٰنُinsanمِنۡaceledenعَجَلٖۚ*سَأُوْرِيكُمۡsize göstereceğimءَايَٰتِيayetlerimiفَلَاbenden acele istemeyinتَسۡتَعۡجِلُونِ*
 
ANLAMI
İnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size ayetlerimi göstereceğim, bunu Benden acele istemeyin.
Ayet 38 Arapça Ayet
وَيَقُولُونَve diyorlarمَتَىٰne zaman?هَٰذَاbuٱلۡوَعۡدُtehdid(ettiğiniz azab)إِنeğerكُنتُمۡisenizصَٰدِقِينَdoğru söyleyenler
 
ANLAMI
"Doğru sözlü iseniz bildirin bu tehdit ne zamandır?" derler.
Ayet 39 Arapça Ayet
لَوۡeğerيَعۡلَمُbir bilselerdiٱلَّذِينَkimselerكَفَرُواْinkar eden(ler)حِينَzamanıلَاsavamayacaklarıيَكُفُّونَ*عَنyüzlerindenوُجُوهِهِمُ*ٱلنَّارَateşiوَلَاne deعَنsırtlarındanظُهُورِهِمۡ*وَلَاveهُمۡonlaraيُنصَرُونَyardım da olunmayacakları
 
ANLAMI
Bu kafirler, ateşi yüzlerinden ve sırtlarından menedemeyecekleri ve yardım da göremiyecekleri zamanı keşke bilseler.
Ayet 40 Arapça Ayet
بَلۡdoğrusuتَأۡتِيهِمo onlara gelecekبَغۡتَةٗansızınفَتَبۡهَتُهُمۡonları şaşırtacakفَلَاgüçleri yetmeyecekيَسۡتَطِيعُونَ*رَدَّهَاonu reddetmeyeوَلَاve ne deهُمۡkendilerineيُنظَرُونَsüre verilecek
 
ANLAMI
Belki aniden gelecek de onları şaşırtacaktır. Artık onu geri çeviremezler; kendileri de ertelenmez.
Ayet 41 Arapça Ayet
وَلَقَدِve andolsunٱسۡتُهۡزِئَalay edildiبِرُسُلٖpeygamberlerleمِّنsenden öncekiقَبۡلِكَ*فَحَاقَama kuşatıverdiبِٱلَّذِينَkimseleriسَخِرُواْalay eden(leri)مِنۡهُمonlarlaمَّاşeyكَانُواْonlarınبِهِۦonunlaيَسۡتَهۡزِءُونَalay ettikleri
 
ANLAMI
And olsun ki, senden önce birçok peygamber alaya alınmıştı da, alaya alanları, eğlendikleri şey mahvetmişti.
Ayet 42 Arapça Ayet
قُلۡde kiمَنkimيَكۡلَؤُكُمsizi koruyacak?بِٱلَّيۡلِgeceوَٱلنَّهَارِve gündüzمِنَRahmandanٱلرَّحۡمَٰنِۚ*بَلۡhayırهُمۡonlarعَنZikrindenذِكۡرِ*رَبِّهِمRablerininمُّعۡرِضُونَyüz çeviriyorlar
 
ANLAMI
De ki: "Geceleyin ve gündüzün sizi Rahman'dan kim koruyabilir?" Ama onlar Rablerinin Kitabından yüz çevirmektedirler.
Ayet 43 Arapça Ayet
أَمۡyoksaلَهُمۡmı var?ءَالِهَةٞtanrılarıتَمۡنَعُهُمonları koruyacakمِّنkarşıدُونِنَاۚbizeلَاonların gücü yetmezيَسۡتَطِيعُونَ*نَصۡرَyardım etmeyeأَنفُسِهِمۡkendilerineوَلَاne deهُمonlaraمِّنَّاbizim tarafımızdanيُصۡحَبُونَsahip çıkılır
 
ANLAMI
Yoksa kendilerini bize karşı savunacak tanrıları mı var O tanrılar kendilerine bile yardım edemezler. Katımızdan da dostluk görmezler.
Ayet 44 Arapça Ayet
بَلۡbilakisمَتَّعۡنَاbiz yaşattıkهَـٰٓؤُلَآءِonlarıوَءَابَآءَهُمۡve atalarınıحَتَّىٰnihayetطَالَuzun geldiعَلَيۡهِمُkendilerineٱلۡعُمُرُۗömürأَفَلَاgörmüyorlar mı?يَرَوۡنَ*أَنَّاbizimنَأۡتِيgelipٱلۡأَرۡضَyerlerini (topraklarını)نَنقُصُهَاeksilttiğimiziمِنۡuçlarındanأَطۡرَافِهَآۚ*أَفَهُمُonlar mı?ٱلۡغَٰلِبُونَüstün gelen
 
ANLAMI
Biz bunlara ve babalarına geçimlikler verdik de ömürleri uzadı; şimdi memleketlerini her yandan eksilttiğimizi görmüyorlar mı Üstün gelen onlar mıdır?
SAYFA 326
Ayet 45 Arapça Ayet
قُلۡde kiإِنَّمَآben ancakأُنذِرُكُمsizi uyarıyorumبِٱلۡوَحۡيِۚvahiyleوَلَاamaيَسۡمَعُişitmez(ler)ٱلصُّمُّsağır(lar)ٱلدُّعَآءَçağırıyıإِذَاzamanمَاuyarıldıklarıيُنذَرُونَ*
 
ANLAMI
De ki: "Ben ancak sizi vahy ile uyarıyorum" Uyarıldıkları zaman, sağırlar çağrıyı duymazlar.
Ayet 46 Arapça Ayet
وَلَئِنve eğerمَّسَّتۡهُمۡonlara dokunsaنَفۡحَةٞbir esintiمِّنۡazabındanعَذَابِ*رَبِّكَRabbininلَيَقُولُنَّderlerيَٰوَيۡلَنَآeyvah bizeإِنَّاbiz gerçektenكُنَّاolmuşuzظَٰلِمِينَzalimler
 
ANLAMI
Rabbinin azabından onlara bir esinti dokunsa: "Vah bize! Doğrusu biz haksızdık" derler.
Ayet 47 Arapça Ayet
وَنَضَعُkurarızٱلۡمَوَٰزِينَterazileriٱلۡقِسۡطَadaletلِيَوۡمِgünü içinٱلۡقِيَٰمَةِkıyametفَلَاaslaتُظۡلَمُhaksızlık edilmezنَفۡسٞkimseyeشَيۡـٔٗاۖhiçbirوَإِنve eğerكَانَolsaمِثۡقَالَağırlığıncaحَبَّةٖdanesiمِّنۡbir hardalخَرۡدَلٍ*أَتَيۡنَاgetiririzبِهَاۗonuوَكَفَىٰve biz yeterizبِنَاolarakحَٰسِبِينَhesab gören
 
ANLAMI
Kıyamet günü doğru teraziler kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız. Hesap gören olarak Biz yeteriz.
Ayet 48 Arapça Ayet
وَلَقَدۡve andolsunءَاتَيۡنَاbiz verdikمُوسَىٰMusa'yaوَهَٰرُونَve Harun'aٱلۡفُرۡقَانَFurkan'ıوَضِيَآءٗve bir ışıkوَذِكۡرٗاve bir öğütلِّلۡمُتَّقِينَmuttakiler için
 
ANLAMI
And olsun ki, Musa ve Harun'a eğriyi doğrudan ayıran Kitap'ı sakınanlar için ışık ve öğüt olarak verdik.
Ayet 49 Arapça Ayet
ٱلَّذِينَonlarيَخۡشَوۡنَkorkarlarرَبَّهُمRablerindenبِٱلۡغَيۡبِgörmedenوَهُمve onlarمِّنَ(Duruşma) saatindenٱلسَّاعَةِ*مُشۡفِقُونَtitrerler
 
ANLAMI
Onlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar; kıyamet saatinden de titrerler.
Ayet 50 Arapça Ayet
وَهَٰذَاbu (Kur'an)ذِكۡرٞbir öğüttürمُّبَارَكٌmübarekأَنزَلۡنَٰهُۚona indirdiğimizأَفَأَنتُمۡşimdi siz ediyor musunuz?لَهُۥonuمُنكِرُونَinkar
 
ANLAMI
İşte bu, indirdiğimiz kutsal bir Kitap'dır. Siz mi onu inkar ediyorsunuz?
Ayet 51 Arapça Ayet
۞وَلَقَدۡve andolsunءَاتَيۡنَآbiz vermiştikإِبۡرَٰهِيمَİbrahim'eرُشۡدَهُۥdoğru yolu bulma yeteneğiniمِنdaha öncedenقَبۡلُ*وَكُنَّاve biz idikبِهِۦonuعَٰلِمِينَbiliyor
 
ANLAMI
And olsun ki, daha önce İbrahim'e de akla uygun olanı göstermiştik. Biz onu biliyorduk.
Ayet 52 Arapça Ayet
إِذۡhaniقَالَdemişti kiلِأَبِيهِbabasınaوَقَوۡمِهِۦve kavmineمَاnedir?هَٰذِهِşuٱلتَّمَاثِيلُheykellerٱلَّتِيٓsizinأَنتُمۡ*لَهَاkendisineعَٰكِفُونَtaptığınız
 
ANLAMI
İbrahim, babasına ve milletine: "Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?" demişti.
Ayet 53 Arapça Ayet
قَالُواْdediler kiوَجَدۡنَآbuldukءَابَآءَنَاbabalarımızıلَهَاonlaraعَٰبِدِينَtapıyorlar
 
ANLAMI
"Babalarımızı onlara tapar bulduk" demişlerdi.
Ayet 54 Arapça Ayet
قَالَdedi;لَقَدۡdoğrusuكُنتُمۡsizأَنتُمۡ*وَءَابَآؤُكُمۡve babalarınızفِيiçindesinizضَلَٰلٖbir sapıklıkمُّبِينٖaçık
 
ANLAMI
İbrahim: "And olsun ki sizler de babalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" deyince:
Ayet 55 Arapça Ayet
قَالُوٓاْdediler kiأَجِئۡتَنَاbize getirdin mi?بِٱلۡحَقِّgerçeğiأَمۡyoksaأَنتَsenمِنَşaka mı yapıyorsun?ٱللَّـٰعِبِينَ*
 
ANLAMI
"Sen bize gerçeği mi getirdin yoksa şaka mı ediyorsun?" dediler.
Ayet 56 Arapça Ayet
قَالَdediبَلhayırرَّبُّكُمۡRabbinizرَبُّRabbidirٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerinوَٱلۡأَرۡضِve yerinٱلَّذِيo kiفَطَرَهُنَّonları yaratmıştırوَأَنَا۠ve ben deعَلَىٰüzerineذَٰلِكُمbununمِّنَşahidlik edenlerdenimٱلشَّـٰهِدِينَ*
 
ANLAMI
O şöyle dedi: "Hayır; Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki onları O yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim."
Ayet 57 Arapça Ayet
وَتَٱللَّهِAllah'a and olsun kiلَأَكِيدَنَّbir tuzak kuracağımأَصۡنَٰمَكُمputlarınızaبَعۡدَsonraأَنsiz gittiktenتُوَلُّواْ*مُدۡبِرِينَarkanızı dönüp
 
ANLAMI
"Allah'a yemin ederim ki, siz ayrıldıktan sonra, putlarınıza bir tuzak kuracağım!"
SAYFA 327
Ayet 58 Arapça Ayet
فَجَعَلَهُمۡnihayet onları ettiجُذَٰذًاparça parçaإِلَّاyalnız hariçكَبِيرٗاbüyüğüلَّهُمۡonlarınلَعَلَّهُمۡbelkiإِلَيۡهِonaيَرۡجِعُونَmüracaat ederler (diye)
 
ANLAMI
Hepsini paramparça edip, içlerinden büyüğünü ona başvursunlar diye, sağlam bıraktı.
Ayet 59 Arapça Ayet
قَالُواْdedilerمَنkim?فَعَلَyaptıهَٰذَاbunuبِـَٔالِهَتِنَآtanrılarımızaإِنَّهُۥmuhakkak oلَمِنَbiridirٱلظَّـٰلِمِينَzalimlerden
 
ANLAMI
Milleti: "Tanrılarımıza bunu kim yaptı Doğrusu o zalimlerden biridir" dediler.
Ayet 60 Arapça Ayet
قَالُواْdedilerسَمِعۡنَاişittikفَتٗىbir gençيَذۡكُرُهُمۡonları diline dolayanيُقَالُdeniliyormuşلَهُۥٓkendisineإِبۡرَٰهِيمُİbrahim
 
ANLAMI
Bazıları: "İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk" deyince, "O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu halkın gözü önüne getirin" dediler.
Ayet 61 Arapça Ayet
قَالُواْdedilerفَأۡتُواْgetirinبِهِۦonuعَلَىٰٓönüneأَعۡيُنِgözüٱلنَّاسِinsanlarınلَعَلَّهُمۡböylece onlarيَشۡهَدُونَtanık olsunlar
 
ANLAMI
Bazıları: "İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk" deyince, "O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu halkın gözü önüne getirin" dediler.
Ayet 62 Arapça Ayet
قَالُوٓاْdediler kiءَأَنتَsen mi?فَعَلۡتَyaptınهَٰذَاbunuبِـَٔالِهَتِنَاtanrılarımızaيَـٰٓإِبۡرَٰهِيمُey İbrahim
 
ANLAMI
İbrahim gelince, ona: "Ey İbrahim, bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?" dediler.
Ayet 63 Arapça Ayet
قَالَdediبَلۡhayırفَعَلَهُۥyapmışكَبِيرُهُمۡbüyükleriهَٰذَاişte şuفَسۡـَٔلُوهُمۡonlara sorunإِنeğerكَانُواْonlarيَنطِقُونَkonuşurlarsa
 
ANLAMI
İbrahim: "Belki onu şu büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorlarsa onlara sorun" dedi.
Ayet 64 Arapça Ayet
فَرَجَعُوٓاْdöndülerإِلَىٰٓkendi vicdanlarınaأَنفُسِهِمۡ*فَقَالُوٓاْve dedilerإِنَّكُمۡhakikaten sizأَنتُمُsizlerٱلظَّـٰلِمُونَhaksızsınız
 
ANLAMI
Kendi kendilerine: "Doğrusu siz haksızsınız", sonra kafalarında olan eski inançlarına dönerek: "Ey İbrahim! bunların konuşmayacağını, and olsun ki, bilirsin" dediler.
Ayet 65 Arapça Ayet
ثُمَّsonra yineنُكِسُواْdöndürüldülerعَلَىٰüzerineرُءُوسِهِمۡeski kafalarıلَقَدۡmuhakkakعَلِمۡتَbilirsin kiمَاbunlarهَـٰٓؤُلَآءِ*يَنطِقُونَkonuşmazlar
 
ANLAMI
Kendi kendilerine: "Doğrusu siz haksızsınız", sonra kafalarında olan eski inançlarına dönerek: "Ey İbrahim! bunların konuşmayacağını, and olsun ki, bilirsin" dediler.
Ayet 66 Arapça Ayet
قَالَdedi kiأَفَتَعۡبُدُونَtapıyor musunuz?مِنbırakıp daدُونِ*ٱللَّهِAllah'ıمَاşeylereلَاaslaيَنفَعُكُمۡsize fayda vermeyenشَيۡـٔٗاhiçbirوَلَاveيَضُرُّكُمۡzarar vermeyen
 
ANLAMI
İbrahim: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?" dedi.
Ayet 67 Arapça Ayet
أُفّٖyuh olsunلَّكُمۡsizeوَلِمَاveتَعۡبُدُونَtaptıklarınızaمِنdışındaدُونِ*ٱللَّهِۚAllah'tanأَفَلَاaklınızı kullanmıyor musunuz siz?تَعۡقِلُونَ*
 
ANLAMI
İbrahim: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?" dedi.
Ayet 68 Arapça Ayet
قَالُواْdediler kiحَرِّقُوهُonu (İbrahim'i) yakınوَٱنصُرُوٓاْve yardım edinءَالِهَتَكُمۡtanrılarınızaإِنeğerكُنتُمۡsizفَٰعِلِينَ(bir iş) yapacaksanız
 
ANLAMI
Onlar: "Bir şey yapacaksanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin" dediler.
Ayet 69 Arapça Ayet
قُلۡنَاbiz de dedik kiيَٰنَارُey ateşكُونِيolبَرۡدٗاserinوَسَلَٰمًاve esenlikعَلَىٰٓİbrahim'eإِبۡرَٰهِيمَ*
 
ANLAMI
Biz: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol" dedik.
Ayet 70 Arapça Ayet
وَأَرَادُواْve istedilerبِهِۦonaكَيۡدٗاbir tuzak kurmakفَجَعَلۡنَٰهُمُbiz de kendilerini uğrattıkٱلۡأَخۡسَرِينَhüsrana
 
ANLAMI
Ona düzen kurmak istediler, fakat Biz onları hüsrana uğrattık.
Ayet 71 Arapça Ayet
وَنَجَّيۡنَٰهُve onu kurtardıkوَلُوطًاve Lut'uإِلَى(getirerek)ٱلۡأَرۡضِbir yereٱلَّتِيbereketli kıldığımızبَٰرَكۡنَا*فِيهَاalemlereلِلۡعَٰلَمِينَ*
 
ANLAMI
Onu da, Lut'u da, alemler için kutsal kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık.
Ayet 72 Arapça Ayet
وَوَهَبۡنَاve hediye ettikلَهُۥٓonaإِسۡحَٰقَİshak'ıوَيَعۡقُوبَve Ya'kub'uنَافِلَةٗۖbağış olarakوَكُلّٗاve hepsiniجَعَلۡنَاyaptıkصَٰلِحِينَsalihlerden
 
ANLAMI
İbrahim'e, buna ilaveten İshak ve Yakub'u da verdik, her birini iyi kimseler kıldık.
SAYFA 328
Ayet 73 Arapça Ayet
وَجَعَلۡنَٰهُمۡve onları yaptıkأَئِمَّةٗönderlerيَهۡدُونَdoğru yolu gösterenبِأَمۡرِنَاemrimizleوَأَوۡحَيۡنَآve vahyettikإِلَيۡهِمۡonlaraفِعۡلَişler yapmayıٱلۡخَيۡرَٰتِhayırlıوَإِقَامَve kılmayıٱلصَّلَوٰةِnamazوَإِيتَآءَve vermeyiٱلزَّكَوٰةِۖzekatوَكَانُواْve (insanlar) idilerلَنَاbizeعَٰبِدِينَkulluk eden
 
ANLAMI
Onları, buyruğumuz altında insanları doğru yola götüren önderler yaptık; onlara, iyi işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar, bize kulluk eden kimselerdi.
Ayet 74 Arapça Ayet
وَلُوطًاve Lut'aءَاتَيۡنَٰهُverdikحُكۡمٗاhükümوَعِلۡمٗاve ilimوَنَجَّيۡنَٰهُve onu kurtardıkمِنَbir kenttenٱلۡقَرۡيَةِ*ٱلَّتِيki (onlar)كَانَتidilerتَّعۡمَلُişler yapıyorٱلۡخَبَـٰٓئِثَۚçirkinإِنَّهُمۡgerçekten onlarكَانُواْidilerقَوۡمَbir kavimسَوۡءٖkötüفَٰسِقِينَyoldan çıkan
 
ANLAMI
Lut'a da hüküm ve ilim verdik; onu, çirkin işler işleyen kasabadan kurtardık. Doğrusu onlar yoldan çıkmış kötü bir milletti.
Ayet 75 Arapça Ayet
وَأَدۡخَلۡنَٰهُve onu soktukفِيiçineرَحۡمَتِنَآۖrahmetimizinإِنَّهُۥçünkü oمِنَ-Salihler-den idiٱلصَّـٰلِحِينَve Nuh'u da-Salihler
 
ANLAMI
Lut'u rahmetimizin içine aldık; doğrusu o iyilerdendi.
Ayet 76 Arapça Ayet
وَنُوحًاve Nuh'u daإِذۡhaniنَادَىٰbize yalvarmıştıمِنbunlardan önceقَبۡلُ*فَٱسۡتَجَبۡنَاbiz de kabul etmiştikلَهُۥonun (du'asını)فَنَجَّيۡنَٰهُkendisini kurtarmıştıkوَأَهۡلَهُۥve ailesiniمِنَsıkıntıdanٱلۡكَرۡبِ*ٱلۡعَظِيمِbüyük
 
ANLAMI
Nuh da daha önceleri Bize yalvarmıştı, onun duasını kabul edip, kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık.
Ayet 77 Arapça Ayet
وَنَصَرۡنَٰهُve onu korudukمِنَkavmindenٱلۡقَوۡمِ*ٱلَّذِينَkimselerinكَذَّبُواْyalanlayanبِـَٔايَٰتِنَآۚayetlerimiziإِنَّهُمۡçünkü onlarكَانُواْolmuşlardıقَوۡمَbir kavimسَوۡءٖkötüفَأَغۡرَقۡنَٰهُمۡbiz de onları boğmuştukأَجۡمَعِينَhepsini
 
ANLAMI
Ayetlerimizi yalanlayan millete karşı ona yardım ettik. Doğrusu onlar fena bir milletti, hepsini suda boğduk.
Ayet 78 Arapça Ayet
وَدَاوُۥدَve Davud'uوَسُلَيۡمَٰنَve Süleyman'ıإِذۡhaniيَحۡكُمَانِonlar hükmediyorlardıفِيhakkındaٱلۡحَرۡثِbir ekinإِذۡzamanنَفَشَتۡyayıldığıفِيهِoradaغَنَمُdavarınınٱلۡقَوۡمِtoplumunوَكُنَّاbiz de idikلِحُكۡمِهِمۡonların hükümlerineشَٰهِدِينَşahid
 
ANLAMI
Davud ve Süleyman da milletin koyunlarının yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlarken, Biz onların hükmüne şahiddik.
Ayet 79 Arapça Ayet
فَفَهَّمۡنَٰهَاonu bellettikسُلَيۡمَٰنَۚSüleyman'aوَكُلًّاve hepsineءَاتَيۡنَاverdikحُكۡمٗاhükümdarlıkوَعِلۡمٗاۚve bilgiوَسَخَّرۡنَاve boyun eğdirdikمَعَonunla beraberدَاوُۥدَDavud'aٱلۡجِبَالَdağlarıيُسَبِّحۡنَtesbih edenوَٱلطَّيۡرَۚve kuşlarıوَكُنَّاve bizفَٰعِلِينَ(bunları) yaparız
 
ANLAMI
Süleyman'a bu meselenin hükmünü bildirmiştik; her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bunları Biz yapmıştık.
Ayet 80 Arapça Ayet
وَعَلَّمۡنَٰهُve ona öğretmiştikصَنۡعَةَyapmayıلَبُوسٖzırhلَّكُمۡsizin içinلِتُحۡصِنَكُمsizi korumak içinمِّنۢsavaşın şiddetindenبَأۡسِكُمۡۖ*فَهَلۡ(o halde) misiniz?أَنتُمۡsizشَٰكِرُونَşükredenlerden
 
ANLAMI
Ona, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğrettik, artık şükreder misiniz?
Ayet 81 Arapça Ayet
وَلِسُلَيۡمَٰنَve Süleyman'aٱلرِّيحَfırtınayıعَاصِفَةٗşiddetliتَجۡرِيakıp giderdiبِأَمۡرِهِۦٓonun emriyleإِلَىyereٱلۡأَرۡضِ*ٱلَّتِيbereketlendirdiğimizبَٰرَكۡنَا*فِيهَاۚiçiniوَكُنَّاve bizبِكُلِّherشَيۡءٍşeyiعَٰلِمِينَbiliriz
 
ANLAMI
Bereketli kıldığımız yere doğru, Süleyman'ın emriyle yürüyen şiddetli rüzgarı, onun buyruğuna verdik. Biz herşeyi biliyorduk.
SAYFA 329
Ayet 82 Arapça Ayet
وَمِنَveٱلشَّيَٰطِينِşeytanlardanمَنkimseleriيَغُوصُونَdenize dalanلَهُۥkendisi içinوَيَعۡمَلُونَve yapanعَمَلٗاişlerدُونَbaşkaذَٰلِكَۖbundanوَكُنَّاve biz idikلَهُمۡonlarıحَٰفِظِينَonun emrinde tutuyor
 
ANLAMI
Dalgıçlık yapan ve bundan başka işler de gören şeytanlardan da onun buyruğu altına verdik. Onların hepsini gözetiyorduk.
Ayet 83 Arapça Ayet
۞وَأَيُّوبَve Eyyub'u daإِذۡhaniنَادَىٰdu'a etmiştiرَبَّهُۥٓRabbineأَنِّيgerçekten diyeمَسَّنِيَbana dokunduٱلضُّرُّbu dertوَأَنتَve senأَرۡحَمُen merhametlisisinٱلرَّـٰحِمِينَmerhametlilerin
 
ANLAMI
Eyyub da: "Başıma bir bela geldi, (Sana sığındım), Sen merhametlilerin merhametlisisin" diye Rabbine nida etmişti.
Ayet 84 Arapça Ayet
فَٱسۡتَجَبۡنَاbiz de kabul ettikلَهُۥonu(n du'asını)فَكَشَفۡنَاve kaldırdıkمَاne varsaبِهِۦonunمِنderdiضُرّٖۖ*وَءَاتَيۡنَٰهُve ona verdikأَهۡلَهُۥailesiniوَمِثۡلَهُمve bir katını dahaمَّعَهُمۡonlarla beraberرَحۡمَةٗbir rahmetمِّنۡtarafımızdanعِندِنَا*وَذِكۡرَىٰve bir öğüt olarakلِلۡعَٰبِدِينَibadet edenler için
 
ANLAMI
Biz de onun duasını kabul etmiş ve başına gelenleri kaldırmıştık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik.
Ayet 85 Arapça Ayet
وَإِسۡمَٰعِيلَve İsma'il'iوَإِدۡرِيسَİdris'iوَذَاve Zu'(l-Kifl'i)ٱلۡكِفۡلِۖ(ve Zu')l-Kifl'iكُلّٞhepsi deمِّنَsabredenlerdendiٱلصَّـٰبِرِينَ*
 
ANLAMI
İsmail, İdris ve Zülkifl hakkında anlattığımızı da an; onların her biri sabredenlerdendi.
Ayet 86 Arapça Ayet
وَأَدۡخَلۡنَٰهُمۡve onları soktukفِيrahmetimizeرَحۡمَتِنَآۖ*إِنَّهُمçünkü onlarمِّنَSalihlerdendiٱلصَّـٰلِحِينَ*
 
ANLAMI
Onları rahmetimizin içine aldık; doğrusu onlar iyilerdendi.
Ayet 87 Arapça Ayet
وَذَاve Zü(nnun'u)ٱلنُّونِ(ve Zün)nun'uإِذziraذَّهَبَgitmiştiمُغَٰضِبٗاkızarakفَظَنَّsanmıştıأَنdiyeلَّنaslaنَّقۡدِرَgüç yetiremeyeceğizعَلَيۡهِkendisineفَنَادَىٰnihayet yalvardıفِيiçindeٱلظُّلُمَٰتِkaranlıklarأَنdiyeلَّآyokturإِلَٰهَtanrıإِلَّآbaşkaأَنتَsendenسُبۡحَٰنَكَsenin şanın yücedirإِنِّيmuhakkak benكُنتُoldumمِنَzalimlerdenٱلظَّـٰلِمِينَ*
 
ANLAMI
Zünnun (Balık Sahibi; Yunus) hakkında söylediğimizi de an. O, öfkelenerek giderken, kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı; fakat sonunda karanlıklar içinde: "Senden başka tanrı yoktur, Sen münezzehsin, doğrusu ben haksızlık edenlerdenim" diye seslenmişti.
Ayet 88 Arapça Ayet
فَٱسۡتَجَبۡنَاbiz de kabul ettikلَهُۥonu(n du'asını)وَنَجَّيۡنَٰهُve onu kurtardıkمِنَtasadanٱلۡغَمِّۚ*وَكَذَٰلِكَişte böyleنُـۨجِيbiz kurtarırızٱلۡمُؤۡمِنِينَinananları
 
ANLAMI
Biz de ona cevap verip, onu üzüntüden kurtarmıştık. inananları böyle kurtarırız.
Ayet 89 Arapça Ayet
وَزَكَرِيَّآve Zekeriyya'yı daإِذۡhaniنَادَىٰdu'a etmiştiرَبَّهُۥRabbineرَبِّRabbimلَاbeni bırakmaتَذَرۡنِي*فَرۡدٗاtek başımaوَأَنتَve senخَيۡرُen iyisisinٱلۡوَٰرِثِينَvarislerin
 
ANLAMI
Zekeriya da: "Rabbim! Beni tek Başıma bırakma, Sen varislerin en hayırlısısın" diye nida etmişti.
Ayet 90 Arapça Ayet
فَٱسۡتَجَبۡنَاkabul buyurdukلَهُۥonu(n du'asını)وَوَهَبۡنَاve armağan ettikلَهُۥonaيَحۡيَىٰYahya'yıوَأَصۡلَحۡنَاve ıslah ettikلَهُۥkendisi içinزَوۡجَهُۥٓۚeşiniإِنَّهُمۡgerçekten onlarكَانُواْidilerيُسَٰرِعُونَkoşuyor(lar)فِيhayır (işlere)ٱلۡخَيۡرَٰتِ*وَيَدۡعُونَنَاve bize du'a ederlerdiرَغَبٗاumarakوَرَهَبٗاۖve korkarakوَكَانُواْve idilerلَنَاbizeخَٰشِعِينَderin bir saygı içinde
 
ANLAMI
Biz de ona icabet ederek, Yahya'yı bahşetmiş, eşini de doğum yapacak hale getirmiştik. Doğrusu onlar iyi işlerde yarışıyorlar, korkarak ve umarak Bize yalvarıyorlardı. Bize karşı gönülden saygı duyuyorlardı.
SAYFA 330
Ayet 91 Arapça Ayet
وَٱلَّتِيٓolanı (Meryemi)أَحۡصَنَتۡkorumuşفَرۡجَهَاırzınıفَنَفَخۡنَاve üflemiştikفِيهَاonaمِنruhumuzdanرُّوحِنَا*وَجَعَلۡنَٰهَاve onu yapmıştıkوَٱبۡنَهَآve oğlunuءَايَةٗbir ibretلِّلۡعَٰلَمِينَalemlere
 
ANLAMI
Mahrem yerini koruyan Meryem'e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, alemler için bir mucize kılmıştık.
Ayet 92 Arapça Ayet
إِنَّişteهَٰذِهِۦٓbuأُمَّتُكُمۡsizin ümmetinizأُمَّةٗümmettirوَٰحِدَةٗbir tekوَأَنَا۠şüphesiz benimرَبُّكُمۡsizin Rabbinizفَٱعۡبُدُونِyalnız bana kulluk edin
 
ANLAMI
Doğrusu tevhid dini olan Müslümanlık, bir tek din olarak sizin dininizdir ve Ben de Rabbinizim, artık Bana kulluk edin.
Ayet 93 Arapça Ayet
وَتَقَطَّعُوٓاْve parçaladılarأَمۡرَهُمişleriniبَيۡنَهُمۡۖaralarındaكُلٌّhepsiإِلَيۡنَاbizeرَٰجِعُونَdöneceklerdir
 
ANLAMI
Ama insanlar, din konusunda aralarında bölüklere ayrıldılar, hepsi Bize döneceklerdir.
Ayet 94 Arapça Ayet
فَمَنkimيَعۡمَلۡyaparsaمِنَiyi işlerdenٱلصَّـٰلِحَٰتِ*وَهُوَve oمُؤۡمِنٞinanmış olarakفَلَاaslaكُفۡرَانَnankörlük edilmezلِسَعۡيِهِۦonun çabasınaوَإِنَّاşüphesiz bizلَهُۥonu (çalışmasını)كَٰتِبُونَyazmaktayız
 
ANLAMI
İnanmış olarak yararlı iş işleyenin ameli inkar edilmeyecektir. Biz onu yazmaktayız.
Ayet 95 Arapça Ayet
وَحَرَٰمٌve (yaşamak) haramdırعَلَىٰbir ülkeyeقَرۡيَةٍ*أَهۡلَكۡنَٰهَآhelak ettiğimizأَنَّهُمۡonlarلَاbir daha geri dönemezlerيَرۡجِعُونَ*
 
ANLAMI
Yok ettiğimiz kasaba halkının ahirette ceza görmek üzere Bize dönmemesi imkansızdır.
Ayet 96 Arapça Ayet
حَتَّىٰٓnihayetإِذَاzamanفُتِحَتۡönü açıldığıيَأۡجُوجُYe'cuc'unوَمَأۡجُوجُve Me'cuc'unوَهُمve onlarمِّنherكُلِّ*حَدَبٖtepedenيَنسِلُونَakın etmeye başladıkları
 
ANLAMI
Yecüc ve Mecüc'ün seddi yıkıldığı zaman her dere ve tepeden boşanırlar.
Ayet 97 Arapça Ayet
وَٱقۡتَرَبَve yaklaşırٱلۡوَعۡدُva'dٱلۡحَقُّgerçekفَإِذَاbirdenهِيَoشَٰخِصَةٌdonup kalırأَبۡصَٰرُgözleriٱلَّذِينَkimselerinكَفَرُواْinkar eden(lerin)يَٰوَيۡلَنَاvah bizeقَدۡgerçektenكُنَّاbiz idikفِيiçindeغَفۡلَةٖgafletمِّنۡbundanهَٰذَا*بَلۡmeğerكُنَّاbizظَٰلِمِينَzulmediyormuşuz
 
ANLAMI
Gerçek vaad yaklaştığında, inkar edenlerin gözleri beleriverir: "Vah bize! Bundan önce gaflet içindeydik, hem de zalimdik" derler.
Ayet 98 Arapça Ayet
إِنَّكُمۡşüphesiz sizوَمَاveتَعۡبُدُونَtaptıklarınızمِنbaşkaدُونِ*ٱللَّهِAllah'tanحَصَبُodunusunuzجَهَنَّمَcehenneminأَنتُمۡsizلَهَاorayaوَٰرِدُونَgireceksiniz
 
ANLAMI
Siz ve Allah'tan başka taptıklarınız, cehennemin yakıtısınız; oraya gireceksiniz.
Ayet 99 Arapça Ayet
لَوۡeğerكَانَolsalardıهَـٰٓؤُلَآءِonlarءَالِهَةٗtanrılarمَّاoraya girmezlerdiوَرَدُوهَاۖ*وَكُلّٞoysa hepsiفِيهَاoradaخَٰلِدُونَsürekli kalacaklardır
 
ANLAMI
Eğer bunlar tanrı olsaydı cehenneme girmezlerdi; hepsi orada temelli kalacaktır.
Ayet 100 Arapça Ayet
لَهُمۡonlar için vardırفِيهَاoradaزَفِيرٞbir inlemeوَهُمۡve onlarفِيهَاoradaلَاhiçbir şeyيَسۡمَعُونَişitmezler
 
ANLAMI
Orada onlara ah etmek vardır; birşey de işitemezler.
Ayet 101 Arapça Ayet
إِنَّkuşkusuzٱلَّذِينَkimselerسَبَقَتۡgeçmiş olan(lar)لَهُمkendilerineمِّنَّاbizdenٱلۡحُسۡنَىٰٓgüzellikأُوْلَـٰٓئِكَişte onlarعَنۡهَاondan (cehennemden)مُبۡعَدُونَuzaklaştırılmışlardır
 
ANLAMI
Yaptıklarına karşılık katımızdan kendileri için iyi şeyler yazılmış olanlar, işte onlar cehennemden uzak tutulanlardır.
SAYFA 331
Ayet 102 Arapça Ayet
لَاduymazlarيَسۡمَعُونَ*حَسِيسَهَاۖonun uğultusunuوَهُمۡve onlarفِيiçindeمَاçektiği (ni'metler)ٱشۡتَهَتۡ*أَنفُسُهُمۡcanlarınınخَٰلِدُونَebedi kalırlar
 
ANLAMI
Cehennemin uğultusunu duymazlar. Canlarının istediği şeyler içinde temelli kalırlar.
Ayet 103 Arapça Ayet
لَاaslaيَحۡزُنُهُمُonları tasalandırmazٱلۡفَزَعُkorkuٱلۡأَكۡبَرُen büyükوَتَتَلَقَّىٰهُمُonları şöyle karşılarٱلۡمَلَـٰٓئِكَةُmeleklerهَٰذَاişte buيَوۡمُكُمُgününüzdürٱلَّذِيsizeكُنتُمۡ*تُوعَدُونَva'dedilen
 
ANLAMI
En büyük korku bile onları üzmez; kendilerini melekler: "Size söz verilen gün işte bugündür" diye karşılarlar.
Ayet 104 Arapça Ayet
يَوۡمَo günنَطۡوِيdürerizٱلسَّمَآءَgöğüكَطَيِّdürer gibiٱلسِّجِلِّtomarlarınıلِلۡكُتُبِۚyazıكَمَاgibiبَدَأۡنَآbaşladığımızأَوَّلَilkخَلۡقٖyaratmayaنُّعِيدُهُۥۚonu iade ederizوَعۡدًاsözdürعَلَيۡنَآۚüzerimizeإِنَّاşüphesizكُنَّاbiz bunuفَٰعِلِينَyapacağız
 
ANLAMI
Göğü, kitap dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu Biz yaparız.
Ayet 105 Arapça Ayet
وَلَقَدۡve andolsunكَتَبۡنَاyazmıştıkفِيZebur'daٱلزَّبُورِ*مِنۢsonraبَعۡدِ*ٱلذِّكۡرِZikir'den (Tevrat'tan)أَنَّmutlakaٱلۡأَرۡضَarzaيَرِثُهَاvaris olacakعِبَادِيَkullarımٱلصَّـٰلِحُونَiyi
 
ANLAMI
And olsun ki, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık.
Ayet 106 Arapça Ayet
إِنَّşüphesizفِيvardırهَٰذَاbundaلَبَلَٰغٗاelbette bir öğütلِّقَوۡمٍkavimler içinعَٰبِدِينَkulluk eden
 
ANLAMI
Doğrusu bu Kuran'da, kulluk eden kimselere bildiri vardır.
Ayet 107 Arapça Ayet
وَمَآveأَرۡسَلۡنَٰكَbiz seni göndermedikإِلَّاbaşka sebepleرَحۡمَةٗrahmettenلِّلۡعَٰلَمِينَalemler için
 
ANLAMI
Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.
Ayet 108 Arapça Ayet
قُلۡde kiإِنَّمَاşüphesizيُوحَىٰٓvahyolunurإِلَيَّbanaأَنَّمَآancakإِلَٰهُكُمۡTanrınızإِلَٰهٞTanrıdırوَٰحِدٞۖbir tekفَهَلۡsiz-mısınız?أَنتُمsizمُّسۡلِمُونَ*
 
ANLAMI
De ki: "Doğrusu tanrınızın tek bir Tanrı olduğu bana şüphesiz vahyolundu. Artık müslüman olacak mısınız?"
Ayet 109 Arapça Ayet
فَإِنeğerتَوَلَّوۡاْyüz çevirirlerseفَقُلۡde kiءَاذَنتُكُمۡben size açıkladımعَلَىٰeşit biçimdeسَوَآءٖۖ*وَإِنۡartıkأَدۡرِيٓbilmemأَقَرِيبٌyakın mı (olduğunu)أَمyoksaبَعِيدٞuzak (mı olduğunu)مَّاşeyinتُوعَدُونَtehdid edildiğiniz
 
ANLAMI
Eğer yüz çevirirlerse, de ki: "Size düpedüz açıkladım; tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı uzak mı olduğunu bilmem."
Ayet 110 Arapça Ayet
إِنَّهُۥşüphesiz Oيَعۡلَمُbilirٱلۡجَهۡرَaçığınıمِنَsözünٱلۡقَوۡلِ*وَيَعۡلَمُve bilirمَاneتَكۡتُمُونَgizliyorsanız
 
ANLAMI
"Doğrusu O, açığa vurulan sözü de bilir, gizlediklerinizi de bilir."
Ayet 111 Arapça Ayet
وَإِنۡveأَدۡرِيbilmemلَعَلَّهُۥbelki de oفِتۡنَةٞdenemek içindirلَّكُمۡsiziوَمَتَٰعٌve yaşatmak içindirإِلَىٰbir süreye kadarحِينٖ*
 
ANLAMI
"Bilmem; belki bu gecikme sizi denemek ve bir süreye kadar geçindirmek içindir."
Ayet 112 Arapça Ayet
قَٰلَdedi kiرَبِّRabbimٱحۡكُمhükmetبِٱلۡحَقِّۗhak ileوَرَبُّنَاve Rabbimizٱلرَّحۡمَٰنُçok merhamet edendirٱلۡمُسۡتَعَانُO'nun yardımına sığınılırعَلَىٰkarşıمَاşeyeتَصِفُونَsizin nitelendirdiğiniz
 
ANLAMI
Peygamber: "Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet, anlattıklarınıza karşı ancak Rahman olan Rabbimizden yardım istenir" dedi.