TAHA SURESİ            ANASAYFAYA DÖN

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ


Ayet 1
 Arapça Ayet
طهTa Ha.'
 
ANLAMI
Ta, Ha.
Ayet 2 Arapça Ayet
مَآbiz indirmedikأَنزَلۡنَا*عَلَيۡكَsanaٱلۡقُرۡءَانَ(bu) Kur'an'ıلِتَشۡقَىٰٓgüçlük çekesin diye
 
ANLAMI
Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.
Ayet 3 Arapça Ayet
إِلَّاancak (indirdik)تَذۡكِرَةٗbir öğütلِّمَنkimseler içinيَخۡشَىٰkorkan(lar)
 
ANLAMI
Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.
Ayet 4 Arapça Ayet
تَنزِيلٗا(O) indirilmiştirمِّمَّنۡtarafındanخَلَقَyaratanٱلۡأَرۡضَyeriوَٱلسَّمَٰوَٰتِve gökleriٱلۡعُلَىyüce
 
ANLAMI
Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.
Ayet 5 Arapça Ayet
ٱلرَّحۡمَٰنُRahmanعَلَىüzerineٱلۡعَرۡشِArşٱسۡتَوَىٰistiva etmiş(kurulmuş)tur
 
ANLAMI
Rahman arşa hükmetmektedir.
Ayet 6 Arapça Ayet
لَهُۥhep O'nundurمَاne varsaفِيgöklerdeٱلسَّمَٰوَٰتِ*وَمَاve ne varsaفِيyerdeٱلۡأَرۡضِ*وَمَاve ne varsaبَيۡنَهُمَاikisinin arasındaوَمَاve ne varsaتَحۡتَaltındaٱلثَّرَىٰtoprağın
 
ANLAMI
Göklerde ve yerde, her ikisi arasında ve toprağın altında bulunanlar O'nundur.
Ayet 7 Arapça Ayet
وَإِنve eğerتَجۡهَرۡaçık da söylesenبِٱلۡقَوۡلِsözüفَإِنَّهُۥmuhakkak Oيَعۡلَمُbilirٱلسِّرَّgizliyiوَأَخۡفَىve daha gizlisini
 
ANLAMI
Sen sözü istersen açığa vur, şüphesiz O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.
Ayet 8 Arapça Ayet
ٱللَّهُAllah (ki)لَآyokturإِلَٰهَtanrıإِلَّاbaşkaهُوَۖO'ndanلَهُO'nundurٱلۡأَسۡمَآءُisimlerٱلۡحُسۡنَىٰen güzel
 
ANLAMI
Allah'tan başka tanrı yoktur, en güzel isimler O'nundur.
Ayet 9 Arapça Ayet
وَهَلۡmi?أَتَىٰكَsana geldiحَدِيثُhaberiمُوسَىٰٓMusa'nın
 
ANLAMI
Musa'nın başından geçen olay sana geldi mi?
Ayet 10 Arapça Ayet
إِذۡhaniرَءَاgörmüştüنَارٗاbir ateşفَقَالَdemiştiلِأَهۡلِهِailesineٱمۡكُثُوٓاْsiz durunإِنِّيٓelbette benءَانَسۡتُgördümنَارٗاbir ateşلَّعَلِّيٓbelkiءَاتِيكُمsize getiririmمِّنۡهَاondanبِقَبَسٍbir korأَوۡyahutأَجِدُbulurumعَلَى(yanında)ٱلنَّارِateşinهُدٗىbir yol gösteren
 
ANLAMI
O, bir ateş görmüştü de, ailesine: "Durun, ben bir ateş gördüm, ya ondan size bir kor getirir, ya da ateşin yanında bir yol gösteren bulurum" demişti.
Ayet 11 Arapça Ayet
فَلَمَّآne zaman kiأَتَىٰهَاo(ateşin yanı)na gelinceنُودِيَkendisine seslenildiيَٰمُوسَىٰٓEy! Musa
 
ANLAMI
Musa ateşin yanına gelince: "Ey Musa!" diye seslenildi:
Ayet 12 Arapça Ayet
إِنِّيٓşüphesiz benأَنَا۠benرَبُّكَsenin Rabbinimفَٱخۡلَعۡçıkarنَعۡلَيۡكَpabuçlarınıإِنَّكَçünkü senبِٱلۡوَادِvadideٱلۡمُقَدَّسِkutsalطُوٗىTuva'dasın
 
ANLAMI
"Ben şüphesiz senin Rabbinim; ayağındakileri çıkar; çünkü sen, kutsal bir vadi olan Tuva'dasın."
SAYFA 313
Ayet 13 Arapça Ayet
وَأَنَاve benٱخۡتَرۡتُكَseni seçtimفَٱسۡتَمِعۡşimdi dinleلِمَاvahyolunanıيُوحَىٰٓ*
 
ANLAMI
"Ben seni seçtim; artık vahyolunanları dinle."
Ayet 14 Arapça Ayet
إِنَّنِيٓmuhakkak benأَنَاbenٱللَّهُAllah'ımلَآyokturإِلَٰهَtanrıإِلَّآbaşkaأَنَا۠bendenفَٱعۡبُدۡنِيbana kulluk etوَأَقِمِve kılٱلصَّلَوٰةَnamazلِذِكۡرِيٓbeni anmak için
 
ANLAMI
"Şüphesiz Ben Allah'ım, Benden başka tanrı yoktur; Bana kulluk et; Beni anmak için namaz kıl."
Ayet 15 Arapça Ayet
إِنَّmutlakaٱلسَّاعَةَSa'atءَاتِيَةٌgelecektirأَكَادُneredeyseأُخۡفِيهَاonu gizleyeceğimلِتُجۡزَىٰcezalanması içinكُلُّherنَفۡسِۭnefsinبِمَاşeylerleتَسۡعَىٰpeşinde koştuğu
 
ANLAMI
Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, zamanını gizli tuttuğum kıyamet mutlaka gelecektir.
Ayet 16 Arapça Ayet
فَلَاaslaيَصُدَّنَّكَseni alıkoymasınعَنۡهَاon(a inanmak)danمَنkimseلَّاinanmayanيُؤۡمِنُ*بِهَاonaوَٱتَّبَعَve uyanهَوَىٰهُkeyfineفَتَرۡدَىٰsonra helak olursun
 
ANLAMI
"Buna inanmayan ve hevesine uyan kimse seni ondan alıkoymasın, yoksa helak olursun."
Ayet 17 Arapça Ayet
وَمَاnedir?تِلۡكَşuبِيَمِينِكَsağ elindekiيَٰمُوسَىٰey Musa
 
ANLAMI
"Ey Musa! Sağ elindeki nedir?"
Ayet 18 Arapça Ayet
قَالَdedi kiهِيَOعَصَايَasa'mdırأَتَوَكَّؤُاْdayanıyorumعَلَيۡهَاonaوَأَهُشُّve yaprak silkeliyorumبِهَاonunlaعَلَىٰiçinغَنَمِيdavarımوَلِيَve benim varفِيهَاondaمَـَٔارِبُihtiyaçlarımأُخۡرَىٰdaha başka
 
ANLAMI
Musa: "O benim değneğimdir, ona dayanırım, onunla davarıma yaprak silkerim, ondan daha birçok işlerde faydalanırım" dedi.
Ayet 19 Arapça Ayet
قَالَ(Allah) buyurduأَلۡقِهَا(yere) at onuيَٰمُوسَىٰey Musa
 
ANLAMI
Allah: "Ey Musa! Bırak onu" dedi.
Ayet 20 Arapça Ayet
فَأَلۡقَىٰهَاonu attıفَإِذَا(bir de ne görsün)هِيَoحَيَّةٞkocaman bir yılanتَسۡعَىٰkoşan
 
ANLAMI
Bırakınca, değnek hemen, koşan bir yılan oluverdi.
Ayet 21 Arapça Ayet
قَالَdediخُذۡهَاal onuوَلَاveتَخَفۡۖkorkmaسَنُعِيدُهَاbiz onu sokacağızسِيرَتَهَاdurumunaٱلۡأُولَىٰilk
 
ANLAMI
Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi.
Ayet 22 Arapça Ayet
وَٱضۡمُمۡve sokيَدَكَeliniإِلَىٰböğrüneجَنَاحِكَ*تَخۡرُجۡçıksınبَيۡضَآءَbembeyaz olarakمِنۡolmadanغَيۡرِ*سُوٓءٍbir hastalıkءَايَةًbir mu'cize olarakأُخۡرَىٰayrı
 
ANLAMI
Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi.
Ayet 23 Arapça Ayet
لِنُرِيَكَsana göstermek içinمِنۡbazılarınıءَايَٰتِنَاmu'cizelerimizdenٱلۡكُبۡرَىen büyük
 
ANLAMI
Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi.
Ayet 24 Arapça Ayet
ٱذۡهَبۡsen gitإِلَىٰFir'avn'eفِرۡعَوۡنَ*إِنَّهُۥçünkü oطَغَىٰazdı
 
ANLAMI
"Firavun'a git, doğrusu o azmıştır."
Ayet 25 Arapça Ayet
قَالَdedi kiرَبِّRabbimٱشۡرَحۡلِيbenimصَدۡرِيgöğsümü
 
ANLAMI
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
Ayet 26 Arapça Ayet
وَيَسِّرۡve kolaylaştırلِيٓbanaأَمۡرِيişimi
 
ANLAMI
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
Ayet 27 Arapça Ayet
وَٱحۡلُلۡve çözعُقۡدَةٗdüğümünüمِّنdiliminلِّسَانِي*
 
ANLAMI
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
Ayet 28 Arapça Ayet
يَفۡقَهُواْanlasınlarقَوۡلِيsözümü
 
ANLAMI
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
Ayet 29 Arapça Ayet
وَٱجۡعَلve verلِّيbanaوَزِيرٗاbir vezirمِّنۡailemdenأَهۡلِي*
 
ANLAMI
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
Ayet 30 Arapça Ayet
هَٰرُونَHarun'uأَخِيkardeşim
 
ANLAMI
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
Ayet 31 Arapça Ayet
ٱشۡدُدۡkuvvetlendirبِهِۦٓonunlaأَزۡرِيarkamı
 
ANLAMI
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
Ayet 32 Arapça Ayet
وَأَشۡرِكۡهُve onu ortak yapفِيٓişimeأَمۡرِي*
 
ANLAMI
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
Ayet 33 Arapça Ayet
كَيۡkiنُسَبِّحَكَseni tesbih edelimكَثِيرٗاçok
 
ANLAMI
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
Ayet 34 Arapça Ayet
وَنَذۡكُرَكَve seni analımكَثِيرًاçok
 
ANLAMI
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
Ayet 35 Arapça Ayet
إِنَّكَşüphesiz senكُنتَsensinبِنَاbiziبَصِيرٗاgören
 
ANLAMI
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
Ayet 36 Arapça Ayet
قَالَbuyurdu kiقَدۡmuhakkakأُوتِيتَsana verildiسُؤۡلَكَistediğinيَٰمُوسَىٰEy Musa
 
ANLAMI
Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."
Ayet 37 Arapça Ayet
وَلَقَدۡzatenمَنَنَّاbiz lutufta bulunmuştukعَلَيۡكَsanaمَرَّةًbir kezأُخۡرَىٰٓdaha
 
ANLAMI
Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."
SAYFA 314
Ayet 38 Arapça Ayet
إِذۡhaniأَوۡحَيۡنَآvahyetmiştikإِلَىٰٓanneneأُمِّكَ*مَاşeyiيُوحَىٰٓvahyedilen
 
ANLAMI
Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."
Ayet 39 Arapça Ayet
أَنِkiٱقۡذِفِيهِonu koyفِيsandığaٱلتَّابُوتِ*فَٱقۡذِفِيهِve atفِيsuyaٱلۡيَمِّ*فَلۡيُلۡقِهِonu bıraksınٱلۡيَمُّsuبِٱلسَّاحِلِsahileيَأۡخُذۡهُonu alacaktırعَدُوّٞdüşman olanلِّيbanaوَعَدُوّٞve düşman olanلَّهُۥۚonaوَأَلۡقَيۡتُve koydumعَلَيۡكَsenin üzerineمَحَبَّةٗbir sevgiمِّنِّيbendenوَلِتُصۡنَعَyetiştirilmen içinعَلَىٰönündeعَيۡنِيٓgözümün
 
ANLAMI
Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."
Ayet 40 Arapça Ayet
إِذۡhaniتَمۡشِيٓgidiyorduأُخۡتُكَkızkardeşinفَتَقُولُve diyorduهَلۡmi?أَدُلُّكُمۡsize göstereyimعَلَىٰbiriniمَن*يَكۡفُلُهُۥۖona bakacakفَرَجَعۡنَٰكَböylece seni geri verdikإِلَىٰٓanneneأُمِّكَ*كَيۡkiتَقَرَّaydın olsunعَيۡنُهَاgözüوَلَاve aslaتَحۡزَنَۚüzülmesinوَقَتَلۡتَve sen öldürmüştünنَفۡسٗاbir adamفَنَجَّيۡنَٰكَseni kurtarmıştıkمِنَtasadanٱلۡغَمِّ*وَفَتَنَّـٰكَve seni denemiştikفُتُونٗاۚ(iyi bir) deneyişleفَلَبِثۡتَsonra kaldınسِنِينَyıllarcaفِيٓarasındaأَهۡلِhalkıمَدۡيَنَMedyenثُمَّsonraجِئۡتَbize geldinعَلَىٰbelirlediğimiz vakitteقَدَرٖ*يَٰمُوسَىٰey Musa
 
ANLAMI
Kızkardeşin Firavun'un sarayına giderek: "Ona bakacak birini size göstereyim mi?" diyordu. Böylece, annen üzülmesin, sevinsin diye, seni ona iade etmiştik. Sen bir cana kıymıştın, seni üzüntüden kurtarmış ve seni birçok musibetlerle denemiştik. Bunun için, Medyen halkı arasında yıllarca kalmıştın. Sonra, ey Musa, peygamberlik görevini yüklenecek bir yaşa gelince dönüp geldin.
Ayet 41 Arapça Ayet
وَٱصۡطَنَعۡتُكَve seni yetiştirdimلِنَفۡسِيkendim için
 
ANLAMI
Seni kendim için ayırdım.
Ayet 42 Arapça Ayet
ٱذۡهَبۡgötürünأَنتَsenوَأَخُوكَve kardeşinبِـَٔايَٰتِيayetlerimiوَلَاve aslaتَنِيَاgevşeklik etmeyinفِيbeni anmaktaذِكۡرِي*
 
ANLAMI
Sen ve kardeşin, ayetlerimle gidin; beni anmakta gevşek davranmayın.
Ayet 43 Arapça Ayet
ٱذۡهَبَآikiniz gidinإِلَىٰFir'avn'aفِرۡعَوۡنَ*إِنَّهُۥçünkü oطَغَىٰazdı
 
ANLAMI
Firavun'a gidin, doğrusu o azmıştır.
Ayet 44 Arapça Ayet
فَقُولَاve söyleyinلَهُۥonaقَوۡلٗاbir sözلَّيِّنٗاyumuşakلَّعَلَّهُۥbelkiيَتَذَكَّرُöğüt alırأَوۡveyaيَخۡشَىٰkorkar
 
ANLAMI
Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt dinler veya korkar.
Ayet 45 Arapça Ayet
قَالَاdediler kiرَبَّنَآRabbimizإِنَّنَاşüphesiz bizنَخَافُkorkuyoruzأَنdiyeيَفۡرُطَtaşkınlık ederعَلَيۡنَآbizeأَوۡyahutأَنdiyeيَطۡغَىٰiyice azar
 
ANLAMI
Musa ve kardeşi: "Rabbimiz! Onun bize kötülük etmesinden veya azgınlığının artmasından korkarız" dediler.
Ayet 46 Arapça Ayet
قَالَdediلَاkorkmayınتَخَافَآۖ*إِنَّنِيbenمَعَكُمَآsizinle beraberimأَسۡمَعُişitirوَأَرَىٰve görürüm
 
ANLAMI
Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu."
Ayet 47 Arapça Ayet
فَأۡتِيَاهُhaydi varın onaفَقُولَآdeyin kiإِنَّاşüphesiz bizرَسُولَاelçileriyizرَبِّكَsenin Rabbininفَأَرۡسِلۡgönderمَعَنَاbizimleبَنِيٓoğullarınıإِسۡرَـٰٓءِيلَİsrailوَلَاveتُعَذِّبۡهُمۡۖonlara azab etmeقَدۡkuşkusuzجِئۡنَٰكَbiz sana getirdikبِـَٔايَةٖbir ayetمِّنRabbindenرَّبِّكَۖ*وَٱلسَّلَٰمُve Esenlikعَلَىٰüzerinedirمَنِkimselerٱتَّبَعَuyanٱلۡهُدَىٰٓhidayete
 
ANLAMI
Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu."
Ayet 48 Arapça Ayet
إِنَّاgerçekten bizقَدۡdoğrusuأُوحِيَvahyolunduإِلَيۡنَآbizeأَنَّmuhakkakٱلۡعَذَابَazabınعَلَىٰüzerine (olacağı)مَنkimseninكَذَّبَyalanlayanوَتَوَلَّىٰve yüz çevirenin
 
ANLAMI
Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu."
Ayet 49 Arapça Ayet
قَالَdedi kiفَمَنkimdir?رَّبُّكُمَاRabbinizيَٰمُوسَىٰey Musa
 
ANLAMI
Firavun: "Musa! Rabbiniz kimdir?" dedi.
Ayet 50 Arapça Ayet
قَالَdediرَبُّنَاRabbimizٱلَّذِيٓo kiأَعۡطَىٰverendirكُلَّherشَيۡءٍşeyeخَلۡقَهُۥyaratılışınıثُمَّsonraهَدَىٰonu doğru yola iletendir
 
ANLAMI
Musa: "Rabbimiz, her şeye ayrı bir özellik veren, sonra doğru yola eriştirendir" dedi.
Ayet 51 Arapça Ayet
قَالَ(Fir'avn) dediفَمَاne olacak?بَالُhaliٱلۡقُرُونِnesillerinٱلۡأُولَىٰilk
 
ANLAMI
Firavun: "Öyleyse önceki nesillerin durumu ne oluyor?" dedi.
SAYFA 315
Ayet 52 Arapça Ayet
قَالَdedi kiعِلۡمُهَاonların bilgisiعِندَyanındaرَبِّيRabbiminفِيbirكِتَٰبٖۖKitaptadırلَّاaslaيَضِلُّşaşmazرَبِّيRabbimوَلَاveيَنسَىunutmaz
 
ANLAMI
Musa: "Onların bilgisi Rabbimin katında yazılıdır. Rabbim şaşırmaz ve unutmaz." dedi.
Ayet 53 Arapça Ayet
ٱلَّذِيo kiجَعَلَyaptıلَكُمُsizeٱلۡأَرۡضَyeriمَهۡدٗاbeşikوَسَلَكَve açtıلَكُمۡsizin içinفِيهَاondaسُبُلٗاyollarوَأَنزَلَve indirdiمِنَgöktenٱلسَّمَآءِ*مَآءٗbir suفَأَخۡرَجۡنَاve çıkardıkبِهِۦٓonunlaأَزۡوَٰجٗاçiftlerمِّنbitkidenنَّبَاتٖ*شَتَّىٰher çeşit
 
ANLAMI
Sizin için yeryüzünü döşeyen, yollar açan, gökten su indiren O'dur. Biz o su ile türlü türlü, çift çift bitkiler yetiştirdik.
Ayet 54 Arapça Ayet
كُلُواْyeyinوَٱرۡعَوۡاْve otlatınأَنۡعَٰمَكُمۡۚhayvanlarınızıإِنَّşüphesizفِيvardırذَٰلِكَbundaلَأٓيَٰتٖibretlerلِّأُوْلِيsahipleri içinٱلنُّهَىٰakıl
 
ANLAMI
İster yiyin, ister hayvanlarınızı otlatın, onlarda akıl sahipleri için şüphesiz dersler vardır.
Ayet 55 Arapça Ayet
۞مِنۡهَاondan (topraktan)خَلَقۡنَٰكُمۡsizi yarattıkوَفِيهَاyine orayaنُعِيدُكُمۡdöndürürüzوَمِنۡهَاve ondanنُخۡرِجُكُمۡsizi çıkarırızتَارَةًbir kez dahaأُخۡرَىٰsonra
 
ANLAMI
Sizi yerden yarattık, oraya döndüreceğiz, sizi tekrar oradan çıkaracağız.
Ayet 56 Arapça Ayet
وَلَقَدۡve andolsunأَرَيۡنَٰهُbiz ona gösterdikءَايَٰتِنَاayetlerimizinكُلَّهَاhepsiniفَكَذَّبَyine de yalanladıوَأَبَىٰve dayattı
 
ANLAMI
And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi.
Ayet 57 Arapça Ayet
قَالَdedi kiأَجِئۡتَنَاmi geldin?لِتُخۡرِجَنَاbizi çıkarmak içinمِنۡyurdumuzdanأَرۡضِنَا*بِسِحۡرِكَbüyünleيَٰمُوسَىٰey Musa
 
ANLAMI
And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi.
Ayet 58 Arapça Ayet
فَلَنَأۡتِيَنَّكَbiz de mutlaka sana getireceğizبِسِحۡرٖbir büyüمِّثۡلِهِۦonun benzeriفَٱجۡعَلۡtayin etبَيۡنَنَاbizimleوَبَيۡنَكَsizin aranızdaمَوۡعِدٗاbuluşma zamanıلَّاaslaنُخۡلِفُهُۥcaymayacağımızنَحۡنُbizimوَلَآne deأَنتَseninمَكَانٗاbir yer olsunسُوٗىuygun
 
ANLAMI
And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi.
Ayet 59 Arapça Ayet
قَالَ(Musa) dedi kiمَوۡعِدُكُمۡbuluşma zamanınızيَوۡمُgünüٱلزِّينَةِsüs (bayram)وَأَنveيُحۡشَرَtoplanacağıٱلنَّاسُinsanalarınضُحٗىkuşluk vakti
 
ANLAMI
Musa: "Buluşma zamanımız sizin bayram gününüzde, insanların toplandığı kuşluk vaktidir" dedi.
Ayet 60 Arapça Ayet
فَتَوَلَّىٰdönüp gittiفِرۡعَوۡنُFir'avnفَجَمَعَve topladıكَيۡدَهُۥhilesiniثُمَّsonraأَتَىٰgeldi
 
ANLAMI
Firavun döndü, tuzaklarını toplayıp o gün geldi.
Ayet 61 Arapça Ayet
قَالَdediلَهُمonlaraمُّوسَىٰMusaوَيۡلَكُمۡyazık sizeلَاuydurmayınتَفۡتَرُواْ*عَلَىkarşıٱللَّهِAllah'aكَذِبٗاyalanفَيُسۡحِتَكُمsonra kökünüzü keserبِعَذَابٖۖbir azab ileوَقَدۡve doğrusuخَابَperişan olmuşturمَنِkimseٱفۡتَرَىٰiftira eden
 
ANLAMI
Musa onlara: "Size yazıklar olsun! Allah'a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azabla yok eder. Allah'a iftira eden hüsrana uğrar" dedi.
Ayet 62 Arapça Ayet
فَتَنَٰزَعُوٓاْsonra tartıştılarأَمۡرَهُمişleriniبَيۡنَهُمۡkendi aralarındaوَأَسَرُّواْve gizliceٱلنَّجۡوَىٰkonuştular
 
ANLAMI
Sihirbazlar işi aralarında tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular.
Ayet 63 Arapça Ayet
قَالُوٓاْdediler kiإِنۡgerçektenهَٰذَٰنِbunlarلَسَٰحِرَٰنِiki büyücüdürيُرِيدَانِistiyorlarأَنkiيُخۡرِجَاكُمsizi çıkarsınlarمِّنۡyurdunuzdanأَرۡضِكُم*بِسِحۡرِهِمَاbüyüleriyleوَيَذۡهَبَاve gidersinlerبِطَرِيقَتِكُمُsizin yolunuzuٱلۡمُثۡلَىٰörnek
 
ANLAMI
Musa ile Harun'u göstererek: "Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak, sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar; onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra sırayla gelin. Bugün üstün gelen başarıya erecektir" dediler.
Ayet 64 Arapça Ayet
فَأَجۡمِعُواْsiz toplayınكَيۡدَكُمۡhileniziثُمَّsonraٱئۡتُواْgelinصَفّٗاۚsıra halindeوَقَدۡve muhakkakأَفۡلَحَbaşarmıştırٱلۡيَوۡمَbugünمَنِkimseٱسۡتَعۡلَىٰüstün gelen
 
ANLAMI
Musa ile Harun'u göstererek: "Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak, sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar; onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra sırayla gelin. Bugün üstün gelen başarıya erecektir" dediler.
SAYFA 316
Ayet 65 Arapça Ayet
قَالُواْdediler kiيَٰمُوسَىٰٓEy Musaإِمَّآyaأَن(ki)تُلۡقِيَsen atوَإِمَّآyahutأَن(ki)نَّكُونَbiz olalımأَوَّلَönceمَنۡkimseأَلۡقَىٰatan
 
ANLAMI
"Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy, ya da önce biz koyalım" dediler.
Ayet 66 Arapça Ayet
قَالَ(Musa) dedi kiبَلۡhayırأَلۡقُواْۖsiz atınفَإِذَا(bir de ne görsün)حِبَالُهُمۡonların ipleriوَعِصِيُّهُمۡve sopalarıيُخَيَّلُgibi görünüyorإِلَيۡهِonaمِنötürüسِحۡرِهِمۡbüyülerindenأَنَّهَاgerçektenتَسۡعَىٰkoşuyor
 
ANLAMI
Musa: "Siz koyun" dedi. Hemen, değnekleri ve ipleri, sihirleri yüzünden, Musa'ya sanki yürüyorlarmış gibi geldi.
Ayet 67 Arapça Ayet
فَأَوۡجَسَbu yüzden duyduفِيiçindeنَفۡسِهِۦ*خِيفَةٗbir korkuمُّوسَىٰMusa
 
ANLAMI
Bu yüzden Musa içinde bir korku hissetti.
Ayet 68 Arapça Ayet
قُلۡنَاdedikلَاkorkmaتَخَفۡ*إِنَّكَşüphesiz sensinأَنتَsenٱلۡأَعۡلَىٰüstün gelecek
 
ANLAMI
"Korkma, sen muhakkak daha üstünsün" dedik.
Ayet 69 Arapça Ayet
وَأَلۡقِve atمَاolanıفِيsağ elindeيَمِينِكَ*تَلۡقَفۡyutsunمَاşeyleriصَنَعُوٓاْۖonların yaptıklarıإِنَّمَاçünküصَنَعُواْonların yaptıklarıكَيۡدُhilesidirسَٰحِرٖۖbir büyücününوَلَاve aslaيُفۡلِحُiflah olmazٱلسَّاحِرُbüyücüحَيۡثُnereyeأَتَىٰvarsa
 
ANLAMI
"Sağ elindekini at da onların yaptıklarını yutsun, yaptıkları sadece sihirbaz düzenidir. Sihirbaz nereden gelirse gelsin başarı kazanamaz."
Ayet 70 Arapça Ayet
فَأُلۡقِيَsonra kapandılarٱلسَّحَرَةُbüyücülerسُجَّدٗاsecdeyeقَالُوٓاْdedilerءَامَنَّاinandıkبِرَبِّRabbineهَٰرُونَHarun'unوَمُوسَىٰve Musa'nın
 
ANLAMI
Sonunda sihirbazlar: "Biz Musa ve Harun'un Rabbine inandık" deyip secdeye kapandılar.
Ayet 71 Arapça Ayet
قَالَ(Fir'avn) dedi kiءَامَنتُمۡinandınız mı?لَهُۥonaقَبۡلَönceأَنۡkiءَاذَنَben izin vermedenلَكُمۡۖsizeإِنَّهُۥşüphesiz Oلَكَبِيرُكُمُbüyüğünüzdürٱلَّذِيkimsedirعَلَّمَكُمُsize öğretenٱلسِّحۡرَۖbüyüyüفَلَأُقَطِّعَنَّöyleyse ben keseceğimأَيۡدِيَكُمۡsizin elleriniziوَأَرۡجُلَكُمve ayaklarınızıمِّنۡçaprazخِلَٰفٖ*وَلَأُصَلِّبَنَّكُمۡve sizi asacağımفِيdallarınaجُذُوعِ*ٱلنَّخۡلِhurmaوَلَتَعۡلَمُنَّve bileceksinizأَيُّنَآhangimizinأَشَدُّdaha çetinmişعَذَابٗاazabıوَأَبۡقَىٰve sürekli imiş
 
ANLAMI
Firavun "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız Doğrusu size sihri öğreten, büyüğünüz odur. And olsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sizi hurma kütüklerine asacağım. Hangimizin azabının daha çetin ve daha devamlı olduğunu bileceksiniz" dedi.
Ayet 72 Arapça Ayet
قَالُواْdediler kiلَنaslaنُّؤۡثِرَكَseni tercih edemeyizعَلَىٰbize geleneمَا*جَآءَنَا*مِنَaçık delillereٱلۡبَيِّنَٰتِ*وَٱلَّذِيve kimseyeفَطَرَنَاۖbizi yaratanفَٱقۡضِo halde yapمَآşeyiأَنتَsenقَاضٍۖyapacağınإِنَّمَاancakتَقۡضِي(istediğini) yapabilirsinهَٰذِهِbuٱلۡحَيَوٰةَhayatındaٱلدُّنۡيَآdünya
 
ANLAMI
İman eden sihirbazlar: "Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah'ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır" dediler.
Ayet 73 Arapça Ayet
إِنَّآkuşkusuz bizءَامَنَّاinandıkبِرَبِّنَاRabbimizeلِيَغۡفِرَbağışlaması içinلَنَاbizimخَطَٰيَٰنَاgünahlarımızıوَمَآve şeyleriأَكۡرَهۡتَنَاbizi yapmaya zorladığınعَلَيۡهِüzerineمِنَbüyüyüٱلسِّحۡرِۗ*وَٱللَّهُAllahخَيۡرٞdaha hayırlıdırوَأَبۡقَىٰٓve daha süreklidir
 
ANLAMI
İman eden sihirbazlar: "Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah'ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır" dediler.
Ayet 74 Arapça Ayet
إِنَّهُۥşüphesizمَنkimيَأۡتِgelirseرَبَّهُۥRabbineمُجۡرِمٗاsuçlu olarakفَإِنَّşüphesizلَهُۥonun için vardırجَهَنَّمَcehennemلَاölemezيَمُوتُ*فِيهَاoradaوَلَاveيَحۡيَىٰyaşayamaz
 
ANLAMI
Rabbine suçlu olarak gelen bilsin ki, cehennem onun içindir. Orada ne ölür, ne yaşar.
Ayet 75 Arapça Ayet
وَمَنve kimيَأۡتِهِۦO'na gelirseمُؤۡمِنٗاbir mü'minقَدۡmuhakkakعَمِلَyapmış olarakٱلصَّـٰلِحَٰتِiyi işlerفَأُوْلَـٰٓئِكَişteلَهُمُonlar için vardırٱلدَّرَجَٰتُderecelerٱلۡعُلَىٰyüksek
 
ANLAMI
Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara, en üstün dereceler, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınanların mükafatıdır.
Ayet 76 Arapça Ayet
جَنَّـٰتُcennetleriعَدۡنٖAdnتَجۡرِيakanمِنaltlarındanتَحۡتِهَا*ٱلۡأَنۡهَٰرُırmaklarخَٰلِدِينَsürekli olarak kalırlarفِيهَاۚoradaوَذَٰلِكَve işte budurجَزَآءُmükafatıمَنkimselerinتَزَكَّىٰarınan
 
ANLAMI
Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara, en üstün dereceler, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınanların mükafatıdır.
SAYFA 317
Ayet 77 Arapça Ayet
وَلَقَدۡve andolsunأَوۡحَيۡنَآbiz vahyetmiştikإِلَىٰMusa'yaمُوسَىٰٓ*أَنۡdiyeأَسۡرِgeceleyin yürütبِعِبَادِيkullarımıفَٱضۡرِبۡve vurلَهُمۡonlar içinطَرِيقٗاbir yolفِيdenizdeٱلۡبَحۡرِ*يَبَسٗاkuruلَّاkorkmaتَخَٰفُ*دَرَكٗاyetişme(sin)denوَلَاveتَخۡشَىٰendişe etme
 
ANLAMI
And olsun ki Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yürüt, denizde onlara kuru bir yol aç, batmaktan ve düşmanların yetişmesinden korkma, endişe etme" diye vahyettik.
Ayet 78 Arapça Ayet
فَأَتۡبَعَهُمۡonların ardına düştüفِرۡعَوۡنُFir'avnبِجُنُودِهِۦaskerleriyleفَغَشِيَهُمörttü (boğdu)مِّنَdenizdenٱلۡيَمِّ*مَاşeyغَشِيَهُمۡonları örten
 
ANLAMI
Firavun, ordusuyla onları takip etti, deniz de onları içine alıverdi, hem de ne alış!
Ayet 79 Arapça Ayet
وَأَضَلَّve saptırdıفِرۡعَوۡنُFir'avnقَوۡمَهُۥtoplumunuوَمَاveهَدَىٰdoğru yola iletmedi
 
ANLAMI
Firavun, milletini saptırdı, onlara doğru yolu göstermedi.
Ayet 80 Arapça Ayet
يَٰبَنِيٓEy oğullarıإِسۡرَـٰٓءِيلَİsrailقَدۡandolsunأَنجَيۡنَٰكُمbiz sizi kurtardıkمِّنۡdüşmanınızdanعَدُوِّكُمۡ*وَوَٰعَدۡنَٰكُمۡve size va'dettikجَانِبَyanındaٱلطُّورِTur'unٱلۡأَيۡمَنَsağوَنَزَّلۡنَاve indirdikعَلَيۡكُمُüzerinizeٱلۡمَنَّkudret helvasıوَٱلسَّلۡوَىٰve bıldırcın
 
ANLAMI
Ey İsrailoğulları! Sizleri düşmanınızdan kurtardık, Tur'un sağ yanını size vadettik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.
Ayet 81 Arapça Ayet
كُلُواْyeyinمِنtemizlerindenطَيِّبَٰتِ*مَاşeylerinرَزَقۡنَٰكُمۡsizi rızıklandırdığımızوَلَاamaتَطۡغَوۡاْtaşkınlık etmeyinفِيهِbu husustaفَيَحِلَّsonra inerعَلَيۡكُمۡüzerinizeغَضَبِيۖgazabımوَمَنve kiminيَحۡلِلۡinerseعَلَيۡهِüstüneغَضَبِيgazabımفَقَدۡandolsun oهَوَىٰdüşmüş(mahvolmuş)tur
 
ANLAMI
Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin, bunda aşırı gitmeyin ki gazabımı haketmeyesiniz. Gazabımı hakeden kimse muhakkak mahvolur.
Ayet 82 Arapça Ayet
وَإِنِّيve benلَغَفَّارٞçok bağışlayıcıyımdırلِّمَنkimseye karşıتَابَtevbe edenوَءَامَنَve inananوَعَمِلَve iş yapanصَٰلِحٗاyararlıثُمَّsonra daٱهۡتَدَىٰyola gelen
 
ANLAMI
Doğrusu Ben, tevbe edeni, inanıp yararlı iş işleyerek doğru yola gireni bağışlarım.
Ayet 83 Arapça Ayet
۞وَمَآnedir?أَعۡجَلَكَseni aceleyle sevk edenعَنkavminden (ayrılmaya)قَوۡمِكَ*يَٰمُوسَىٰey Musa
 
ANLAMI
"Musa! Seni milletinden daha çabuk gelmeye sevkeden nedir?" dedik.
Ayet 84 Arapça Ayet
قَالَdedi kiهُمۡonlarأُوْلَآءِişteعَلَىٰٓüzerindelerأَثَرِيbenim izimوَعَجِلۡتُve ben acele ettimإِلَيۡكَsanaرَبِّRabbimلِتَرۡضَىٰrazı olman için
 
ANLAMI
Musa: "Onlar ardımdadır, Rabbim! Hoşnut olman için Sana acele geldim" dedi.
Ayet 85 Arapça Ayet
قَالَdediفَإِنَّاama bizقَدۡmuhakkakفَتَنَّاsınadıkقَوۡمَكَkavminiمِنۢsenden sonraبَعۡدِكَ*وَأَضَلَّهُمُve onları saptırdıٱلسَّامِرِيُّSamiri
 
ANLAMI
Allah: "Doğrusu Biz, senden sonra milletini sınadık; Samiri onları saptırdı" dedi.
Ayet 86 Arapça Ayet
فَرَجَعَbunun üzerine döndüمُوسَىٰٓMusaإِلَىٰkavmineقَوۡمِهِۦ*غَضۡبَٰنَçok kızgın bir haldeأَسِفٗاۚüzüntülüقَالَdediيَٰقَوۡمِey Kavmimأَلَمۡsize va'detmemiş miydi?يَعِدۡكُمۡ*رَبُّكُمۡRabbinizوَعۡدًاbir va'adleحَسَنًاۚgüzelأَفَطَالَuzun mu geldi?عَلَيۡكُمُsizeٱلۡعَهۡدُsüreأَمۡyoksaأَرَدتُّمۡmi istediniz?أَنdiyeيَحِلَّinsinعَلَيۡكُمۡüstünüzeغَضَبٞbir gazabınمِّنRabbinizdenرَّبِّكُمۡ*فَأَخۡلَفۡتُمbu yüzden caydınızمَّوۡعِدِيbana verdiğiniz sözden
 
ANLAMI
Musa, milletine kızgın ve üzgün olarak döndü. "Ey milletim! Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı Uzun bir zaman mı geçti, yoksa Rabbinizin gazabına mı uğramak istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?" dedi.
Ayet 87 Arapça Ayet
قَالُواْdediler kiمَآçıkmadıkأَخۡلَفۡنَا*مَوۡعِدَكَsenin sözündenبِمَلۡكِنَاkendi malımızlaوَلَٰكِنَّاfakatحُمِّلۡنَآbize yükletilmiştiأَوۡزَارٗاyükler (günahlar)مِّنsüs(eşyas)ındanزِينَةِ*ٱلۡقَوۡمِo milletinفَقَذَفۡنَٰهَاonları attıkفَكَذَٰلِكَaynı şekildeأَلۡقَىattıٱلسَّامِرِيُّSamiri de
 
ANLAMI
Onlar: "Sana verdiğimiz sözden kendi başımıza caymadık. O milletin ziynet eşyasından bize yükler dolusu taşıtıldı. Biz onları ateşe attık, aynı şekilde Samiri de attı" dediler.
SAYFA 318
Ayet 88 Arapça Ayet
فَأَخۡرَجَsonra ortaya çıkardıلَهُمۡonlaraعِجۡلٗاbir buzağıجَسَدٗاheykeliلَّهُۥonunخُوَارٞböğürmesi olanفَقَالُواْdediler kiهَٰذَآbuإِلَٰهُكُمۡsizin tanrınızوَإِلَٰهُve tanrısıdırمُوسَىٰMusa'nınفَنَسِيَfakat o unuttu
 
ANLAMI
Bunun üzerine Samiri onlara böğüren bir buzağı heykeli ortaya koydu. O ve adamları: "Bu sizin de Musa'nın da tanrısıdır, ama o unuttu" dediler.
Ayet 89 Arapça Ayet
أَفَلَاonlar görmüyorlar mı?يَرَوۡنَ*أَلَّاaslaيَرۡجِعُdönemezإِلَيۡهِمۡkendilerineقَوۡلٗاbir sözleوَلَاve değildirيَمۡلِكُmalikلَهُمۡonlaraضَرّٗاbir zarar vermeyeوَلَاveنَفۡعٗاyarar
 
ANLAMI
Görmüyorlar mıydı ki, o heykel onlara ne söz söyleyebilir, ne zarar ve ne de fayda verebilirdi?
Ayet 90 Arapça Ayet
وَلَقَدۡandolsunقَالَdemiştiلَهُمۡkendilerineهَٰرُونُHarunمِنöncedenقَبۡلُ*يَٰقَوۡمِey kavmimإِنَّمَاşüphesizفُتِنتُمsiz sınandınızبِهِۦۖbununlaوَإِنَّve şüphesizرَبَّكُمُRabbinizٱلرَّحۡمَٰنُçok esirgeyendirفَٱتَّبِعُونِيbana tâbi olunوَأَطِيعُوٓاْve ita'at edinأَمۡرِيbuyruğuma
 
ANLAMI
And olsun ki, Harun da onlara önceden: "Ey milletim! Siz bu buzağı ile sınanıyorsunuz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahman'dır. Bana uyun, emrime itaat edin" demişti.
Ayet 91 Arapça Ayet
قَالُواْdedilerلَنaslaنَّبۡرَحَvazgeçmeyeceğizعَلَيۡهِbunaعَٰكِفِينَtapmaktanحَتَّىٰkadarيَرۡجِعَdönünceyeإِلَيۡنَاbizeمُوسَىٰMusa
 
ANLAMI
"Musa bize dönene kadar buna sarılmaktan vazgeçmeyeceğiz" demişlerdi.
Ayet 92 Arapça Ayet
قَالَdediيَٰهَٰرُونُEy Harunمَاnedir?مَنَعَكَsana engel olanإِذۡzamanرَأَيۡتَهُمۡgördüğünde onlarınضَلُّوٓاْsaptıklarını
 
ANLAMI
Musa gelince: "Harun! Onların sapıttığını görünce seni benim yolumdan gitmekten alıkoyan nedir Benim emrime karşı mı geldin?" dedi.
Ayet 93 Arapça Ayet
أَلَّاneden bana uymadın?تَتَّبِعَنِۖ*أَفَعَصَيۡتَkarşı mı geldin?أَمۡرِيbuyruğuma
 
ANLAMI
Musa gelince: "Harun! Onların sapıttığını görünce seni benim yolumdan gitmekten alıkoyan nedir Benim emrime karşı mı geldin?" dedi.
Ayet 94 Arapça Ayet
قَالَdediيَبۡنَؤُمَّ(ey) anamın oğluلَاtutmaتَأۡخُذۡ*بِلِحۡيَتِيsakalımıوَلَاveبِرَأۡسِيٓۖbaşımıإِنِّيmuhakkak ki benخَشِيتُkorktumأَنdiyeتَقُولَdiyeceksinفَرَّقۡتَayrılık çıkardınبَيۡنَarasındaبَنِيٓoğullarıإِسۡرَـٰٓءِيلَİsrailوَلَمۡveتَرۡقُبۡtutmadınقَوۡلِيsözümü
 
ANLAMI
Harun: "Ey Annemoğlu! Saçımdan sakalımdan tutma; doğrusu İsrailoğulları arasına ayrılık koydun, sözüme bakmadın demenden korktum" dedi.
Ayet 95 Arapça Ayet
قَالَdedi kiفَمَاnedir?خَطۡبُكَsenin amacınيَٰسَٰمِرِيُّEy Samiri
 
ANLAMI
Musa: "Ey Samiri! Ya senin yaptığın nedir?" dedi.
Ayet 96 Arapça Ayet
قَالَdedi kiبَصُرۡتُben gördümبِمَاşeyleriلَمۡonların görmedikleriيَبۡصُرُواْ*بِهِۦondaفَقَبَضۡتُsonra aldımقَبۡضَةٗbir avuçمِّنۡeserindenأَثَرِ*ٱلرَّسُولِElçininفَنَبَذۡتُهَاve onu attımوَكَذَٰلِكَve böyle (yapmayı)سَوَّلَتۡhoş gösterdiلِيbanaنَفۡسِيnefsim
 
ANLAMI
Samiri: "Onların görmedikleri bir şey gördüm ve o sana gelen elçinin bastığı yerden bir avuç avuçladım. Bunu ziynet eşyasının eritildiği potaya attım. Nefsim böyle yaptırdı" dedi.
Ayet 97 Arapça Ayet
قَالَ(Musa) dediفَٱذۡهَبۡgit (defol)فَإِنَّartıkلَكَsenفِيhayat boyuncaٱلۡحَيَوٰةِ*أَنdiyeceksinتَقُولَ*لَاbana dokunmayın!مِسَاسَۖ*وَإِنَّve şüphesizلَكَsanaمَوۡعِدٗاva'dedilenden (cezadan)لَّنaslaتُخۡلَفَهُۥۖkurtulamayacaksınوَٱنظُرۡşimdi bakإِلَىٰٓtanrınaإِلَٰهِكَ*ٱلَّذِيdurup ısrarlaظَلۡتَ*عَلَيۡهِonaعَاكِفٗاۖtaptığınلَّنُحَرِّقَنَّهُۥbiz onu yakacağızثُمَّsonraلَنَنسِفَنَّهُۥonu savuracağızفِيdenizeٱلۡيَمِّ*نَسۡفًاufalayıp
 
ANLAMI
Musa: "Defol! Doğrusu artık hayatta, "Bana dokunmayın!" demenden başka yapacağın yoktur. Senin için asla kaçamayacağın bir ceza daha vardır. Durup üzerinde titrediğin tanrına bak, onu yakacağız, sonra denize dökeceğiz" dedi.
Ayet 98 Arapça Ayet
إِنَّمَآancakإِلَٰهُكُمُtanrınızٱللَّهُAllah'tırٱلَّذِيolmayanلَآ*إِلَٰهَtanrıإِلَّاbaşkaهُوَۚO'ndanوَسِعَkuşatmıştırكُلَّherشَيۡءٍşeyiعِلۡمٗاO'nun bilgisi
 
ANLAMI
Sizin Tanrınız, ancak, O'ndan başka tanrı olmayan Allah'tır. İlmi her şeyi içine almıştır.
SAYFA 319
Ayet 99 Arapça Ayet
كَذَٰلِكَböyleceنَقُصُّanlatıyoruzعَلَيۡكَsanaمِنۡhaberlerindenأَنۢبَآءِ*مَاgeçmişlerinقَدۡ*سَبَقَۚ*وَقَدۡgerçektenءَاتَيۡنَٰكَsana verdikمِنkatımızdanلَّدُنَّا*ذِكۡرٗاbir Zikir
 
ANLAMI
Geçmiş olayları sana böyle anlatırız. Katımızdan sana da bir Kitap verdik; kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir.
Ayet 100 Arapça Ayet
مَّنۡkimأَعۡرَضَyüz çevirirseعَنۡهُondanفَإِنَّهُۥşüphesiz oيَحۡمِلُyüklenecektirيَوۡمَgünüٱلۡقِيَٰمَةِkıyametوِزۡرًا(ağır) bir günah
 
ANLAMI
Geçmiş olayları sana böyle anlatırız. Katımızdan sana da bir Kitap verdik; kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir.
Ayet 101 Arapça Ayet
خَٰلِدِينَsürekli olarak kalacaklardırفِيهِۖoradaوَسَآءَve ne kötüلَهُمۡonlar içinيَوۡمَgünündeٱلۡقِيَٰمَةِkıyametحِمۡلٗاbir yüktür
 
ANLAMI
Devamlı bu günahın azabında kalacaklar. Kıyamet günü onlar için ne kötüdür bu yük!
Ayet 102 Arapça Ayet
يَوۡمَo günيُنفَخُüflenirفِيSur'aٱلصُّورِۚ*وَنَحۡشُرُve toplarızٱلۡمُجۡرِمِينَsuçlularıيَوۡمَئِذٖo günزُرۡقٗاkör bir durumda
 
ANLAMI
Sura üflendiği gün, işte o gün, suçluları gözleri korkudan göğermiş olarak toplarız.
Ayet 103 Arapça Ayet
يَتَخَٰفَتُونَgizli gizli derlerبَيۡنَهُمۡkendi aralarındaإِنkalmadınızلَّبِثۡتُمۡ*إِلَّاbaşkaعَشۡرٗاon gün(den)
 
ANLAMI
"Siz dünyada sadece on gün eğleştiniz" diye, aralarında saklı saklı konuşurlar.
Ayet 104 Arapça Ayet
نَّحۡنُbizأَعۡلَمُdaha iyi bilirizبِمَاşeyleriيَقُولُونَonların dedikleriإِذۡo zamanيَقُولُder kiأَمۡثَلُهُمۡonların seçkinleriطَرِيقَةًyol (hayat tarzı) bakımındanإِنsiz kalmadınızلَّبِثۡتُمۡ*إِلَّاbaşkacaيَوۡمٗاbir gün(den)
 
ANLAMI
Aralarında konuştuklarını Biz daha iyi biliriz. En akıllıları: "Sadece bir gün eğleştiniz" der.
Ayet 105 Arapça Ayet
وَيَسۡـَٔلُونَكَve sana soruyorlarعَنِdağlardanٱلۡجِبَالِ*فَقُلۡde kiيَنسِفُهَاonları savuracakرَبِّيRabbimنَسۡفٗاufalayıp
 
ANLAMI
Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."
Ayet 106 Arapça Ayet
فَيَذَرُهَاbırakacaktırقَاعٗاyerleriniصَفۡصَفٗاboş dümdüz'
 
ANLAMI
Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."
Ayet 107 Arapça Ayet
لَّاgörmeyeceksinتَرَىٰ*فِيهَاoradaعِوَجٗاbir eğrilikوَلَآne deأَمۡتٗاbir tümsek
 
ANLAMI
Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."
Ayet 108 Arapça Ayet
يَوۡمَئِذٖo günيَتَّبِعُونَuyarlarٱلدَّاعِيَçağrıcıyaلَاhiç pürüzü olmayanعِوَجَ*لَهُۥۖonunوَخَشَعَتِve kısılırٱلۡأَصۡوَاتُseslerلِلرَّحۡمَٰنِRahman'ın huzurundaفَلَاişitemezsinتَسۡمَعُ*إِلَّاbaşka bir şeyهَمۡسٗاfısıltıdan
 
ANLAMI
Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."
Ayet 109 Arapça Ayet
يَوۡمَئِذٖo günلَّاyokturتَنفَعُfaydasıٱلشَّفَٰعَةُşefa'atininإِلَّاbaşkasınınمَنۡkimsedenأَذِنَizin verdiğiلَهُkendisineٱلرَّحۡمَٰنُRahman'ınوَرَضِيَve hoşlandığıلَهُۥonunقَوۡلٗاsözünden
 
ANLAMI
O gün Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.
Ayet 110 Arapça Ayet
يَعۡلَمُO bilirمَاolanıبَيۡنَarasında (önlerinde)أَيۡدِيهِمۡellerinin (önlerinde)وَمَاve olanıخَلۡفَهُمۡarkalarındaوَلَاveيُحِيطُونَonlar ise kavrayamazlarبِهِۦO'nuعِلۡمٗاbilgice
 
ANLAMI
Allah onların geçmişlerini de, geleceklerini de bilir. Onların hiçbirinin ilmi ise O'nu kuşatamaz.
Ayet 111 Arapça Ayet
۞وَعَنَتِboyun eğmiştirٱلۡوُجُوهُbütün yüzlerلِلۡحَيِّo diri olanaٱلۡقَيُّومِۖve herşeye hakim olanaوَقَدۡve muhakkakخَابَperişan olmuşturمَنۡkimseحَمَلَyüklenenظُلۡمٗاzulüm
 
ANLAMI
İnsanlar, diri ve her an yaratıklarını gözetip duran Allah'a boyun eğmiştir. Yükü zulüm olan kimse ise hüsrana uğramıştır.
Ayet 112 Arapça Ayet
وَمَنve kimيَعۡمَلۡyaparsaمِنَiyi olan işlerdenٱلصَّـٰلِحَٰتِ*وَهُوَve oمُؤۡمِنٞinanırsaفَلَاartıkيَخَافُkorkmazظُلۡمٗاzulümdenوَلَاne deهَضۡمٗاhakkının çiğnenmesinden
 
ANLAMI
İnanmış olarak, yararlı işler işleyen kimse, haksızlıktan ve hakkının yeneceğinden korkmaz.
Ayet 113 Arapça Ayet
وَكَذَٰلِكَve böyleأَنزَلۡنَٰهُsana onu indirdikقُرۡءَانًاbir Kur'an olarakعَرَبِيّٗاArapçaوَصَرَّفۡنَاve türlü biçimlere açıkladıkفِيهِondaمِنَtehditleriٱلۡوَعِيدِ*لَعَلَّهُمۡumulur kiيَتَّقُونَkorunurlarأَوۡyahutيُحۡدِثُ(Kur'an) yaptırırلَهُمۡonlaraذِكۡرٗاbir hatırlama
 
ANLAMI
İşte Kuran'ı, Arapça okunmak üzere indirdik, onda tehditleri türlü türlü açıkladık ki belki sakınırlar yahut onlara ibret verir.
SAYFA 320
Ayet 114 Arapça Ayet
فَتَعَٰلَىyücedirٱللَّهُAllahٱلۡمَلِكُhükümdar olanٱلۡحَقُّۗgerçekوَلَاaslaتَعۡجَلۡacele etmeبِٱلۡقُرۡءَانِKur'an'ı (okumaya)مِنönceقَبۡلِ*أَنdiyeيُقۡضَىٰٓtamamlansınإِلَيۡكَsanaوَحۡيُهُۥۖvahyedilmesiوَقُلve de kiرَّبِّRabbimزِدۡنِيartır banaعِلۡمٗاilmimi
 
ANLAMI
Gerçek hükümdar olan Allah Yüce'dir. Kuran sana vahyedilirken, vahy bitmezden önce, unutmamak için, tekrarda acele edip durma, "Rabbim! ilmimi artır" de.
Ayet 115 Arapça Ayet
وَلَقَدۡve andolsunعَهِدۡنَآbiz emretmiştikإِلَىٰٓAdem'eءَادَمَ*مِنöncedenقَبۡلُ*فَنَسِيَfakat unuttuوَلَمۡveنَجِدۡbiz bulmadıkلَهُۥondaعَزۡمٗاbir azim
 
ANLAMI
And olsun ki daha önce "Adem'e secde edin" demiştik; İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o çekinmişti.
Ayet 116 Arapça Ayet
وَإِذۡve haniقُلۡنَاdemiştikلِلۡمَلَـٰٓئِكَةِmeleklereٱسۡجُدُواْsecede edinلِأٓدَمَAdem'eفَسَجَدُوٓاْsecde ettilerإِلَّآyalnızإِبۡلِيسَİblisأَبَىٰdiretti
 
ANLAMI
"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.
Ayet 117 Arapça Ayet
فَقُلۡنَاdedik kiيَـٰٓـَٔادَمُey Ademإِنَّşüphesizهَٰذَاbuعَدُوّٞdüşmandırلَّكَsenaوَلِزَوۡجِكَve eşineفَلَاsakınيُخۡرِجَنَّكُمَاsizi çıkarmasınمِنَcennettenٱلۡجَنَّةِ*فَتَشۡقَىٰٓsonra yorulursun
 
ANLAMI
"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.
Ayet 118 Arapça Ayet
إِنَّşüphesizلَكَsenin içinأَلَّاyokturتَجُوعَacıkmakفِيهَاburadaوَلَاve yokturتَعۡرَىٰçıplak kalmak
 
ANLAMI
"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.
Ayet 119 Arapça Ayet
وَأَنَّكَve şüphesiz senلَاsusamayacaksınتَظۡمَؤُاْ*فِيهَاburadaوَلَاveتَضۡحَىٰsıcaktan etkilenmeyeceksin
 
ANLAMI
"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.
Ayet 120 Arapça Ayet
فَوَسۡوَسَnihayet fısıldadıإِلَيۡهِonaٱلشَّيۡطَٰنُşeytanقَالَdedi kiيَـٰٓـَٔادَمُey Ademهَلۡmi?أَدُلُّكَsana göstereyimعَلَىٰağacınıشَجَرَةِ*ٱلۡخُلۡدِebedilikوَمُلۡكٖve bir hükümranlığıلَّاyok olmayacakيَبۡلَىٰ*
 
ANLAMI
Ama şeytan ona vesvese verip: "Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?" dedi.
Ayet 121 Arapça Ayet
فَأَكَلَاyedilerمِنۡهَاo(ağaç)tanفَبَدَتۡböylece göründüلَهُمَاkendilerineسَوۡءَٰتُهُمَاkötü yerleriوَطَفِقَاve başladılarيَخۡصِفَانِörtmeğeعَلَيۡهِمَاüstleriniمِنyaprağındanوَرَقِ*ٱلۡجَنَّةِۚcennetوَعَصَىٰٓve karşı geldiءَادَمُAdemرَبَّهُۥRabbineفَغَوَىٰve şaşırdı
 
ANLAMI
Bunun üzerine ikisi de o ağacın meyvesinden yedi, ayıp yerleri görünüverdi. Cennet yapraklarıyla örtünmeye koyuldular. Adem, Rabbine baş kaldırdı ve yolunu şaşırdı.
Ayet 122 Arapça Ayet
ثُمَّsonraٱجۡتَبَٰهُonu seçtiرَبُّهُۥRabbiفَتَابَtevbesini kabul ettiعَلَيۡهِonunوَهَدَىٰve doğru yola iletti
 
ANLAMI
Rabbi yine de onu seçip tevbesini kabul etti, ona doğru yolu gösterdi.
Ayet 123 Arapça Ayet
قَالَdedi kiٱهۡبِطَاininمِنۡهَاoradanجَمِيعَۢاۖhepinizبَعۡضُكُمۡbir kısmınızلِبَعۡضٍdiğerinizeعَدُوّٞۖdüşmansınızفَإِمَّاartıkيَأۡتِيَنَّكُمsize geldiği zamanمِّنِّيbendenهُدٗىbir hidayetفَمَنِsonra kimٱتَّبَعَuyarsaهُدَايَbenim hidayetimeفَلَاyoktur (ona)يَضِلُّsapkınlıkوَلَاve yokturيَشۡقَىٰbir sıkıntı
 
ANLAMI
Onlara şöyle dedi: "Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Elbet size Benden bir yol gösteren gelir; Benim yoluma uyan ne sapar ve ne de bedbaht olur."
Ayet 124 Arapça Ayet
وَمَنۡama kimأَعۡرَضَyüz çevirirseعَنbeni anmaktanذِكۡرِي*فَإِنَّşüphesiz kiلَهُۥonun için vardırمَعِيشَةٗbir geçimضَنكٗاdarوَنَحۡشُرُهُۥve onu haşrederizيَوۡمَgünüٱلۡقِيَٰمَةِkıyametأَعۡمَىٰkör olarak
 
ANLAMI
Benim Kitap'ımdan yüz çeviren bilsin ki onun dar bir geçimi olur ve kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz.
Ayet 125 Arapça Ayet
قَالَder kiرَبِّRabbimلِمَniçin?حَشَرۡتَنِيٓbeni haşrettinأَعۡمَىٰkör olarakوَقَدۡandolsunكُنتُben idimبَصِيرٗاgörüyor
 
ANLAMI
O zaman: "Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim" der.
SAYFA 321
Ayet 126 Arapça Ayet
قَالَ(Allah) buyurur kiكَذَٰلِكَnasıl kiأَتَتۡكَsana geldiğindeءَايَٰتُنَاayetlerimizفَنَسِيتَهَاۖsen onları unuttuysanوَكَذَٰلِكَöyleceٱلۡيَوۡمَbugünتُنسَىٰsen unutulursun
 
ANLAMI
Allah: "Böyledir, ayetlerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun, bugün de öylece unutulursun" der.
Ayet 127 Arapça Ayet
وَكَذَٰلِكَişte böyleنَجۡزِيcezalandırırızمَنۡkimseleriأَسۡرَفَisraf edenوَلَمۡveيُؤۡمِنۢinanmayanlarıبِـَٔايَٰتِayetlerineرَبِّهِۦۚRabbininوَلَعَذَابُve elbette azabıٱلۡأٓخِرَةِahiretinأَشَدُّdaha çetindirوَأَبۡقَىٰٓve daha süreklidir
 
ANLAMI
İşte haddi aşanları, Rabbinin ayetlerine inanmayanları böylece cezalandıracağız. Hem, ahiretin azabı bu dünya azabından daha şiddetli ve daha devamlıdır.
Ayet 128 Arapça Ayet
أَفَلَمۡyola getirmedi mi?يَهۡدِ*لَهُمۡonları;كَمۡniceleriniأَهۡلَكۡنَاyok edişimizقَبۡلَهُمkendilerinden önceمِّنَnesillerdenٱلۡقُرُونِ*يَمۡشُونَdolaştıklarıفِيmeskenlerindeمَسَٰكِنِهِمۡۚ*إِنَّelbetteفِيbunda vardırذَٰلِكَ*لَأٓيَٰتٖibretlerلِّأُوْلِيsahipleri içinٱلنُّهَىٰakıl
 
ANLAMI
Onları yerlerinde gezdikleri, kendilerinden önce yok etmiş olduğumuz bunca nesiller doğru yola sevketmedi mi Doğrusu bunlarda akıl sahipleri için ibretler vardır.
Ayet 129 Arapça Ayet
وَلَوۡلَاeğer olmasaydıكَلِمَةٞsöylenmiş bir sözسَبَقَتۡdaha önceمِنtarafındanرَّبِّكَRabbinلَكَانَşüphesiz olurduلِزَامٗا(azap) gerekliوَأَجَلٞve bir süreمُّسَمّٗىbelirtilmiş
 
ANLAMI
Eğer Rabbinin verilmiş bir sözü ve tayin ettiği bir süre olmasaydı, hemen azaba uğrarlardı.
Ayet 130 Arapça Ayet
فَٱصۡبِرۡo halde sabretعَلَىٰşeylereمَا*يَقُولُونَonların dedikleriوَسَبِّحۡve tesbih etبِحَمۡدِöverekرَبِّكَRabbiniقَبۡلَönceطُلُوعِdoğmasındanٱلشَّمۡسِgüneşinوَقَبۡلَve önceغُرُوبِهَاۖbatmasındanوَمِنۡbir kısmındaءَانَآيِٕsa'atlerindenٱلَّيۡلِgeceفَسَبِّحۡtesbih etوَأَطۡرَافَve taraflarındaٱلنَّهَارِgündüzünلَعَلَّكَumulur kiتَرۡضَىٰhoşnut olursun
 
ANLAMI
Onların dediklerine sabret; güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et; gece saatlerinde ve gündüzleri de tesbih et ki Rabbinin rızasına eresin.
Ayet 131 Arapça Ayet
وَلَاve aslaتَمُدَّنَّdikmeعَيۡنَيۡكَgözleriniإِلَىٰdoğruمَاşeylereمَتَّعۡنَاfaydalandırdığımızبِهِۦٓonunlaأَزۡوَٰجٗاbazı zümreleriمِّنۡهُمۡonlardanزَهۡرَةَsüsüneٱلۡحَيَوٰةِhayatınınٱلدُّنۡيَاdünyaلِنَفۡتِنَهُمۡkendilerini denemek içinفِيهِۚo konudaوَرِزۡقُve rızkıرَبِّكَRabbininخَيۡرٞdaha hayırlıdırوَأَبۡقَىٰve daha süreklidir
 
ANLAMI
Kendilerini sınamak için, dünya hayatının süsü olarak bol bol geçimlik verdiğimiz kimselere sakın göz dikme, Rabbinin rızkı daha iyi ve daha devamlıdır.
Ayet 132 Arapça Ayet
وَأۡمُرۡve emretأَهۡلَكَaileneبِٱلصَّلَوٰةِnamazıوَٱصۡطَبِرۡve dayanعَلَيۡهَاۖona (namaz kılmaya)لَاbiz senden istemiyoruzنَسۡـَٔلُكَ*رِزۡقٗاۖrızıkنَّحۡنُbizنَرۡزُقُكَۗseni besliyoruzوَٱلۡعَٰقِبَةُve akıbetلِلتَّقۡوَىٰtakva(sahipleri)nindir
 
ANLAMI
Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz, sana rızık veren Biziz. Sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanındır.
Ayet 133 Arapça Ayet
وَقَالُواْve dediler kiلَوۡلَاdeğil mi?يَأۡتِينَاbize getirmeliبِـَٔايَةٖbir ayet (mu'cize)مِّنRabbindenرَّبِّهِۦٓۚ*أَوَلَمۡonlara gelmedi mi?تَأۡتِهِم*بَيِّنَةُkanıtمَاbulunanفِي*ٱلصُّحُفِKitap'lardaٱلۡأُولَىٰönceki
 
ANLAMI
"Rabbinden bize bir mucize getirseydi ya" derler. Onlara, önceki Kitablarda bulunan belgeler gelmedi mi?
Ayet 134 Arapça Ayet
وَلَوۡşayetأَنَّآşüphesiz bizأَهۡلَكۡنَٰهُمonları helak etseydikبِعَذَابٖbir azab ileمِّنondan önceقَبۡلِهِۦ*لَقَالُواْelbette derlerdiرَبَّنَاRabbimizلَوۡلَآkeşkeأَرۡسَلۡتَgönderseydinإِلَيۡنَاbizeرَسُولٗاbir elçiفَنَتَّبِعَuysaydıkءَايَٰتِكَsenin ayetlerineمِنönceقَبۡلِ*أَنrezil olmadanنَّذِلَّ*وَنَخۡزَىٰve alçak (olmadan)
 
ANLAMI
Eğer onları ondan önce bir azaba uğratarak yok etseydik: "Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, alçak ve rezil olmazdan önce ayetlerine uysaydık, olmaz mıydı?" diyeceklerdi.
Ayet 135 Arapça Ayet
قُلۡde kiكُلّٞherkesمُّتَرَبِّصٞgözetlemektedirفَتَرَبَّصُواْۖgözetleyinفَسَتَعۡلَمُونَbileceksinizمَنۡkimdirأَصۡحَٰبُsahipleriٱلصِّرَٰطِyolunٱلسَّوِيِّdüzgünوَمَنِve kimdirٱهۡتَدَىٰdoğru yolda olan
 
ANLAMI
De ki: "Herkes gözlemektedir, siz de gözleyin. Şüphesiz düz yolun sahiplerinin kimler olduğunu ve kimlerin doğru yolda bulunduğunu bileceksiniz."