BAKARA SURESİ            ANASAYFAYA DÖN

SAYFA 2

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Ayet 1 Arapça Ayet

الٓمٓElif Lâm Mîm
 
ANLAMI
Elif, Lam, Mim.
Ayet 2 Arapça Ayet
ذَٰلِكَişte oٱلۡكِتَٰبُKitapلَاyokturرَيۡبَۛhiç şüpheفِيهِۛkendisindeهُدٗىyol göstericidirلِّلۡمُتَّقِينَmüttakiler için
 
ANLAMI
Bu, doğruluğu şüphe götürmeyen ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yol gösteren Kitap'dır.
Ayet 3 Arapça Ayet
ٱلَّذِينَonlar kiيُؤۡمِنُونَinanırlarبِٱلۡغَيۡبِgaybde(gizlide)وَيُقِيمُونَve kılarlarٱلصَّلَوٰةَnamazlarınıوَمِمَّاve şeydenرَزَقۡنَٰهُمۡkendilerini rızıklandırdığımızيُنفِقُونَinfak ederler
 
ANLAMI
Onlar, gaybe inanırlar, namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarfederler.
Ayet 4 Arapça Ayet
وَٱلَّذِينَve onlar kiيُؤۡمِنُونَiman ederlerبِمَآşeyeأُنزِلَindirilenإِلَيۡكَsanaوَمَآve şeyeأُنزِلَindirilenمِنsenden önceقَبۡلِكَ*وَبِٱلۡأٓخِرَةِve ahirete deهُمۡonlarيُوقِنُونَkesinlikle inanırlar
 
ANLAMI
Onlar, sana indirilen Kitap'a da, senden önce indirilenlere de inanırlar; ahirete de yalnız onlar kesinlikle inanırlar.
Ayet 5 Arapça Ayet
أُوْلَـٰٓئِكَişte onlarعَلَىٰüzeredirlerهُدٗىbir hidayetمِّنRablerindenرَّبِّهِمۡۖ*وَأُوْلَـٰٓئِكَve işteهُمُonlardırٱلۡمُفۡلِحُونَumduklarına erenler
 
ANLAMI
İşte Rab'lerinin yolunda olanlar ve saadete erişenler bunlardır.
SAYFA 3
Ayet 6 Arapça Ayet
إِنَّelbetteٱلَّذِينَkiكَفَرُواْinkar edenlerسَوَآءٌeşittirعَلَيۡهِمۡonlaraءَأَنذَرۡتَهُمۡonları uyarmanأَمۡyadaلَمۡuyarmasan daتُنذِرۡهُمۡ*لَاinanmazlarيُؤۡمِنُونَ*
 
ANLAMI
Şüphe yok ki, inkar edenleri, başlarına gelecekle uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.
Ayet 7 Arapça Ayet
خَتَمَmühürlemiştirٱللَّهُAllahعَلَىٰüzeriniقُلُوبِهِمۡkalblerininوَعَلَىٰve üzeriniسَمۡعِهِمۡۖkulaklarınınوَعَلَىٰٓve üzerineأَبۡصَٰرِهِمۡgözlerininغِشَٰوَةٞۖperde inmiştirوَلَهُمۡOnlar için vardırعَذَابٌbir azabعَظِيمٞbüyük
 
ANLAMI
Allah onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de perde vardır ve büyük azab onlar içindir.
Ayet 8 Arapça Ayet
وَمِنَveٱلنَّاسِinsanlardanمَنöyleleri deيَقُولُderlerءَامَنَّاinandıkبِٱللَّهِAllahaوَبِٱلۡيَوۡمِve gününeٱلۡأٓخِرِahiretوَمَاolmadıkları haldeهُمonlarبِمُؤۡمِنِينَinanıyor
 
ANLAMI
İnsanlardan, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık" diyenler vardır.
Ayet 9 Arapça Ayet
يُخَٰدِعُونَaldatmağa çalışırlarٱللَّهَAllah'ıوَٱلَّذِينَve kimseleriءَامَنُواْinananوَمَاaldatamazlarيَخۡدَعُونَ*إِلَّآbaşkasınıأَنفُسَهُمۡkendilerindenوَمَاdeğillerيَشۡعُرُونَfarkında
 
ANLAMI
Bunlar Allah'ı ve inananları aldatmaya çalışırlar, oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değildirler.
Ayet 10 Arapça Ayet
فِيonların kablerindeقُلُوبِهِم*مَّرَضٞhastalık vardırفَزَادَهُمُartırmıştırٱللَّهُAllahمَرَضٗاۖhastalıklarınıوَلَهُمۡonlara vardırعَذَابٌbir azabأَلِيمُۢacıبِمَاötürüكَانُواْolduklarındanيَكۡذِبُونَyalancı
 
ANLAMI
Kalblerinde hastalık vardır, Allah hastalıklarını artırmıştır. Yalan söyleye geldikleri için onlara elem verici azab vardır.
Ayet 11 Arapça Ayet
وَإِذَاzamanقِيلَdenildiğiلَهُمۡonlaraلَاyapmayınتُفۡسِدُواْbozgunculukفِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*قَالُوٓاْderlerإِنَّمَاsadeceنَحۡنُbizمُصۡلِحُونَdüzelticileriz
 
ANLAMI
Kendilerine: "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın" dendiği zaman, "Bizler sadece ıslah edicileriz" derler.
Ayet 12 Arapça Ayet
أَلَآİyi bilin kiإِنَّهُمۡmuhakkakهُمُonlarٱلۡمُفۡسِدُونَbozgunculardırوَلَٰكِنfakatلَّاdeğildirيَشۡعُرُونَanlayanlardan
 
ANLAMI
İyi bilin ki, asıl bozguncular kendileridir, lakin farkında değillerdir.
Ayet 13 Arapça Ayet
وَإِذَاzamanقِيلَdenildiğiلَهُمۡonlaraءَامِنُواْiman edinكَمَآgibiءَامَنَinandıklarıٱلنَّاسُinsanlarınقَالُوٓاْderlerأَنُؤۡمِنُinanır mıyız?كَمَآgibiءَامَنَinandığıٱلسُّفَهَآءُۗbeyinsizlerinأَلَآiyi bilin kiإِنَّهُمۡdoğrusu onlardırهُمُonlarٱلسُّفَهَآءُasıl beyinsizlerوَلَٰكِنfakatلَّاdeğildirيَعۡلَمُونَbilenlerden
 
ANLAMI
Onlara "Müslümanların inandığı gibi siz de inanın" denilince de, "Beyinsizlerin inandığı gibi mi inanalım?" derler; iyi bilin ki asıl beyinsizler kendileridir, fakat bilmezler.
Ayet 14 Arapça Ayet
وَإِذَاzamanلَقُواْrastladıklarıٱلَّذِينَkimselereءَامَنُواْinananقَالُوٓاْderlerءَامَنَّاinandıkوَإِذَاve zamanخَلَوۡاْyalnız kaldıklarıإِلَىٰileشَيَٰطِينِهِمۡşeytanlarıقَالُوٓاْderlerإِنَّاşüphesiz bizمَعَكُمۡsizinle beraberizإِنَّمَاelbette sadeceنَحۡنُbizمُسۡتَهۡزِءُونَ(onlarla) alay ediyoruz
 
ANLAMI
İnananlara rastladıkları zaman, "İnandık" derler, elebaşılarıyla baş başa kaldıklarında, "Biz şüphesiz sizinleyiz, onlarla sadece alay etmekteyiz" derler.
Ayet 15 Arapça Ayet
ٱللَّهُAllahيَسۡتَهۡزِئُalay ederبِهِمۡkendileriyleوَيَمُدُّهُمۡve onları bırakırفِيiçindeطُغۡيَٰنِهِمۡtaşkınlarıيَعۡمَهُونَbocalayıp dururlar
 
ANLAMI
Onlarla Allah alay eder ve taşkınlıkları içinde bocalar durumda bırakır.
Ayet 16 Arapça Ayet
أُوْلَـٰٓئِكَişte onlarٱلَّذِينَsatın aldılarٱشۡتَرَوُاْ*ٱلضَّلَٰلَةَsapıklığıبِٱلۡهُدَىٰhidayet karşılığındaفَمَاetmediرَبِحَتkârتِّجَٰرَتُهُمۡticaretleriوَمَاve değildirكَانُواْolanlardanمُهۡتَدِينَdoğru yolu bulan
 
ANLAMI
Onlar, doğruluk yerine sapıklığı aldılar da alışverişleri kar getirmedi; doğru yolu bulamamışlardı.
SAYFA 4
Ayet 17 Arapça Ayet
مَثَلُهُمۡOnların durumuكَمَثَلِdurumu gibidirٱلَّذِيkişininٱسۡتَوۡقَدَyakanنَارٗاateşفَلَمَّآne zaman kiأَضَآءَتۡaydınlatırمَاçevresiniحَوۡلَهُۥ*ذَهَبَgiderdiٱللَّهُAllahبِنُورِهِمۡonların nurunuوَتَرَكَهُمۡve onları bıraktıفِيiçindeظُلُمَٰتٖkaranlıklarلَّاdeğildirيُبۡصِرُونَgörenlerden
 
ANLAMI
Onlar, çevresini aydınlatmak için ateş yakan kimseye benzerler ki, Allah ışıklarını yok edince, onları karanlıklar içinde görmez bir halde bırakmıştır.
Ayet 18 Arapça Ayet
صُمُّۢsağırdırlarبُكۡمٌdilsizdirlerعُمۡيٞkördürlerفَهُمۡonlarلَاdeğildirيَرۡجِعُونَdönecek
 
ANLAMI
Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bu yüzden doğru yola dönmezler.
Ayet 19 Arapça Ayet
أَوۡya da (onlar)كَصَيِّبٖboşanan yağmur gibiمِّنَgöktenٱلسَّمَآءِ*فِيهِiçindeظُلُمَٰتٞkaranlıklarوَرَعۡدٞve gök gürlemesiوَبَرۡقٞve şimşek (ler)يَجۡعَلُونَtıkarlarأَصَٰبِعَهُمۡparmaklarınıفِيٓiçineءَاذَانِهِمkulaklarıمِّنَyıldırım seslerindenٱلصَّوَٰعِقِ*حَذَرَkorkusuylaٱلۡمَوۡتِۚölümوَٱللَّهُoysa Allahمُحِيطُۢtamamen kuşatmıştırبِٱلۡكَٰفِرِينَinkarcıları
 
ANLAMI
Bir kısmı da, karanlıklarda, gök gürlemeleri ve şimşek arasında gökten boşanan sağanağa tutulup, yıldırımlardan ölmek korkusu ile parmaklarını kulaklarına tıkayan kimseye benzer.
Ayet 20 Arapça Ayet
يَكَادُneredeyseٱلۡبَرۡقُşimşekيَخۡطَفُkapıverecekأَبۡصَٰرَهُمۡۖgözleriniكُلَّمَآzamanأَضَآءَaydınlattığıلَهُمonlarıمَّشَوۡاْyürürlerفِيهِo(nun ışığı)ndaوَإِذَآzamanأَظۡلَمَkaranlık çöktüğüعَلَيۡهِمۡüzerlerineقَامُواْۚdikilip kalırlarوَلَوۡeğerشَآءَdileseydiٱللَّهُAllahلَذَهَبَelbette götürürdüبِسَمۡعِهِمۡişitmeleriniوَأَبۡصَٰرِهِمۡۚve görmeleriniإِنَّŞüphesizٱللَّهَAllah'ınعَلَىٰüzerineكُلِّherشَيۡءٖşeyقَدِيرٞgücü yeter
 
ANLAMI
Şimşeğin çakması neredeyse gözlerini alır; onları aydınlattıkça ışığında yürürler ve üzerlerine karanlık basınca durakalırlar. Allah dileseydi işitme ve görmelerini giderirdi. Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir.
Ayet 21 Arapça Ayet
يَـٰٓأَيُّهَاEy!ٱلنَّاسُinsanlarٱعۡبُدُواْkulluk edinرَبَّكُمُRabbinizeٱلَّذِيo ki;خَلَقَكُمۡsizi yarattıوَٱلَّذِينَve o ki;مِنsizden öncekileriقَبۡلِكُمۡ*لَعَلَّكُمۡbelkiتَتَّقُونَkorunursunuz
 
ANLAMI
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki, O'na karşı gelmekten korunmuş olabilesiniz.
Ayet 22 Arapça Ayet
ٱلَّذِيO (Rabb) kiجَعَلَkıldıلَكُمُsizin içinٱلۡأَرۡضَyeriفِرَٰشٗاdöşekوَٱلسَّمَآءَve göğüبِنَآءٗbinaوَأَنزَلَve indirdiمِنَgöktenٱلسَّمَآءِ*مَآءٗsuفَأَخۡرَجَçıkardıبِهِۦonunlaمِنَçeşitli ürünlerdenٱلثَّمَرَٰتِ*رِزۡقٗاrızık olarakلَّكُمۡۖsizin içinفَلَاöyleyseتَجۡعَلُواْkoşmayınلِلَّهِAllah'aأَندَادٗاeşler (denk)وَأَنتُمۡve siz deتَعۡلَمُونَbile bile
 
ANLAMI
O, yeryüzünü size bir döşek ve göğü de bir bina kıldı. Gökten su indirip onunla size rızık olmak üzere ürünler meydana getirdi; artık Allah'a, bile bile eş koşmayın.
Ayet 23 Arapça Ayet
وَإِنeğerكُنتُمۡisenizفِيiçindeرَيۡبٖşüpheمِّمَّاsana indirdiğimizdenنَزَّلۡنَا*عَلَىٰkulumuz (Muhammed)eعَبۡدِنَا*فَأۡتُواْhaydi getirinبِسُورَةٖbir sureمِّنonun gibiمِّثۡلِهِۦ*وَٱدۡعُواْve çağırınشُهَدَآءَكُمşahitleriniziمِّنbaşkadanدُونِ*ٱللَّهِAllahإِنeğerكُنتُمۡisenizصَٰدِقِينَdoğru
 
ANLAMI
Kulumuza indirdiğimiz Kuran'dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sure meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz, Allah'tan başka, güvendiklerinizi de yardıma çağırın.
Ayet 24 Arapça Ayet
فَإِنyok eğerلَّمۡyapmadınızsaتَفۡعَلُواْ*وَلَنki aslaتَفۡعَلُواْyapamayacaksınızفَٱتَّقُواْo halde sakınınٱلنَّارَateştenٱلَّتِيkiوَقُودُهَاonun yakıtıٱلنَّاسُinsanlarوَٱلۡحِجَارَةُۖve taşlardırأُعِدَّتۡhazırlanmışلِلۡكَٰفِرِينَinkarcılar için
 
ANLAMI
Yapamazsanız ki yapamayacaksınız o takdirde, inkar edenler için hazırlanan ve yakıtı insanlarla taş olan ateşten sakının.
SAYFA 5
Ayet 25 Arapça Ayet
وَبَشِّرِve müjdeleٱلَّذِينَkimseleriءَامَنُواْinananوَعَمِلُواْve işleyenٱلصَّـٰلِحَٰتِsalih işlerأَنَّmuhakkakلَهُمۡonlar için vardırجَنَّـٰتٖcennetlerتَجۡرِيakanمِنaltlarındanتَحۡتِهَا*ٱلۡأَنۡهَٰرُۖırmaklarكُلَّمَاherرُزِقُواْrızıklandırıldıklarındaمِنۡهَاonlardakiمِنmeyvedenثَمَرَةٖ*رِّزۡقٗاrızk olarakقَالُواْderlerهَٰذَاBuٱلَّذِيşeydirرُزِقۡنَاrızıklandığımızمِنdaha öncedenقَبۡلُۖ*وَأُتُواْverilmiştirبِهِۦonlaraمُتَشَٰبِهٗاۖona benzerوَلَهُمۡOnlar için vardırفِيهَآoradaأَزۡوَٰجٞeşlerمُّطَهَّرَةٞۖtertemizوَهُمۡve onlarفِيهَاoradaخَٰلِدُونَebedi kalacaklardır
 
ANLAMI
İnananlar ve yararlı işler yapanlara, kendilerine altlarından ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Onlara buranın bir ürünü rızık olarak verildiğinde, "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bunlar, söylediklerinin benzerleri olarak sunulmuştur. Onlara orada tertemiz eşler vardır ve orada temelli kalırlar.
Ayet 26 Arapça Ayet
۞إِنَّmuhakkakٱللَّهَAllahلَاdeğildirيَسۡتَحۡيِۦٓçekinecekأَنmisal vermektenيَضۡرِبَ*مَثَلٗاbir örneğiمَّاgibiبَعُوضَةٗbir sivrisineğiفَمَاhatta olanıفَوۡقَهَاۚonun da üstündeفَأَمَّاgerçektenٱلَّذِينَkimselerءَامَنُواْinananفَيَعۡلَمُونَbilirlerأَنَّهُkesinlikle oٱلۡحَقُّhaktır (gerçektir)مِنRablerindenرَّبِّهِمۡۖ*وَأَمَّاve iseٱلَّذِينَedenlerكَفَرُواْinkarفَيَقُولُونَderler kiمَاذَآneyiأَرَادَistedi (kasdetti)ٱللَّهُAllahبِهَٰذَاbuمَثَلٗاۘmisalleيُضِلُّsaptırırبِهِۦonunlaكَثِيرٗاbir çoğunuوَيَهۡدِيve yine yola getirirبِهِۦonunlaكَثِيرٗاۚbir çoğunuوَمَاsaptırmazيُضِلُّ*بِهِۦٓonunlaإِلَّاbaşkasınıٱلۡفَٰسِقِينَfasıklardan
 
ANLAMI
Allah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise "Allah bu misalle neyi murad etti?" derler, O, bu misalle birçoğunu saptırır, birçoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır ki onlar Allah'la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah'ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; zarara uğrayanlar işte onlardır.
Ayet 27 Arapça Ayet
ٱلَّذِينَonlar kiيَنقُضُونَbozarlarعَهۡدَ(verdikleri) sözüٱللَّهِAllah'aمِنۢsonradanبَعۡدِ*مِيثَٰقِهِۦsöz verip bağlandıktanوَيَقۡطَعُونَve keserlerمَآşeyiأَمَرَemrettiğiٱللَّهُAllah'ınبِهِۦٓkendisiyleأَنbirleştirmesiniيُوصَلَ*وَيُفۡسِدُونَve bozgunculuk yaparlarفِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِۚ*أُوْلَـٰٓئِكَişteهُمُonlardırٱلۡخَٰسِرُونَziyana uğrayanlar
 
ANLAMI
Allah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise "Allah bu misalle neyi murad etti?" derler, O, bu misalle birçoğunu saptırır, birçoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır ki onlar Allah'la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah'ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; zarara uğrayanlar işte onlardır.
Ayet 28 Arapça Ayet
كَيۡفَnasılتَكۡفُرُونَinkar edersinizبِٱللَّهِAllah'aوَكُنتُمۡsiz ikenأَمۡوَٰتٗاölülerفَأَحۡيَٰكُمۡۖO sizi dirilttiثُمَّsonraيُمِيتُكُمۡöldürecekثُمَّsonraيُحۡيِيكُمۡdiriltecekثُمَّsonraإِلَيۡهِO'naتُرۡجَعُونَdöndürüleceksiniz
 
ANLAMI
Ölü idiniz sizleri diriltti, sonra öldürecek sonra tekrar diriltecek ve sonunda O'na döneceksiniz; öyleyken Allah'ı nasıl inkar edersiniz?
Ayet 29 Arapça Ayet
هُوَOٱلَّذِيkiخَلَقَyarattıلَكُمsizin içinمَّاneفِيvarsaٱلۡأَرۡضِyeryüzündeجَمِيعٗاhepsiniثُمَّsonraٱسۡتَوَىٰٓyöneldiإِلَىgökeٱلسَّمَآءِ*فَسَوَّىٰهُنَّonları düzenlediسَبۡعَyediسَمَٰوَٰتٖۚgök (olarak)وَهُوَve Oبِكُلِّherشَيۡءٍşeyiعَلِيمٞbilir
 
ANLAMI
Yerde olanların hepsini; sizin için yaratan O'dur. Sonra, göğe doğru yönelerek yedi gök olarak onları düzenlemiştir. O her şeyi bilir.
SAYFA 6
Ayet 30 Arapça Ayet
وَإِذۡbir zamanlarقَالَdedi kiرَبُّكَRabbinلِلۡمَلَـٰٓئِكَةِmeleklereإِنِّيşüphesiz benجَاعِلٞyaratacağımفِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*خَلِيفَةٗۖbir halifeقَالُوٓاْdediler (melekler)أَتَجۡعَلُmi yaratacaksın?فِيهَاoradaمَنkimseيُفۡسِدُbozgunculuk yapanفِيهَاoradaوَيَسۡفِكُdökenٱلدِّمَآءَkanوَنَحۡنُoysa bizنُسَبِّحُtesbih ediyorبِحَمۡدِكَseni överekوَنُقَدِّسُve takdis ediyoruzلَكَۖseniقَالَdediإِنِّيٓşüphesiz benأَعۡلَمُbilirimمَاşeyleriلَاdeğilsinizتَعۡلَمُونَsiz biliyor
 
ANLAMI
Rabbin meleklere "Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti; melekler, "Orada bozgunculuk yapacak, kanlar akıtacak birini mi var edeceksin Oysa biz Seni överek yüceltiyor ve Seni devamlı takdis ediyoruz" dediler; Allah "Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi.
Ayet 31 Arapça Ayet
وَعَلَّمَve öğrettiءَادَمَAdem'eٱلۡأَسۡمَآءَisimleriكُلَّهَاbütünثُمَّsonraعَرَضَهُمۡonları sunupعَلَىmeleklereٱلۡمَلَـٰٓئِكَةِ*فَقَالَve dediأَنۢبِـُٔونِيbana söyleyinبِأَسۡمَآءِisimleriniهَـٰٓؤُلَآءِonlarınإِنeğerكُنتُمۡisenizصَٰدِقِينَdoğru kimseler
 
ANLAMI
Ve Adem'e bütün isimleri öğretti, sonra eşyayı meleklere gösterdi. "Eğer sözünüzde samimi iseniz bunların isimlerini bana söyleyin" dedi.
Ayet 32 Arapça Ayet
قَالُواْdediler kiسُبۡحَٰنَكَSeni tesbih ederizلَاyokturعِلۡمَbilgimizلَنَآbizimإِلَّاbaşkaمَاşeydenعَلَّمۡتَنَآۖbize öğrettiğinإِنَّكَşüphesiz senأَنتَsenٱلۡعَلِيمُbilensinٱلۡحَكِيمُhakim olansın
 
ANLAMI
Cevap verdiler: "Sen münezzehsin, öğrettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz Sen hem bilensin, hem Hakim'sin".
Ayet 33 Arapça Ayet
قَالَ(Allah) dedi kiيَـٰٓـَٔادَمُey Ademأَنۢبِئۡهُمbunlara haber verبِأَسۡمَآئِهِمۡۖonların isimleriniفَلَمَّآne zaman kiأَنۢبَأَهُمbunlara haber verinceبِأَسۡمَآئِهِمۡonların isimleriniقَالَ(Allah) dedi kiأَلَمۡdeğil miydim?أَقُلsize demişلَّكُمۡsizeإِنِّيٓşüphesiz benأَعۡلَمُbilirimغَيۡبَgayblarınıٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerinوَٱلۡأَرۡضِve yerinوَأَعۡلَمُve bilirimمَاşeyleriتُبۡدُونَsizin açıkladıklarınızوَمَاve şeyleriكُنتُمۡolduğunuzتَكۡتُمُونَgizlemekte
 
ANLAMI
Allah "Ey Adem onlara isimlerini söyle" dedi. Adem isimlerini söyleyince, Allah "Ben gökler ve yerde görünmeyeni biliyorum, sizin açıkladığınızı ve gizlemekte olduğunuzu da bilirim, diye size söylememiş miydim?" dedi.
Ayet 34 Arapça Ayet
وَإِذۡhaniقُلۡنَاdemiştikلِلۡمَلَـٰٓئِكَةِMeleklereٱسۡجُدُواْsecde edinلِأٓدَمَAdem'eفَسَجَدُوٓاْhemen secde ettilerإِلَّآhariçإِبۡلِيسَİblisأَبَىٰkaçındıوَٱسۡتَكۡبَرَve kibirlendiوَكَانَve olduمِنَinkarcılardanٱلۡكَٰفِرِينَ*
 
ANLAMI
Meleklere, "Adem'e secde edin" demiştik, İblis müstesna hepsi secde ettiler, o ise kaçındı, büyüklük tasladı ve inkar edenlerden oldu.
Ayet 35 Arapça Ayet
وَقُلۡنَاve dedik kiيَـٰٓـَٔادَمُey Ademٱسۡكُنۡoturunأَنتَsenوَزَوۡجُكَve eşinٱلۡجَنَّةَcennetteوَكُلَاve yeyinمِنۡهَاondanرَغَدًاbol bolحَيۡثُyerdeشِئۡتُمَاdilediğinizوَلَاyaklaşmayınتَقۡرَبَا*هَٰذِهِşuٱلشَّجَرَةَağacaفَتَكُونَاolursunuzمِنَzalimlerdenٱلظَّـٰلِمِينَ*
 
ANLAMI
"Ey Adem! Eşin ve sen cennette kal, orada olandan istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz" dedik.
Ayet 36 Arapça Ayet
فَأَزَلَّهُمَاonlar(ın ayağın)ı kaydırdıٱلشَّيۡطَٰنُşeytanعَنۡهَاoradanفَأَخۡرَجَهُمَاçıkardıمِمَّاyerdenكَانَاbulunduklarıفِيهِۖiçindeوَقُلۡنَاve dedik kiٱهۡبِطُواْininبَعۡضُكُمۡkiminizلِبَعۡضٍkiminizeعَدُوّٞۖdüşman olarakوَلَكُمۡsizin için vardırفِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*مُسۡتَقَرّٞkalmakوَمَتَٰعٌve nimetإِلَىٰbir süreحِينٖ*
 
ANLAMI
Şeytan oradan ikisinin de ayağını kaydırttı, onları bulundukları yerden çıkardı, onlara "Birbirinize düşman olarak inin, yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz" dedik.
Ayet 37 Arapça Ayet
فَتَلَقَّىٰٓderken aldıءَادَمُAdemمِنRabbindenرَّبِّهِۦ*كَلِمَٰتٖkelimelerفَتَابَtevbesini kabul ettiعَلَيۡهِۚonunإِنَّهُۥşüphesizهُوَOٱلتَّوَّابُtevbeyi çok kabul edendirٱلرَّحِيمُçok esirgeyendir
 
ANLAMI
Adem, Rabbi'nden emirler aldı; onları yerine getirdi. Rabb'i de bunun üzerine tevbesini kabul etti. Şüphesiz o tevbeleri daima kabul edendir, merhametli olandır.
SAYFA 7
Ayet 38 Arapça Ayet
قُلۡنَاdedikٱهۡبِطُواْininمِنۡهَاoradanجَمِيعٗاۖhepinizفَإِمَّاzamanيَأۡتِيَنَّكُمsize geldiğiمِّنِّيbendenهُدٗىbir hidayetفَمَنkimlerتَبِعَuyarsaهُدَايَbenim hidayetimeفَلَاartık yokturخَوۡفٌbir korkuعَلَيۡهِمۡonlaraوَلَاve olmazlarهُمۡonlarيَحۡزَنُونَüzülenlerden
 
ANLAMI
"İnin oradan hepiniz, tarafımdan size bir yol gösteren gelecektir; Benim yoluma uyanlar için artık korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir" dedik.
Ayet 39 Arapça Ayet
وَٱلَّذِينَve kimselerكَفَرُواْinkar edenوَكَذَّبُواْve yalanlayanبِـَٔايَٰتِنَآayetlerimiziأُوْلَـٰٓئِكَişte onlarأَصۡحَٰبُhalkıdırٱلنَّارِۖateşهُمۡonlarفِيهَاoradaخَٰلِدُونَebedi kalacaklardır
 
ANLAMI
İnkar eden kimseler ve ayetlerimizi yalan sayanlar cehennemlik olanlardır, onlar orada temelli kalacaklardır.
Ayet 40 Arapça Ayet
يَٰبَنِيٓey oğullarıإِسۡرَـٰٓءِيلَİsrailٱذۡكُرُواْhatırlayınنِعۡمَتِيَni'metleriٱلَّتِيٓo ki;أَنۡعَمۡتُni'metlendirdimعَلَيۡكُمۡsizleriوَأَوۡفُواْve tutunبِعَهۡدِيٓbana verdiğiniz sözüأُوفِben de tutayımبِعَهۡدِكُمۡsize verdiğim sözüوَإِيَّـٰيَve sadece bendenفَٱرۡهَبُونِkorkun
 
ANLAMI
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti hatırlayın ve ahdimi yerine getirin ki Ben de yerine getireyim; yoksa benden korkun.
Ayet 41 Arapça Ayet
وَءَامِنُواْve inanınبِمَآşeyeأَنزَلۡتُindirdiğimمُصَدِّقٗاdoğrulayıcı olarakلِّمَاbulunanıمَعَكُمۡsizin yanınızdaوَلَاve olmayınتَكُونُوٓاْ*أَوَّلَilkكَافِرِۭinkar edenبِهِۦۖonuوَلَاve satmayınتَشۡتَرُواْ*بِـَٔايَٰتِيbenim ayetlerimiثَمَنٗاbedeleقَلِيلٗاazıcıkوَإِيَّـٰيَve bendenفَٱتَّقُونِsakının
 
ANLAMI
Yanınızdaki Tevrat'ı tasdik ederek indirdiğim Kuran'a, inanın; onu ilk inkar edenler siz olmayın, ayetlerimi hiçbir değere karşılık değiştirmeyin ve bile bile hakkı gizlemeyin.
Ayet 42 Arapça Ayet
وَلَاve katıştırmayınتَلۡبِسُواْ*ٱلۡحَقَّgerçeğiبِٱلۡبَٰطِلِbatıllaوَتَكۡتُمُواْve gizlemeyinٱلۡحَقَّhakkıوَأَنتُمۡsizتَعۡلَمُونَbildiğiniz halde
 
ANLAMI
Hakkı batıla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin.
Ayet 43 Arapça Ayet
وَأَقِيمُواْve kılınٱلصَّلَوٰةَnamazıوَءَاتُواْve verinٱلزَّكَوٰةَzekatıوَٱرۡكَعُواْve ruku edinمَعَberaberٱلرَّـٰكِعِينَrüku edenlerle
 
ANLAMI
Namazı kılın, zekatı verin, rüku edenlerle birlikte rüku edin.
Ayet 44 Arapça Ayet
۞أَتَأۡمُرُونَemir mi ediyorsunuzٱلنَّاسَinsanlaraبِٱلۡبِرِّiyiliğiوَتَنسَوۡنَunutuyorsunuz daأَنفُسَكُمۡkendiniziوَأَنتُمۡve sizتَتۡلُونَokuduğunuz haldeٱلۡكِتَٰبَۚKitabıأَفَلَاhâlâتَعۡقِلُونَaklınızı kullanmıyor musunuz?
 
ANLAMI
Kitap'ı okuyup durduğunuz halde kendinizi unutur da başkalarına mı iyilikle emredersiniz Düşünmez misiniz?
Ayet 45 Arapça Ayet
وَٱسۡتَعِينُواْyardım dileyinبِٱلصَّبۡرِsabırlaوَٱلصَّلَوٰةِۚve namazlaوَإِنَّهَاşüphesiz buلَكَبِيرَةٌağır gelirإِلَّاbaşkasınaعَلَىsaygı gösterenlerdenٱلۡخَٰشِعِينَ*
 
ANLAMI
Sabır ve namazla Allah'a sığınıp yardım isteyin; Rablerine kavuşacaklarını ve Ona döneceklerini umanlar ve huşu duyanlardan başkasına namaz elbette ağır gelir.
Ayet 46 Arapça Ayet
ٱلَّذِينَonlar kiيَظُنُّونَbilirlerأَنَّهُمşüphesiz onlarمُّلَٰقُواْkavuşacaklardırرَبِّهِمۡRablerineوَأَنَّهُمۡve gerçekten onlarإِلَيۡهِO'naرَٰجِعُونَdöneceklerdir
 
ANLAMI
Sabır ve namazla Allah'a sığınıp yardım isteyin; Rablerine kavuşacaklarını ve Ona döneceklerini umanlar ve huşu duyanlardan başkasına namaz elbette ağır gelir.
Ayet 47 Arapça Ayet
يَٰبَنِيٓey oğullarıإِسۡرَـٰٓءِيلَİsrailٱذۡكُرُواْhatırlayınنِعۡمَتِيَni'metimiٱلَّتِيٓkiأَنۡعَمۡتُni'metlendirdimعَلَيۡكُمۡsiziوَأَنِّيve şüphesizفَضَّلۡتُكُمۡsizi üstün kıldımعَلَىüzerineٱلۡعَٰلَمِينَalemler
 
ANLAMI
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi bir zamanlar alemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
Ayet 48 Arapça Ayet
وَٱتَّقُواْve sakınınيَوۡمٗاgündenلَّاcezalandırılmazتَجۡزِي*نَفۡسٌhiç kimseعَنkimseden(günahından)نَّفۡسٖ*شَيۡـٔٗاbir şeyوَلَاkabul edilmezيُقۡبَلُ*مِنۡهَاkimsedenشَفَٰعَةٞşefaat daوَلَاve alınmazيُؤۡخَذُ*مِنۡهَاondanعَدۡلٞfidye deوَلَاve yapılamazهُمۡonlaraيُنصَرُونَhiçbir yardım
 
ANLAMI
Kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun.
SAYFA 8
Ayet 49 Arapça Ayet
وَإِذۡhaniنَجَّيۡنَٰكُمsizi kurtarmıştıkمِّنۡailesindenءَالِ*فِرۡعَوۡنَFir'avnيَسُومُونَكُمۡonlar size reva görüyorسُوٓءَen kötüsünüٱلۡعَذَابِazabınيُذَبِّحُونَboğazlayıpأَبۡنَآءَكُمۡoğullarınızıوَيَسۡتَحۡيُونَsağ bırakıyorlardıنِسَآءَكُمۡۚkadınlarınızıوَفِيve vardıذَٰلِكُمbunda sizin içinبَلَآءٞbir imtihanمِّنRabbinizdenرَّبِّكُمۡ*عَظِيمٞbüyük
 
ANLAMI
Size işkence eden, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık; bu Rabbinizin büyük bir imtihanı idi.
Ayet 50 Arapça Ayet
وَإِذۡhaniفَرَقۡنَاyarmıştık;بِكُمُsizin içinٱلۡبَحۡرَdeniziفَأَنجَيۡنَٰكُمۡsizi kurtarmışوَأَغۡرَقۡنَآve boğmuştukءَالَailesiniفِرۡعَوۡنَFir'avnوَأَنتُمۡve siz deتَنظُرُونَgörüyordunuz
 
ANLAMI
Denizi yarıp sizi kurtarmış ve gözlerinizin önünde Firavun ailesini batırmıştık.
Ayet 51 Arapça Ayet
وَإِذۡhaniوَٰعَدۡنَاsözleşmiştikمُوسَىٰٓMusa ileأَرۡبَعِينَkırkلَيۡلَةٗgece içinثُمَّsonraٱتَّخَذۡتُمُsiz (tanrı) edinmiştinizٱلۡعِجۡلَbuzağıyıمِنۢonun ardındanبَعۡدِهِۦ*وَأَنتُمۡve sizظَٰلِمُونَzalimlerdiniz
 
ANLAMI
Musa'ya kırk gece vade vermiştik. Sonra onun arkasından, kendinize yazık ederek, buzağıyı tanrı edinmiştiniz.
Ayet 52 Arapça Ayet
ثُمَّsonraعَفَوۡنَاaffetmiştikعَنكُمsiziمِّنۢardındanبَعۡدِ*ذَٰلِكَbununلَعَلَّكُمۡbelkiتَشۡكُرُونَşükredersiniz (diye)
 
ANLAMI
Sonra bunun ardından, şükredersiniz diye, sizi bağışlamıştık.
Ayet 53 Arapça Ayet
وَإِذۡve haniءَاتَيۡنَاvermiştikمُوسَىMusa'yaٱلۡكِتَٰبَKitapوَٱلۡفُرۡقَانَve furkanلَعَلَّكُمۡbelkiتَهۡتَدُونَhidayete erersiniz (diye)
 
ANLAMI
Doğru yola gidesiniz diye Musa'ya hakkı batıldan ayıran Kitabı vermiştik.
Ayet 54 Arapça Ayet
وَإِذۡve haniقَالَdemişti kiمُوسَىٰMusaلِقَوۡمِهِۦkavmineيَٰقَوۡمِey kavmimإِنَّكُمۡşüphesiz sizlerظَلَمۡتُمۡzulmettinizأَنفُسَكُمkendinizeبِٱتِّخَاذِكُمُ(tanrı) edinmekleٱلۡعِجۡلَbuzağıyıفَتُوبُوٓاْgelin tevbe edin deإِلَىٰyaratıcınızaبَارِئِكُمۡ*فَٱقۡتُلُوٓاْve öldürünأَنفُسَكُمۡnefisleriniziذَٰلِكُمۡbuخَيۡرٞdaha iyidirلَّكُمۡsizin içinعِندَkatındaبَارِئِكُمۡyaratıcınızفَتَابَtevbenizi kabul buyurmuş olurعَلَيۡكُمۡۚsizinإِنَّهُۥşüphesizهُوَOٱلتَّوَّابُtevbeyi çok kabul edendirٱلرَّحِيمُmerhametlidir
 
ANLAMI
Musa milletine "Ey milletim! Buzağıyı tanrı olarak benimsemekle kendinize yazık ettiniz. Yaratanınıza tevbe edin ve nefislerinizi öldürün, bu Yaratanınız katında sizin için hayırlı olur; O daima tevbeleri kabul ve merhamet eden olduğu için tevbenizikabul eder" demişti.
Ayet 55 Arapça Ayet
وَإِذۡve haniقُلۡتُمۡdemiştinizيَٰمُوسَىٰey Musaلَنinanmayızنُّؤۡمِنَ*لَكَsanaحَتَّىٰkadarنَرَىgörünceyeٱللَّهَAllah'ıجَهۡرَةٗaçıkçaفَأَخَذَتۡكُمُderhal sizi yakalamıştıٱلصَّـٰعِقَةُyıldırım gürültüsüوَأَنتُمۡsiz deتَنظُرُونَbunu görüyordunuz
 
ANLAMI
"Ya Musa! Allah'ı apaçık görmedikçe sana inanmayacağız" demiştiniz de gözleriniz göre göre sizi yıldırım çarpmıştı.
Ayet 56 Arapça Ayet
ثُمَّsonraبَعَثۡنَٰكُمsizi tekrar diriltmiştikمِّنۢardındanبَعۡدِ*مَوۡتِكُمۡölümünüzünلَعَلَّكُمۡbelkiتَشۡكُرُونَşükredersiniz (diye)
 
ANLAMI
Ölümünüzden sonra, şükredesiniz diye sizi tekrar diriltmiştik.
Ayet 57 Arapça Ayet
وَظَلَّلۡنَاve gölgelendirdikعَلَيۡكُمُüstünüzeٱلۡغَمَامَbulutuوَأَنزَلۡنَاve indirdikعَلَيۡكُمُsizeٱلۡمَنَّkudret helvasıوَٱلسَّلۡوَىٰۖve bıldırcınكُلُواْyeyinمِنgüzelliklerdenطَيِّبَٰتِ*مَاşeyleriرَزَقۡنَٰكُمۡۚrızık olarak verdiğimizوَمَاve değildiظَلَمُونَاbize zulmediyorوَلَٰكِنamaكَانُوٓاْidilerأَنفُسَهُمۡkendilerineيَظۡلِمُونَzulmetmekteler
 
ANLAMI
Bulutla sizi gölgelendirdik, kudret helvası ve bıldırcın indirdik, "Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin" dedik. Onlar Bize değil, fakat kendilerine yazık ediyorlardı.
SAYFA 9
Ayet 58 Arapça Ayet
وَإِذۡhaniقُلۡنَاdemiştik kiٱدۡخُلُواْgirinهَٰذِهِşuٱلۡقَرۡيَةَkenteفَكُلُواْyeyinمِنۡهَاoradanحَيۡثُyerdeشِئۡتُمۡdilediğinizرَغَدٗاbol bolوَٱدۡخُلُواْgirinٱلۡبَابَkapıdanسُجَّدٗاsecde ederekوَقُولُواْve deyinحِطَّةٞhitta (ya Rabbi bizi affet)نَّغۡفِرۡbiz de bağışlayalımلَكُمۡsizinخَطَٰيَٰكُمۡۚhatalarınızıوَسَنَزِيدُve daha fazlasını vereceğizٱلۡمُحۡسِنِينَgüzel davrananlara
 
ANLAMI
"Şu şehre girin, orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin, secde ederek kapısından girin, "bağışla!" deyin, Biz de yanılmalarınızı bağışlarız, iyilere daha da artırırız" demiştik.
Ayet 59 Arapça Ayet
فَبَدَّلَfakat değiştirdilerٱلَّذِينَonlar kiظَلَمُواْzalimlerقَوۡلًاbir sözleغَيۡرَbaşkaٱلَّذِيsöylenendenقِيلَ*لَهُمۡkendilerineفَأَنزَلۡنَاbiz de indirdikعَلَىüzerineٱلَّذِينَzulmedenlerinظَلَمُواْ*رِجۡزٗاbir azabمِّنَgöktenٱلسَّمَآءِ*بِمَاdolayıكَانُواْyaptıklarıيَفۡسُقُونَkötülüklerden
 
ANLAMI
Ama zulmedenler, kendilerine söylenmiş olan sözü başka sözle değiştirdiler. Biz de, zalimlere, yoldan çıkmalarından dolayı gökten azab indirdik.
Ayet 60 Arapça Ayet
۞وَإِذِhaniٱسۡتَسۡقَىٰsu istemiştiمُوسَىٰMusaلِقَوۡمِهِۦkavmi içinفَقُلۡنَاdemiştikٱضۡرِبvurبِّعَصَاكَasanlaٱلۡحَجَرَۖtaşaفَٱنفَجَرَتۡfışkırmıştıمِنۡهُondanٱثۡنَتَاon ikiعَشۡرَةَ*عَيۡنٗاۖgöze (pınar)قَدۡelbetteعَلِمَbilmiştiكُلُّbütünأُنَاسٖinsanlarمَّشۡرَبَهُمۡۖkendi içecekleri yeriكُلُواْyeyinوَٱشۡرَبُواْve içinمِنrızkındanرِّزۡقِ*ٱللَّهِAllah'ınوَلَاve (başkalarına) saldırmayınتَعۡثَوۡاْ*فِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*مُفۡسِدِينَbozgunculuk yaparak
 
ANLAMI
Musa, milleti için su aramıştı; "Asanla taşa vur" dedik; ondan on iki pınar fışkırdı, herkes içeceği yeri bildi. Allah'ın rızkından yiyin, için, yalnız yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.
Ayet 61 Arapça Ayet
وَإِذۡhaniقُلۡتُمۡsiz demiştiniz kiيَٰمُوسَىٰey Musaلَنaslaنَّصۡبِرَbiz dayanamayızعَلَىٰyemeğeطَعَامٖ*وَٰحِدٖbirفَٱدۡعُdu'a etلَنَاbizim içinرَبَّكَRabbineيُخۡرِجۡçıkarsınلَنَاbizeمِمَّاşeylerdenتُنۢبِتُbitirdiğiٱلۡأَرۡضُyerinمِنۢsebzesindenبَقۡلِهَا*وَقِثَّآئِهَاve acurundanوَفُومِهَاve sarımsağındanوَعَدَسِهَاve mercimeğindenوَبَصَلِهَاۖve soğanındanقَالَdedi kiأَتَسۡتَبۡدِلُونَdeğiştirmek mi istiyorsunuz?ٱلَّذِيolanıهُوَoأَدۡنَىٰdaha aşağıبِٱلَّذِيolanlaهُوَoخَيۡرٌۚiyiٱهۡبِطُواْininمِصۡرٗاbir şehreفَإِنَّşüphesizلَكُمsizin için vardırمَّاşeylerسَأَلۡتُمۡۗistediğinizوَضُرِبَتۡve vurulduعَلَيۡهِمُüzerlerineٱلذِّلَّةُalçaklıkوَٱلۡمَسۡكَنَةُve yoksulluk (damgası)وَبَآءُوve uğradılarبِغَضَبٖbir gazabaمِّنَAllahtanٱللَّهِۚ*ذَٰلِكَişte buبِأَنَّهُمۡşüphesiz öyleكَانُواْolduيَكۡفُرُونَ(çünkü) inkar ediyorlarبِـَٔايَٰتِayetleriniٱللَّهِAllah'ınوَيَقۡتُلُونَve öldürüyorlardıٱلنَّبِيِّـۧنَpeygamberleriبِغَيۡرِetmediği haldeٱلۡحَقِّۚhakذَٰلِكَişte buبِمَاsebebiyledirعَصَواْisyan etmeleriوَّكَانُواْve olduklarıيَعۡتَدُونَsınırı aşmış
 
ANLAMI
"Ey Musa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız, bizim için Rabbine yalvar, bize, yerin bitirdiği sebze, hıyar, sarımsak, mercimek ve soğan yetiştirsin" demiştiniz de, "Hayırlı olanı daha düşük şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz Bir şehre inin, şüphesiz orada istediğiniz vardır" demişti. Onlara yoksulluk ve düşkünlük damgası vuruldu, Allah'ın gazabına uğradılar. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendi; bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandı.
SAYFA 10
Ayet 62 Arapça Ayet
إِنَّşüphesizٱلَّذِينَinananlarءَامَنُواْ*وَٱلَّذِينَve yahudilerهَادُواْ*وَٱلنَّصَٰرَىٰve hıristiyanlarوَٱلصَّـٰبِـِٔينَve sabiilerمَنۡkimءَامَنَinanırsaبِٱللَّهِAllah'aوَٱلۡيَوۡمِve gününeٱلۡأٓخِرِahiretوَعَمِلَve yaparsaصَٰلِحٗاiyi işlerفَلَهُمۡonlar için vardırأَجۡرُهُمۡmükafatlarıعِندَkatındaرَبِّهِمۡrablerininوَلَاve yokturخَوۡفٌkorkuعَلَيۡهِمۡonlaraوَلَاve yokturهُمۡonlaraيَحۡزَنُونَhüzün
 
ANLAMI
Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir.
Ayet 63 Arapça Ayet
وَإِذۡhaniأَخَذۡنَاalmıştıkمِيثَٰقَكُمۡsizin sözünüzüوَرَفَعۡنَاve kaldırmıştıkفَوۡقَكُمُüzerinizeٱلطُّورَdağıخُذُواْtutunمَآşeyiءَاتَيۡنَٰكُمsize verdiğimizبِقُوَّةٖkuvvetleوَٱذۡكُرُواْve hatırlayınمَاşeyiفِيهِiçinde olanلَعَلَّكُمۡbelki de sizتَتَّقُونَkorunursunuz
 
ANLAMI
Sizden kesin söz almıştık. Tur dağını yükselterek tepenize dikmiştik. "Allah'a karşı gelmekten sakınanlardan olabilmeniz için, size verdiğimiz Kitab'a kuvvetle sarılın, onda bulunanları hatırda tutun" demiştik.
Ayet 64 Arapça Ayet
ثُمَّsonraتَوَلَّيۡتُمdönmüştünüzمِّنۢardındanبَعۡدِ*ذَٰلِكَۖbununفَلَوۡلَاeğer olmasaydıفَضۡلُiyiliğiٱللَّهِAllah'ınعَلَيۡكُمۡsizeوَرَحۡمَتُهُۥve merhametiلَكُنتُمelbette olurdunuzمِّنَziyana uğrayanlardanٱلۡخَٰسِرِينَ*
 
ANLAMI
Bundan sonra yine yüz çevirdiniz; eğer Allah'ın size bol nimeti ve merhameti olmasaydı, muhakkak zarara uğrayanlardan olurdunuz.
Ayet 65 Arapça Ayet
وَلَقَدۡve elbetteعَلِمۡتُمُbilmişsinizdirٱلَّذِينَhaddi aşanlarıٱعۡتَدَوۡاْ*مِنكُمۡiçinizdenفِيcumartesi günündeٱلسَّبۡتِ*فَقُلۡنَاişte dedik kiلَهُمۡonlaraكُونُواْolunقِرَدَةًmaymunlarخَٰسِـِٔينَaşağılık
 
ANLAMI
İçinizden cumartesi günü azgınlık edenleri elbette biliyorsunuz. Onlara "Aşağılık birer maymun olunuz" dedik; bunu, çağdaşlarına ve sonradan geleceklere bir ceza örneği ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara öğüt olsun diye yaptık.
Ayet 66 Arapça Ayet
فَجَعَلۡنَٰهَاve bunu yaptıkنَكَٰلٗاibretlik bir cezaلِّمَاşey içinبَيۡنَarasındaki (önündeki)يَدَيۡهَاonların iki eliوَمَاve şey (için)خَلۡفَهَاardından gelenوَمَوۡعِظَةٗve bir öğütلِّلۡمُتَّقِينَmüttakiler için
 
ANLAMI
İçinizden cumartesi günü azgınlık edenleri elbette biliyorsunuz. Onlara "Aşağılık birer maymun olunuz" dedik; bunu, çağdaşlarına ve sonradan geleceklere bir ceza örneği ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara öğüt olsun diye yaptık.
Ayet 67 Arapça Ayet
وَإِذۡhaniقَالَdemiştiمُوسَىٰMusaلِقَوۡمِهِۦٓkavmineإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahيَأۡمُرُكُمۡsize emrediyorأَنkesmeniziتَذۡبَحُواْ*بَقَرَةٗۖbir inekقَالُوٓاْdedilerأَتَتَّخِذُنَاbizimle ediyor musun?هُزُوٗاۖalayقَالَdediأَعُوذُsığınırımبِٱللَّهِAllah'aأَنۡolmaktanأَكُونَ*مِنَcahillerdenٱلۡجَٰهِلِينَ*
 
ANLAMI
Musa milletine: "Allah muhakkak bir sığır boğazlamanızı buyuruyor" demişti; "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediklerinde de: "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi.
Ayet 68 Arapça Ayet
قَالُواْdedilerٱدۡعُdu'a etلَنَاbizim içinرَبَّكَRabbineيُبَيِّنaçıklasınلَّنَاbizeمَاne olduğunuهِيَۚonunقَالَdedi kiإِنَّهُۥşüphesiz Oيَقُولُdiyor kiإِنَّهَاgerçekten oبَقَرَةٞbir inektirلَّاolmayanفَارِضٞyaşlıوَلَاve olmayanبِكۡرٌkörpeعَوَانُۢorta yaşlıبَيۡنَarasındaذَٰلِكَۖbununفَٱفۡعَلُواْhaydi yapınمَاşeyiتُؤۡمَرُونَsize emredilen
 
ANLAMI
"Rabbine bizim adımıza yalvar da onun mahiyetini bize bildirsin" dediler, "O, onun ne pek kart, ne pek körpe, ikisi ortası bir sığır olduğunu söylüyor, size emrolunanı yapın" dedi.
Ayet 69 Arapça Ayet
قَالُواْdediler kiٱدۡعُdu'a etلَنَاbizim içinرَبَّكَRabbineيُبَيِّنaçıklasınلَّنَاbizeمَاnedirلَوۡنُهَاۚonun rengiقَالَdedi kiإِنَّهُۥşüphesiz Oيَقُولُdiyorإِنَّهَاgerçekten oبَقَرَةٞbir inektirصَفۡرَآءُsarı rengindeفَاقِعٞparlakلَّوۡنُهَاonun rengiتَسُرُّsevinç verirٱلنَّـٰظِرِينَbakanlara
 
ANLAMI
"Rabbine bizim adımıza yalvar da ne renk olduğunu bize bildirsin" dediler. "O, onun, bakanların içini açan parlak sarı renkli bir sığır olduğunu söylüyor" dedi.
SAYFA 11
Ayet 70 Arapça Ayet
قَالُواْdediler kiٱدۡعُdu'a etلَنَاbizim içinرَبَّكَRabbineيُبَيِّنaçıklasınلَّنَاbizeمَاnasıl bir şey olduğunuهِيَonunإِنَّziraٱلۡبَقَرَo inekتَشَٰبَهَbenzer geldiعَلَيۡنَاbizeوَإِنَّآama mutlaka bizإِنeğerشَآءَdilerseٱللَّهُAllahلَمُهۡتَدُونَhidayeti buluruz
 
ANLAMI
"Rabbine bizim adımıza yalvar da, mahiyetini bize bildirsin, çünkü sığırlar, bizce, birbirine benzemektedir. Allah dilerse biz şüphesiz doğruyu bulmuş oluruz" dediler.
Ayet 71 Arapça Ayet
قَالَdedi kiإِنَّهُۥşüphesiz Oيَقُولُşöyle diyorإِنَّهَاgerçekten oبَقَرَةٞbir inektirلَّاolmayanذَلُولٞboyundurluk altındaتُثِيرُsürmek içinٱلۡأَرۡضَyeriوَلَاve sulamazتَسۡقِي*ٱلۡحَرۡثَekinمُسَلَّمَةٞkusursuzلَّاyokturشِيَةَhiçbir alacasıفِيهَاۚondaقَالُواْdedilerٱلۡـَٰٔنَişte şimdiجِئۡتَgetirdinبِٱلۡحَقِّۚdoğruyuفَذَبَحُوهَاve boğazladılar onuوَمَاaz dahaكَادُواْ*يَفۡعَلُونَyapmayacaklardı
 
ANLAMI
"Yeri sürüp, ekini sulayarak boyunduruk altında ezilmemiş, kusursuz, alacasız bir sığır olduğunu söylüyor" dedi. "Şimdi gerçeği bildirdin" deyip sığırı boğazladılar; az kalsın bunu yapmayacaklardı.
Ayet 72 Arapça Ayet
وَإِذۡhaniقَتَلۡتُمۡsiz öldürmüştünüzنَفۡسٗاbir adamفَٱدَّـٰرَٰٔتُمۡbirbirinizle atışmıştınızفِيهَاۖonun hakkındaوَٱللَّهُoysa Allahمُخۡرِجٞortaya çıkarıcıdırمَّاşeyiكُنتُمۡolduğunuzتَكۡتُمُونَgizlemiş
 
ANLAMI
Siz bir kimseyi öldürmüş ve bunu birbirinize atmıştınız; oysa Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktı.
Ayet 73 Arapça Ayet
فَقُلۡنَاdedik kiٱضۡرِبُوهُvurun ona (öldürülene)بِبَعۡضِهَاۚ(ineğin) bir parçasıylaكَذَٰلِكَişte böyleceيُحۡيِdiriltirٱللَّهُAllahٱلۡمَوۡتَىٰölüleriوَيُرِيكُمۡve size gösterirءَايَٰتِهِۦayetleriniلَعَلَّكُمۡumulur kiتَعۡقِلُونَdüşünürsünüz
 
ANLAMI
"Sığırın bir parçasıyla ona vurun" dedik. İşte böylece Allah ölüleri diriltir ve aklınızı kullanasınız diye size ayetlerini gösterir.
Ayet 74 Arapça Ayet
ثُمَّsonra yineقَسَتۡkatılaştıقُلُوبُكُمkalblerinizمِّنۢardındanبَعۡدِ*ذَٰلِكَbununفَهِيَşimdi onlarكَٱلۡحِجَارَةِtaş gibiأَوۡhattaأَشَدُّdaha daقَسۡوَةٗۚkatıdırوَإِنَّçünküمِنَöyle taşٱلۡحِجَارَةِ*لَمَاvar kiيَتَفَجَّرُfışkırırمِنۡهُiçindenٱلۡأَنۡهَٰرُۚırmaklarوَإِنَّve şüphesizمِنۡهَاöylesi deلَمَاvar kiيَشَّقَّقُçatlayıverir deفَيَخۡرُجُçıkarمِنۡهُondanٱلۡمَآءُۚsuوَإِنَّve şüphesizمِنۡهَاondanلَمَاöylesi de var kiيَهۡبِطُaşağı yuvarlanırمِنۡkorkusundanخَشۡيَةِ*ٱللَّهِۗAllahوَمَاve değildirٱللَّهُAllahبِغَٰفِلٍgafilعَمَّاyaptıklarınızdanتَعۡمَلُونَ*
 
ANLAMI
Sonra kalbleriniz yine katılaştı, taş gibi, hatta daha da katı oldu. Nitekim taşlar arasında kendisinden ırmaklar fışkıran vardır; yarılıp su çıkan vardır; Allah korkusundan yuvarlananlar vardır. Allah yaptıklarınızı bilmez değildir.
Ayet 75 Arapça Ayet
۞أَفَتَطۡمَعُونَumuyor musunuz?أَنkiيُؤۡمِنُواْinanacaklarلَكُمۡsizeوَقَدۡoysaكَانَvardı kiفَرِيقٞbir grupمِّنۡهُمۡbunlardanيَسۡمَعُونَişitirlerdi deكَلَٰمَsözünüٱللَّهِAllah'ınثُمَّsonraيُحَرِّفُونَهُۥonu değiştirirlerdiمِنۢardındanبَعۡدِ*مَاdüşünüp akıl erdirdiktenعَقَلُوهُ*وَهُمۡve onlarيَعۡلَمُونَbildikleri halde
 
ANLAMI
Size inanacaklarını umuyor musunuz Oysa onlardan bir takımı Allah'ın sözünü işitiyor, ona akılları yattıktan sonra, bile bile onu tahrif ediyorlardı.
Ayet 76 Arapça Ayet
وَإِذَاzamanلَقُواْrastladıklarıٱلَّذِينَkimselerleءَامَنُواْinananقَالُوٓاْderlerءَامَنَّاinandıkوَإِذَاzamanخَلَاyalnız kaldıklarıبَعۡضُهُمۡonların bazısıإِلَىٰbazısınaبَعۡضٖ*قَالُوٓاْderlerأَتُحَدِّثُونَهُمonlara haber mi veriyorsunuzبِمَاşeyleriفَتَحَaçtığıٱللَّهُAllah'ınعَلَيۡكُمۡsizeلِيُحَآجُّوكُمsizin aleyhinizde delil olarak kullansınlarبِهِۦonuعِندَkatındaرَبِّكُمۡۚRabbinizأَفَلَاAklınızı kullanmıyor musunuz?تَعۡقِلُونَ*
 
ANLAMI
İnananlarla karşılaştıkları zaman, "İnandık" derlerdi; birbirleriyle yalnız kaldıklarında, "Rabbinizin katında size karşı hüccet göstersinler diye mi Allah'ın size açıkladığını onlara anlatıyorsunuz Bunu akletmiyor musunuz?" derlerdi.
SAYFA 12
Ayet 77 Arapça Ayet
أَوَلَاbilmiyorlar mı ki?يَعۡلَمُونَ*أَنَّşüphesizٱللَّهَAllahيَعۡلَمُbilirمَاşeyleriيُسِرُّونَonların gizledikleriوَمَاve şeyleriيُعۡلِنُونَaçığa vurdukları
 
ANLAMI
Gizlediklerini de, açıkladıklarını da Allah'ın bildiğini bilmiyorlar mı?
Ayet 78 Arapça Ayet
وَمِنۡهُمۡonların içinde vardırأُمِّيُّونَümmilerلَاbilmezlerيَعۡلَمُونَ*ٱلۡكِتَٰبَKitabıإِلَّآdışındaأَمَانِيَّkuruntularıوَإِنۡonlarهُمۡ*إِلَّاsadeceيَظُنُّونَzannediyorlar
 
ANLAMI
Onların bir kısmının okuyup yazması yoktu. Kitab'ı bilmezlerdi; bildikleri sadece bir takım yalan ve kuruntulardı. Onlar ancak vehim içindedirler.
Ayet 79 Arapça Ayet
فَوَيۡلٞvay halineلِّلَّذِينَo kimselerin kiيَكۡتُبُونَyazıyorlarٱلۡكِتَٰبَKitabıبِأَيۡدِيهِمۡelleriyleثُمَّsonraيَقُولُونَdiyorlarهَٰذَاbuمِنۡkatındandırعِندِ*ٱللَّهِAllahلِيَشۡتَرُواْsatmak içinبِهِۦonuثَمَنٗاparayaقَلِيلٗاۖazıcıkفَوَيۡلٞvay halineلَّهُمonlarınمِّمَّاötürüكَتَبَتۡyazdığındanأَيۡدِيهِمۡellerininوَوَيۡلٞvay halineلَّهُمonlarınمِّمَّاötürüيَكۡسِبُونَkazandıklarından
 
ANLAMI
Vay, Kitabı elleriyle yazıp, sonra da onu az bir değere satmak için, "Bu Allah katındandır" diyenlere! Vay ellerinin yazdıklarına! Vay kazandıklarına!
Ayet 80 Arapça Ayet
وَقَالُواْBir de dediler kiلَنaslaتَمَسَّنَاbize dokunmayacaktırٱلنَّارُateşإِلَّآdışındaأَيَّامٗاgünمَّعۡدُودَةٗۚsayılı birkaçقُلۡDe kiأَتَّخَذۡتُمۡaldınız mı?عِندَkatındaٱللَّهِAllahعَهۡدٗاbir söz (bu hususta)فَلَنöyleyseيُخۡلِفَdönmezٱللَّهُAllahعَهۡدَهُۥٓۖsözündenأَمۡyoksaتَقُولُونَsöylüyorsunuzعَلَىhakkındaٱللَّهِAllahمَاbir şeyلَاbilmediğinizتَعۡلَمُونَ*
 
ANLAMI
"Ateş bize sadece sayılı birkaç gün değecektir", derler; sor, "Allah katından siz söz mü aldınız?", eğer öyle ise Allah sözünden caymayacaktır. "Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?"
Ayet 81 Arapça Ayet
بَلَىٰۚevetمَنkimكَسَبَkazanırسَيِّئَةٗbir günahوَأَحَٰطَتۡve kuşatmış olursaبِهِۦkendisiniخَطِيٓـَٔتُهُۥsuçuفَأُوْلَـٰٓئِكَişte onlarأَصۡحَٰبُhalkıdırٱلنَّارِۖateşهُمۡonlarفِيهَاoradaخَٰلِدُونَsürekli kalacaklardır
 
ANLAMI
Hayır öyle değil; kötülük işleyip suçu kendisini kuşatmış olan kimseler; cehennemlikler işte onlardır. Onlar orada temellidirler.
Ayet 82 Arapça Ayet
وَٱلَّذِينَkimselerءَامَنُواْinananوَعَمِلُواْve yapanlarٱلصَّـٰلِحَٰتِyararlı işlerأُوْلَـٰٓئِكَişte onlar daأَصۡحَٰبُhalkıdırٱلۡجَنَّةِۖcennetهُمۡonlarفِيهَاoradaخَٰلِدُونَsürekli kalacaklardır
 
ANLAMI
İnanıp yararlı işler yapan kimseler cennetlik olanlardır, onlar da orada temellidirler.
Ayet 83 Arapça Ayet
وَإِذۡve haniأَخَذۡنَاbiz almıştıkمِيثَٰقَbir sözبَنِيٓoğullarındanإِسۡرَـٰٓءِيلَİsrailلَاkulluk etmeyeceksinizتَعۡبُدُونَ*إِلَّاbaşkasınaٱللَّهَAllah'tanوَبِٱلۡوَٰلِدَيۡنِve anaya-babayaإِحۡسَانٗاiyilik edeceksinizوَذِيveٱلۡقُرۡبَىٰyakınlaraوَٱلۡيَتَٰمَىٰve yetimlereوَٱلۡمَسَٰكِينِve yoksullaraوَقُولُواْve söyleyinلِلنَّاسِinsanlaraحُسۡنٗاgüzel sözوَأَقِيمُواْve kılınٱلصَّلَوٰةَnamazıوَءَاتُواْve verinٱلزَّكَوٰةَzekatıثُمَّsonraتَوَلَّيۡتُمۡdöndünüzإِلَّاhariçقَلِيلٗاpek azınızمِّنكُمۡsizden olanوَأَنتُمve sizمُّعۡرِضُونَyüz çeviriyorsunuz
 
ANLAMI
İsrailoğullarından, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anne babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlarla güzel güzel konuşun, namazı kılın, zekatı verin" diye söz almıştık. Sonra siz pek azınız müstesna, döndünüz; hala da yüz çevirip duruyorsunuz.
SAYFA 13
Ayet 84 Arapça Ayet
وَإِذۡhaniأَخَذۡنَاalmıştıkمِيثَٰقَكُمۡsizden kesin sözلَاdökmeyeceksinizتَسۡفِكُونَ*دِمَآءَكُمۡbirbirinizin kanınıوَلَاçıkarmayacaksınızتُخۡرِجُونَ*أَنفُسَكُمbirbiriniziمِّنyurtlarınızdanدِيَٰرِكُمۡ*ثُمَّsonraأَقۡرَرۡتُمۡkabul etmiştinizوَأَنتُمۡve sizتَشۡهَدُونَşahidsiniz
 
ANLAMI
Kanınızı dökmeyin, birbirinizi yurdunuzdan sürmeyin diye sizden söz almıştık, sonra bunu böylece kabul etmiştiniz, buna siz şahidsiniz.
Ayet 85 Arapça Ayet
ثُمَّAmaأَنتُمۡsizهَـٰٓؤُلَآءِöldürüyorsunuzتَقۡتُلُونَ*أَنفُسَكُمۡbirbiriniziوَتُخۡرِجُونَve çıkarıyorsunuzفَرِيقٗاbir grubuمِّنكُمsizdenمِّنyurtlarındanدِيَٰرِهِمۡ*تَظَٰهَرُونَbirleşiyorsunuzعَلَيۡهِمonlara karşıبِٱلۡإِثۡمِgünahوَٱلۡعُدۡوَٰنِve düşmanlıklaوَإِنve eğerيَأۡتُوكُمۡsize geldiklerindeأُسَٰرَىٰesir olarakتُفَٰدُوهُمۡfidyelerini veriyorsunuzوَهُوَve oمُحَرَّمٌyasaklanmış ikenعَلَيۡكُمۡsizeإِخۡرَاجُهُمۡۚonları çıkarmakأَفَتُؤۡمِنُونَyoksa siz inanıyorsunuz daبِبَعۡضِbir kısmınaٱلۡكِتَٰبِKitabınوَتَكۡفُرُونَinkar mı ediyorsunuzبِبَعۡضٖۚbir kısmınıفَمَاnedir?جَزَآءُcezasıمَنkimseninيَفۡعَلُyapanذَٰلِكَbunuمِنكُمۡsizdenإِلَّاbaşkaخِزۡيٞrezil olmaktanفِيhayatındaٱلۡحَيَوٰةِ*ٱلدُّنۡيَاۖdünyaوَيَوۡمَve günündeٱلۡقِيَٰمَةِkıyametيُرَدُّونَonlar itilirlerإِلَىٰٓen şiddetlisineأَشَدِّ*ٱلۡعَذَابِۗazabınوَمَاdeğildirٱللَّهُAllahبِغَٰفِلٍgafilعَمَّاyaptıklarınızdanتَعۡمَلُونَ*
 
ANLAMI
Sonra siz, birbirinizi öldüren, aranızdan bir takımı memleketlerinden süren, onlara karşı günah ve düşmanlıkta birleşen, onları çıkarmak haramken size esir olarak geldiklerinde fidyelerini vermeye kalkan kimselersiniz. Kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz Aranızda böyle yapanın cezası ancak dünya hayatında rezil olmaktır. Ahiret gününde de azabın en şiddetlisine onlar uğratılırlar. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.
Ayet 86 Arapça Ayet
أُوْلَـٰٓئِكَişte onlarٱلَّذِينَkimselerdirٱشۡتَرَوُاْsatın alanٱلۡحَيَوٰةَhayatınıٱلدُّنۡيَاdünyaبِٱلۡأٓخِرَةِۖahireti veripفَلَاhiç hafifletilmezيُخَفَّفُ*عَنۡهُمُonlardanٱلۡعَذَابُazabوَلَاve hiçهُمۡonlaraيُنصَرُونَyardım edilmez
 
ANLAMI
Onlar ahiret karşılığında dünya hayatını satın alan kimselerdir, bu yüzden azabları hafifletilmez, onlar yardım da görmezler.
Ayet 87 Arapça Ayet
وَلَقَدۡve andolsunءَاتَيۡنَاverdikمُوسَىMusa'yaٱلۡكِتَٰبَKitabıوَقَفَّيۡنَاbirbiri ardınca gönderdikمِنۢarkasındanبَعۡدِهِۦ*بِٱلرُّسُلِۖpeygamberlerوَءَاتَيۡنَاve verdikعِيسَىÎsa'yaٱبۡنَoğluمَرۡيَمَMeryemٱلۡبَيِّنَٰتِaçık delillerوَأَيَّدۡنَٰهُve onu destekledikبِرُوحِRuh ile (Ruh'ül-Kudüs)ٱلۡقُدُسِۗKudüs (Ruh'ül-Kudüs)أَفَكُلَّمَاöyle mi?جَآءَكُمۡsize gelseرَسُولُۢbir peygamberبِمَاşey ileلَاistemediğiتَهۡوَىٰٓ*أَنفُسُكُمُcanınızın;ٱسۡتَكۡبَرۡتُمۡbüyüklük taslayarakفَفَرِيقٗاkiminiكَذَّبۡتُمۡyalanlayacakوَفَرِيقٗاkimini deتَقۡتُلُونَöldüreceksiniz
 
ANLAMI
And olsun ki, Musa'ya kitap verdik, ondan sonra ardarda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya belgeler verdik, onu Ruhul Kudüs ile destekledik. Size bir peygamber nefsinizin hoşlanmadığı bir şey getirdikçe, büyüklük taslayarak, bir kısmını yalancı sayıp, bir kısmını öldürür müsünüz?
Ayet 88 Arapça Ayet
وَقَالُواْve dedilerقُلُوبُنَاkalblerimizغُلۡفُۢۚperdelidirبَلbilakisلَّعَنَهُمُonları la'netlemiştirٱللَّهُAllahبِكُفۡرِهِمۡinkarlarından dolayıفَقَلِيلٗاartık çok azمَّاinanırlarيُؤۡمِنُونَ*
 
ANLAMI
"Kalplerimiz perdelidir" dediler, hayır, Allah inkarlarından dolayı onları lanetlemiştir. Onların pek azı inanırlar.
SAYFA 14
Ayet 89 Arapça Ayet
وَلَمَّاNe zaman kiجَآءَهُمۡonlara geldiكِتَٰبٞbir Kitap (Kur'an)مِّنۡkatındanعِندِ*ٱللَّهِAllahمُصَدِّقٞdoğrulayıcıلِّمَاşeyiمَعَهُمۡyanlarında bulunan (Tevrat)ıوَكَانُواْve idilerمِنdaha önceقَبۡلُ*يَسۡتَفۡتِحُونَyardım istedikleriعَلَىkarşıٱلَّذِينَkimselereكَفَرُواْinkar edenفَلَمَّاne zamanجَآءَهُمkendilerine gelinceمَّاşeyعَرَفُواْo bildikleri (Kur'an)كَفَرُواْinkar ettilerبِهِۦۚonuفَلَعۡنَةُartık la'netiٱللَّهِAllah'ınعَلَىüzerine olsun!ٱلۡكَٰفِرِينَinkarcıların
 
ANLAMI
Vaktaki Allah katından onlara, kendilerinde olanı tasdik eden Kitap geldi ki onlar bundan önceleri, inkar edenlere karşı kendilerine yardım gelmesini beklerlerdi, bildikleri gelince onu inkar ettiler. Allah'ın laneti, inkar edenlerin üzerine olsun.
Ayet 90 Arapça Ayet
بِئۡسَمَاne kötüdürٱشۡتَرَوۡاْsattıkları şeyبِهِۦٓonunlaأَنفُسَهُمۡkendileriniأَنiçinيَكۡفُرُواْinkar etmekبِمَآşeyiأَنزَلَindirdiğiٱللَّهُAllah'ınبَغۡيًاçekemeyerekأَن(vahiy) indirmesiniيُنَزِّلَ*ٱللَّهُAllah'ınمِنlutfundanفَضۡلِهِۦ*عَلَىٰüzerineمَنkimseninيَشَآءُdilediğiمِنۡkullarındanعِبَادِهِۦۖ*فَبَآءُوuğradılarبِغَضَبٍgazabعَلَىٰüstüneغَضَبٖۚgazabaوَلِلۡكَٰفِرِينَve inkar edenler içinعَذَابٞbir azab vardırمُّهِينٞalçaltıcı
 
ANLAMI
Allah'ın kullarından dilediğine, bol ihsanından indirmesini çekemeyerek, Allah'ın indirdiğini inkar etmekle, kendilerini ne kötü bir şey karşılığında sattılar. Bu yüzden gazab üstüne gazaba uğradılar. Kafirlere alçaltıcı bir azab vardır.
Ayet 91 Arapça Ayet
وَإِذَاzamanقِيلَdenildiğiلَهُمۡonlaraءَامِنُواْinanınبِمَآşeyeأَنزَلَindirdiğiٱللَّهُAllah'ınقَالُواْderlerنُؤۡمِنُinanırızبِمَآşeyeأُنزِلَindirilenعَلَيۡنَاbizeوَيَكۡفُرُونَve inkar ederlerبِمَاşeyiوَرَآءَهُۥondan sonra gelenوَهُوَhalbuki oٱلۡحَقُّhaktırمُصَدِّقٗاdoğrulayanلِّمَاşeyiمَعَهُمۡۗyanlarında bulunanقُلۡde kiفَلِمَneden?تَقۡتُلُونَöldürüyordunuzأَنۢبِيَآءَpeygamberleriniٱللَّهِAllah'ınمِنdaha önceقَبۡلُ*إِنgerçektenكُنتُمidiysenizمُّؤۡمِنِينَinanıyor
 
ANLAMI
Onlara, "Allah'ın indirdiğine inanın" denildiğinde "Bize indirilene inanırız" deyip ondan sonra gelen Kuran'ı inkar ederler; halbuki o, ellerinde bulunan Tevrat'ı tasdik eden hak bir Kitap'dır. Onlara "Eğer inanıyor idiyseniz niçin daha önce Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuz?" diye sor.
Ayet 92 Arapça Ayet
۞وَلَقَدۡAndolsunجَآءَكُمsize gelmiştiمُّوسَىٰMusaبِٱلۡبَيِّنَٰتِapaçık delillerleثُمَّsonraٱتَّخَذۡتُمُ(ilah) edinmiştinizٱلۡعِجۡلَbuzağıyıمِنۢardındanبَعۡدِهِۦ*وَأَنتُمۡve sizظَٰلِمُونَzalimler olarak
 
ANLAMI
And olsun ki, Musa size mucizeler getirdi, sonra ardından kendinize yazık ederek buzağıyı tanrı olarak benimsediniz.
Ayet 93 Arapça Ayet
وَإِذۡhani bir zamanأَخَذۡنَاalmıştıkمِيثَٰقَكُمۡkesin sözünüzüوَرَفَعۡنَاve kaldırmıştıkفَوۡقَكُمُüzerinizeٱلطُّورَTur(dağın)ıخُذُواْtutunمَآşeyiءَاتَيۡنَٰكُمsize verdiğimizبِقُوَّةٖkuvvetleوَٱسۡمَعُواْۖdinleyin (demiştik)قَالُواْdedilerسَمِعۡنَاdinledikوَعَصَيۡنَاve isyan ettikوَأُشۡرِبُواْve içirildiفِيkalblerineقُلُوبِهِمُ*ٱلۡعِجۡلَbuzağı (sevgisi)بِكُفۡرِهِمۡۚinkarlarıylaقُلۡde kiبِئۡسَمَاne kötü şeyيَأۡمُرُكُمsize emrediyorبِهِۦٓonunlaإِيمَٰنُكُمۡimanınızإِنeğerكُنتُمisenizمُّؤۡمِنِينَinanan kimseler
 
ANLAMI
Sizden kesin söz almış ve Tur'u tepenize dikmiştik, "Size verdiğimize kuvvetle sarılın ve dinleyin" demiştik "İşittik ve karşı geldik" dediler de inkarları yüzünden buzağı sevgisi kalblerine sindirildi. De ki, "Eğer inanmışsanız, imanınız size ne kötü şey emrediyor?"
SAYFA 15
Ayet 94 Arapça Ayet
قُلۡde kiإِنeğerكَانَتۡiseلَكُمُsize aitٱلدَّارُyurduٱلۡأٓخِرَةُahiretعِندَkatındaٱللَّهِAllahخَالِصَةٗgerçektenمِّن(değil de)دُونِbaşkasınınٱلنَّاسِinsanlardanفَتَمَنَّوُاْhaydi temenni edinٱلۡمَوۡتَölümüإِنeğerكُنتُمۡisenizصَٰدِقِينَsözünüzde doğru
 
ANLAMI
De ki, "Eğer ahiret yurdu Allah katında başkalarına değil de yalnız size mahsus ise ve eğer doğru sözlü iseniz, ölümü dilesenize!"
Ayet 95 Arapça Ayet
وَلَنfakat (ölümü) istemezlerيَتَمَنَّوۡهُ*أَبَدَۢاaslaبِمَاdolayıقَدَّمَتۡyapıp sunduğu işlerdenأَيۡدِيهِمۡۚellerininوَٱللَّهُAllahعَلِيمُۢbilirبِٱلظَّـٰلِمِينَzalimleri
 
ANLAMI
Bunu, önceden işlediklerinden ötürü, asla dilemeyeceklerdir. Allah zalimleri bilir.
Ayet 96 Arapça Ayet
وَلَتَجِدَنَّهُمۡonları bulursunأَحۡرَصَen düşkünüٱلنَّاسِinsanlarınعَلَىٰhayataحَيَوٰةٖ*وَمِنَkimselerdenٱلَّذِينَ*أَشۡرَكُواْۚortak koşan(lar)يَوَدُّisterأَحَدُهُمۡher biriلَوۡolsaيُعَمَّرُyaşatılmasınıأَلۡفَbinسَنَةٖyılوَمَاve değildirهُوَoبِمُزَحۡزِحِهِۦonu uzaklaştıracakمِنَazabdanٱلۡعَذَابِ*أَنoysaيُعَمَّرَۗ(o kadar) yaşamasıوَٱللَّهُAllahبَصِيرُۢgörüyorبِمَاşeyleriيَعۡمَلُونَyaptıkları
 
ANLAMI
And olsun ki, onların hayata diğer insanlardan ve hatta Allah'a eş koşanlardan da daha düşkün olduklarını görürsün. Her biri ömrünün bin yıl olmasını ister. Oysa uzun ömürlü olması onu azabdan uzaklaştırmaz. Allah onların yaptıklarını görür.
Ayet 97 Arapça Ayet
قُلۡde kiمَنkimكَانَise (bilsin ki)عَدُوّٗاdüşmandırلِّـجِبۡرِيلَCebrail'eفَإِنَّهُۥşüphesiz oنَزَّلَهُۥonu indirmiştirعَلَىٰkalbineقَلۡبِكَ*بِإِذۡنِizniyleٱللَّهِAllah'ınمُصَدِّقٗاdoğrulayıcı olarakلِّمَاkendinden öncekileriبَيۡنَ*يَدَيۡهِ*وَهُدٗىve hidayetوَبُشۡرَىٰve müjdeciلِلۡمُؤۡمِنِينَinananlar için
 
ANLAMI
De ki, "Cebrail'e düşman olan kimse Allah'a düşmandır", çünkü O, Kuran'ı Allah'ın izniyle kendinden öncekini tasdik ederek, yol gösterici ve inananlara müjdeci olarak senin kalbine indirmiştir.
Ayet 98 Arapça Ayet
مَنkimكَانَiseعَدُوّٗاdüşmanلِّلَّهِAllah'aوَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦve meleklerineوَرُسُلِهِۦve resullerineوَجِبۡرِيلَve Cebrail'eوَمِيكَىٰلَve Mikail'eفَإِنَّşüphesizٱللَّهَAllah daعَدُوّٞdüşmanıdırلِّلۡكَٰفِرِينَinkar edenlerin
 
ANLAMI
Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olan kimse inkar etmiş olur. Allah şüphesiz, inkar edenlerin düşmanıdır.
Ayet 99 Arapça Ayet
وَلَقَدۡandolsunأَنزَلۡنَآindirdikإِلَيۡكَsanaءَايَٰتِۭayetlerبَيِّنَٰتٖۖapaçıkوَمَاve etmezيَكۡفُرُinkarبِهَآonlarıإِلَّاbaşkasıٱلۡفَٰسِقُونَfasıklardan
 
ANLAMI
And olsun ki, sana apaçık ayetler indirdik. Onları sadece yoldan çıkmışlar inkar eder.
Ayet 100 Arapça Ayet
أَوَكُلَّمَاne zamanعَٰهَدُواْanlaştılarsaعَهۡدٗاahitleنَّبَذَهُۥonu bozdularفَرِيقٞbir grupمِّنۡهُمۚonlardanبَلۡzatenأَكۡثَرُهُمۡçoklarıلَاinanmazlarيُؤۡمِنُونَ*
 
ANLAMI
Onlar, her ne zaman bir ahidde bulunmuşlarsa içlerinden bir takımı onu bozmamış mıdır Zaten onların çoğu inanmazlar.
Ayet 101 Arapça Ayet
وَلَمَّاne zamanجَآءَهُمۡonlara geldiyseرَسُولٞbir elçiمِّنۡkatındanعِندِ*ٱللَّهِAllah'ınمُصَدِّقٞdoğrulayanلِّمَاşeyleriمَعَهُمۡyanlarındakiنَبَذَattılarفَرِيقٞbir gurupمِّنَkendilerineٱلَّذِينَ*أُوتُواْverilenlerdenٱلۡكِتَٰبَkitapكِتَٰبَkitabıٱللَّهِAllah'ınوَرَآءَarkasınaظُهُورِهِمۡsırtlarınınكَأَنَّهُمۡsanki gibiلَاbilmiyorlarmışيَعۡلَمُونَ*
 
ANLAMI
Yanlarındakini doğrulayan bir Peygamber, Allah katından onlara gelince Kitap verilenlerden bir takımı, bilmiyorlarmış gibi, Allah'ın Kitabı'nı arkalarına attılar.
SAYFA 16
Ayet 102 Arapça Ayet
وَٱتَّبَعُواْve uydularمَاşeyeتَتۡلُواْuydurduğuٱلشَّيَٰطِينُşeytanlarınعَلَىٰhakkındaمُلۡكِmülküسُلَيۡمَٰنَۖSüleyman'ınوَمَاküfre girmediكَفَرَ*سُلَيۡمَٰنُSüleymanوَلَٰكِنَّfakatٱلشَّيَٰطِينَşeytanlarكَفَرُواْküfre girdilerيُعَلِّمُونَöğreterekٱلنَّاسَinsanlaraٱلسِّحۡرَsihriوَمَآve şeyiأُنزِلَindirilenعَلَىiki meleğeٱلۡمَلَكَيۡنِ*بِبَابِلَBabil'deهَٰرُوتَHarutوَمَٰرُوتَۚve Marut (isimli)وَمَاonlar öğretmezlerdiيُعَلِّمَانِ*مِنۡhiç kimseyeأَحَدٍ*حَتَّىٰdemedikçeيَقُولَآ*إِنَّمَاşüphesizنَحۡنُbizفِتۡنَةٞfitneyizفَلَاsakın küfre girmeyinتَكۡفُرۡۖ*فَيَتَعَلَّمُونَfakat öğreniyorlardıمِنۡهُمَاbunlardanمَاşeyiيُفَرِّقُونَayıranبِهِۦonunlaبَيۡنَarasınıٱلۡمَرۡءِeşiوَزَوۡجِهِۦۚve karısınınوَمَاve değildirهُمama onlarبِضَآرِّينَzarar veriyorبِهِۦonunlaمِنۡhiç kimseyeأَحَدٍ*إِلَّاbaşkaبِإِذۡنِiznindenٱللَّهِۚAllah'ınوَيَتَعَلَّمُونَonlar öğreniyorlardıمَاşeyiيَضُرُّهُمۡzarar verenوَلَاdeğilيَنفَعُهُمۡۚyarar vereniوَلَقَدۡandolsunعَلِمُواْgayet iyi biliyorlardı kiلَمَنِkimseninٱشۡتَرَىٰهُonu satın alanمَاyokturلَهُۥonunفِيahiretteٱلۡأٓخِرَةِ*مِنۡbir nasibiخَلَٰقٖۚ*وَلَبِئۡسَve ne kötüdürمَاşeyشَرَوۡاْsattıklarıبِهِۦٓonunlaأَنفُسَهُمۡۚkendileriniلَوۡkeşkeكَانُواْ(bunu) bilselerdi!يَعۡلَمُونَ*
 
ANLAMI
Şeytanların Süleyman'ın hükümdarlığı hakkında söylediklerine uydular. Oysa Süleyman kafir değildi, ama insanlara sihri öğreten şeytanlar kafir olmuşlardı. Babil'de, melek denilen Harut ve Marut'a bir şey indirilmemişti. Bu ikisi "Biz sadece imtihan ediyoruz, sakın inkar etme" demedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi. Halbuki bu ikisinden, koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Oysa Allah'ın izni olmadıkça onlar kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar verecek, faydalı olmayacak şeyler öğreniyorlardı. And olsun ki, onu satın alanın ahiretten bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şeyin ne kötü olduğunu keşke bilselerdi!
Ayet 103 Arapça Ayet
وَلَوۡve eğerأَنَّهُمۡşüphesiz onlarءَامَنُواْiman etselerوَٱتَّقَوۡاْve sakınmış olsalardıلَمَثُوبَةٞsevabıمِّنۡkatındanعِندِ*ٱللَّهِAllah'ınخَيۡرٞۚdaha hayırlı (olurdu)لَّوۡkeşkeكَانُواْidiيَعۡلَمُونَbilseler
 
ANLAMI
Onlar inanıp, Allah'a karşı gelmekten sakınsalardı, Allah katından olan sevab daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi!
Ayet 104 Arapça Ayet
يَـٰٓأَيُّهَاEyٱلَّذِينَkimselerءَامَنُواْinanan(lar)لَاdemeyinتَقُولُواْ*رَٰعِنَاRa'ina (bizi gözet yahut: kaba söz)وَقُولُواْdeyinٱنظُرۡنَاunzurna (bize bak)وَٱسۡمَعُواْۗve dinleyinوَلِلۡكَٰفِرِينَve kafirler için vardırعَذَابٌbir azabأَلِيمٞacı
 
ANLAMI
Ey inananlar! Peygamber'e, "Bizi de dinle" (raina; kötü anlama gelebilecek söz) demeyin, "Bizi gözet" (unzurna) deyin ve dinleyin, inkar edenlere elem verici azab vardır.
Ayet 105 Arapça Ayet
مَّاarzu etmezlerيَوَدُّ*ٱلَّذِينَkimselerكَفَرُواْinkar eden(ler)مِنۡehlindenأَهۡلِ*ٱلۡكِتَٰبِkitabوَلَاve müşriklerdenٱلۡمُشۡرِكِينَ*أَنindirilmesiniيُنَزَّلَ*عَلَيۡكُمsizeمِّنۡhiçbirخَيۡرٖhayırمِّنRabbinizdenرَّبِّكُمۡۚ*وَٱللَّهُoysa Allahيَخۡتَصُّtahsis ederبِرَحۡمَتِهِۦrahmetiniمَنkimseyeيَشَآءُۚdilediğiوَٱللَّهُAllahذُوsahibidirٱلۡفَضۡلِlutufٱلۡعَظِيمِbüyük
 
ANLAMI
Kitap ehlinden ve Allah'a eş koşanlardan inkar edenler, Rabbinizden size bir iyilik gelmesini istemezler. Allah, rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah büyük nimet sahibidir.
SAYFA 17
Ayet 106 Arapça Ayet
۞مَاne kiنَنسَخۡbiz neshedersekمِنۡ(bir parça)ءَايَةٍayetiأَوۡveyaنُنسِهَاonu unutturursakنَأۡتِgetiririzبِخَيۡرٖdaha iyisiniمِّنۡهَآondanأَوۡya daمِثۡلِهَآۗbenzeriniأَلَمۡbilmez misin?تَعۡلَمۡ*أَنَّşüphesizٱللَّهَAllah'ınعَلَىٰher şeyeكُلِّ*شَيۡءٖ*قَدِيرٌgücü yeter
 
ANLAMI
Herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını veya onun benzerini getiririz. Allah'ın her şeye kadir olduğunu bilmez misin?
Ayet 107 Arapça Ayet
أَلَمۡbilmez misin?تَعۡلَمۡ*أَنَّşüphesizٱللَّهَAllahلَهُۥonundurمُلۡكُmülküٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerinوَٱلۡأَرۡضِۗve yerinوَمَاve yokturلَكُمsizeمِّنbaşkaدُونِ*ٱللَّهِAllah'tanمِنhiçbirوَلِيّٖkoruyucuوَلَاve (ne de)نَصِيرٍbir yardımcı
 
ANLAMI
Göklerin ve yerin Hükümdarlığının Allah'a aid olduğunu bilmez misin Allah'tan başka dost ve yardımcınız yoktur.
Ayet 108 Arapça Ayet
أَمۡyoksaتُرِيدُونَarzu (mu) ediyorsunuz?أَنistekte bulunmayıتَسۡـَٔلُواْ*رَسُولَكُمۡrasulunüzdenكَمَاgibiسُئِلَistedikleriمُوسَىٰMusa'danمِنdaha önceقَبۡلُۗ*وَمَنve kimيَتَبَدَّلِdeğiştirirseٱلۡكُفۡرَinkarıبِٱلۡإِيمَٰنِimanaفَقَدۡşüphesiz (o)ضَلَّsapıtmıştırسَوَآءَdümdüzٱلسَّبِيلِyolu
 
ANLAMI
Yoksa, daha önce Musa'nın sorguya çekildiği gibi, siz de peygamberinizi sorguya mı çekmek istiyorsunuz İmanı inkarla değiştiren, şüphesiz doğru yoldan sapmış olur.
Ayet 109 Arapça Ayet
وَدَّisterlerكَثِيرٞbir çoğuمِّنۡehlindenأَهۡلِ*ٱلۡكِتَٰبِkitapلَوۡşayetيَرُدُّونَكُمsizi döndürmekمِّنۢsonraبَعۡدِ*إِيمَٰنِكُمۡimanınızdanكُفَّارًاkafirler olarakحَسَدٗاhasetleمِّنۡiçlerindekiعِندِ*أَنفُسِهِم*مِّنۢsonraبَعۡدِ*مَاapaçık belli olduktanتَبَيَّنَ*لَهُمُonlaraٱلۡحَقُّۖgerçekفَٱعۡفُواْaffedinوَٱصۡفَحُواْhoş görünحَتَّىٰkadarيَأۡتِيَgetirinceyeٱللَّهُAllahبِأَمۡرِهِۦٓۗemriniإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahعَلَىٰherكُلِّ*شَيۡءٖşeyeقَدِيرٞgücü yetendir
 
ANLAMI
Kitap ehlinin çoğu, hak kendilerine apaçık belli olduktan sonra, içlerindeki çekememezlikten ötürü, sizi, inandıktan sonra küfre döndürmeyi isterler. Allah'ın emri gelene kadar onları affedin, geçin. Allah muhakkak her şeye Kadir'dir.
Ayet 110 Arapça Ayet
وَأَقِيمُواْve kılınٱلصَّلَوٰةَnamazıوَءَاتُواْve verinٱلزَّكَوٰةَۚzekatıوَمَاne kiتُقَدِّمُواْne gönderirsinizلِأَنفُسِكُمkendiniz içinمِّنۡhayırdanخَيۡرٖ*تَجِدُوهُbulursunuzعِندَkatındaٱللَّهِۗAllah'ınإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahبِمَاşeyleriتَعۡمَلُونَyaptıklarınızبَصِيرٞgörür
 
ANLAMI
Namazı kılın, zekatı verin, kendiniz için önden gönderdiğiniz her hayrı Allah katında bulacaksınız. Allah yaptıklarınızı şüphesiz görür.
Ayet 111 Arapça Ayet
وَقَالُواْve dedilerلَنasla giremezيَدۡخُلَ*ٱلۡجَنَّةَcenneteإِلَّاbaşkasıمَنkimsedenكَانَolanهُودًاYahudiأَوۡveyahutنَصَٰرَىٰۗhıristiyanتِلۡكَişte buأَمَانِيُّهُمۡۗonların kuruntusudurقُلۡde kiهَاتُواْgetirinبُرۡهَٰنَكُمۡdeliliniziإِنeğerكُنتُمۡisenizصَٰدِقِينَdoğru
 
ANLAMI
"Yahudi veya Hıristiyan olmayan kimse elbette cennete girmeyecek" dediler; bu onların kuruntularıdır. De ki: "Sözünüz doğru ise delillerinizi getirin".
Ayet 112 Arapça Ayet
بَلَىٰۚhayırمَنۡkimأَسۡلَمَteslim ederseوَجۡهَهُۥyüzünüلِلَّهِAllah'aوَهُوَve oمُحۡسِنٞişini güzel yaparakفَلَهُۥٓonunأَجۡرُهُۥmükafatıعِندَyanındadırرَبِّهِۦRabbininوَلَاve yokturخَوۡفٌkorkuعَلَيۡهِمۡonlaraوَلَاve yokturهُمۡonlaraيَحۡزَنُونَüzülmek
 
ANLAMI
Hayır, öyle değil; iyilik yaparak kendini Allah'a veren kimsenin ecri Rabbi'nin katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
SAYFA 18
Ayet 113 Arapça Ayet
وَقَالَتِve dediler kiٱلۡيَهُودُYahudilerلَيۡسَتِdeğillerٱلنَّصَٰرَىٰHıristiyanlarعَلَىٰüzerindeشَيۡءٖbir şey (temel)وَقَالَتِve dediler kiٱلنَّصَٰرَىٰHıristiyanlar daلَيۡسَتِdeğildirlerٱلۡيَهُودُYahudilerعَلَىٰüzerindeشَيۡءٖbir şey (temel)وَهُمۡoysa onlarيَتۡلُونَokuyorlarٱلۡكِتَٰبَۗKitabıكَذَٰلِكَböyleceقَالَsöyledilerٱلَّذِينَkimselerلَاbilmeyen(ler)يَعۡلَمُونَ*مِثۡلَbenzeriniقَوۡلِهِمۡۚonların sözlerininفَٱللَّهُartık Allahيَحۡكُمُhüküm verecektirبَيۡنَهُمۡaralarındaيَوۡمَgünüٱلۡقِيَٰمَةِkıyametفِيمَاşey hakkındaكَانُواْolduklarıفِيهِondaيَخۡتَلِفُونَihtilaf halinde
 
ANLAMI
Yahudiler "Hıristiyanlar bir temel üzerinde değil" dediler, Hıristiyanlar da "Yahudiler bir temel üzerinde değil" dediler; oysa onlar Kitaplarını da okuyorlar. Bilgisizler de tıpkı onların söylediklerini söylemiştir. Allah, kıyamet günü, anlaşmazlığa düştükleri şeylerde onların arasında hüküm verecektir.
Ayet 114 Arapça Ayet
وَمَنۡve kim olabilirأَظۡلَمُdaha zalimمِمَّنkimsedenمَّنَعَmen edenمَسَٰجِدَmescidlerindeٱللَّهِAllah'ınأَنanılmasınaيُذۡكَرَ*فِيهَاiçindeٱسۡمُهُۥismininوَسَعَىٰve çalışandanفِيonların harabolmasınaخَرَابِهَآۚ*أُوْلَـٰٓئِكَişteمَاyokturكَانَolmalarıلَهُمۡonlar içinأَنgirmeleriيَدۡخُلُوهَآ*إِلَّاdışındaخَآئِفِينَۚkorka korkaلَهُمۡonlar için vardırفِيdünyadaٱلدُّنۡيَا*خِزۡيٞrezillikوَلَهُمۡve vardırفِيahiretteٱلۡأٓخِرَةِ*عَذَابٌazapعَظِيمٞbüyük bir
 
ANLAMI
Allah'ın mescidlerinde O'nun isminin anılmasını yasak eden ve oraların yıkılmasına çalışan kimseden daha zalim kim vardır Onların oralara korkmadan girememeleri gerekir. Dünyada rezillik onlaradır, ahirette büyük azab da onlaradır.
Ayet 115 Arapça Ayet
وَلِلَّهِve Allah'ındırٱلۡمَشۡرِقُdoğu daوَٱلۡمَغۡرِبُۚbatı daفَأَيۡنَمَاnereyeتُوَلُّواْdönersenizفَثَمَّoradadırوَجۡهُyüzü (zatı)ٱللَّهِۚAllah'ınإِنَّşüphesizٱللَّهَAllah'(ın)وَٰسِعٌ(rahmeti ve ni'meti) boldurعَلِيمٞ(her şeyi) bilendir
 
ANLAMI
Doğu da batı da Allah'ındır, nereye dönerseniz Allah'ın yönü orasıdır. Doğrusu Allah her yeri kaplar ve her şeyi bilir.
Ayet 116 Arapça Ayet
وَقَالُواْve dediler kiٱتَّخَذَedindiٱللَّهُAllahوَلَدٗاۗçocukسُبۡحَٰنَهُۥۖO yücedirبَلbilakisلَّهُۥonundurمَاne varsaفِيgöklerdeٱلسَّمَٰوَٰتِ*وَٱلۡأَرۡضِۖve yerdeكُلّٞhepsiلَّهُۥO'naقَٰنِتُونَboyun eğmiştir
 
ANLAMI
"Allah oğul edindi" dediler; haşa, oysa, göklerde ve yerde olanlar O'nundur. Hepsi O'na boyun eğmişlerdir.
Ayet 117 Arapça Ayet
بَدِيعُ(O) yaratıcısıdırٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerinوَٱلۡأَرۡضِۖve yerinوَإِذَاzamanقَضَىٰٓhükmettiğiأَمۡرٗاbir işe (şeye)فَإِنَّمَاşüphesiz sadeceيَقُولُderلَهُۥonaكُنolفَيَكُونُhemen oluverir
 
ANLAMI
Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah'tır. O, bir işin olmasını dilerse, ona ancak "ol" der ve olur.
Ayet 118 Arapça Ayet
وَقَالَdediler kiٱلَّذِينَkimselerلَاbilmeyen(ler)يَعۡلَمُونَ*لَوۡلَاdeğil miydi?يُكَلِّمُنَاbizimle konuşmalıٱللَّهُAllahأَوۡya daتَأۡتِينَآbize gelmeliءَايَةٞۗbir ayet (mu'cize)كَذَٰلِكَişte böyleقَالَsöyle(mişler)diٱلَّذِينَkimselerمِنonlardan önceki(ler de)قَبۡلِهِم*مِّثۡلَbenzeriniقَوۡلِهِمۡۘonların dediklerininتَشَٰبَهَتۡbirbirine benzediقُلُوبُهُمۡۗkalbleriقَدۡelbetteبَيَّنَّاiyice açıkladıkٱلۡأٓيَٰتِayetleriلِقَوۡمٖkavimler içinيُوقِنُونَbilmek isteyen
 
ANLAMI
Bilmeyenler: "Allah bizimle konuşmalı veya bize bir ayet gelmeli değil miydi?" dediler. Onlardan öncekiler de onların söylediklerinin tıpkısını söylemişlerdi. Kalbleri birbirine benzedi. Kesinlikle inanan kimseler için ayetleri açıklamışızdır.
Ayet 119 Arapça Ayet
إِنَّآdoğrusu bizأَرۡسَلۡنَٰكَseni gönderdikبِٱلۡحَقِّgerçekleبَشِيرٗاmüjdeleyiciوَنَذِيرٗاۖve uyarıcı olarakوَلَاdeğilsinتُسۡـَٔلُsen sorumluعَنۡhalkındanأَصۡحَٰبِ*ٱلۡجَحِيمِcehennem
 
ANLAMI
Doğrusu Biz, seni hak ile, müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir. Sen, cehennemliklerden sorumlu tutulmayacaksın.
SAYFA 19
Ayet 120 Arapça Ayet
وَلَنve olmazlarتَرۡضَىٰrazıعَنكَsendenٱلۡيَهُودُ(ne) yahudilerوَلَا(ne de)ٱلنَّصَٰرَىٰhıristiyanlarحَتَّىٰkadarتَتَّبِعَsen uyuncayaمِلَّتَهُمۡۗonların milletine (dinine)قُلۡde kiإِنَّşüphesizهُدَىhidayetiٱللَّهِAllah'ınهُوَodurٱلۡهُدَىٰۗasıl doğru yolوَلَئِنِeğerٱتَّبَعۡتَuyarsanأَهۡوَآءَهُمonların arzularınaبَعۡدَsonraٱلَّذِيsana gelenجَآءَكَ*مِنَilimdenٱلۡعِلۡمِ*مَاyokturلَكَsanaمِنَAllah'tanٱللَّهِ*مِنhiçوَلِيّٖbir dostوَلَاve hiçنَصِيرٍbir yardımcı
 
ANLAMI
Kendi dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden asla hoşnud olmayacaklardır. De ki: "Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur". Sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, and olsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur.
Ayet 121 Arapça Ayet
ٱلَّذِينَkimselerءَاتَيۡنَٰهُمُkendilerine verdiğimizٱلۡكِتَٰبَKitabıيَتۡلُونَهُۥonu okuyanlarحَقَّdoğru birتِلَاوَتِهِۦٓokuyuşlaأُوْلَـٰٓئِكَişte onlarيُؤۡمِنُونَinananlardırبِهِۦۗonaوَمَنve kimيَكۡفُرۡinkar ederseبِهِۦonuفَأُوْلَـٰٓئِكَişteهُمُonlarٱلۡخَٰسِرُونَziyana uğrayanlardır
 
ANLAMI
Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereğince okuyanlar var ya, işte ona ancak onlar inanırlar. Onu inkar edenler ise kaybedenlerdir.
Ayet 122 Arapça Ayet
يَٰبَنِيٓEy oğullarıإِسۡرَـٰٓءِيلَİsrailٱذۡكُرُواْhatırlayınنِعۡمَتِيَni'metiٱلَّتِيٓverdiğimأَنۡعَمۡتُ*عَلَيۡكُمۡsizeوَأَنِّيgerçektenفَضَّلۡتُكُمۡsizi üstün kıldığımıعَلَىüzerineٱلۡعَٰلَمِينَalemler
 
ANLAMI
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi bir zamanlar alemlere üstün tuttuğumu hatırlayın.
Ayet 123 Arapça Ayet
وَٱتَّقُواْsakınınيَوۡمٗاşu günden (ki)لَّاcezasını çekmezتَجۡزِي*نَفۡسٌkimseعَنkimseninنَّفۡسٖ*شَيۡـٔٗاbir şeyleوَلَاve kabul edilmezيُقۡبَلُ*مِنۡهَاondanعَدۡلٞfidyeوَلَاona fayda vermezتَنفَعُهَا*شَفَٰعَةٞşefaatوَلَاonlaraهُمۡ*يُنصَرُونَyardım da edilmez
 
ANLAMI
Kimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin yarar sağlamayacağı ve onların yardım görmeyeceği günden korunun.
Ayet 124 Arapça Ayet
۞وَإِذِzamanٱبۡتَلَىٰٓimtihan ettiği;إِبۡرَٰهِـۧمَİbrahim'iرَبُّهُۥRabbiبِكَلِمَٰتٖkelimelerleفَأَتَمَّهُنَّۖo da onları tamamlamıştıقَالَ(Allah) dedi kiإِنِّيşüphesiz benجَاعِلُكَseni yapacağımلِلنَّاسِinsanlar içinإِمَامٗاۖönderقَالَ(İbrahim) dedi kiوَمِنbenim soyumdan daذُرِّيَّتِيۖ*قَالَbuyurduلَاulaşmazيَنَالُ*عَهۡدِيahdimٱلظَّـٰلِمِينَzalimlere
 
ANLAMI
Rabbi İbrahim'i bir takım emirlerle denemiş, o da onları yerine getirmişti. Allah, "seni insanlara önder kılacağım" demişti. O "soyumdan da" deyince, "zalimler benim ahdime erişemez" buyurmuştu.
Ayet 125 Arapça Ayet
وَإِذۡhaniجَعَلۡنَاbiz kıldıkٱلۡبَيۡتَBeyt'i (Ka'be'yi)مَثَابَةٗtoplanma yeriلِّلنَّاسِinsanlaraوَأَمۡنٗاve güven yeriوَٱتَّخِذُواْsiz de edininمِنmakamındanمَّقَامِ*إِبۡرَٰهِـۧمَİbrahim'inمُصَلّٗىۖbir namaz yeriوَعَهِدۡنَآve emretmiştikإِلَىٰٓİbrahim'eإِبۡرَٰهِـۧمَ*وَإِسۡمَٰعِيلَve İsma'il'eأَنtemizlemesiniطَهِّرَا*بَيۡتِيَev'imiلِلطَّآئِفِينَtavaf edenler içinوَٱلۡعَٰكِفِينَibadete kapananlarوَٱلرُّكَّعِve rüku edenlerٱلسُّجُودِsecde edenler
 
ANLAMI
Kabeyi, insanlar için toplanma ve güven yeri kılmıştık. İbrahim'in makamını namaz yeri edinin, dedik. Evimi ziyaret edenler, kendini ibadete verenler, rüku ve secde edenler için temiz tutun diye İbrahim ve İsmail'e ahd verdik.
Ayet 126 Arapça Ayet
وَإِذۡve haniقَالَdemişti kiإِبۡرَٰهِـۧمُİbrahimرَبِّRabbimٱجۡعَلۡkılهَٰذَاbuبَلَدًاşehriءَامِنٗاgüvenliوَٱرۡزُقۡve rızıklandırأَهۡلَهُۥhalkınıمِنَürünlerleٱلثَّمَرَٰتِ*مَنۡkimseleriءَامَنَinananمِنۡهُمonlardanبِٱللَّهِAllah'aوَٱلۡيَوۡمِve gününeٱلۡأٓخِرِۚahiretقَالَ(Rabbi) buyurdu kiوَمَنkimseyiكَفَرَinkar edenفَأُمَتِّعُهُۥonu geçindiririmقَلِيلٗاaz bir (süre)ثُمَّsonraأَضۡطَرُّهُۥٓonu mahkum ederimإِلَىٰazabınaعَذَابِ*ٱلنَّارِۖcehennemوَبِئۡسَve ne kötüٱلۡمَصِيرُdönüş yeridir
 
ANLAMI
İbrahim: "Rabbim! Burasını emin bir şehir kıl, halkından, Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır" demişti. Allah da: "İnkar edeni de az bir müddet geçindirir, sonra da onu ateşin azabına uğramak zorunda bırakırım, ne kötü sonuç" buyurmuştu.
SAYFA 20
Ayet 127 Arapça Ayet
وَإِذۡve haniيَرۡفَعُyükseltiyorduإِبۡرَٰهِـۧمُİbrahimٱلۡقَوَاعِدَtemelleriniمِنَEv'inٱلۡبَيۡتِ*وَإِسۡمَٰعِيلُİsma'il'(le beraber)رَبَّنَاRabbi'imizتَقَبَّلۡkabul buyurمِنَّآۖbizdenإِنَّكَkuşkusuz senأَنتَ(yalnız) senٱلسَّمِيعُişitensinٱلۡعَلِيمُbilensin
 
ANLAMI
İbrahim ve İsmail, Kabenin temellerini yükseltiyordu: "Rabbimiz! Yaptığımızı kabul buyur. Şüphesiz ki, Sen hem işitir hem bilirsin"
Ayet 128 Arapça Ayet
رَبَّنَاRabbimizوَٱجۡعَلۡنَاbizi yapمُسۡلِمَيۡنِteslim olanlardanلَكَsanaوَمِنneslimizden deذُرِّيَّتِنَآ*أُمَّةٗbir ümmet (çıkar)مُّسۡلِمَةٗteslim olanلَّكَsanaوَأَرِنَاve bize gösterمَنَاسِكَنَاibadet yollarımızıوَتُبۡve tevbemizi kabul etعَلَيۡنَآۖbizdenإِنَّكَşüphesiz senأَنتَ(ancak) sensinٱلتَّوَّابُtevbeleri kabul edenٱلرَّحِيمُçok merhametli olan
 
ANLAMI
"Rabbimiz! İkimizi Sana teslim olanlardan kıl, soyumuzdan da Sana teslim olanlardan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yollarımızı göster, tevbemizi kabul buyur, çünkü tevbeleri daima kabul eden, merhametli olan ancak Sensin".
Ayet 129 Arapça Ayet
رَبَّنَاRabbimizوَٱبۡعَثۡgönderفِيهِمۡonlaraرَسُولٗاbir elçiمِّنۡهُمۡkendi içlerindenيَتۡلُواْokuyacakعَلَيۡهِمۡkendilerineءَايَٰتِكَsenin ayetleriniوَيُعَلِّمُهُمُve onlara öğretecekٱلۡكِتَٰبَKitabıوَٱلۡحِكۡمَةَve hikmetiوَيُزَكِّيهِمۡۖve onları temizleyecekإِنَّكَşüphesiz sensinأَنتَyalnız senٱلۡعَزِيزُAziz olanٱلۡحَكِيمُHakim olan
 
ANLAMI
"Rabbimiz! İçlerinden onlara Senin ayetlerini okuyan, Kitabı ve hikmeti öğreten, onları her kötülükten arıtan bir peygamber gönder. Doğrusu güçlü ve Hakim olan ancak Sensin".
Ayet 130 Arapça Ayet
وَمَنve kim kiيَرۡغَبُyüz çevirirعَنmilletinden (dininden)مِّلَّةِ*إِبۡرَٰهِـۧمَİbrahim'inإِلَّاbaşkaمَنkimseenسَفِهَsefih kılanنَفۡسَهُۥۚnefsiniوَلَقَدِAndolsun kiٱصۡطَفَيۡنَٰهُbiz onu seçmiştikفِيdünyadaٱلدُّنۡيَاۖ*وَإِنَّهُۥve şüphesiz oفِيahirette deٱلۡأٓخِرَةِ*لَمِنَsalihlerdendirٱلصَّـٰلِحِينَ*
 
ANLAMI
Kendini bilmezden başkası İbrahim'in dininden yüz çevirmez. And olsun ki, dünyada onu seçtik, şüphesiz o, ahirette de iyilerdendir.
Ayet 131 Arapça Ayet
إِذۡhaniقَالَdemiştiلَهُۥonaرَبُّهُۥٓRabbiأَسۡلِمۡۖİslam ol (teslim ol)قَالَdediأَسۡلَمۡتُteslim oldumلِرَبِّRabbineٱلۡعَٰلَمِينَalemlerin
 
ANLAMI
Rabbi ona: "Teslim ol" buyurduğunda, "Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti.
Ayet 132 Arapça Ayet
وَوَصَّىٰve vasiyyet ettiبِهَآbunuإِبۡرَٰهِـۧمُİbrahimبَنِيهِkendi oğullarınaوَيَعۡقُوبُve Ya'kub daيَٰبَنِيَّEy oğullarımإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahٱصۡطَفَىٰseçtiلَكُمُsizin içinٱلدِّينَbu diniفَلَاöyleyse ölmeyinتَمُوتُنَّ*إِلَّاbaşka (bir şekilde)وَأَنتُمsizlerمُّسۡلِمُونَmüslümanlar olmaktan
 
ANLAMI
İbrahim bunu oğullarına vasiyet etti. Yakub da: "Oğullarım! Allah dini size seçti, siz de ancak O'na teslim olmuş olarak can verin" dedi.
Ayet 133 Arapça Ayet
أَمۡyoksaكُنتُمۡsizشُهَدَآءَşahit miydinizإِذۡzamanحَضَرَgeldiğiيَعۡقُوبَYa'kub'aٱلۡمَوۡتُölüm haliإِذۡo zamanقَالَ(Ya'kub) dedi kiلِبَنِيهِoğullarınaمَاneyeتَعۡبُدُونَkulluk edeceksinizمِنۢbenden sonraبَعۡدِيۖ*قَالُواْdediler kiنَعۡبُدُkulluk edeceğizإِلَٰهَكَsenin tanrınaوَإِلَٰهَve tanrısınaءَابَآئِكَatalarınإِبۡرَٰهِـۧمَİbrahimوَإِسۡمَٰعِيلَve İsma'ilوَإِسۡحَٰقَve İshak'ınإِلَٰهٗاTanrı'sınaوَٰحِدٗاtekوَنَحۡنُve bizلَهُۥO'naمُسۡلِمُونَteslim olanlarız
 
ANLAMI
Yoksa Yakub can verirken sizler yanında mı idiniz O, oğullarına: "Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?" diye sormuştu; Onlar da: "Senin Tanrına ve ataların İbrahim, İsmail, İshak'ın Tanrısı olan tek Tanrıya kulluk edeceğiz, bizler O'na teslim olmuşuzdur" demişlerdi.
Ayet 134 Arapça Ayet
تِلۡكَonlarأُمَّةٞbir ümmettiقَدۡelbetteخَلَتۡۖgelip geçtiلَهَاkendilerineمَاşeylerكَسَبَتۡonların kazandıklarıوَلَكُمsize aittirمَّاşeylerكَسَبۡتُمۡۖsizin kazandıklarınızوَلَاsiz sorulmazsınızتُسۡـَٔلُونَ*عَمَّاşeydenكَانُواْolduklarıيَعۡمَلُونَonların yapıyor
 
ANLAMI
Onlar geçmiş birer ümmettir. Kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da sizedir. Onların yapmış olduklarından sorumlu değilsiniz.
SAYFA 21
Ayet 135 Arapça Ayet
وَقَالُواْve dedilerكُونُواْolun kiهُودًاYahudiأَوۡveyaنَصَٰرَىٰhıristiyanتَهۡتَدُواْۗdoğru yolu bulasınızقُلۡde kiبَلۡbilakis (uyarız)مِلَّةَmilletine (dinine)إِبۡرَٰهِـۧمَİbrahim'inحَنِيفٗاۖhanifوَمَاO değildiكَانَ*مِنَortak koşanlardanٱلۡمُشۡرِكِينَ*
 
ANLAMI
"Yahudi veya Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız" dediler. "Doğruya yönelmiş olan ve Allah'a eş koşanlardan olmayan İbrahim'in dinine uyarız" de.
Ayet 136 Arapça Ayet
قُولُوٓاْdeyinءَامَنَّاinandıkبِٱللَّهِAllah'aوَمَآve şeyeأُنزِلَindirilenإِلَيۡنَاbizeوَمَآve şeyeأُنزِلَindirilenإِلَىٰٓİbrahim'eإِبۡرَٰهِـۧمَ*وَإِسۡمَٰعِيلَve İsma'il'eوَإِسۡحَٰقَve İshak'aوَيَعۡقُوبَve Ya'kub'aوَٱلۡأَسۡبَاطِve torunlarınaوَمَآve şeyeأُوتِيَverilenمُوسَىٰMusa'yaوَعِيسَىٰve Îsa'yaوَمَآve şeyeأُوتِيَverilenٱلنَّبِيُّونَpeygamberlereمِنRablerindenرَّبِّهِمۡ*لَاayırım yapmayızنُفَرِّقُ*بَيۡنَarasındaأَحَدٖhiçbiriمِّنۡهُمۡonlarınوَنَحۡنُve bizلَهُۥO'naمُسۡلِمُونَteslim olanlarız
 
ANLAMI
"Allah'a, bize gönderilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına gönderilene, Musa ve İsa'ya verilene, Rableri tarafından peygamberlere verilene, onları birbirinden ayırt etmeyerek inandık, biz O'na teslim olanlarız" deyin.
Ayet 137 Arapça Ayet
فَإِنۡeğerءَامَنُواْiman ederlerseبِمِثۡلِgibiمَآsizin iman ettiğinizءَامَنتُم*بِهِۦonaفَقَدِelbetteٱهۡتَدَواْۖdoğru yolu bulmuş olurlarوَّإِنeğerتَوَلَّوۡاْdönerlerseفَإِنَّمَاmutlakaهُمۡonlarفِيiçineشِقَاقٖۖanlaşmazlık (düşerler)فَسَيَكۡفِيكَهُمُonlara karşı sana yeterٱللَّهُۚAllahوَهُوَve Oٱلسَّمِيعُişitendirٱلۡعَلِيمُbilendir
 
ANLAMI
Sizin inandığınız gibi inanmış olsalar, doğru yolu bulmuş olurlar. Yüz çevirirlerse, şüphesiz onlar çıkmazdadırlar. Onlara karşı sana Allah yetecektir. O, işitir ve bilir.
Ayet 138 Arapça Ayet
صِبۡغَةَboyası (ile boyan)ٱللَّهِAllah'ınوَمَنۡve kimdirأَحۡسَنُdaha güzeliمِنَAllah'tanٱللَّهِ*صِبۡغَةٗۖboyasıوَنَحۡنُve biz ancakلَهُۥO'naعَٰبِدُونَkulluk ederiz
 
ANLAMI
Allah'ın verdiği renge uyun; rengi Allah'ınkinden daha güzel olan kim vardır "Biz O'na kulluk edenleriz" deyin.
Ayet 139 Arapça Ayet
قُلۡsöyle (onlara)أَتُحَآجُّونَنَاbizimle tartışıyor musunuz?فِيhakkındaٱللَّهِAllahوَهُوَO ikenرَبُّنَاbizim de Rabbimizوَرَبُّكُمۡsizin de Rabbinizوَلَنَآbizimdirأَعۡمَٰلُنَاbizim yaptıklarımızوَلَكُمۡsizindirأَعۡمَٰلُكُمۡsizin yaptıklarınızوَنَحۡنُve bizلَهُۥO'naمُخۡلِصُونَgönülden bağlananlarız
 
ANLAMI
De ki: "Bizim ve sizin Rabbiniz olan Allah hakkında bize karşı hüccet mi gösteriyorsunuz Bizim yaptıklarımız kendimize, sizin yaptıklarınız de kendinize aittir. Biz O'na karşı samimiyiz".
Ayet 140 Arapça Ayet
أَمۡyoksaتَقُولُونَsöylüyor(mu)sunuzإِنَّşüphesizإِبۡرَٰهِـۧمَİbrahimوَإِسۡمَٰعِيلَve İsma'ilوَإِسۡحَٰقَve İshakوَيَعۡقُوبَve Ya'kubوَٱلۡأَسۡبَاطَve torunlarınınكَانُواْolduklarınıهُودًاyahudiأَوۡyahutنَصَٰرَىٰۗhıristiyanقُلۡde kiءَأَنتُمۡsiz miأَعۡلَمُdaha iyi bilirsinizأَمِyoksaٱللَّهُۗAllah (mı)وَمَنۡve kimdirأَظۡلَمُdaha zalimمِمَّنkimsedenكَتَمَgizleyenشَهَٰدَةًşahitliğiعِندَهُۥyanında bulunanمِنَtarafındanٱللَّهِۗAllahوَمَاve değildirٱللَّهُAllahبِغَٰفِلٍgafilعَمَّاyaptıklarınızdanتَعۡمَلُونَ*
 
ANLAMI
Yoksa İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz Peki, siz mi yoksa Allah mı daha iyi bilir de. Allah tarafından kendisine bildirilen bir gerçeği gizleyenden daha zalim kim vardır Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.
Ayet 141 Arapça Ayet
تِلۡكَİşte onlarأُمَّةٞbir ümmettiقَدۡkiخَلَتۡۖgelip geçtiلَهَاonlarındırمَاşeylerكَسَبَتۡkazandıklarıوَلَكُمve sizindirمَّاşeylerكَسَبۡتُمۡۖsizin kazandıklarınızوَلَاsorulmazsınızتُسۡـَٔلُونَ*عَمَّاşeylerdenكَانُواْolduklarıيَعۡمَلُونَonların yapıyor
 
ANLAMI
Onlar geçmiş birer ümmettir. Kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da sizedir. Onların yapmış olduklarından sorumlu değilsiniz.
SAYFA 22  •  CÜZ 2
Ayet 142 Arapça Ayet
۞سَيَقُولُdiyecekler kiٱلسُّفَهَآءُbazı beyinsizlerمِنَinsanlardanٱلنَّاسِ*مَاnedirوَلَّىٰهُمۡonları çevirenعَنkıblelerindenقِبۡلَتِهِمُ*ٱلَّتِيo kiكَانُواْbulunurlarعَلَيۡهَاۚüzerindeقُلde kiلِّلَّهِAllah'ındırٱلۡمَشۡرِقُdoğuوَٱلۡمَغۡرِبُۚve batıيَهۡدِيO iletirمَنkimseyiيَشَآءُdilediğini (dileyeni)إِلَىٰyolaصِرَٰطٖ*مُّسۡتَقِيمٖdoğru
 
ANLAMI
İnsanların beyinsizleri, "Yöneldikleri kıbleden onları çeviren nedir?" diyecekler; de ki: "Doğu ve batı Allah'ındır. O, dilediğini doğru yola eriştirir".
Ayet 143 Arapça Ayet
وَكَذَٰلِكَve böyleceجَعَلۡنَٰكُمۡsizi kıldıkأُمَّةٗbir ümmetوَسَطٗاvasatلِّتَكُونُواْolmanız içinشُهَدَآءَşahitعَلَىinsanlaraٱلنَّاسِ*وَيَكُونَve olması içinٱلرَّسُولُrasulün (de)عَلَيۡكُمۡsizeشَهِيدٗاۗşahitوَمَاve yap(ma)dıkجَعَلۡنَا*ٱلۡقِبۡلَةَbir kıbleٱلَّتِيolduğunuzuكُنتَ*عَلَيۡهَآüzerindeإِلَّاsadece (yaptık)لِنَعۡلَمَbilmek içinمَنkimseyiيَتَّبِعُuyanٱلرَّسُولَElçi'yeمِمَّنkimsedenيَنقَلِبُgeriye dönenعَلَىٰüzerindeعَقِبَيۡهِۚökçesiوَإِنve elbetteكَانَتۡağır gelirلَكَبِيرَةً*إِلَّاbaşkasınaعَلَىkimseyeٱلَّذِينَ*هَدَىyol gösterdiğiٱللَّهُۗAllah'ınوَمَاdeğildirكَانَAllahٱللَّهُ*لِيُضِيعَzayi edecekإِيمَٰنَكُمۡۚsizin imanınızıإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahبِٱلنَّاسِinsanlaraلَرَءُوفٞşefkatlidirرَّحِيمٞmerhametlidir
 
ANLAMI
Böylece sizi insanlara şahid ve örnek olmanız için tam ortada bulunan bir ümmet kıldık. Peygamber de size şahid ve örnektir. Senin yöneldiğin yönü, Peygambere uyanları, cayacaklardan ayırdetmek için kıble yaptık. Doğrusu Allah'ın yola koyduğu kimselerden başkasına bu ağır bir şeydir. Allah ibadetlerinizi boşa çıkaracak değildir. Doğrusu Allah insanlara şefkat gösterir, merhamet eder.
Ayet 144 Arapça Ayet
قَدۡelbetteنَرَىٰgörüyoruzتَقَلُّبَçevrilip durduğunuوَجۡهِكَyüzününفِيdoğruٱلسَّمَآءِۖgöğeفَلَنُوَلِّيَنَّكَelbette seni döndüreceğizقِبۡلَةٗbir kıbleyeتَرۡضَىٰهَاۚhoşlanacağınفَوَلِّ(Bundan böyle) çevirوَجۡهَكَyüzünüشَطۡرَtarafınaٱلۡمَسۡجِدِMescid-iٱلۡحَرَامِۚHaram'aوَحَيۡثُve neredeمَاolursanızكُنتُمۡ*فَوَلُّواْçevirinوُجُوهَكُمۡyüzleriniziشَطۡرَهُۥۗo yöneوَإِنَّşüphesizٱلَّذِينَkimselerأُوتُواْverilenٱلۡكِتَٰبَkitapلَيَعۡلَمُونَelbette bilirlerأَنَّهُbununٱلۡحَقُّbir gerçek olduğunuمِنRablerindenرَّبِّهِمۡۗ*وَمَاdeğildirٱللَّهُAllahبِغَٰفِلٍhabersizعَمَّاonların yaptıklarındanيَعۡمَلُونَ*
 
ANLAMI
Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Hoşnud olacağın kıbleye seni elbette çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir; bulunduğunuz yerde yüzlerinizi o yöne çevirin. Doğrusu Kitap verilenler, bunun Rab'lerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Allah onların yaptıklarından gafil değildir.
Ayet 145 Arapça Ayet
وَلَئِنۡve eğerأَتَيۡتَsen getirsenٱلَّذِينَkimselereأُوتُواْverilenٱلۡكِتَٰبَKitapبِكُلِّher türlüءَايَةٖayetiمَّاdeğildirتَبِعُواْuyacakقِبۡلَتَكَۚsenin kıbleneوَمَآve değilsinأَنتَsen (de)بِتَابِعٖuyacakقِبۡلَتَهُمۡۚonların kıblesineوَمَاve değildirبَعۡضُهُمonların bazısıبِتَابِعٖuymazlarقِبۡلَةَkıblesineبَعۡضٖۚdiğerlerininوَلَئِنِve eğerٱتَّبَعۡتَuyarsanأَهۡوَآءَهُمonların keyiflerineمِّنۢsonradenبَعۡدِ*مَاşey(den)جَآءَكَsana gelenمِنَilimdenٱلۡعِلۡمِ*إِنَّكَşüphesiz senإِذٗاo takdirdeلَّمِنَzalimlerden (olursun)ٱلظَّـٰلِمِينَ*
 
ANLAMI
Sen, Kitap verilenlere her türlü delili getirsen, yine de kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. And olsun ki, eğer sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, şüphesiz o zaman zulmedenlerden olursun.
SAYFA 23
Ayet 146 Arapça Ayet
ٱلَّذِينَkimselerءَاتَيۡنَٰهُمُkendilerine verdiğimizٱلۡكِتَٰبَKitapيَعۡرِفُونَهُۥonu tanırlarكَمَاgibiيَعۡرِفُونَtanıdıklarıأَبۡنَآءَهُمۡۖoğullarınıوَإِنَّve (yine) elbetteفَرِيقٗاbir grupمِّنۡهُمۡonlardanلَيَكۡتُمُونَgizlerlerٱلۡحَقَّgerçeğiوَهُمۡonlarيَعۡلَمُونَbildikleri (halde)
 
ANLAMI
Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Onlardan bir takımı, doğrusu bile bile hakkı gizlerler.
Ayet 147 Arapça Ayet
ٱلۡحَقُّGerçekمِنRabbindendirرَّبِّكَ*فَلَاartık olmaتَكُونَنَّ*مِنَkuşkulananlardanٱلۡمُمۡتَرِينَ*
 
ANLAMI
Gerçek Rabb'indendir, sakın şüphelenenlerden olma.
Ayet 148 Arapça Ayet
وَلِكُلّٖher (ümmetin) vardırوِجۡهَةٌbir yönüهُوَo(nun)مُوَلِّيهَاۖyöneldiğiفَٱسۡتَبِقُواْO halde koşunٱلۡخَيۡرَٰتِۚhayır işlerineأَيۡنَneredeمَاolsanızتَكُونُواْ*يَأۡتِgetirirبِكُمُsiziٱللَّهُAllahجَمِيعًاۚbir arayaإِنَّkuşkusuzٱللَّهَAllahعَلَىٰüzerineكُلِّherشَيۡءٖşeyقَدِيرٞkadirdir
 
ANLAMI
Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. Nerede olursanız olun Allah sizi bir araya toplar, Allah şüphesiz her şeye Kadir'dir.
Ayet 149 Arapça Ayet
وَمِنۡveحَيۡثُneredenخَرَجۡتَçıkarsan (yola)فَوَلِّçevirوَجۡهَكَyüzünüشَطۡرَtarafınaٱلۡمَسۡجِدِMescid-iٱلۡحَرَامِۖHaramوَإِنَّهُۥbu elbetteلَلۡحَقُّbir gerçektirمِنRabbindenرَّبِّكَۗ*وَمَاve değildirٱللَّهُAllahبِغَٰفِلٍhabersizعَمَّاyaptıklarınızdanتَعۡمَلُونَ*
 
ANLAMI
Her nereden yola çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir, şüphesiz bu Rabbinden bir haktır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.
Ayet 150 Arapça Ayet
وَمِنۡveحَيۡثُneredenخَرَجۡتَçıkarsan (yola)فَوَلِّçevirوَجۡهَكَyüzünüشَطۡرَdoğruٱلۡمَسۡجِدِMescid-iٱلۡحَرَامِۚHaram'aوَحَيۡثُve neredeمَاolursanızكُنتُمۡ*فَوَلُّواْçevirinوُجُوهَكُمۡyüzünüzüشَطۡرَهُۥo yanaلِئَلَّاdiyeيَكُونَolmasınلِلنَّاسِhiç kimseninعَلَيۡكُمۡaleyhinizdeحُجَّةٌbir deliliإِلَّاbaşkasınınٱلَّذِينَkimselerdenظَلَمُواْzalim olanمِنۡهُمۡonlardanفَلَاonlardan çekinmeyinتَخۡشَوۡهُمۡ*وَٱخۡشَوۡنِيbenden çekininوَلِأُتِمَّve tamamlayayımنِعۡمَتِيni'metimiعَلَيۡكُمۡsizeوَلَعَلَّكُمۡumulur kiتَهۡتَدُونَhidayete erersiniz
 
ANLAMI
Her nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir. İnsanların zulmedenlerinden başkalarının size karşı gösterecekleri bir hüccet olmaması için, her nerede olursanız, yüzlerinizi oranın semtine çevirin, bu hususta onlardan korkmayın. Benden korkun da size olan nimetimi tamamlayayım. Böylece doğru yolu bulursunuz.
Ayet 151 Arapça Ayet
كَمَآgibiأَرۡسَلۡنَاgönderdiğimizفِيكُمۡkendi içinizdenرَسُولٗاbir Elçiمِّنكُمۡsizden olanيَتۡلُواْokuyanعَلَيۡكُمۡsizeءَايَٰتِنَاayetlerimiziوَيُزَكِّيكُمۡve sizi temizleyenوَيُعَلِّمُكُمُve size öğretenٱلۡكِتَٰبَKitabıوَٱلۡحِكۡمَةَve hikmetiوَيُعَلِّمُكُمve size öğretenمَّاşeyleriلَمۡolduğunuzتَكُونُواْ*تَعۡلَمُونَbilmiyor
 
ANLAMI
Nitekim Biz size, ayetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek aranızdan, bir Peygamber gönderdik.
Ayet 152 Arapça Ayet
فَٱذۡكُرُونِيٓÖyle ise beni anınأَذۡكُرۡكُمۡben de sizi anayımوَٱشۡكُرُواْve şükredinلِيbanaوَلَاveتَكۡفُرُونِinkar etmeyin
 
ANLAMI
Artık Beni anın, Ben de sizi anayım; Bana şükredin, nankörlük etmeyin.
Ayet 153 Arapça Ayet
يَـٰٓأَيُّهَاEyٱلَّذِينَkimselerءَامَنُواْinananٱسۡتَعِينُواْ(Allah'tan) yardım isteyinبِٱلصَّبۡرِsabır ileوَٱلصَّلَوٰةِۚve namazlaإِنَّmuhakkak kiٱللَّهَAllahمَعَberaberdirٱلصَّـٰبِرِينَsabredenlerle
 
ANLAMI
Ey İnananlar! Sabır ve namazla yardım dileyin. Allah, muhakkak ki sabredenlerle beraberdir.
SAYFA 24
Ayet 154 Arapça Ayet
وَلَاdemeyinتَقُولُواْ*لِمَنkimselereيُقۡتَلُöldürülenفِيyolundaسَبِيلِ*ٱللَّهِAllahأَمۡوَٰتُۢۚölüdürlerبَلۡbilakisأَحۡيَآءٞonlar diridirlerوَلَٰكِنamaلَّاolmazsınızتَشۡعُرُونَsiz farkında
 
ANLAMI
Allah yolunda öldürülenlere "Ölüler" demeyin, zira onlar diridirler, fakat siz farkında değilsiniz.
Ayet 155 Arapça Ayet
وَلَنَبۡلُوَنَّكُمandolsun sizi imtihan edeceğizبِشَيۡءٖşeylerleمِّنَ(gibi)ٱلۡخَوۡفِkorkuوَٱلۡجُوعِve açlıkوَنَقۡصٖve noksanlığıمِّنَmallarınızınٱلۡأَمۡوَٰلِ*وَٱلۡأَنفُسِve canlarınızınوَٱلثَّمَرَٰتِۗve ürünlerinizinوَبَشِّرِve müjdeleٱلصَّـٰبِرِينَsabredenleri
 
ANLAMI
Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz, sabredenleri müjdele.
Ayet 156 Arapça Ayet
ٱلَّذِينَonlar kiإِذَآzamanأَصَٰبَتۡهُمonlara eriştiğiمُّصِيبَةٞbir belaقَالُوٓاْderlerإِنَّاşüphesiz bizلِلَّهِAllah içinizوَإِنَّآve şüphesiz bizإِلَيۡهِO'naرَٰجِعُونَdöneceğiz
 
ANLAMI
Onlara bir musibet geldiğinde: "Biz Allah'ınız ve elbette O'na döneceğiz" derler.
Ayet 157 Arapça Ayet
أُوْلَـٰٓئِكَİşteعَلَيۡهِمۡhep onlar içindirصَلَوَٰتٞbağışlamalarمِّنRablerindenرَّبِّهِمۡ*وَرَحۡمَةٞۖve rahmetوَأُوْلَـٰٓئِكَve işteهُمُonlardırٱلۡمُهۡتَدُونَdoğru yolu bulanlar
 
ANLAMI
Rablerinin mağfiret ve rahmeti onlaradır. O'nun yolunda olanlar da onlardır.
Ayet 158 Arapça Ayet
۞إِنَّşüphesizٱلصَّفَاSafaوَٱلۡمَرۡوَةَve Merveمِنnişanlarındandırشَعَآئِرِ*ٱللَّهِۖAllah'ınفَمَنۡkimحَجَّhaccederٱلۡبَيۡتَEv'iأَوِya daٱعۡتَمَرَömre yaparsaفَلَاyokturجُنَاحَhiçbir günahعَلَيۡهِkendisineأَنtavaf etmesindeيَطَّوَّفَ*بِهِمَاۚonlarıوَمَنve kimتَطَوَّعَkendiliğinden yaparsaخَيۡرٗاbir iyilikفَإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahشَاكِرٌkarşılığını verirعَلِيمٌ(yaptığını) bilir
 
ANLAMI
Şüphesiz Safa ile Merve Allah'ın nişanelerindendir. Kim Kabe'yi hacceder veya umre yaparsa, bu ikisini de tavaf etmesinde bir beis yoktur. Kim gönülden iyilik yaparsa, karşılığını görür. Doğrusu Allah şükrün karşılığını verendir ve bilendir.
Ayet 159 Arapça Ayet
إِنَّdoğrusuٱلَّذِينَkimselerيَكۡتُمُونَgizleyenمَآşeyleriأَنزَلۡنَاindirdiğimizمِنَaçık delillerdenٱلۡبَيِّنَٰتِ*وَٱلۡهُدَىٰve hidayetiمِنۢsonraبَعۡدِ*مَاbiz açıkça belirttiktenبَيَّنَّـٰهُ*لِلنَّاسِinsanlaraفِيKitaptaٱلۡكِتَٰبِ*أُوْلَـٰٓئِكَişte onlaraيَلۡعَنُهُمُla'net ederٱللَّهُAllahوَيَلۡعَنُهُمُve la'net ederٱللَّـٰعِنُونَbütün la'net edebilenler
 
ANLAMI
İndirdiğimiz belgeleri ve doğru yolu Kitab'da insanlara açıkladıktan sonra, gizleyen kimseler var ya, onlara hem Allah lanet eder, hem lanetçiler lanet eder, ancak tevbe edenler, ıslah olanlar ve gerçeği ortaya koyanlar müstesna; işte onların tevbesini kabul ederim. Ben, tevbeleri daima kabul ve merhamet edenim.
Ayet 160 Arapça Ayet
إِلَّاancak hariçٱلَّذِينَ(kimseler)تَابُواْtevbe edipوَأَصۡلَحُواْuslananlarوَبَيَّنُواْve (gerçeği) açıklayanlarفَأُوْلَـٰٓئِكَişte onlarأَتُوبُtevbelerini kabul ederimعَلَيۡهِمۡonlarınوَأَنَاçünkü benٱلتَّوَّابُtevbeyi çok kabul edenimٱلرَّحِيمُçok esirgeyenim
 
ANLAMI
İndirdiğimiz belgeleri ve doğru yolu Kitab'da insanlara açıkladıktan sonra, gizleyen kimseler var ya, onlara hem Allah lanet eder, hem lanetçiler lanet eder, ancak tevbe edenler, ıslah olanlar ve gerçeği ortaya koyanlar müstesna; işte onların tevbesini kabul ederim. Ben, tevbeleri daima kabul ve merhamet edenim.
Ayet 161 Arapça Ayet
إِنَّdoğrusuٱلَّذِينَkimselerكَفَرُواْinkar edip teوَمَاتُواْölenوَهُمۡve onlarكُفَّارٌkafir olarakأُوْلَـٰٓئِكَişteعَلَيۡهِمۡonların üstünedirلَعۡنَةُla'netiٱللَّهِAllah'ınوَٱلۡمَلَـٰٓئِكَةِve meleklerinوَٱلنَّاسِve insanlarınأَجۡمَعِينَtüm
 
ANLAMI
İnkar edip de o halde ölenler var ya, işte, Allah'ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onlaradır.
Ayet 162 Arapça Ayet
خَٰلِدِينَebedi kalırlarفِيهَا(la'net) içindeلَاhafifletilmezيُخَفَّفُ*عَنۡهُمُonlardanٱلۡعَذَابُazab;وَلَاve yokturهُمۡonlaraيُنظَرُونَgözetme
 
ANLAMI
Lanette temellidirler, onlardan azab hafifletilmez ve onların azabı geciktirilmez.
Ayet 163 Arapça Ayet
وَإِلَٰهُكُمۡTanrınızإِلَٰهٞTanrı'dırوَٰحِدٞۖbir tekلَّآyokturإِلَٰهَtanrıإِلَّاbaşkaهُوَO'ndanٱلرَّحۡمَٰنُRahman'dırٱلرَّحِيمُRahim'dir
 
ANLAMI
Tanrınız bir tek Tanrıdır. O, merhamet eden, merhametli olandan başka Tanrı yoktur.
SAYFA 25
Ayet 164 Arapça Ayet
إِنَّşüphesizفِيyaratılışındaخَلۡقِ*ٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerinوَٱلۡأَرۡضِve yerinوَٱخۡتِلَٰفِve değişmesindeٱلَّيۡلِgeceوَٱلنَّهَارِve gündüzünوَٱلۡفُلۡكِve gemilerdeٱلَّتِيtaşıyıp gidenتَجۡرِي*فِيdenizdeٱلۡبَحۡرِ*بِمَاşeyleriيَنفَعُfaydasına olanٱلنَّاسَinsanlarınوَمَآindiripأَنزَلَ*ٱللَّهُAllah'ınمِنَgöktenٱلسَّمَآءِ*مِنsuمَّآءٖ*فَأَحۡيَاdirilterekبِهِonunlaٱلۡأَرۡضَyeriبَعۡدَsonraمَوۡتِهَاöldüktenوَبَثَّyaymasındaفِيهَاoradaمِنher çeşittenكُلِّ*دَآبَّةٖcanlıyıوَتَصۡرِيفِve evirip çevirmesindeٱلرِّيَٰحِrüzgarlarıوَٱلسَّحَابِve bulutlarıٱلۡمُسَخَّرِemre hazır bekleyenبَيۡنَarasındaٱلسَّمَآءِyerوَٱلۡأَرۡضِve gökلَأٓيَٰتٖelbette deliller vardırلِّقَوۡمٖbir topluluk içinيَعۡقِلُونَdüşünen
 
ANLAMI
Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yararlı şeylerle denizde süzülen gemilerde, Allah'ın gökten indirip yeri ölümünden sonra dirilttiği suda, her türlü canlıyı orada yaymasında, rüzgarları ve yerle gök arasında emre amade duran bulutları döndürmesinde, düşünen kimseler için deliller vardır.
Ayet 165 Arapça Ayet
وَمِنَİnsanlardanٱلنَّاسِ*مَنkimiيَتَّخِذُtutarمِنbaşkaدُونِ*ٱللَّهِAllah'tanأَندَادٗاeşlerيُحِبُّونَهُمۡonları severlerكَحُبِّsever gibiٱللَّهِۖAllah'ıوَٱلَّذِينَ(kimseler)ءَامَنُوٓاْinanan(lar)أَشَدُّen çokحُبّٗاseverlerلِّلَّهِۗAllah'ıوَلَوۡkeşkeيَرَىgörselerdiٱلَّذِينَ(kimseler)ظَلَمُوٓاْzulmedenlerإِذۡzamanيَرَوۡنَgördükleriٱلۡعَذَابَazabıأَنَّgerçektenٱلۡقُوَّةَkuvvetinلِلَّهِAllah'a aittirجَمِيعٗاbütünüyleوَأَنَّve gerçektenٱللَّهَAllah'ınشَدِيدُşiddetlidirٱلۡعَذَابِazabı
 
ANLAMI
İnsanlar arasında, Allah'ı bırakıp, O'na koştukları eşleri tanrı olarak benimseyenler ve onları, Allah'ı severcesine sevenler vardır. Müminlerin Allah'ı sevmesi ise hepsinden kuvvetlidir. Zalimler azabı gördükleri zaman, bütün kuvvetin Allah'a aid bulunacağını ve Allah'ın azabının şiddetli olduğunu keşke bilselerdi!
Ayet 166 Arapça Ayet
إِذۡişteتَبَرَّأَuzak durdularٱلَّذِينَkimselerٱتُّبِعُواْuyulanمِنَkimselerdenٱلَّذِينَ*ٱتَّبَعُواْuyanوَرَأَوُاْgördülerٱلۡعَذَابَazabıوَتَقَطَّعَتۡkesildiبِهِمُonlarınٱلۡأَسۡبَابُbağları
 
ANLAMI
Nitekim, kendilerine uyulanlar, azabı görünce uyanlardan uzaklaşacaklar ve aralarındaki bağlar kopacaktır.
Ayet 167 Arapça Ayet
وَقَالَve şöyle dedilerٱلَّذِينَkimselerٱتَّبَعُواْuyanلَوۡkeşkeأَنَّbizim için (mümkün olsaydı)لَنَا*كَرَّةٗbir dönüş (dünyaya)فَنَتَبَرَّأَuzak dursaydıkمِنۡهُمۡonlardanكَمَاgibiتَبَرَّءُواْuzak durduklarıمِنَّاۗbizdenكَذَٰلِكَböyleceيُرِيهِمُonlara gösterirٱللَّهُAllahأَعۡمَٰلَهُمۡbütün fiilleriniحَسَرَٰتٍhasretler (pişmanlık kaynağı olarak)عَلَيۡهِمۡۖonlaraوَمَاve değildirهُمonlarبِخَٰرِجِينَçıkacakمِنَateştenٱلنَّارِ*
 
ANLAMI
Uyanlar: "Keşke bizim için dünyaya bir dönüş olsa da, bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsak" derler. Böylece Allah onlara, hasretini çekecekleri işlerini gösterir. Onlar cehennemden çıkmayacaklardır.
Ayet 168 Arapça Ayet
يَـٰٓأَيُّهَاEyٱلنَّاسُinsanlarكُلُواْyeyinمِمَّاşeylerdenفِيbulunanٱلۡأَرۡضِyeryüzündeحَلَٰلٗاhelalطَيِّبٗاtemizوَلَاve izlemeyinتَتَّبِعُواْ*خُطُوَٰتِadımlarınıٱلشَّيۡطَٰنِۚşeytanınإِنَّهُۥçünkü oلَكُمۡsizinعَدُوّٞdüşmanınızdırمُّبِينٌapaçık
 
ANLAMI
Ey İnsanlar! Yeryüzündeki temiz ve helal şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın, zira o sizin için apaçık bir düşmandır.
Ayet 169 Arapça Ayet
إِنَّمَاdaimaيَأۡمُرُكُمO size emrederبِٱلسُّوٓءِkötülükوَٱلۡفَحۡشَآءِve hayasızlığıوَأَنve söylemeniziتَقُولُواْ*عَلَىhakkındaٱللَّهِAllahمَاşeyleriلَاbilmediğinizتَعۡلَمُونَ*
 
ANLAMI
Muhakkak size, kötülüğü, hayasızlığı, Allah'a karşı da bilmediğiniz şeyi söylemenizi emreder.
SAYFA 26
Ayet 170 Arapça Ayet
وَإِذَاzamanقِيلَdendiğiلَهُمُonlaraٱتَّبِعُواْuyunمَآşeyeأَنزَلَindirdiğiٱللَّهُAllah'ınقَالُواْderlerبَلۡhayır bilakisنَتَّبِعُuyarızمَآşeye (yola)أَلۡفَيۡنَاbiz bulduğumuzعَلَيۡهِüzerindeءَابَآءَنَآۚatalarımızıأَوَلَوۡolsalarda mı?كَانَ*ءَابَآؤُهُمۡonların atalarıلَاdüşünmeyenيَعۡقِلُونَ*شَيۡـٔٗاbir şeyوَلَاve doğru yolu bulamayanيَهۡتَدُونَ*
 
ANLAMI
Onlara: "Allah'ın indirdiğine uyun" denilince, "Hayır, atalarımızı yapar bulduğumuz şeye uyarız" derler; ya ataları bir şey akledemeyen ve doğru olmayan kimseler idiyseler?
Ayet 171 Arapça Ayet
وَمَثَلُdurumuٱلَّذِينَkimselerinكَفَرُواْinkar edenكَمَثَلِhaline benzerٱلَّذِيkimseninيَنۡعِقُhaykıranبِمَاşeylere(hayvanlara)لَاbir şey işitmeyenيَسۡمَعُ*إِلَّاbaşkaدُعَآءٗçağırmadanوَنِدَآءٗۚve bağırtıdanصُمُّۢsağırdırlarبُكۡمٌdilsizdirlerعُمۡيٞkördürlerفَهُمۡonun için onlarلَاdüşünmezlerيَعۡقِلُونَ*
 
ANLAMI
İnkar edenlerin durumu, çağırma ve bağırmadan başkasını duymayarak haykıran gibidir. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bu yüzden akledemezler.
Ayet 172 Arapça Ayet
يَـٰٓأَيُّهَاEyٱلَّذِينَkimselerءَامَنُواْinananlarكُلُواْyeyinمِنiyilerindenطَيِّبَٰتِ*مَاne kiرَزَقۡنَٰكُمۡsize rızık olarak verdikوَٱشۡكُرُواْve şükredinلِلَّهِAllah'aإِنeğerكُنتُمۡisenizإِيَّاهُyalnızca onaتَعۡبُدُونَ(ona) tapıyor
 
ANLAMI
Ey İnananlar! Sizi rızıklandırdığımızın temizlerinden yiyin; yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız, O'na şükredin.
Ayet 173 Arapça Ayet
إِنَّمَاşüphesizحَرَّمَharam kıldıعَلَيۡكُمُsizeٱلۡمَيۡتَةَleşوَٱلدَّمَve kanوَلَحۡمَve etiniٱلۡخِنزِيرِdomuzوَمَآve şeyleriأُهِلَّkesilenبِهِۦadınaلِغَيۡرِbaşkasıٱللَّهِۖAllah'tanفَمَنِama kimٱضۡطُرَّmecbur kalırsaغَيۡرَsaldırmaksızınبَاغٖ*وَلَاve sınırı aşmaksızınعَادٖ*فَلَآyokturإِثۡمَgünahعَلَيۡهِۚonaإِنَّmuhakkak kiٱللَّهَAllahغَفُورٞçok bağışlayandırرَّحِيمٌçok esirgeyendir
 
ANLAMI
Şüphesiz size ölü hayvan etini, kanı, domuz etini, Allah'tan başkası için kesilen hayvanı haram kılmıştır; fakat, darda kalana, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere günah sayılmaz. Çünkü Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
Ayet 174 Arapça Ayet
إِنَّşüphesizٱلَّذِينَkimselerيَكۡتُمُونَgizleyenمَآbir şeyأَنزَلَindirdiğiٱللَّهُAllah'ınمِنَKitaptanٱلۡكِتَٰبِ*وَيَشۡتَرُونَve satanlarبِهِۦonuثَمَنٗاparayaقَلِيلًاazıcıkأُوْلَـٰٓئِكَişte onlarمَاbir şeyيَأۡكُلُونَyemezlerفِيkarınlarınaبُطُونِهِمۡ*إِلَّاbaşkaٱلنَّارَateştenوَلَاonlara konuşmayacakيُكَلِّمُهُمُ*ٱللَّهُAllahيَوۡمَgünüٱلۡقِيَٰمَةِKıyametوَلَاve onları temizlemeyecektirيُزَكِّيهِمۡ*وَلَهُمۡve onlar için vardırعَذَابٌbir azabأَلِيمٌacıklı
 
ANLAMI
Gerçekten, Allah'ın indirdiği Kitap'tan bir şeyi gizlemede bulunup onu az bir değere değişenler var ya, onların karınlarına tıkındıkları ancak ateştir. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları günahlardan arıtmaz. Onlara elem verici azab vardır.
Ayet 175 Arapça Ayet
أُوْلَـٰٓئِكَonlarٱلَّذِينَkimselerdirٱشۡتَرَوُاْsatın alanٱلضَّلَٰلَةَsapıklığıبِٱلۡهُدَىٰhidayet karşılığındaوَٱلۡعَذَابَve azabبِٱلۡمَغۡفِرَةِۚmağfiret karşılığındaفَمَآne kadarأَصۡبَرَهُمۡcesaretlidirlerعَلَىkarşıٱلنَّارِateşe
 
ANLAMI
Onlar doğruluk yerine sapıklığı, mağfiret yerine azabı alanlardır.
Ayet 176 Arapça Ayet
ذَٰلِكَişte böyleبِأَنَّgerçektenٱللَّهَAllahنَزَّلَindirmiştirٱلۡكِتَٰبَKitabıبِٱلۡحَقِّۗhak olarakوَإِنَّve elbetteٱلَّذِينَkimselerٱخۡتَلَفُواْayrılığa düşenفِيKitaptaٱلۡكِتَٰبِ*لَفِيiçindedirlerشِقَاقِۭanlaşmazlıkبَعِيدٖderin bir
 
ANLAMI
Bu da, Allah'ın Kitab'ı doğru olarak indirmesinden ileri geliyor. Kitap hakkında ayrılığa düşenler doğrusu derin bir çıkmazdadırlar.
SAYFA 27
Ayet 177 Arapça Ayet
۞لَّيۡسَdeğildirٱلۡبِرَّiyilikأَنçevirmenizتُوَلُّواْ*وُجُوهَكُمۡyüzleriniziقِبَلَtarafınaٱلۡمَشۡرِقِdoğuوَٱلۡمَغۡرِبِve batıوَلَٰكِنَّfakatٱلۡبِرَّiyilikمَنۡkişininءَامَنَinanmasıdırبِٱللَّهِAllah'aوَٱلۡيَوۡمِve gününeٱلۡأٓخِرِahiretوَٱلۡمَلَـٰٓئِكَةِve meleklereوَٱلۡكِتَٰبِve Kitabaوَٱلنَّبِيِّـۧنَve peygamberlereوَءَاتَىve vermesidirٱلۡمَالَmalınıعَلَىٰsevdiğiحُبِّهِۦ*ذَوِيyakınlaraٱلۡقُرۡبَىٰ*وَٱلۡيَتَٰمَىٰve yetimlereوَٱلۡمَسَٰكِينَve yoksullaraوَٱبۡنَveٱلسَّبِيلِyolda kalmışlaraوَٱلسَّآئِلِينَve dilencilereوَفِيveٱلرِّقَابِkölelereوَأَقَامَve kılmasıdırٱلصَّلَوٰةَnamazıوَءَاتَىve vermesidirٱلزَّكَوٰةَzekatıوَٱلۡمُوفُونَyerine getirmeleridirبِعَهۡدِهِمۡandlaşmalarınıإِذَاzamanعَٰهَدُواْۖandlaşma yaptıklarıوَٱلصَّـٰبِرِينَve sabrederlerفِيsıkıntıdaٱلۡبَأۡسَآءِ*وَٱلضَّرَّآءِve hastalıktaوَحِينَve zamanındaٱلۡبَأۡسِۗsavaşأُوْلَـٰٓئِكَişte onlarٱلَّذِينَkimselerdirصَدَقُواْۖdoğru olanوَأُوْلَـٰٓئِكَve işte onlarهُمُonlardırٱلۡمُتَّقُونَmuttakiler
 
ANLAMI
Yüzlerinizi doğudan yana ve batıdan yana çevirmeniz iyi olmak demek değildir; Lakin iyi olan, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitap'a, peygamberlere inanan, O'nun sevgisiyle, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve köleler uğrunda mal veren, namaz kılan, zekat veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler, zorda, darda ve savaş alanında sabredenlerdir. İşte onlar doğru olanlardır ve sakınanlar ancak onlardır.
Ayet 178 Arapça Ayet
يَـٰٓأَيُّهَاEyٱلَّذِينَkimselerءَامَنُواْiman edenlerكُتِبَfarz kılındıعَلَيۡكُمُsizeٱلۡقِصَاصُkısasفِيöldürmelerdeٱلۡقَتۡلَىۖ*ٱلۡحُرُّhürبِٱلۡحُرِّhür ileوَٱلۡعَبۡدُköleبِٱلۡعَبۡدِköle ileوَٱلۡأُنثَىٰkadınبِٱلۡأُنثَىٰۚkadın ileفَمَنۡkimseعُفِيَaffedilenلَهُۥkendisiمِنۡtarafındanأَخِيهِkardeşiشَيۡءٞbir şeyفَٱتِّبَاعُۢartık uymalıdırبِٱلۡمَعۡرُوفِörfeوَأَدَآءٌve (diyeti) ödemelidirإِلَيۡهِonaبِإِحۡسَٰنٖۗgüzelceذَٰلِكَbuتَخۡفِيفٞbir hafifletmeمِّنtarafındanرَّبِّكُمۡRabbinizوَرَحۡمَةٞۗve rahmettirفَمَنِartk kimٱعۡتَدَىٰhaddi aşarsaبَعۡدَsonraذَٰلِكَbundanفَلَهُۥonun için vardırعَذَابٌbir azabأَلِيمٞacıklı
 
ANLAMI
Ey İnananlar! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı: Hür ile hür insan, köle ile köle ve kadın ile kadın. Öldüren, ölenin kardeşi tarafından bağışlanmışsa, kendisine örfe uymak ve bağışlayana güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbiniz'den bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem verici azab vardır.
Ayet 179 Arapça Ayet
وَلَكُمۡve sizin için vardırفِيkısastaٱلۡقِصَاصِ*حَيَوٰةٞhayatيَـٰٓأُوْلِيEy sahipleriٱلۡأَلۡبَٰبِakılلَعَلَّكُمۡböyleceتَتَّقُونَkorunursunuz
 
ANLAMI
Ey akıl sahibleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Artık, Allah'a karşı gelmekten sakınırsınız.
Ayet 180 Arapça Ayet
كُتِبَyazıldı (farz kılındı)عَلَيۡكُمۡsizeإِذَاzamanحَضَرَgeldiğiأَحَدَكُمُbirinizeٱلۡمَوۡتُölümإِنeğerتَرَكَbırakacaksaخَيۡرًاbir hayır (mal)ٱلۡوَصِيَّةُvasiyyet etmekلِلۡوَٰلِدَيۡنِanaya babayaوَٱلۡأَقۡرَبِينَve yakınlaraبِٱلۡمَعۡرُوفِۖuygun bir biçimdeحَقًّاbir haktır (borçtur)عَلَىüzerineٱلۡمُتَّقِينَmuttakiler
 
ANLAMI
Birinize ölüm geldiği zaman, eğer mal bırakıyorsa, ana babaya, yakınlara, uygun bir tarzda vasiyet etmesi Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir borç olarak size farz kılındı.
Ayet 181 Arapça Ayet
فَمَنۢartık kimبَدَّلَهُۥ(vasiyyeti) değiştirirseبَعۡدَمَاsonra bir şeyسَمِعَهُۥişittiktenفَإِنَّمَآelbetteإِثۡمُهُۥgünahıعَلَىüzerinedirٱلَّذِينَkimselerinيُبَدِّلُونَهُۥٓۚonu değiştirenإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahسَمِيعٌişitendirعَلِيمٞbilendir
 
ANLAMI
Vasiyeti işittikten sonra değiştiren olursa, bunun günahı değiştirenin üzerinedir. Allah şüphesiz işitir ve bilir.
SAYFA 28
Ayet 182 Arapça Ayet
فَمَنۡher kim deخَافَkorkar daمِنvasiyyet edendenمُّوصٖ*جَنَفًاhata(sından)أَوۡveyaإِثۡمٗاgünah(ından)فَأَصۡلَحَve düzeltirseبَيۡنَهُمۡaralarınıفَلَآyokturإِثۡمَgünahعَلَيۡهِۚonaإِنَّelbetteٱللَّهَAllahغَفُورٞbağışlayandırرَّحِيمٞesirgeyendir
 
ANLAMI
Vasiyet edenin yanılacağından veya günaha gireceğinden endişe duyan kimse, ilgililerin arasını düzeltirse ona günah yoktur. Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder.
Ayet 183 Arapça Ayet
يَـٰٓأَيُّهَاeyٱلَّذِينَkimselerءَامَنُواْiman edenكُتِبَyazıldıعَلَيۡكُمُsizin üzerinize deٱلصِّيَامُoruçكَمَاgibiكُتِبَyazıldığıعَلَىüzerineٱلَّذِينَkimselerمِنsizden önceki(ler)قَبۡلِكُمۡ*لَعَلَّكُمۡumulur ki sizتَتَّقُونَkorunursunuz
 
ANLAMI
Ey İnananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız diye, size sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamıyanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa o iyilik kendisinedir. Oruç tutmanız eğer bilirseniz sizin için hayırlıdır.
Ayet 184 Arapça Ayet
أَيَّامٗاgünlerdirمَّعۡدُودَٰتٖۚsayılıفَمَنkimكَانَolursaمِنكُمsizdenمَّرِيضًاhastaأَوۡveyaعَلَىٰseferdeسَفَرٖ*فَعِدَّةٞsayısınca tutarمِّنۡgünlerdeأَيَّامٍ*أُخَرَۚbaşkaوَعَلَىve (lazımdır)ٱلَّذِينَkimselerinيُطِيقُونَهُۥona (güç) dayanan(lar)فِدۡيَةٞfidye vermesiطَعَامُdoyuracakمِسۡكِينٖۖbir yoksuluفَمَنartık kimتَطَوَّعَgönüldenخَيۡرٗاbir iyilik yaparsaفَهُوَoخَيۡرٞhayırlıdırلَّهُۥۚkendisi içinوَأَنveتَصُومُواْoruç tutmanızخَيۡرٞdaha hayırlıdırلَّكُمۡsizin içinإِنeğerكُنتُمۡsizتَعۡلَمُونَbilirseniz
 
ANLAMI
Ey İnananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız diye, size sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamıyanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa o iyilik kendisinedir. Oruç tutmanız eğer bilirseniz sizin için hayırlıdır.
Ayet 185 Arapça Ayet
شَهۡرُayıرَمَضَانَramazanٱلَّذِيٓkiأُنزِلَindirilmiştirفِيهِondaٱلۡقُرۡءَانُKur'anهُدٗىhidayet olarakلِّلنَّاسِinsanlaraوَبَيِّنَٰتٖve açıklayıcıمِّنَhidayetiٱلۡهُدَىٰ*وَٱلۡفُرۡقَانِۚdoğruyu ve yanlışı ayırdetmeyiفَمَنkimشَهِدَşahit olursaمِنكُمُiçinizdenٱلشَّهۡرَo ayaفَلۡيَصُمۡهُۖoruç tutsunوَمَنkimكَانَolurمَرِيضًاhastaأَوۡyahutعَلَىٰüzere olursaسَفَرٖseferفَعِدَّةٞsayısınca tutsunمِّنۡgünlerdeأَيَّامٍ*أُخَرَۗbaşkaيُرِيدُisterٱللَّهُAllahبِكُمُsizin içinٱلۡيُسۡرَkolaylıkوَلَاistemezيُرِيدُ*بِكُمُsizin içinٱلۡعُسۡرَgüçlükوَلِتُكۡمِلُواْve tamamlamanızı (ister)ٱلۡعِدَّةَsayıyıوَلِتُكَبِّرُواْve yüceltmenizi (ister)ٱللَّهَAllah'ıعَلَىٰdolayıمَاsize doğru yolu gösterdiğindenهَدَىٰكُمۡ*وَلَعَلَّكُمۡve umulur ki sizتَشۡكُرُونَşükredersiniz
 
ANLAMI
Ramazan ayı, ki onda Kuran, insanlara yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi. Sizden bu ayı idrak eden, onda oruç tutsun; hasta veya yolculukta olan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutsun. Allah size kolaylık ister, zorluk istemez. Bu kolaylıkları, sayıyı tamamlamanız ve size yol gösterdiğine karşılık O'nu ululamanız için meşru kılmıştır; ola ki şükredersiniz.
Ayet 186 Arapça Ayet
وَإِذَاve ne zamanسَأَلَكَsana sorar(lar)saعِبَادِيkullarımعَنِّيbendenفَإِنِّيşüphesiz benقَرِيبٌۖ(onlara) yakınımأُجِيبُkarşılık veririmدَعۡوَةَdu'asınaٱلدَّاعِdu'a edeninإِذَاzamanدَعَانِۖbana du'a ettiğiفَلۡيَسۡتَجِيبُواْO halde onlar da karşılık versinlerلِيbanaوَلۡيُؤۡمِنُواْinansınlar kiبِيbanaلَعَلَّهُمۡböylece onlarيَرۡشُدُونَdoğru yola erişirler
 
ANLAMI
Kullarım sana Beni sorarlarsa, bilsinler ki Ben, şüphesiz onlara yakınım. Benden isteyenin, dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da davetimi kabul edip Bana inansınlar ki doğru yolda yürüyenlerden olsunlar.
SAYFA 29
Ayet 187 Arapça Ayet
أُحِلَّhelal kılındıلَكُمۡsizeلَيۡلَةَgecesiٱلصِّيَامِoruçٱلرَّفَثُyaklaşmakإِلَىٰkadınlarınızaنِسَآئِكُمۡۚ*هُنَّonlarلِبَاسٞelbisenizdirلَّكُمۡsizinوَأَنتُمۡve siz deلِبَاسٞelbisesisinizلَّهُنَّۗonlarınعَلِمَbildiٱللَّهُAllahأَنَّكُمۡgerçekten sizكُنتُمۡolduğunuzuتَخۡتَانُونَyazık ediyorsunuzأَنفُسَكُمۡkendinizeفَتَابَtevbenizi kabul ettiعَلَيۡكُمۡsizdenوَعَفَاve affettiعَنكُمۡۖsiziفَٱلۡـَٰٔنَartık şimdiبَٰشِرُوهُنَّonlara yaklaşınوَٱبۡتَغُواْve arayınمَاşeyleriكَتَبَyaz(ıp takdir etmiş ol)duğuٱللَّهُAllah'ınلَكُمۡۚsizin içinوَكُلُواْve yiyinوَٱشۡرَبُواْve içinحَتَّىٰkadarيَتَبَيَّنَayırdelinceyeلَكُمُsizceٱلۡخَيۡطُiplikٱلۡأَبۡيَضُbeyazمِنَipliktenٱلۡخَيۡطِ*ٱلۡأَسۡوَدِsiyahمِنَşafağınٱلۡفَجۡرِۖ*ثُمَّsonraأَتِمُّواْtamamlayınٱلصِّيَامَorucuإِلَىdekٱلَّيۡلِۚgece (oluncaya)وَلَا(kadınlara) yaklaşmayınتُبَٰشِرُوهُنَّ*وَأَنتُمۡsizعَٰكِفُونَibadete çekilmiş ikenفِيmescidlerdeٱلۡمَسَٰجِدِۗ*تِلۡكَbunlarحُدُودُsınırlarıdırٱللَّهِAllah'ınفَلَاbunlara yaklaşmayınتَقۡرَبُوهَاۗ*كَذَٰلِكَişte böyleيُبَيِّنُaçıklar kiٱللَّهُAllahءَايَٰتِهِۦayetleriniلِلنَّاسِinsanlaraلَعَلَّهُمۡumulur kiيَتَّقُونَkorunup sakınırlar
 
ANLAMI
Oruç tuttuğunuz günlerin gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız size helal kılındı, onlar sizin örtünüz, siz de onların örtülerisiniz. Allah, nefsinize güvenemiyeceğinizi biliyordu, bu sebeple tevbenizi kabul edip sizi affetti; artık onlara yaklaşabilirsiniz. Allah'ın sizin için takdir ettiğini dileyin. Tan yerinde, beyaz iplik siyah iplikten sizce ayırdedilinceye kadar, yiyin için, sonra orucu geceye kadar tamamlayın. Mescidlerde itikafa çekildiğinizde kadınlarınıza yaklaşmayın. Allah insanlara yasaklardan sakınsınlar diye ayetlerini böylece apaçık bildirir.
Ayet 188 Arapça Ayet
وَلَاyemeyinتَأۡكُلُوٓاْ*أَمۡوَٰلَكُمmallarınızıبَيۡنَكُمaranızdaبِٱلۡبَٰطِلِbatıl (sebepler) ileوَتُدۡلُواْve atmayınبِهَآonlarıإِلَىhakimler(in önün)eٱلۡحُكَّامِ*لِتَأۡكُلُواْyemeniz içinفَرِيقٗاbir kısmınıمِّنۡmallarındanأَمۡوَٰلِ*ٱلنَّاسِinsanlarınبِٱلۡإِثۡمِgünah bir biçimdeوَأَنتُمۡve sizتَعۡلَمُونَbildiğiniz halde
 
ANLAMI
Aranızda mallarınızı haksızlıkla yemeyin; bildiğiniz halde günaha girerek insanların mallarından bir kısmını yemek için onu hakimlere aktarmayın.
Ayet 189 Arapça Ayet
۞يَسۡـَٔلُونَكَsana soruyorlarعَنِhilallerdenٱلۡأَهِلَّةِۖ*قُلۡde kiهِيَonlarمَوَٰقِيتُvakit ölçüleridirلِلنَّاسِinsanlar içinوَٱلۡحَجِّۗve hacوَلَيۡسَve değildirٱلۡبِرُّiyilikبِأَنgirmekتَأۡتُواْ*ٱلۡبُيُوتَevlereمِنarkalarındanظُهُورِهَا*وَلَٰكِنَّfakatٱلۡبِرَّiyilikمَنِkişininٱتَّقَىٰۗtakvasıdırوَأۡتُواْve girinٱلۡبُيُوتَevlereمِنۡkapılarındanأَبۡوَٰبِهَاۚ*وَٱتَّقُواْve sakınınٱللَّهَAllah'tanلَعَلَّكُمۡumulur kiتُفۡلِحُونَkurtuluşa erersiniz
 
ANLAMI
Sana hilal halindeki ayları sorarlar. De ki: "Onlar, insanların ve hac vakitlerinin ölçüsüdür". Evlere arkalarından girmeniz iyilik değildir; iyi kimse kötülükten sakınan kimsedir. Evlere kapılarından girin; Allah'tan sakının ki muradınıza erersiniz.
Ayet 190 Arapça Ayet
وَقَٰتِلُواْve savaşınفِيyolundaسَبِيلِ*ٱللَّهِAllahٱلَّذِينَkimselerleيُقَٰتِلُونَكُمۡsizinle savaşan(lar)وَلَاaşırı gitmeyinتَعۡتَدُوٓاْۚ*إِنَّşüphesizٱللَّهَAllahلَاsevmezيُحِبُّ*ٱلۡمُعۡتَدِينَaşırı gidenleri
 
ANLAMI
Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın, aşırı gitmeyin; doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez.
SAYFA 30
Ayet 191 Arapça Ayet
وَٱقۡتُلُوهُمۡve onları öldürünحَيۡثُneredeثَقِفۡتُمُوهُمۡyakalarsanızوَأَخۡرِجُوهُمve onları çıkarınمِّنۡyer(Mekke)denحَيۡثُ*أَخۡرَجُوكُمۡۚsizi çıkardıklarıوَٱلۡفِتۡنَةُve fitneأَشَدُّdaha kötüdürمِنَadam öldürmektenٱلۡقَتۡلِۚ*وَلَاonlarla savaşmayınتُقَٰتِلُوهُمۡ*عِندَyanındaٱلۡمَسۡجِدِMescid-iٱلۡحَرَامِHaramحَتَّىٰkadarيُقَٰتِلُوكُمۡsizinle savaşıncayaفِيهِۖoradaفَإِنfakat eğerقَٰتَلُوكُمۡonlar sizinle savaşırlarsaفَٱقۡتُلُوهُمۡۗhemen onları öldürünكَذَٰلِكَböyledirجَزَآءُcezasıٱلۡكَٰفِرِينَkafirlerin
 
ANLAMI
Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescidi Haram'ın yanında, onlar savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa onları öldürün. İnkar edenlerin cezası böyledir.
Ayet 192 Arapça Ayet
فَإِنِeğerٱنتَهَوۡاْ(saldırılarına) son verirlerseفَإِنَّgerçektenٱللَّهَAllahغَفُورٞbağışlayandırرَّحِيمٞesirgeyendir
 
ANLAMI
Vazgeçerlerse onları bağışlayın; şüphesiz Allah bağışlar ve merhamet eder.
Ayet 193 Arapça Ayet
وَقَٰتِلُوهُمۡonlarla savaşınحَتَّىٰkadarلَاkalmayıncayaتَكُونَ*فِتۡنَةٞfitneوَيَكُونَve oluncaya (kadar)ٱلدِّينُdinلِلَّهِۖAllah'ınفَإِنِeğerٱنتَهَوۡاْ(saldırılarına) son verirlerseفَلَاartık olmazعُدۡوَٰنَdüşmanlıkإِلَّاbaşkasınaعَلَىzalimlerdenٱلظَّـٰلِمِينَ*
 
ANLAMI
Fitne kalmayıp, yalnız Allah'ın dini ortada kalana kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse sataşmayın. Zulmedenlerden başkasına düşmanlık yoktur.
Ayet 194 Arapça Ayet
ٱلشَّهۡرُayıٱلۡحَرَامُharamبِٱلشَّهۡرِaya karşılıktırٱلۡحَرَامِharamوَٱلۡحُرُمَٰتُve hürmetlerقِصَاصٞۚkarşılıklıdırفَمَنِkim;ٱعۡتَدَىٰsaldırırsaعَلَيۡكُمۡsizeفَٱعۡتَدُواْsiz de saldırınعَلَيۡهِonaبِمِثۡلِgibiمَاsaldırdığıٱعۡتَدَىٰ*عَلَيۡكُمۡۚsizeوَٱتَّقُواْkorkunٱللَّهَAllah'tanوَٱعۡلَمُوٓاْbilin kiأَنَّgerçektenٱللَّهَAllahمَعَberaberdirٱلۡمُتَّقِينَmuttakilerle
 
ANLAMI
Hürmetli ay, hürmetli aya mukabildir, hürmetler karşılıklıdır; o halde, size tecavüz edene (saldırana), size saldırdıkları gibi saldırın. Allah'tan sakının ve Allah'ın sakınanlarla beraber olduğunu bilin.
Ayet 195 Arapça Ayet
وَأَنفِقُواْinfak edinفِيyolundaسَبِيلِ*ٱللَّهِAllahوَلَاkendinizi atmayınتُلۡقُواْ*بِأَيۡدِيكُمۡkendi ellerinizleإِلَىtehlikeyeٱلتَّهۡلُكَةِ*وَأَحۡسِنُوٓاْۚve iyilik edinإِنَّdoğrusuٱللَّهَAllahيُحِبُّseverٱلۡمُحۡسِنِينَiyilik edenleri
 
ANLAMI
Allah yolunda sarf edin, kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayın, işlerinizi iyi yapın. Şüphesiz Allah iyi iş yapanları sever.
Ayet 196 Arapça Ayet
وَأَتِمُّواْve tamamlayınٱلۡحَجَّhaccıوَٱلۡعُمۡرَةَve ömreyiلِلَّهِۚAllah içinفَإِنۡeğerأُحۡصِرۡتُمۡengellenmiş olursanızفَمَاşeyi (kesin)ٱسۡتَيۡسَرَkolayınıza gelenمِنَkurbandanٱلۡهَدۡيِۖ*وَلَاtıraş etmeyinتَحۡلِقُواْ*رُءُوسَكُمۡbaşlarınızıحَتَّىٰkadarيَبۡلُغَvarıncayaٱلۡهَدۡيُkurbanمَحِلَّهُۥۚyerineفَمَنkim (varsa)كَانَolanمِنكُمiçinizdenمَّرِيضًاhastaأَوۡya daبِهِۦٓbulunanأَذٗىbir rahatsızlığıمِّنbaşındanرَّأۡسِهِۦ*فَفِدۡيَةٞfidye (versin)مِّنoruçtanصِيَامٍ*أَوۡveyaصَدَقَةٍsadakadanأَوۡveyaنُسُكٖۚkurbandanفَإِذَآzamanأَمِنتُمۡgüvene kavuştuğunuzفَمَنkimseتَمَتَّعَfaydalanmak isteyenبِٱلۡعُمۡرَةِömre ileإِلَىkadarٱلۡحَجِّhac (zamanın)aفَمَاşeyi (kessin)ٱسۡتَيۡسَرَkolayına geleniمِنَkurbandanٱلۡهَدۡيِۚ*فَمَنkimseلَّمۡ(kurban) bulamayanيَجِدۡ*فَصِيَامُoruç tutarثَلَٰثَةِüçأَيَّامٖgünفِيhacdaٱلۡحَجِّ*وَسَبۡعَةٍve yedi günإِذَاzamanرَجَعۡتُمۡۗdöndüğünüzتِلۡكَböyleceعَشَرَةٞon (gündür)كَامِلَةٞۗtamamıذَٰلِكَbuلِمَنkimseler içindirلَّمۡolmayanlarيَكُنۡ*أَهۡلُهُۥailesiحَاضِرِيhazırٱلۡمَسۡجِدِMescid-iٱلۡحَرَامِۚHaram'daوَٱتَّقُواْsakınınٱللَّهَAllah'tanوَٱعۡلَمُوٓاْve bilin kiأَنَّgerçektenٱللَّهَAllah'ınشَدِيدُşiddetlidirٱلۡعِقَابِcezası
 
ANLAMI
Başladığınız hac ve umreyi Allah için tamamlayın. Alıkonursanız, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, yerine ulaşıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizde hasta olan veya başından rahatsız bulunan varsa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir. Güven içinde olursanız, hacca kadar umreden faydalanabilen kimseye kolayına gelen bir kurban kesmek, bulamayana, hac esnasında üç gün ve döndüğünüzde yedi gün, ki o tam on gündür oruç tutmak gerekir. Bu, ailesi Mescidi Haram'da oturmayan kimseler içindir. Allah'tan sakının ve Allah'ın cezasının şiddetli olacağını bilin.
SAYFA 31
Ayet 197 Arapça Ayet
ٱلۡحَجُّHacأَشۡهُرٞaylardadırمَّعۡلُومَٰتٞۚbilinenفَمَنkimفَرَضَfarz ederse (kendisine)فِيهِنَّonda (o aylarda)ٱلۡحَجَّhaccıفَلَاyokturرَفَثَkadına yaklaşmakوَلَاve yokturفُسُوقَgünaha sapmakوَلَاyokturجِدَالَkavga etmekفِيhacdaٱلۡحَجِّۗ*وَمَاne varsaتَفۡعَلُواْyaptığınızمِنۡiyiliktenخَيۡرٖ*يَعۡلَمۡهُonu bilirٱللَّهُۗAllahوَتَزَوَّدُواْve yanınıza azık alınفَإِنَّşüphesizخَيۡرَen hayırlısıٱلزَّادِazığınٱلتَّقۡوَىٰۖtakvadırوَٱتَّقُونِve benden sakınınيَـٰٓأُوْلِيEy sahipleriٱلۡأَلۡبَٰبِakıl
 
ANLAMI
Hac bilinen aylardadır. O aylarda hacca girişen kimse bilmelidir ki, hacda kadına yaklaşmak, sövüşmek, dövüşmek yoktur. Ne iyilik yaparsanız Allah onu bilir. Kendinize azık edinin, şüphe yok ki azığın en iyisi Allah korkusudur. Ey akıl sahibleri! Benden korkun.
Ayet 198 Arapça Ayet
لَيۡسَyokturعَلَيۡكُمۡsizin içinجُنَاحٌbir günahأَنaramanızdaتَبۡتَغُواْ*فَضۡلٗاlutfunuمِّنRabbinizinرَّبِّكُمۡۚ*فَإِذَآzamanأَفَضۡتُمayrılıp akın ettiğinizمِّنۡArafattanعَرَفَٰتٖ*فَٱذۡكُرُواْanın (hatırlayın)ٱللَّهَAllah'ıعِندَyanındaٱلۡمَشۡعَرِMeş'ar-iٱلۡحَرَامِۖHaramوَٱذۡكُرُوهُO'nu anınكَمَاgibiهَدَىٰكُمۡsizi hidayet ettiğiوَإِنveكُنتُمsiz idinizمِّنO'ndan önceقَبۡلِهِۦ*لَمِنَsapıklardanٱلضَّآلِّينَ*
 
ANLAMI
Rabbiniz'den refah istemenizde bir engel yoktur. Arafat'tan indiğinizde, Allah'ı Meşari Haram'da anın; O'nu, size gösterdiği şekilde zikredin. Nitekim siz önceleri hiç şüphesiz sapıklardandınız.
Ayet 199 Arapça Ayet
ثُمَّsonraأَفِيضُواْsiz de akın edinمِنۡyerdenحَيۡثُ*أَفَاضَakın ettiğiٱلنَّاسُinsanlarınوَٱسۡتَغۡفِرُواْve mağfiret dileyinٱللَّهَۚAllah'tanإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahغَفُورٞGafurdurرَّحِيمٞRahimdir
 
ANLAMI
Sonra, insanların toplu olarak akın ettiği yerden, siz de akın edin. Allah'tan mağfiret dileyin. Allah bağışlar ve merhamet eder.
Ayet 200 Arapça Ayet
فَإِذَاzamanقَضَيۡتُمbitirinceمَّنَٰسِكَكُمۡibadetleriniziفَٱذۡكُرُواْanınٱللَّهَAllah'ıكَذِكۡرِكُمۡandığınız gibiءَابَآءَكُمۡatalarınızıأَوۡveyaأَشَدَّdaha kuvvetliذِكۡرٗاۗbir anışlaفَمِنَinsanlardanٱلنَّاسِ*مَنkimiيَقُولُder kiرَبَّنَآRabbimizءَاتِنَاbize verفِيdünyadaٱلدُّنۡيَا*وَمَاve yokturلَهُۥonunفِيahiretteٱلۡأٓخِرَةِ*مِنۡhiçbirخَلَٰقٖnasibi
 
ANLAMI
Hac ibadetinizi bitirdiğinizde, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir anışla Allah'ı anın. "Rabbimiz! Bize sadece dünyada ver" diyen insanlar vardır, öylesine, ahirette bir pay yoktur.
Ayet 201 Arapça Ayet
وَمِنۡهُمve onlardanمَّنkimi deيَقُولُderkiرَبَّنَآRabbimizءَاتِنَاbize verفِيdünyada daٱلدُّنۡيَا*حَسَنَةٗgüzellikوَفِيahirette deٱلۡأٓخِرَةِ*حَسَنَةٗgüzellikوَقِنَاve bizi koruعَذَابَazabındanٱلنَّارِateş
 
ANLAMI
"Rabbimiz! Bize dünyada iyiyi, ahirette de iyiyi ver, bizi ateşin azabından koru" diyenler vardır.
Ayet 202 Arapça Ayet
أُوْلَـٰٓئِكَişteلَهُمۡonlara vardırنَصِيبٞbir payمِّمَّاkazandıklarındanكَسَبُواْۚ*وَٱللَّهُAllahسَرِيعُçabuk görendirٱلۡحِسَابِhesabı
 
ANLAMI
İşte onlara, kazançlarından ötürü karşılık vardır. Allah hesabı çabuk görür.
SAYFA 32
Ayet 203 Arapça Ayet
۞وَٱذۡكُرُواْve anınٱللَّهَAllah'ıفِيٓgünlerdeأَيَّامٖ*مَّعۡدُودَٰتٖۚsayılıفَمَنkimتَعَجَّلَacele ederseفِيiki gün içindeيَوۡمَيۡنِ*فَلَآyokturإِثۡمَgünahعَلَيۡهِonaوَمَنve kimتَأَخَّرَgeri kalırsaفَلَآyokturإِثۡمَgünahعَلَيۡهِۖona daلِمَنِkimse içinٱتَّقَىٰۗsakınanوَٱتَّقُواْkorkunٱللَّهَAllah'tanوَٱعۡلَمُوٓاْve bilin kiأَنَّكُمۡşüphesiz sizإِلَيۡهِO'nun huzurunaتُحۡشَرُونَtoplanacaksınız
 
ANLAMI
Allah'ı sayılı günlerde anın. Günahtan sakınan kimseye, acele edip, Mina'daki ibadeti iki günde bitirirse günah yoktur, geri kalsa da günah yoktur. Allah'tan sakının. O'nun katında toplanacağınızı bilin.
Ayet 204 Arapça Ayet
وَمِنَinsanlardanٱلنَّاسِ*مَنkimininيُعۡجِبُكَsenin hoşuna giderقَوۡلُهُۥsözüفِيdairٱلۡحَيَوٰةِhayatınaٱلدُّنۡيَاdünyaوَيُشۡهِدُve şahid tutarٱللَّهَAllah'ıعَلَىٰolanaمَا*فِيkalbindeقَلۡبِهِۦ*وَهُوَoysa oأَلَدُّen azılısıdırٱلۡخِصَامِhasımların
 
ANLAMI
Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah'ı şahid tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez.
Ayet 205 Arapça Ayet
وَإِذَاzamanتَوَلَّىٰdöndüğüسَعَىٰçalışırفِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*لِيُفۡسِدَbozgunculuğaفِيهَاoradaوَيُهۡلِكَve yok etmeğeٱلۡحَرۡثَekinوَٱلنَّسۡلَۚve nesliوَٱللَّهُAllahلَاsevmezيُحِبُّ*ٱلۡفَسَادَbozgunculuğu
 
ANLAMI
Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah'ı şahid tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez.
Ayet 206 Arapça Ayet
وَإِذَاve zamanقِيلَdendiğiلَهُonaٱتَّقِkorkٱللَّهَAllah'tanأَخَذَتۡهُkendisini sürüklerٱلۡعِزَّةُgururuبِٱلۡإِثۡمِۚgünahaفَحَسۡبُهُۥartık ona yeterجَهَنَّمُۖcehennemوَلَبِئۡسَve ne kötüٱلۡمِهَادُbir yataktır o
 
ANLAMI
Ona: "Allah'tan sakın" denince, gururu kendisine günah işletir, artık ona cehennem yetişir, ne kötü yataktır!..
Ayet 207 Arapça Ayet
وَمِنَinsanlardanٱلنَّاسِ*مَنöylesi var kiيَشۡرِيsatarنَفۡسَهُkendisiniٱبۡتِغَآءَaramak içinمَرۡضَاتِrızasınıٱللَّهِۚAllah'ınوَٱللَّهُAllah daرَءُوفُۢçok şefkatlidirبِٱلۡعِبَادِkullar(ın)a
 
ANLAMI
İnsanlar arasında, Allah'ın rızasını kazanmak için canını verenler vardır. Allah kullarına karşı şefkatlidir.
Ayet 208 Arapça Ayet
يَـٰٓأَيُّهَاeyٱلَّذِينَkimelerءَامَنُواْiman eden(ler)ٱدۡخُلُواْgirinفِيislama (veya barışa)ٱلسِّلۡمِ*كَآفَّةٗhepiniz birlikteوَلَاizlemeyinتَتَّبِعُواْ*خُطُوَٰتِadımlarınıٱلشَّيۡطَٰنِۚşeytanınإِنَّهُۥçünkü oلَكُمۡsizeعَدُوّٞdüşmandırمُّبِينٞapaçık
 
ANLAMI
Ey İnananlar! Hep birden barışa girin, şeytana ayak uydurmayın, o sizin apaçık düşmanınızdır.
Ayet 209 Arapça Ayet
فَإِنeğerزَلَلۡتُمkayarsanızمِّنۢsonraبَعۡدِ*مَاsize geldiktenجَآءَتۡكُمُ*ٱلۡبَيِّنَٰتُaçık delillerفَٱعۡلَمُوٓاْbilin kiأَنَّşüphesizٱللَّهَAllahعَزِيزٌdaima üstündürحَكِيمٌhüküm ve hikmet sahibidir
 
ANLAMI
Size belgeler geldikten sonra kayarsanız, biliniz ki Allah güçlüdür, Hakim'dir.
Ayet 210 Arapça Ayet
هَلۡmı?يَنظُرُونَgözlüyorlarإِلَّآgelmesiniأَن*يَأۡتِيَهُمُ*ٱللَّهُAllah'ınفِيiçindeظُلَلٖgölgelerمِّنَbuluttanٱلۡغَمَامِ*وَٱلۡمَلَـٰٓئِكَةُve meleklerinوَقُضِيَve bitirilmesiniٱلۡأَمۡرُۚişinوَإِلَى(halbuki)ٱللَّهِAllah'aتُرۡجَعُdöndürülürٱلۡأُمُورُbütün işler
 
ANLAMI
Onlar, bulut gölgeleri içinde, Allah'ın azabının ve meleklerin tepelerine inip işin bitmesini mi bekliyorlar Bütün işler Allah'a dönecektir.
SAYFA 33
Ayet 211 Arapça Ayet
سَلۡsorبَنِيٓoğullarınaإِسۡرَـٰٓءِيلَİsrailكَمۡniceءَاتَيۡنَٰهُمonlara verdikمِّنۡayetlerdenءَايَةِۭ*بَيِّنَةٖۗaçıkوَمَنve kimيُبَدِّلۡdeğiştirirseنِعۡمَةَni'metiniٱللَّهِAllah'ınمِنۢsonraبَعۡدِ*مَاgeldiktenجَآءَتۡهُ*فَإِنَّşüphesizٱللَّهَAllah'ınشَدِيدُçetindirٱلۡعِقَابِcezası
 
ANLAMI
İsrailoğullarına sor; onlara apaçık nice ayetler verdik, Allah'ın nimetini, kendisine geldikten sonra kim değiştirirse, bilsin ki, Allah'ın cezası şüphesiz şiddetlidir.
Ayet 212 Arapça Ayet
زُيِّنَsüslü gösterildiلِلَّذِينَkimselereكَفَرُواْinkar edenlereٱلۡحَيَوٰةُhayatıٱلدُّنۡيَاdünyaوَيَسۡخَرُونَve alay ederlerمِنَkimselerleٱلَّذِينَ*ءَامَنُواْۘinanan(lar)وَٱلَّذِينَve kimselerleٱتَّقَوۡاْtakva sahipleriفَوۡقَهُمۡonlardan üstündürlerيَوۡمَgünündeٱلۡقِيَٰمَةِۗkıyametوَٱللَّهُAllahيَرۡزُقُrızık verirمَنkimseyeيَشَآءُdilediğiبِغَيۡرِhesapsızحِسَابٖ*
 
ANLAMI
İnkar edenlere, dünya hayatı güzel görünür, onlar, inananlarla alay ederler, oysa, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar kıyamet günü onların üstünde olacaklardır. Allah dilediğini hesabsız şekilde rızıklandırır.
Ayet 213 Arapça Ayet
كَانَidiٱلنَّاسُinsanlarأُمَّةٗümmetوَٰحِدَةٗbir tekفَبَعَثَsonra gönderdiٱللَّهُAllahٱلنَّبِيِّـۧنَpeygamberleriمُبَشِّرِينَmüjdecilerوَمُنذِرِينَve uyarıcılar olarakوَأَنزَلَve indirdiمَعَهُمُonlarla beraberٱلۡكِتَٰبَKitabıبِٱلۡحَقِّhak olarakلِيَحۡكُمَhükmetmek üzereبَيۡنَarasındaٱلنَّاسِinsanlarفِيمَا(konularda)ٱخۡتَلَفُواْanlaşmazlığa düştükleriفِيهِۚondaوَمَاveٱخۡتَلَفَanlaşmazlığa düştü(ler)فِيهِo(Kitap hakkı)ndaإِلَّاdışındaٱلَّذِينَkendilerineأُوتُوهُ(Kitap) verilmiş olanlarمِنۢsonraبَعۡدِ*مَاkendilerine geldiktenجَآءَتۡهُمُ*ٱلۡبَيِّنَٰتُaçık delillerبَغۡيَۢاsırf kıskançlıktan ötürüبَيۡنَهُمۡۖaralarındakiفَهَدَىbunun üzerine ilettiٱللَّهُAllahٱلَّذِينَkimseleriءَامَنُواْiman edenلِمَاayrılığa düştükleriٱخۡتَلَفُواْ*فِيهِkendisindeمِنَgerçeğeٱلۡحَقِّ*بِإِذۡنِهِۦۗkendi izniyleوَٱللَّهُAllahيَهۡدِيiletirمَنkimseyiيَشَآءُdilediğiإِلَىٰyolaصِرَٰطٖ*مُّسۡتَقِيمٍdoğru
 
ANLAMI
İnsanlar bir tek ümmetti. Allah peygamberleri müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdi; insanların ayrılığa düşecekleri hususlarda aralarında hüküm vermek için onlarla birlikte hak Kitaplar indirdi. Ancak Kitap verilenler, kendilerine belgeler geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden onda ayrılığa düştüler. Allah, inananları, ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izni ile eriştirdi. Allah dilediğini doğru yola eriştirir.
Ayet 214 Arapça Ayet
أَمۡyoksaحَسِبۡتُمۡsandınız (mı)أَنkiتَدۡخُلُواْgireceksinizٱلۡجَنَّةَcenneteوَلَمَّاbaşınıza gelmedenيَأۡتِكُم*مَّثَلُdurumuٱلَّذِينَgeçenlerinخَلَوۡاْ*مِنsizden önceقَبۡلِكُمۖ*مَّسَّتۡهُمُonlara dokunmuştuٱلۡبَأۡسَآءُsıkıntıوَٱلضَّرَّآءُve yoksullukوَزُلۡزِلُواْve sarsılmışlardı kiحَتَّىٰnihayetيَقُولَdiyorlardıٱلرَّسُولُpeygamberوَٱلَّذِينَve kimselerءَامَنُواْinananمَعَهُۥonunla birlikteمَتَىٰne zamanنَصۡرُyardımıٱللَّهِۗAllah'ınأَلَآİyi bilin kiإِنَّşüphesizنَصۡرَyardımıٱللَّهِAllah'ınقَرِيبٞyakındır
 
ANLAMI
Sizden önce gelenlerin durumu sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz Peygamber ve onunla beraber müminler: "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı; iyi bilin ki Allah'ın yardımı şüphesiz yakındır.
Ayet 215 Arapça Ayet
يَسۡـَٔلُونَكَsana soruyorlarمَاذَاneيُنفِقُونَۖ(Allah yolunda) harcayacaklarınıقُلۡde kiمَآşeyأَنفَقۡتُمvereceğinizمِّنۡhayırdanخَيۡرٖ*فَلِلۡوَٰلِدَيۡنِana-baba içindirوَٱلۡأَقۡرَبِينَve yakınlarوَٱلۡيَتَٰمَىٰve öksüzlerوَٱلۡمَسَٰكِينِve yoksullarوَٱبۡنِve yolda kalmış(lar)ٱلسَّبِيلِۗ*وَمَاve neتَفۡعَلُواْyaparsanızمِنۡhayırdanخَيۡرٖ*فَإِنَّmuhakkakٱللَّهَAllahبِهِۦonunla birlikteعَلِيمٞbilir
 
ANLAMI
Sana, ne sarfedeceklerini sorarlar, de ki: "Sarfedeceğiniz mal, ana baba, yakınlar, yetimler, düşkünler, yolcular içindir. Yaptığınız her iyiliği Allah şüphesiz bilir".
SAYFA 34
Ayet 216 Arapça Ayet
كُتِبَyazıldı (farz kılındı)عَلَيۡكُمُsizeٱلۡقِتَالُsavaşوَهُوَhalbuki oكُرۡهٞhoşunuza gitmezلَّكُمۡۖsizinوَعَسَىٰٓolur ki bazenأَنhoşlanmadığınızتَكۡرَهُواْ*شَيۡـٔٗاbir şeyوَهُوَoخَيۡرٞhayırlıdırلَّكُمۡۖsizin içinوَعَسَىٰٓve olur kiأَنhoşlandığınızتُحِبُّواْ*شَيۡـٔٗاbir şey (de)وَهُوَoشَرّٞkötüdürلَّكُمۡۚsizin içinوَٱللَّهُAllahيَعۡلَمُbilirوَأَنتُمۡsiz iseلَاbilmezsinizتَعۡلَمُونَ*
 
ANLAMI
Savaş, hoşunuza gitmediği halde size farz kılındı. İhtimal ki hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinizedir ve ihtimal ki sevdiğiniz bir şey sizin kötülüğünüzedir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.
Ayet 217 Arapça Ayet
يَسۡـَٔلُونَكَsana soruyorlarعَنِayındaٱلشَّهۡرِ*ٱلۡحَرَامِharamقِتَالٖsavaşmaktanفِيهِۖondaقُلۡde kiقِتَالٞsavaşفِيهِO (aylar)daكَبِيرٞۚbüyük bir günahtırوَصَدٌّve alıkoymakعَنyolundanسَبِيلِ*ٱللَّهِAllahوَكُفۡرُۢve inkar etmekبِهِۦO'nuوَٱلۡمَسۡجِدِve Mescid-iٱلۡحَرَامِHaram(dan)وَإِخۡرَاجُsürüp çıkarmakأَهۡلِهِۦhalkınıمِنۡهُondan (Mekke'den)أَكۡبَرُdaha büyük (bir günahtır)عِندَyanındaٱللَّهِۚAllahوَٱلۡفِتۡنَةُve fitneأَكۡبَرُdaha büyük(bir günah)tırمِنَöldürmektenٱلۡقَتۡلِۗ*وَلَاvazgeçmezlerيَزَالُونَ*يُقَٰتِلُونَكُمۡsizinle savaşmaktanحَتَّىٰkadarيَرُدُّوكُمۡsizi döndürünceyeعَنdininizdenدِينِكُمۡ*إِنِeğerٱسۡتَطَٰعُواْۚgüçleri yetseوَمَنve kimيَرۡتَدِدۡdönerمِنكُمۡsizdenعَنdinindenدِينِهِۦ*فَيَمُتۡve ölürseوَهُوَve oكَافِرٞkafir olarakفَأُوْلَـٰٓئِكَişteحَبِطَتۡboşa çıkmıştırأَعۡمَٰلُهُمۡonların bütün yaptıklarıفِيdünyada (da)ٱلدُّنۡيَا*وَٱلۡأٓخِرَةِۖahirette (de)وَأُوْلَـٰٓئِكَve onlarأَصۡحَٰبُhalkıdırٱلنَّارِۖateşهُمۡve onlarفِيهَاoradaخَٰلِدُونَsürekli kalacaklardır
 
ANLAMI
Sana hürmet edilen ayı, o aydaki savaşı sorarlar. De ki: "O ayda savaşmak büyük suçtur. Allah yolundan alıkoymak, O'nu inkar etmek, Mescidi Haram'a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük suçtur. Fitne çıkarmak ise öldürmekten daha büyüktür". Güçleri yeterse, dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşa devam ederler. İçinizden dininden dönüp kafir olarak ölen olursa, bunların işleri dünya ve ahirette boşa gitmiş olur. İşte cehennemlikler onlardır, onlar orada temellidirler.
Ayet 218 Arapça Ayet
إِنَّmuhakkakٱلَّذِينَkimselerءَامَنُواْiman edenlerوَٱلَّذِينَve kimselerهَاجَرُواْve hicret edenlerوَجَٰهَدُواْve cihat edenlerفِيyolundaسَبِيلِ*ٱللَّهِAllahأُوْلَـٰٓئِكَişte onlarيَرۡجُونَumarlarرَحۡمَتَrahmetiniٱللَّهِۚAllah'ınوَٱللَّهُAllahغَفُورٞçok bağışlayanرَّحِيمٞçok merhamet edendir
 
ANLAMI
İnananlar, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler Allah'ın rahmetini umarlar. Allah bağışlar ve merhamet eder.
Ayet 219 Arapça Ayet
۞يَسۡـَٔلُونَكَsana soruyorlarعَنِşaraptanٱلۡخَمۡرِ*وَٱلۡمَيۡسِرِۖve kumardanقُلۡde kiفِيهِمَآo ikisinde vardırإِثۡمٞgünahكَبِيرٞbüyükوَمَنَٰفِعُve bazı yararlarلِلنَّاسِinsanlar içinوَإِثۡمُهُمَآfakat onların günahıأَكۡبَرُdaha büyüktürمِنyararındanنَّفۡعِهِمَاۗ*وَيَسۡـَٔلُونَكَve sana soruyorlarمَاذَاneيُنفِقُونَۖinfak edecekleriniقُلِde kiٱلۡعَفۡوَۗAf (ihtiyaçlarınızdan fazlasını)كَذَٰلِكَböyleيُبَيِّنُaçıklıyorٱللَّهُAllahلَكُمُsizeٱلۡأٓيَٰتِayetleriلَعَلَّكُمۡumulur kiتَتَفَكَّرُونَdüşünürsünüz
 
ANLAMI
Sana içki ve kumarı sorarlar, de ki: "İkisinde hem büyük günah ve hem insanlara bazı faydalar vardır. Günahları faydasından daha büyüktür". Ne sarfedeceklerini sana sorarlar, de ki: "Artanı". Böylece Allah, dünya ve ahiret hususunda düşünesiniz diye size ayetleri açıklar.
SAYFA 35
Ayet 220 Arapça Ayet
فِي(hakkında)ٱلدُّنۡيَاdünyaوَٱلۡأٓخِرَةِۗve ahiretوَيَسۡـَٔلُونَكَve sana soruyarlarعَنِöksüzlerdenٱلۡيَتَٰمَىٰۖ*قُلۡde kiإِصۡلَاحٞıslah etmekلَّهُمۡonları(n durumlarını)خَيۡرٞۖhayırlıdırوَإِنve eğerتُخَالِطُوهُمۡonlara karışırsanızفَإِخۡوَٰنُكُمۡۚsizin kardeşlerinizdirوَٱللَّهُAllahيَعۡلَمُbilirٱلۡمُفۡسِدَbozanıمِنَıslah edendenٱلۡمُصۡلِحِۚ*وَلَوۡve eğerشَآءَdileseydiٱللَّهُAllahلَأَعۡنَتَكُمۡۚsizi zora sokardıإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahعَزِيزٌdaima üstündürحَكِيمٞhüküm ve hikmet sahibidir
 
ANLAMI
Sana yetimleri sorarlar, de ki: "Onların işlerini düzeltmek hayırlıdır". Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah düzeltenden bozanı ayırdetmesini bilir. Allah dileseydi sizi zora sokardı. Allah şüphesiz güçlüdür, Hakim'dir.
Ayet 221 Arapça Ayet
وَلَاevlenmeyinتَنكِحُواْ*ٱلۡمُشۡرِكَٰتِmüşrik (Allah'a ortak koşan) kadınlarlaحَتَّىٰkadarيُؤۡمِنَّۚinanıncayaوَلَأَمَةٞbir cariyeمُّؤۡمِنَةٌinananخَيۡرٞdaha hayırlıdırمِّنortak koşan (hür) kadındanمُّشۡرِكَةٖ*وَلَوۡve eğerأَعۡجَبَتۡكُمۡۗhoşunuza gitse bileوَلَاevlendirmeyinتُنكِحُواْ*ٱلۡمُشۡرِكِينَortak koşan erkeklerleحَتَّىٰkadarيُؤۡمِنُواْۚiman edinceyeوَلَعَبۡدٞve bir köleمُّؤۡمِنٌinananخَيۡرٞdaha hayırlıdırمِّنmüşrik erkektenمُّشۡرِكٖ*وَلَوۡeğerأَعۡجَبَكُمۡۗhoşunuza gitse bileأُوْلَـٰٓئِكَ(Zira) onlarيَدۡعُونَçağırıyorlarإِلَىateşeٱلنَّارِۖ*وَٱللَّهُAllah iseيَدۡعُوٓاْçağırıyorإِلَىcenneteٱلۡجَنَّةِ*وَٱلۡمَغۡفِرَةِve mağfireteبِإِذۡنِهِۦۖizniyleوَيُبَيِّنُve açıklarءَايَٰتِهِۦayetleriniلِلنَّاسِinsanlaraلَعَلَّهُمۡumulur kiيَتَذَكَّرُونَdüşünürler
 
ANLAMI
Allah'a eş koşan kadınlarla onlar imana gelinceye kadar evlenmeyin. İnanan bir cariye, hoşunuza gitse de ortak koşan bir kadından daha iyidir. İnanmalarına kadar; ortak koşan erkeklerle mümin kadınları evlendirmeyin. İnanan bir köle, hoşunuza gitmiş olsa da, ortak koşan bir erkekten daha iyidir. İşte onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle cennete ve mağfirete çağırır ve insanlara ibret alsınlar diye ayetlerini açıklar.
Ayet 222 Arapça Ayet
وَيَسۡـَٔلُونَكَve sana soruyorlarعَنِadet görmedenٱلۡمَحِيضِۖ*قُلۡde kiهُوَoأَذٗىeziyettirفَٱعۡتَزِلُواْçekilinٱلنِّسَآءَkadınlardanفِيsüresinceٱلۡمَحِيضِadetوَلَاonlara yaklaşmayınتَقۡرَبُوهُنَّ*حَتَّىٰkadarيَطۡهُرۡنَۖtemizleninceyeفَإِذَاzamanتَطَهَّرۡنَtemizlendikleriفَأۡتُوهُنَّonlara varınمِنۡyerdenحَيۡثُ*أَمَرَكُمُsize emrettiğiٱللَّهُۚAllah'ınإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahيُحِبُّseverٱلتَّوَّـٰبِينَtevbe edenleriوَيُحِبُّve severٱلۡمُتَطَهِّرِينَtemizlenenleri
 
ANLAMI
Sana, kadınların aybaşı hali hakkında da sorarlar, de ki: "O bir ezadır (rahatsızlıktır)". Aybaşı halinde iken kadınlardan el çekin, temizlenmelerine kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman, Allah'ın size buyurduğu yoldan yaklaşın. Allah şüphesiz daima tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.
Ayet 223 Arapça Ayet
نِسَآؤُكُمۡkadınlarınızحَرۡثٞbir tarladırلَّكُمۡsizin içinفَأۡتُواْvarınحَرۡثَكُمۡtarlanızaأَنَّىٰbiçimdeشِئۡتُمۡۖdilediğinizوَقَدِّمُواْve hazırlık yapınلِأَنفُسِكُمۡۚkendiniz içinوَٱتَّقُواْve sakınınٱللَّهَAllah'tanوَٱعۡلَمُوٓاْve bilin kiأَنَّكُمşüphesiz sizمُّلَٰقُوهُۗO'na kavuşacaksınızوَبَشِّرِve müjdele;ٱلۡمُؤۡمِنِينَİnananları
 
ANLAMI
Kadınlarınız sizin tarlanızdır, tarlanıza istediğiniz gibi gelin. İstikbal için hazırlıklı olun, Allah'tan sakının. O'na, hiç şüphesiz kavuşacağınızı bilin, bunu inananlara müjdele.
Ayet 224 Arapça Ayet
وَلَاkılmayınتَجۡعَلُواْ*ٱللَّهَAllah'ıعُرۡضَةٗengelلِّأَيۡمَٰنِكُمۡyeminlerinizeأَنiyilik etmenizeتَبَرُّواْ*وَتَتَّقُواْve sakınmanızaوَتُصۡلِحُواْve düzetmeyeبَيۡنَarasınıٱلنَّاسِۚinsanlarınوَٱللَّهُAllahسَمِيعٌişitendirعَلِيمٞbilendir
 
ANLAMI
İnsanların arasını düzeltmeniz, günahtan sakınmanız ve iyi olmanız için, Allah'a yaptığınız yeminleri engel kılmayın, Allah işitir ve bilir.
SAYFA 36
Ayet 225 Arapça Ayet
لَّاsizi sorumlu tutmazيُؤَاخِذُكُمُ*ٱللَّهُAllahبِٱللَّغۡوِkasıtsızفِيٓdolayıأَيۡمَٰنِكُمۡyeminlerinizdenوَلَٰكِنfakatيُؤَاخِذُكُمsorumlu tutarبِمَاdolayıكَسَبَتۡkazandığındanقُلُوبُكُمۡۗkalblerinizinوَٱللَّهُAllahغَفُورٌbağışlayandırحَلِيمٞhalimdir
 
ANLAMI
Allah sizi rastgele yeminlerinizden dolayı değil, fakat kalblerinizin kasdettiği yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, Halim'dir.
Ayet 226 Arapça Ayet
لِّلَّذِينَkimseler içinيُؤۡلُونَyaklaşmamağa yemin edenlerمِنkadınlarınaنِّسَآئِهِمۡ*تَرَبُّصُbekleme (hakkı) vardırأَرۡبَعَةِdörtأَشۡهُرٖۖayفَإِنeğerفَآءُو(o süre içinde) dönerlerseفَإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahغَفُورٞbağışlayanرَّحِيمٞmerhamet edendir
 
ANLAMI
Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler, dört ay bekleyebilirler; eğer yeminlerinden dönerlerse, bilsinler ki Allah bağışlar ve merhamet eder.
Ayet 227 Arapça Ayet
وَإِنۡeğerعَزَمُواْkesin karar verirlerseٱلطَّلَٰقَboşamayaفَإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahسَمِيعٌişitendirعَلِيمٞbilendir
 
ANLAMI
Şayet boşanmaya kararlı iseler, bilsinler ki Allah şüphesiz işitir ve bilir.
Ayet 228 Arapça Ayet
وَٱلۡمُطَلَّقَٰتُboşanmış kadınlarيَتَرَبَّصۡنَgözetlerlerبِأَنفُسِهِنَّkendileriniثَلَٰثَةَüçقُرُوٓءٖۚkur' (üç adet veya üç temizlik süresi)وَلَاhelal olmazيَحِلُّ*لَهُنَّkendilerineأَنgizlemeleriيَكۡتُمۡنَ*مَاyarattığınıخَلَقَ*ٱللَّهُAllah'ınفِيٓkendi rahimlerindeأَرۡحَامِهِنَّ*إِنeğerكُنَّidiyselerيُؤۡمِنَّinanıyorبِٱللَّهِAllah'aوَٱلۡيَوۡمِve gününeٱلۡأٓخِرِۚahiretوَبُعُولَتُهُنَّkocalarıأَحَقُّhak sahibidirlerبِرَدِّهِنَّonları geri almağaفِيbu aradaذَٰلِكَ*إِنۡeğerأَرَادُوٓاْisterlerseإِصۡلَٰحٗاۚbarışmakوَلَهُنَّ(kadınların) vardırمِثۡلُgibiٱلَّذِي(erkeklerin) kendileri üzerindekiعَلَيۡهِنَّ*بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ(örfe uygun) haklarıوَلِلرِّجَالِerkeklerin (hakları)عَلَيۡهِنَّonlar (kadınlar) üzerindeدَرَجَةٞۗbir derece fazladırوَٱللَّهُAllahعَزِيزٌazizdirحَكِيمٌhakimdir
 
ANLAMI
Boşanan kadınlar, kendi kendilerine üç aybaşı hali beklerler, eğer Allah'a ve ahiret gününe inanmışlarsa, rahimlerinde Allah'ın yarattığını gizlemeleri kendilerine helal değildir. Kocaları bu arada barışmak isterlerse, karılarını geri almakta daha çok hak sahibidirler. Kadınların hakları, örfe uygun bir şekilde vazifelerine denktir. Erkeklerin onlardan bir üstün derecesi vardır. Allah güçlüdür. Hakim'dir.
Ayet 229 Arapça Ayet
ٱلطَّلَٰقُboşamaمَرَّتَانِۖiki defadırفَإِمۡسَاكُۢya tutmak (lazım)dırبِمَعۡرُوفٍiyilikleأَوۡya daتَسۡرِيحُۢsalıvermekبِإِحۡسَٰنٖۗgüzelceوَلَاhelal değildirيَحِلُّ*لَكُمۡsizeأَنgeri almanızتَأۡخُذُواْ*مِمَّآşeylerdenءَاتَيۡتُمُوهُنَّonlara verdiğinizشَيۡـًٔاbir şeyإِلَّآbaşkaأَنeğerيَخَافَآkorkarlarsaأَلَّاkoruyamamaktanيُقِيمَا*حُدُودَsınırlarınıٱللَّهِۖAllah'ınفَإِنۡeğerخِفۡتُمۡkorkarsanızأَلَّاkoruyamamaktanيُقِيمَا*حُدُودَsınırlarınıٱللَّهِAllah'ınفَلَاyokturجُنَاحَbir günahعَلَيۡهِمَاikisine deفِيمَا(kadının ayrılmak için verdiği)ٱفۡتَدَتۡfidyeبِهِۦۗhakkındaتِلۡكَişte bunlarحُدُودُsınırlarıdırٱللَّهِAllah'ınفَلَاsakın bunları aşmayınتَعۡتَدُوهَاۚ*وَمَنve kim(ler)يَتَعَدَّaşarsaحُدُودَsınırlarınıٱللَّهِAllah'ınفَأُوْلَـٰٓئِكَişteهُمُonlarٱلظَّـٰلِمُونَzalimlerdir
 
ANLAMI
Boşanma iki defadır. Ya iyilikle tutma ya da iyilik yaparak bırakmadır. İkisi Allah'ın yasalarını koruyamamaktan korkmadıkça kadınlara verdiklerinizden (mehirden) bir şey almanız size helal değildir. Eğer Allah'ın yasalarını ikisi koruyamıyacaklar diye korkarsanız, o zaman kadının fidye vermesinde (mehrinden vazgeçerse) ikisine de günah yoktur. Bunlar Allah'ın yasalarıdır, onları bozmayın. Allah'ın yasalarını bozanlar ancak zalimlerdir.
Ayet 230 Arapça Ayet
فَإِنeğerطَلَّقَهَا(erkek) yine boşarsaفَلَاhelal olmazتَحِلُّ*لَهُۥonaمِنۢartık bundan sonraبَعۡدُ*حَتَّىٰkadarتَنكِحَ(kadın) nikahlanıncayaزَوۡجًاkocayaغَيۡرَهُۥۗbaşka birفَإِنeğerطَلَّقَهَاO (vardığı adam) da boşarsaفَلَاyokturجُنَاحَbir günahعَلَيۡهِمَآkendilerineأَنtekrar birbirlerine dönmelerindeيَتَرَاجَعَآ*إِنeğerظَنَّآinanırlarsaأَنkoruyacaklarınaيُقِيمَا*حُدُودَsınırlarınıٱللَّهِۗAllah'ınوَتِلۡكَişte bunlarحُدُودُsınırlarıdırٱللَّهِAllah'ınيُبَيِّنُهَاaçıklamaktadırلِقَوۡمٖbir toplum içinيَعۡلَمُونَbilen
 
ANLAMI
Bundan sonra kadını boşarsa, kadın başka birisiyle evlenmedikçe bir daha kendisine helal olmaz. Eğer ikinci koca da onu boşarsa, Allah'ın yasalarını koruyacaklarını sanırlarsa eski karı kocanın birbirlerine dönmelerine bir engel yoktur. Bunlar, bilenkimseler için Allah'ın açıkladığı yasalardır.
SAYFA 37
Ayet 231 Arapça Ayet
وَإِذَاzamanطَلَّقۡتُمُboşadığınızٱلنِّسَآءَkadınlarıفَبَلَغۡنَulaştıklarındaأَجَلَهُنَّ(iddetlerinin) sonunaفَأَمۡسِكُوهُنَّya onları tutunبِمَعۡرُوفٍiyilikleأَوۡya daسَرِّحُوهُنَّbırakınبِمَعۡرُوفٖۚiyilikleوَلَاonları (yanınızda) tutmayınتُمۡسِكُوهُنَّ*ضِرَارٗاzarar vermek içinلِّتَعۡتَدُواْۚhaklarına tecavüz edipوَمَنkimيَفۡعَلۡyaparsaذَٰلِكَbunuفَقَدۡmuhakkakظَلَمَzulmetmiştirنَفۡسَهُۥۚkendineوَلَاedinmeyinتَتَّخِذُوٓاْ*ءَايَٰتِayetleriniٱللَّهِAllah'ınهُزُوٗاۚeğlenceوَٱذۡكُرُواْdüşününنِعۡمَتَni'metiniٱللَّهِAllah'ınعَلَيۡكُمۡsize olanوَمَآindirdikleriniأَنزَلَ*عَلَيۡكُمsizeمِّنَKitaptanٱلۡكِتَٰبِ*وَٱلۡحِكۡمَةِve Hikmet(ten)يَعِظُكُمsize öğüt vermek içinبِهِۦۚonunlaوَٱتَّقُواْve korkunٱللَّهَAllah'tanوَٱعۡلَمُوٓاْve bilin kiأَنَّşüphesizٱللَّهَAllahبِكُلِّherشَيۡءٍşeyiعَلِيمٞbilir
 
ANLAMI
Kadınları boşadığınızda, müddetleri sona ererken, onları güzellikle tutun, ya da güzellikle bırakın, haklarına tecavüz etmek için onlara zararlı olacak şekilde tutmayın; böyle yapan şüphesiz kendisine yazık etmiş olur. Allah'ın ayetlerini de alaya almayın; Allah'ın üzerinize olan nimetini, öğüt vermek üzere size indirdiği Kitap ve hikmeti anın, Allah'tan sakının, Allah'ın her şeyi bildiğini bilin.
Ayet 232 Arapça Ayet
وَإِذَاve zamanطَلَّقۡتُمُboşadığınızٱلنِّسَآءَkadınlarıفَبَلَغۡنَulaştıklarındaأَجَلَهُنَّ(iddetlerinin) sonunaفَلَاengel olmayınتَعۡضُلُوهُنَّ*أَنevlenmelerineيَنكِحۡنَ*أَزۡوَٰجَهُنَّ(eski) kocalarıylaإِذَاtakdirdeتَرَٰضَوۡاْanlaştıklarıبَيۡنَهُمkendi aralarındaبِٱلۡمَعۡرُوفِۗgüzelceذَٰلِكَbuيُوعَظُverilen bir öğüttürبِهِۦonunlaمَنkimseyeكَانَolanمِنكُمۡiçinizdenيُؤۡمِنُinananبِٱللَّهِAllah'aوَٱلۡيَوۡمِve gününeٱلۡأٓخِرِۗahiretذَٰلِكُمۡbuأَزۡكَىٰdaha iyiلَكُمۡsizin içinوَأَطۡهَرُۚve daha temizdirوَٱللَّهُAllahيَعۡلَمُbilirوَأَنتُمۡve sizلَاbilmezsinizتَعۡلَمُونَ*
 
ANLAMI
Kadınları boşadığınızda, müddetleri sona ermişse, kocaları ile birbirleriyle güzellikle anlaşmışlarsa evlenmelerine engel olmayın. İçinizden Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse bundan ibret alır. Bu sizin için daha nezih ve daha paktır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Ayet 233 Arapça Ayet
۞وَٱلۡوَٰلِدَٰتُve annelerيُرۡضِعۡنَemzirirlerأَوۡلَٰدَهُنَّçocuklarınıحَوۡلَيۡنِiki yılكَامِلَيۡنِۖtamلِمَنۡkimse içinأَرَادَisteyenأَنtamamlamakيُتِمَّ*ٱلرَّضَاعَةَۚemzirmeyiوَعَلَىüzerinedirٱلۡمَوۡلُودِbabanınلَهُۥ(çocuk kendisine ait olan)رِزۡقُهُنَّonların yiyecekleriوَكِسۡوَتُهُنَّve giyecekleriبِٱلۡمَعۡرُوفِۚuygun biçimdeلَاyükümlü tutulmazتُكَلَّفُ*نَفۡسٌhiç kimseإِلَّاbaşkaوُسۡعَهَاۚgücünün yettiğindenلَاzarara sokulmasınتُضَآرَّ*وَٰلِدَةُۢ(ne) anneبِوَلَدِهَاçocuğu yüzündenوَلَاve (ne de)مَوۡلُودٞbabaلَّهُۥ(çocuğun aidolduğu)بِوَلَدِهِۦۚçocuğu yüzündenوَعَلَىve üzerindeٱلۡوَارِثِmirasçınınمِثۡلُaynı (yükümlülük var)dırذَٰلِكَۗbununفَإِنۡeğerأَرَادَاisterlerseفِصَالًاsütten kesmekعَنrızalarıylaتَرَاضٖ*مِّنۡهُمَاkendi aralarındaوَتَشَاوُرٖve danışarakفَلَاyokturجُنَاحَgünahعَلَيۡهِمَاۗkendilerineوَإِنۡeğerأَرَدتُّمۡistersenizأَن(sütannesi tutup) emzirtmekتَسۡتَرۡضِعُوٓاْ*أَوۡلَٰدَكُمۡçocuklarınızıفَلَاyine yokturجُنَاحَbir günahعَلَيۡكُمۡüzerinizeإِذَاsonraسَلَّمۡتُمverdiktenمَّآşeyi (ücreti)ءَاتَيۡتُمverdiğinizبِٱلۡمَعۡرُوفِۗgüzelceوَٱتَّقُواْve korkunٱللَّهَAllah'tanوَٱعۡلَمُوٓاْve bilin kiأَنَّşüphesizٱللَّهَAllahبِمَاher şeyiتَعۡمَلُونَyaptığınızبَصِيرٞgörmektedir
 
ANLAMI
Anneler çocuklarını, emzirmeyi tamamlatmak isteyen baba için, tam iki sene emzirirler. Anaların yiyecek ve giyeceğini uygun bir şekilde sağlamak çocuk kendisinin olan babaya borçtur. Herkese ancak gücü nisbetinde teklifte bulunulur. Ana çocuğundan, çocuk kendisinin olan baba da çocuğundan dolayı zarara sokulmasın. Mirasçıya da aynı şeyi yapmak borçtur. Ana baba aralarında danışarak ve anlaşarak sütten kesmek isterlerse, ikisine de sorumluluk yoktur. Çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun bir şekilde öderseniz, size sorumluluk yoktur. Allah'tan sakının, yaptıklarınızı gördüğünü bilin.
SAYFA 38
Ayet 234 Arapça Ayet
وَٱلَّذِينَkimselerinيُتَوَفَّوۡنَölen(ler)مِنكُمۡiçinizdenوَيَذَرُونَgeriye bıraktıklarıأَزۡوَٰجٗاeşleriيَتَرَبَّصۡنَ(bekleyip) gözetlerlerبِأَنفُسِهِنَّkendileriniأَرۡبَعَةَdörtأَشۡهُرٖayوَعَشۡرٗاۖve on (gün)فَإِذَاzamanبَلَغۡنَbitirdiğiأَجَلَهُنَّsüreleriniفَلَاyokturجُنَاحَbir günahعَلَيۡكُمۡsizeفِيمَاyapmalarındaفَعَلۡنَ*فِيٓiçinأَنفُسِهِنَّkendileriبِٱلۡمَعۡرُوفِۗuygun olanıوَٱللَّهُAllahبِمَاyaptıklarınızdanتَعۡمَلُونَ*خَبِيرٞhaberdardır
 
ANLAMI
İçinizden ölenlerin bırakmış olduğu eşler kendi kendilerine dört ay on gün beklerler; müddetleri sona erdiğinde, onların kendi haklarında uygun şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah işlediklerinizden haberdardır.
Ayet 235 Arapça Ayet
وَلَاyokturجُنَاحَbir günahعَلَيۡكُمۡsizeفِيمَاüstü kapalı biçimde bildirmenizdenعَرَّضۡتُم*بِهِۦonaمِنۡevlenme isteğiniziخِطۡبَةِ*ٱلنِّسَآءِkadınlaraأَوۡyahutأَكۡنَنتُمۡgizlemenizdenفِيٓiçinizdeأَنفُسِكُمۡۚ*عَلِمَbilirٱللَّهُAllahأَنَّكُمۡşüphesiz sizinسَتَذۡكُرُونَهُنَّonları anacağınızıوَلَٰكِنfakatلَّاsakın onlarla sözleşmeyinتُوَاعِدُوهُنَّ*سِرًّاgizli(buluşma)yaإِلَّآdışındaأَنsöylemenizتَقُولُواْ*قَوۡلٗاbir sözمَّعۡرُوفٗاۚiyi (meşru)وَلَاve kalkışmayınتَعۡزِمُواْ*عُقۡدَةَakdine (kıymaya)ٱلنِّكَاحِnikahحَتَّىٰkadarيَبۡلُغَulaşıncayaٱلۡكِتَٰبُyazılanın (iddetinin)أَجَلَهُۥۚsonunaوَٱعۡلَمُوٓاْve bilin kiأَنَّşüphesizٱللَّهَAllahيَعۡلَمُbilirمَاşeyiفِيٓiçinizden geçenأَنفُسِكُمۡ*فَٱحۡذَرُوهُۚO'ndan sakınınوَٱعۡلَمُوٓاْve yine bilin kiأَنَّşüphesizٱللَّهَAllahغَفُورٌbağışlayandırحَلِيمٞhalimdir
 
ANLAMI
Böyle kadınlara kapalı bir şekilde evlenme teklif etmenizde veya içinizden onlarla evlenmeyi geçirmenizde size sorumluluk yoktur. Allah onları anacağınızı bilir. Sakın meşru sözler dışında onlarla gizlice sözleşmeyin, müddet sona erene kadar nikah akdine kalkışmayın. İçinizde olanı Allah'ın bildiğini bilin de O'ndan çekinin. Allah'ın bağışlayan ve Halim olduğunu bilin.
Ayet 236 Arapça Ayet
لَّاyokturجُنَاحَbir günahعَلَيۡكُمۡsizeإِنeğerطَلَّقۡتُمُboşarsınızٱلنِّسَآءَkadınlarıمَاhenüz dokunmadanلَمۡ*تَمَسُّوهُنَّ*أَوۡya daتَفۡرِضُواْbelirlemedenلَهُنَّonlaraفَرِيضَةٗۚmehir(lerini)وَمَتِّعُوهُنَّve onları faydalandırsınعَلَىeli geniş olanٱلۡمُوسِعِ*قَدَرُهُۥkendi gücü nisbetindeوَعَلَىeli dar olan daٱلۡمُقۡتِرِ*قَدَرُهُۥkendi gücü nisbetindeمَتَٰعَۢاbir geçimlikleبِٱلۡمَعۡرُوفِۖgüzelحَقًّاbu bir borçturعَلَىüzerineٱلۡمُحۡسِنِينَiyilik edenlerin
 
ANLAMI
Kadınlara el sürmeden ve mehirlerini biçmeden onları boşarsanız size sorumluluk yoktur. Onları zengin kendi çapına, fakir kendi çapına uygun bir şekilde faydalandırın. Bu iyi davrananların şanına yakışır bir borçtur.
Ayet 237 Arapça Ayet
وَإِنve eğerطَلَّقۡتُمُوهُنَّonları boşarsanızمِنönceقَبۡلِ*أَنhenüz dokunmadanتَمَسُّوهُنَّ*وَقَدۡtakdirdeفَرَضۡتُمۡ(bir mehir) tesbit ettiğinizلَهُنَّonlar içinفَرِيضَةٗvermeniz gerekirفَنِصۡفُyarısınıمَاşeyin (mehrin)فَرَضۡتُمۡtesbit ettiğinizإِلَّآhariçأَن(kadının) vazgeçmesiيَعۡفُونَ*أَوۡveyaيَعۡفُوَاْvazgeçmesiٱلَّذِيkimsenin (erkeğin)بِيَدِهِۦelinde olanعُقۡدَةُakdiٱلنِّكَاحِۚnikahوَأَن(erkekler) sizin affetmenizتَعۡفُوٓاْ*أَقۡرَبُdaha yakındırلِلتَّقۡوَىٰۚtakvayaوَلَاunutmayınتَنسَوُاْ*ٱلۡفَضۡلَiyilik etmeyiبَيۡنَكُمۡۚbirbirinizeإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahبِمَاşeyleriتَعۡمَلُونَyaptıklarınızبَصِيرٌgörür
 
ANLAMI
Eğer onlara mehir biçer de el sürmeden onları boşarsanız, kendileri veya nikah akdi elinde olan erkeğin bağışlaması hali müstesna biçtiğinizin yarısını verin, bağışlamanız Allah'tan sakınmaya daha uygundur. Aranızdaki iyiliği unutmayın. Allah şüphesiz işlediklerinizi görür.
SAYFA 39
Ayet 238 Arapça Ayet
حَٰفِظُواْkoruyunعَلَىnamazlarıٱلصَّلَوَٰتِ*وَٱلصَّلَوٰةِve namazıٱلۡوُسۡطَىٰortaوَقُومُواْve durunلِلَّهِAllah('ın huzurun)aقَٰنِتِينَgönülden bağlılık ve saygı ile
 
ANLAMI
Namazlara ve orta namaza devam edin; gönülden boyun eğerek Allah için namaza durun.
Ayet 239 Arapça Ayet
فَإِنۡeğerخِفۡتُمۡ(bir tehlikeden) korkarsanızفَرِجَالًاyayaأَوۡyahutرُكۡبَانٗاۖbinmiş olarakفَإِذَآzaman daأَمِنتُمۡgüvene kavuştuğunuzفَٱذۡكُرُواْanınٱللَّهَAllah'ıكَمَاşekildeعَلَّمَكُمsize öğrettiğiمَّاşeyleriلَمۡolmadığınızتَكُونُواْ*تَعۡلَمُونَbiliyor
 
ANLAMI
Eğer korkarsanız, yaya yahut binekte iken kılın, güvene erişince, bilmediklerinizi öğrettiği gibi Allah'ı anın.
Ayet 240 Arapça Ayet
وَٱلَّذِينَve kimselerيُتَوَفَّوۡنَölenمِنكُمۡiçinizdenوَيَذَرُونَve geriye bırakan(erkek)lerأَزۡوَٰجٗاeşlerوَصِيَّةٗvasiyyet etsinlerلِّأَزۡوَٰجِهِمeşlerininمَّتَٰعًاgeçimlerinin sağlanmasınıإِلَىkadarٱلۡحَوۡلِbir yılaغَيۡرَ(evlerinden) çıkarılmadanإِخۡرَاجٖۚ*فَإِنۡşayetخَرَجۡنَkendileri çıkarlarsaفَلَاyokturجُنَاحَbir günahعَلَيۡكُمۡsizin içinفِيbir şeyمَا*فَعَلۡنَyapmalarındaفِيٓhakkındaأَنفُسِهِنَّkendileriمِنuygun olanıمَّعۡرُوفٖۗ*وَٱللَّهُAllahعَزِيزٌdaima üstündürحَكِيمٞhüküm ve hikmet sahibidir
 
ANLAMI
İçinizden ölüp, eşler bırakacak olanlar, evlerinden çıkarılmaksızın, senesine kadar eşlerinin geçimini sağlayacak şeyi vasiyet etsinler; eğer çıkarlarsa kendilerinin meşru olarak yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah güçlüdür, Hakim'dir.
Ayet 241 Arapça Ayet
وَلِلۡمُطَلَّقَٰتِve boşanmış kadınlarınمَتَٰعُۢgeçimlerini sağlamakبِٱلۡمَعۡرُوفِۖuygun olan şekildeحَقًّاbir haktır (borçtur)عَلَىüzerineٱلۡمُتَّقِينَmüttakiler
 
ANLAMI
Boşanan kadınları, haksızlıktan sakınanlara bir borç olmak üzere, uygun bir surette faydalandırma vardır.
Ayet 242 Arapça Ayet
كَذَٰلِكَböyleيُبَيِّنُaçıklamaktadırٱللَّهُAllahلَكُمۡsizeءَايَٰتِهِۦayetleriniلَعَلَّكُمۡumulur kiتَعۡقِلُونَdüşünürsünüz
 
ANLAMI
Allah ayetlerini düşünesiniz diye böylece açıklamaktadır.
Ayet 243 Arapça Ayet
۞أَلَمۡgörmedin mi?تَرَ*إِلَىkimseleriٱلَّذِينَ*خَرَجُواْçıkanlarıمِنyurtlarındanدِيَٰرِهِمۡ*وَهُمۡve onlarأُلُوفٌbinlerce kişi ikenحَذَرَkorkusuylaٱلۡمَوۡتِölümفَقَالَdemiştiلَهُمُonlaraٱللَّهُAllahمُوتُواْÖlün!ثُمَّsonraأَحۡيَٰهُمۡۚkendilerini diriltmiştiإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahلَذُوsahibidirفَضۡلٍikramعَلَىkarşıٱلنَّاسِinsanlaraوَلَٰكِنَّamaأَكۡثَرَçoğuٱلنَّاسِinsanlarınلَاşükretmezlerيَشۡكُرُونَ*
 
ANLAMI
Binlerce kişinin memleketlerinden ölüm korkusuyla çıktıklarını görmedin mi Allah onlara "Ölün" dedi. Sonra onları diriltti. Allah insanlara bol nimet verir, fakat insanların çoğu şükretmezler.
Ayet 244 Arapça Ayet
وَقَٰتِلُواْve savaşınفِيyolundaسَبِيلِ*ٱللَّهِAllahوَٱعۡلَمُوٓاْve bilin kiأَنَّşüphesizٱللَّهَAllahسَمِيعٌişitendirعَلِيمٞbilendir
 
ANLAMI
Allah yolunda savaşın; bilin ki Allah işitir ve bilir.
Ayet 245 Arapça Ayet
مَّنkimdirذَاo kimseٱلَّذِي*يُقۡرِضُborç olarak verecekٱللَّهَAllah'aقَرۡضًاbir borcuحَسَنٗاgüzelفَيُضَٰعِفَهُۥarttırması karşılığndaلَهُۥٓonaأَضۡعَافٗاfazlasıylaكَثِيرَةٗۚkat katوَٱللَّهُAllahيَقۡبِضُ(rızkı) kısar daوَيَبۡصُۜطُaçar daوَإِلَيۡهِve hep O'naتُرۡجَعُونَdöndürüleceksiniz
 
ANLAMI
Allah'a, kat kat karşılığını arttıracağı güzel bir ödünç takdiminde kim bulunur Allah hem darlaştırır, hem bollaştırır; O'na döneceksiniz.
SAYFA 40
Ayet 246 Arapça Ayet
أَلَمۡgörmedin mi?تَرَ*إِلَىileri gelenleriniٱلۡمَلَإِ*مِنۢoğullarınınبَنِيٓ*إِسۡرَـٰٓءِيلَİsrailمِنۢsonraبَعۡدِ*مُوسَىٰٓMusa'danإِذۡhaniقَالُواْdemişlerdiلِنَبِيّٖPeygamberlerineلَّهُمُonlarٱبۡعَثۡgönderلَنَاbizeمَلِكٗاbir hükümdarنُّقَٰتِلۡ(onun önderliğinde) savaşalımفِيyolundaسَبِيلِ*ٱللَّهِۖAllahقَالَdediهَلۡolurmu ki?عَسَيۡتُمۡ*إِنeğerكُتِبَyazılınca (farz kılınınca)عَلَيۡكُمُsizeٱلۡقِتَالُsavaşأَلَّاsavaşmazsanızتُقَٰتِلُواْۖ*قَالُواْdediler kiوَمَاbizlerلَنَآ*أَلَّاneden savaşmayalımنُقَٰتِلَ*فِيyolundaسَبِيلِ*ٱللَّهِAllahوَقَدۡoysaأُخۡرِجۡنَاbiz çıkarılıp sürüldükمِنyurtlarımızdanدِيَٰرِنَا*وَأَبۡنَآئِنَاۖve oğullarımız(ın arasın)danفَلَمَّاfakatكُتِبَyazılıncaعَلَيۡهِمُkendilerineٱلۡقِتَالُsavaşتَوَلَّوۡاْyüz çevirdilerإِلَّاhariçقَلِيلٗاpek azıمِّنۡهُمۡۚiçlerindenوَٱللَّهُAllahعَلِيمُۢbilirبِٱلظَّـٰلِمِينَzalimleri
 
ANLAMI
Musa'dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi Peygamberlerinden birine, "Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. "Ya savaş size farz kılındığında gitmeyecek olursanız?" demişti. "Memleketimizden ve çocuklarımızdan uzaklaştırıldığımıza göre niye Allah yolunda savaşmıyalım?" demişlerdi. Ama savaş onlara farz kılınınca, az bir kısmı müstesna yüz cevirdiler. Allah zalimleri bilir.
Ayet 247 Arapça Ayet
وَقَالَve dedi kiلَهُمۡonlaraنَبِيُّهُمۡpeygamberleriإِنَّgerçektenٱللَّهَAllahقَدۡelbetteبَعَثَgönderdiلَكُمۡsizeطَالُوتَTalut'uمَلِكٗاۚhükümdarقَالُوٓاْdediler kiأَنَّىٰnasılيَكُونُolabilirلَهُonunٱلۡمُلۡكُhükümdarlık (mülk)عَلَيۡنَاbizim üzerimizeوَنَحۡنُbizأَحَقُّdaha layıkızبِٱلۡمُلۡكِhükümdarlığaمِنۡهُondanوَلَمۡve verilmemiştirيُؤۡتَ*سَعَةٗgenişlikمِّنَmaldanٱلۡمَالِۚ*قَالَdediإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahٱصۡطَفَىٰهُonu (hükümdar) seçtiعَلَيۡكُمۡsizin üzerinizeوَزَادَهُۥve onun artırdıبَسۡطَةٗgücünüفِيbilgisininٱلۡعِلۡمِ*وَٱلۡجِسۡمِۖve cismininوَٱللَّهُAllahيُؤۡتِيverirمُلۡكَهُۥmülkünüمَنkimseyeيَشَآءُۚdilediğiوَٱللَّهُAllah(ın)وَٰسِعٌ(lutfu) geniştirعَلِيمٞ(O herşeyi) bilendir
 
ANLAMI
Peygamberleri onlara "Allah size şüphesiz, Talut'u hükümdar olarak gönderdi" dedi. "Biz hükümdarlığa ondan layık iken ve ona malca da bir bolluk verilmemişken bize hükümdar olmağa o nasıl layık olabilir?" dediler, "Doğrusu Allah size onu seçti, bilgice ve vücutça gücünü artırdı" dedi. Allah mülkü dilediğine verir. Allah her şeyi kaplar ve bilir.
Ayet 248 Arapça Ayet
وَقَالَve dedi kiلَهُمۡonlaraنَبِيُّهُمۡpeygamberleriإِنَّmuhakkakءَايَةَalametiمُلۡكِهِۦٓonun hükümdarlığınınأَنsize gelmesidirيَأۡتِيَكُمُ*ٱلتَّابُوتُ(Allah'ın Ahid sandığı) Tabut'unفِيهِonun içindeسَكِينَةٞbir huzur bulunanمِّنRabbinizdenرَّبِّكُمۡ*وَبَقِيَّةٞve bir kalıntıمِّمَّاgeriye bıraktığındanتَرَكَ*ءَالُailesininمُوسَىٰMusaوَءَالُve ailesininهَٰرُونَHarunتَحۡمِلُهُtaşıdığıٱلۡمَلَـٰٓئِكَةُۚmeleklerinإِنَّşüphesizفِيbundaذَٰلِكَ*لَأٓيَةٗkesin bir alamet vardırلَّكُمۡsizin içinإِنeğerكُنتُمisenizمُّؤۡمِنِينَinanan kimseler
 
ANLAMI
Peygamberleri onlara, "Onun hükümdarlığının alameti, size sandığın gelmesidir, onda Rabbinizden gelen gönül rahatlığı ve Musa ailesinin ve Harun ailesinin bıraktıklarından kalanlar var; onu melekler taşır, eğer inanmışsanız bunda sizin için delil vardır" dedi.
SAYFA 41
Ayet 249 Arapça Ayet
فَلَمَّاne zaman kiفَصَلَayrıldığındaطَالُوتُTalutبِٱلۡجُنُودِordularlaقَالَdedi kiإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahمُبۡتَلِيكُمsizi deneyecektirبِنَهَرٖbir ırmaklaفَمَنkimشَرِبَiçerseمِنۡهُondanفَلَيۡسَdeğildirمِنِّيbendenوَمَنve kimلَّمۡondan tadmazsaيَطۡعَمۡهُ*فَإِنَّهُۥşüphesiz oمِنِّيٓbendendir;إِلَّاdışındaمَنِkimseninٱغۡتَرَفَavuçlayanغُرۡفَةَۢbir avuçبِيَدِهِۦۚeliyleفَشَرِبُواْhepsi içtilerمِنۡهُondanإِلَّاhariçقَلِيلٗاpek azıمِّنۡهُمۡۚiçlerindenفَلَمَّاnihayetجَاوَزَهُۥ(ırmağı) geçinceهُوَo (Talut)وَٱلَّذِينَve kimselerءَامَنُواْiman edenمَعَهُۥberaberindekilerقَالُواْdedilerلَاgücümüz yokطَاقَةَ*لَنَاbizimٱلۡيَوۡمَbugünبِجَالُوتَCalut'aوَجُنُودِهِۦۚve askerlerine karşıقَالَdediٱلَّذِينَkimselerيَظُنُّونَkanaat getirenأَنَّهُمelbette onlarınمُّلَٰقُواْkavuşacaklarınaٱللَّهِAllah'aكَمniceمِّنtoplulukفِئَةٖ*قَلِيلَةٍaz olanغَلَبَتۡgalib gelmiştirفِئَةٗtopluluğaكَثِيرَةَۢçok olanبِإِذۡنِizniyleٱللَّهِۗAllah'ınوَٱللَّهُAllahمَعَberaberdirٱلصَّـٰبِرِينَsabredenlerle
 
ANLAMI
Talut orduyla birlikte ayrıldıktan sonra, "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla deneyecektir, ondan içen benden değildir, onu tatmayan eliyle sadece bir avuç avuçlayan müstesna şüphesiz bendendir" dedi. Onlardan pek azı hariç, sudan içtiler. Kendisi ve kendisiyle olan inananlar ırmağı geçince, "Bugün Calut ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok" dediler. Kendilerinin Allah'a kavuşacağını bilenler ise: "Nice az topluluk çok topluluğa Allah'ın izniyle üstün gelmiştir, Allah sabredenlerle beraberdir" dediler.
Ayet 250 Arapça Ayet
وَلَمَّاne zamanبَرَزُواْkarşılaşsalarلِجَالُوتَCalutوَجُنُودِهِۦve askerleriyleقَالُواْşöyle dedilerرَبَّنَآRabbimizأَفۡرِغۡdökعَلَيۡنَاüzerimizeصَبۡرٗاsabırوَثَبِّتۡve sağlam tutأَقۡدَامَنَاayaklarımızıوَٱنصُرۡنَاve bize yardım etعَلَىkarşıٱلۡقَوۡمِtopluluğunaٱلۡكَٰفِرِينَkafirler
 
ANLAMI
Calut ve ordusuna karşı çıktıklarında, "Rabbimiz! Bize sabır ver, sebatımızı artır, inkar eden millete karşı bize yardım et" dediler.
Ayet 251 Arapça Ayet
فَهَزَمُوهُمderken onları bozdularبِإِذۡنِizniyleٱللَّهِAllah'ınوَقَتَلَve öldürdüدَاوُۥدُDavudجَالُوتَCalut'uوَءَاتَىٰهُve ona (Davud'a) verdiٱللَّهُAllahٱلۡمُلۡكَhükümdarlıkوَٱلۡحِكۡمَةَve hikmetوَعَلَّمَهُۥve ona öğrettiمِمَّاşeyleriيَشَآءُۗdilediğiوَلَوۡلَاeğerدَفۡعُsavmasaydıٱللَّهِAllahٱلنَّاسَinsanlarınبَعۡضَهُمbir kısmınıبِبَعۡضٖbir kısmıyleلَّفَسَدَتِbozulurduٱلۡأَرۡضُdünyaوَلَٰكِنَّfakatٱللَّهَAllahذُوsahibidirفَضۡلٍlutufعَلَىkarşıٱلۡعَٰلَمِينَbütün alemlere
 
ANLAMI
Onları Allah'ın izniyle bozguna uğrattılar; Davud Calut'u öldürdü, Allah Davud'a hükümranlık ve hikmet verdi ve ona dilediğinden öğretti. Allah'ın insanları birbiriyle savması olmasaydı yeryüzünün düzeni bozulurdu. Fakat Allah alemlere lütufkardır.
Ayet 252 Arapça Ayet
تِلۡكَbunlarءَايَٰتُayetleridirٱللَّهِAllah'ınنَتۡلُوهَاokuyoruz (açıklıyoruz)عَلَيۡكَsanaبِٱلۡحَقِّۚhak olarakوَإِنَّكَelbette senلَمِنَgönderilenlerdensinٱلۡمُرۡسَلِينَ*
 
ANLAMI
İşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Biz onları sana doğru olarak okuyoruz. Şüphesiz sen peygamberlerden birisin.
SAYFA 42  •  CÜZ 3
Ayet 253 Arapça Ayet
۞تِلۡكَişte oٱلرُّسُلُelçiler kiفَضَّلۡنَاüstün kıldıkبَعۡضَهُمۡkiminiعَلَىٰkarşıبَعۡضٖۘkimineمِّنۡهُمonlardanمَّنkimineكَلَّمَkonuştuٱللَّهُۖAllahوَرَفَعَve yükselttiبَعۡضَهُمۡkimini deدَرَجَٰتٖۚderecelerleوَءَاتَيۡنَاve verdikعِيسَىÎsa'yaٱبۡنَoğluمَرۡيَمَMeryemٱلۡبَيِّنَٰتِaçık delillerوَأَيَّدۡنَٰهُve onu destekledikبِرُوحِRuh ileٱلۡقُدُسِۗKudüsوَلَوۡve eğerشَآءَdileseydiٱللَّهُAllahمَاöldürmezlerdiٱقۡتَتَلَ*ٱلَّذِينَkimseleri (milletleri)مِنۢonların arkasından gelenبَعۡدِهِم*مِّنۢsonraبَعۡدِ*مَاgelmiş olduktanجَآءَتۡهُمُ*ٱلۡبَيِّنَٰتُaçık delillerوَلَٰكِنِfakatٱخۡتَلَفُواْanlaşmazlığa düştülerفَمِنۡهُمonlardanمَّنۡkimileriءَامَنَinandıوَمِنۡهُمve onlardanمَّنkimi deكَفَرَۚinkar ettiوَلَوۡeğerشَآءَdileseydiٱللَّهُAllahمَاbirbirlerini öldürmezlerdiٱقۡتَتَلُواْ*وَلَٰكِنَّamaٱللَّهَAllahيَفۡعَلُyaparمَاşeyiيُرِيدُdilediği
 
ANLAMI
İşte bu peygamberlerden bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Onlardan Allah'ın kendilerine hitabettiği, derecelerle yükselttikleri vardır. Meryem oğlu İsa'ya belgeler verdik, onu Ruhul Kudüs'le destekledik. Allah dileseydi, belgeler kendilerine geldikten sonra, peygamberlerin ardından birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler, kimi inandı, kimi inkar etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi, lakin Allah istediğini yapar.
Ayet 254 Arapça Ayet
يَـٰٓأَيُّهَاeyٱلَّذِينَkimselerءَامَنُوٓاْinanan(lar)أَنفِقُواْinfak edinمِمَّاsize verdiğimiz rızıktanرَزَقۡنَٰكُم*مِّنönceقَبۡلِ*أَنgelmezdenيَأۡتِيَ*يَوۡمٞgünلَّاolmadığıبَيۡعٞalışverişinفِيهِiçindeوَلَاve hiçbirخُلَّةٞdostluğunوَلَاve hiçbirشَفَٰعَةٞۗşefaatinوَٱلۡكَٰفِرُونَve kafirlerهُمُta kendileridirٱلظَّـٰلِمُونَzalimlerin
 
ANLAMI
Ey inananlar! Alışverişin, dostluğun, şefaatin olmayacağı günün gelmesinden önce sizi rızıklandırdığımızdan hayra sarfedin. İnkar edenler ancak yazık edenlerdir.
Ayet 255 Arapça Ayet
ٱللَّهُAllah (ki)لَآyokturإِلَٰهَtanrıإِلَّاbaşkaهُوَO'ndanٱلۡحَيُّdaima diridirٱلۡقَيُّومُۚkoruyup yöneticidirلَاO'nu tutmazتَأۡخُذُهُۥ*سِنَةٞne bir uyuklamaوَلَاve ne deنَوۡمٞۚbir uykuلَّهُۥO'nundurمَاneفِيvarsaٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerdeوَمَاve neفِيvarsaٱلۡأَرۡضِۗyerdeمَنkimdirذَاkiٱلَّذِي*يَشۡفَعُşefaat edebilirعِندَهُۥٓkendisinin katındaإِلَّاdışındaبِإِذۡنِهِۦۚO'nun izniيَعۡلَمُbilirمَاolanıبَيۡنَonların önündeأَيۡدِيهِمۡ*وَمَاve olanıخَلۡفَهُمۡۖarkalarındaوَلَاkavrayamazlarيُحِيطُونَ*بِشَيۡءٖhiçbir şeyمِّنۡO'nun ilmindenعِلۡمِهِۦٓ*إِلَّاdışındaبِمَاşeylerشَآءَۚdilediğiوَسِعَkaplamıştırكُرۡسِيُّهُO'nun Kürsüsüٱلسَّمَٰوَٰتِgökleriوَٱلۡأَرۡضَۖve yeriوَلَاO'na ağır gelmezيَـُٔودُهُۥ*حِفۡظُهُمَاۚonları koru(yup gözet)mekوَهُوَOٱلۡعَلِيُّyücedirٱلۡعَظِيمُbüyüktür
 
ANLAMI
Allah, O'ndan başka tanrı olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde olan ancak O'nundur. O'nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Hükümranlığı gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi O'na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.
Ayet 256 Arapça Ayet
لَآyokturإِكۡرَاهَzorlamaفِيDindeٱلدِّينِۖ*قَدelbetteتَّبَيَّنَseçilip belli olmuşturٱلرُّشۡدُdoğrulukمِنَsapıklıktanٱلۡغَيِّۚ*فَمَنkimيَكۡفُرۡinkar ederبِٱلطَّـٰغُوتِtağut (şeytan)ıوَيُؤۡمِنۢve inanırsaبِٱللَّهِAllah'aفَقَدِmuhakkak ki oٱسۡتَمۡسَكَyapışmıştırبِٱلۡعُرۡوَةِbir kulpaٱلۡوُثۡقَىٰsağlamلَاkopmayanٱنفِصَامَ*لَهَاۗAllahوَٱللَّهُ*سَمِيعٌişitendirعَلِيمٌbilendir
 
ANLAMI
Dinde zorlama yoktur; Artık hak ile batıl iyice ayrılmıştır. Tağutu (saptırıcıları) inkar edip Allah'a inanan kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılmıştır. Allah işitendir, bilendir.
SAYFA 43
Ayet 257 Arapça Ayet
ٱللَّهُAllahوَلِيُّdostudurٱلَّذِينَkimselerinءَامَنُواْinananlarınيُخۡرِجُهُمonları çıkarırمِّنَkaranlıklardanٱلظُّلُمَٰتِ*إِلَىaydınlığaٱلنُّورِۖ*وَٱلَّذِينَkimselerinكَفَرُوٓاْinkar edenأَوۡلِيَآؤُهُمُdostları daٱلطَّـٰغُوتُtağutturيُخۡرِجُونَهُم(O da) onları çıkarırمِّنَaydınlıktanٱلنُّورِ*إِلَىkaranlıklaraٱلظُّلُمَٰتِۗ*أُوْلَـٰٓئِكَİşte onlarأَصۡحَٰبُhalkıdırٱلنَّارِۖateşهُمۡonlarفِيهَاoradaخَٰلِدُونَebedi kalacaklardır
 
ANLAMI
Allah inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlerin ise dostları tağuttur. Onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler. İşte onlar cehennemliklerdir, onlar orada temelli kalacaklardır.
Ayet 258 Arapça Ayet
أَلَمۡgörmedin mi?تَرَ*إِلَىkimseyiٱلَّذِي*حَآجَّtartışanإِبۡرَٰهِـۧمَİbrahim'leفِيhakkındaرَبِّهِۦٓRabbiأَنۡdiyeءَاتَىٰهُkendisine verdiٱللَّهُAllahٱلۡمُلۡكَhükümdarlıkإِذۡzamanقَالَdediğiإِبۡرَٰهِـۧمُİbrahimرَبِّيَbenim Rabbimٱلَّذِيkiيُحۡيِۦyaşatırوَيُمِيتُve öldürürقَالَdediأَنَا۠ben deأُحۡيِۦyaşatırوَأُمِيتُۖve öldürürümقَالَdedi kiإِبۡرَٰهِـۧمُİbrahimفَإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahيَأۡتِيgetirirبِٱلشَّمۡسِgüneşiمِنَdoğudanٱلۡمَشۡرِقِ*فَأۡتِsen de getirبِهَاonuمِنَbatıdanٱلۡمَغۡرِبِ*فَبُهِتَşaşırıp kaldıٱلَّذِيkimse (o adam)كَفَرَۗinkar edenوَٱللَّهُAllahلَاdoğru yola iletmezيَهۡدِي*ٱلۡقَوۡمَtoplumuٱلظَّـٰلِمِينَzalim
 
ANLAMI
Allah kendisine mülk verdi diye İbrahim ile Rabbi hakkında tartışanı görmedin mi İbrahim: "Rabbim, dirilten ve öldürendir" demişti. "Ben de diriltir ve öldürürüm" dedi; İbrahim, "Şüphesiz Allah güneşi doğudan getiriyor, sen de batıdan getirsene" dedi. İnkar eden şaşırıp kaldı. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.
Ayet 259 Arapça Ayet
أَوۡyahutكَٱلَّذِيşu kimse gibi kiمَرَّuğramıştıعَلَىٰbir kasabayaقَرۡيَةٖ*وَهِيَo kimseخَاوِيَةٌ(duvarları) yığılmışعَلَىٰüstüneعُرُوشِهَاçatılarıقَالَdedi kiأَنَّىٰnasılيُحۡيِۦdiriltecekهَٰذِهِbunuٱللَّهُAllahبَعۡدَsonraمَوۡتِهَاۖöldüktenفَأَمَاتَهُkendisini öldürüpٱللَّهُAllah (da)مِاْئَةَyüzعَامٖseneثُمَّsonraبَعَثَهُۥۖdirilttiقَالَdediكَمۡne kadarلَبِثۡتَۖkaldınقَالَdediلَبِثۡتُkaldımيَوۡمًاbir günأَوۡya daبَعۡضَbirazı (kadar)يَوۡمٖۖbir gününقَالَ(Allah) dediبَلbilakisلَّبِثۡتَkaldınمِاْئَةَyüzعَامٖyılفَٱنظُرۡbakإِلَىٰyiyeceğineطَعَامِكَ*وَشَرَابِكَve içeceğineلَمۡbozulmamışيَتَسَنَّهۡۖ*وَٱنظُرۡve bakإِلَىٰeşeğineحِمَارِكَ*وَلِنَجۡعَلَكَseni kılalım diyeءَايَةٗbir ibretلِّلنَّاسِۖinsanlar içinوَٱنظُرۡve bakإِلَىkemiklereٱلۡعِظَامِ*كَيۡفَnasılنُنشِزُهَاonları birbiri üstüne koyuyorثُمَّsonraنَكۡسُوهَاonlara giydiriyoruzلَحۡمٗاۚetفَلَمَّاbu işlerتَبَيَّنَaçıkça belli oluncaلَهُۥonaقَالَdedi kiأَعۡلَمُbiliyorum kiأَنَّşüphesizٱللَّهَAllahعَلَىٰher şeyeكُلِّ*شَيۡءٖ*قَدِيرٞkadirdir
 
ANLAMI
Yahut altı üstüne gelmiş bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mi "Allah burayı ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" dedi, "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi, "Hayır yüz yıl kaldın, yiyeceğine içeceğine bak, bozulmamış; eşeğine bak ve hem seni insanlar için bir ibret kılacağız, kemiklere bak, onları nasıl birleştirip, sonra onlara et giydiriyoruz" dedi; bu ona apaçık belli olunca, "Artık Allah'ın her şeye Kadir olduğuna inanmış bulunuyorum" dedi.
SAYFA 44
Ayet 260 Arapça Ayet
وَإِذۡve bir zamanقَالَdemiştiإِبۡرَٰهِـۧمُİbrahimرَبِّRabbimأَرِنِيbana gösterكَيۡفَnasılتُحۡيِdirilttiğiniٱلۡمَوۡتَىٰۖölüleriقَالَ(Allah) dediأَوَلَمۡyoksaتُؤۡمِنۖinanmadın mıقَالَ(İbrahim) dedi kiبَلَىٰHayır (inandım)وَلَٰكِنfakatلِّيَطۡمَئِنَّtatmin olması içinقَلۡبِيۖkalbiminقَالَdediفَخُذۡo halde tutأَرۡبَعَةٗdördünüمِّنَkuşlardanٱلطَّيۡرِ*فَصُرۡهُنَّonları alıştırإِلَيۡكَkendineثُمَّsonraٱجۡعَلۡkoyعَلَىٰüzerineكُلِّherجَبَلٖdağınمِّنۡهُنَّonlardanجُزۡءٗاbir parçaثُمَّsonraٱدۡعُهُنَّonları (kendine) çağırيَأۡتِينَكَsana geleceklerسَعۡيٗاۚkoşarakوَٱعۡلَمۡbil kiأَنَّşüphesizٱللَّهَAllahعَزِيزٌdaima üstünحَكِيمٞhüküm ve hikmet sahibidir
 
ANLAMI
İbrahim: "Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster" dediğinde, "İnanmıyor musun?" deyince de, "Hayır öyle değil, fakat kalbim iyice kansın" demişti. "Öyleyse dört çeşit kuş al, onları kendine alıştır, sonra onları parçalayıp her dağın üzerine bir parça koy, sonra onları çağır; koşarak sana gelirler. O halde Allah'ın güçlü ve Hakim olduğunu bil" demişti.
Ayet 261 Arapça Ayet
مَّثَلُdurumuٱلَّذِينَkimselerinيُنفِقُونَinfak edenler(in)أَمۡوَٰلَهُمۡmallarınıفِيyolundaسَبِيلِ*ٱللَّهِAllahكَمَثَلِdurumu gibidirحَبَّةٍbir tohumunأَنۢبَتَتۡverenسَبۡعَyediسَنَابِلَbaşakفِيherكُلِّ*سُنۢبُلَةٖbaşağındaمِّاْئَةُyüzحَبَّةٖۗtohumوَٱللَّهُAllahيُضَٰعِفُkat kat verirلِمَنkimseyeيَشَآءُۚdilediğiوَٱللَّهُAllah(ın)وَٰسِعٌ(lutfu) geniştirعَلِيمٌ(O) bilendir
 
ANLAMI
Mallarını Allah yolunda sarfedenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah'ın lütfü geniştir, O her şeyi bilendir.
Ayet 262 Arapça Ayet
ٱلَّذِينَkimselerيُنفِقُونَinfak edenأَمۡوَٰلَهُمۡmallarınıفِيyolundaسَبِيلِ*ٱللَّهِAllahثُمَّsonraلَاardındanيُتۡبِعُونَ*مَآşeyleriأَنفَقُواْverdikleriمَنّٗاbaşa kakmayanوَلَآve eziyet etmeyenlerinأَذٗى*لَّهُمۡvardırأَجۡرُهُمۡödülleriعِندَkatındaرَبِّهِمۡRableriوَلَاyokturخَوۡفٌkorkuعَلَيۡهِمۡonlaraوَلَاve onlarهُمۡ*يَحۡزَنُونَüzülmeyeceklerdir
 
ANLAMI
Mallarını Allah yolunda sarfedip sonra sarfettikleri şeyin ardından başa kakmayan ve eza etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Ayet 263 Arapça Ayet
۞قَوۡلٞbir söz (söylemek)مَّعۡرُوفٞgüzelوَمَغۡفِرَةٌve affetmekخَيۡرٞiyidirمِّنsadakadanصَدَقَةٖ*يَتۡبَعُهَآpeşinden gelenأَذٗىۗeziyetوَٱللَّهُAllahغَنِيٌّzengindirحَلِيمٞhalimdir
 
ANLAMI
Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eza gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah müstağnidir, Halim'dir.
Ayet 264 Arapça Ayet
يَـٰٓأَيُّهَاEyٱلَّذِينَkimselerءَامَنُواْiman edenlerلَاboşa çıkarmayınتُبۡطِلُواْ*صَدَقَٰتِكُمsadakalarınızıبِٱلۡمَنِّbaşa kakmaklaوَٱلۡأَذَىٰve eziyet etmekleكَٱلَّذِيgibiيُنفِقُinfak edenمَالَهُۥmalınıرِئَآءَgösteriş içinٱلنَّاسِinsanlaraوَلَاinanmayanيُؤۡمِنُ*بِٱللَّهِAllah'aوَٱلۡيَوۡمِve gününeٱلۡأٓخِرِۖahiretفَمَثَلُهُۥöylesinin durumuكَمَثَلِbenzer kiصَفۡوَانٍşu kayayaعَلَيۡهِüzerinde bulunanتُرَابٞtoprakفَأَصَابَهُۥona isabet etttiğindeوَابِلٞbir sağnak (yağmur)فَتَرَكَهُۥonu bırakırصَلۡدٗاۖsert bir taş halindeلَّا(Böyleleri) elde edemezlerيَقۡدِرُونَ*عَلَىٰhiçbirشَيۡءٖşeyمِّمَّاşeylerdenكَسَبُواْۗkazandıklarıوَٱللَّهُAllahلَاdoğru yola iletmezيَهۡدِي*ٱلۡقَوۡمَtoplumunuٱلۡكَٰفِرِينَkafirler
 
ANLAMI
Ey İnananlar! Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara gösteriş için malını sarfeden kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma ve eza etmekle boşa çıkarmayın. Onun durumu, üzerinde toprak bulunan kayanın durumu gibidir, üzerine bol yağmur yağdığındaonu cascavlak bırakır. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah inkar eden kimseleri doğru yola eriştirmez.
SAYFA 45
Ayet 265 Arapça Ayet
وَمَثَلُdurumu daٱلَّذِينَkimselerinيُنفِقُونَinfak edenأَمۡوَٰلَهُمُmallarınıٱبۡتِغَآءَkazanmakمَرۡضَاتِrızasınıٱللَّهِAllah'ınوَتَثۡبِيتٗاve kökleştirmek içinمِّنۡkendilerindekini (imanı)أَنفُسِهِمۡ*كَمَثَلِbenzerجَنَّةِۭbir bahçeyeبِرَبۡوَةٍtepe üzerinde bulunanأَصَابَهَاdeğinceوَابِلٞbol yağmurفَـَٔاتَتۡverenأُكُلَهَاürününüضِعۡفَيۡنِiki katفَإِنeğerلَّمۡdeğmese bileيُصِبۡهَا*وَابِلٞyağmurفَطَلّٞۗçisinti olurوَٱللَّهُAllahبِمَاşeyleriتَعۡمَلُونَyaptıklarınızبَصِيرٌgörmektedir
 
ANLAMI
Allah'ın rızasını kazanmak ve kalblerini sağlamlaştırmak için mallarını sarfedenlerin durumu, yüksekçe bir tepede bulunan, bol yağmur aldığında yemişlerini iki kat veren, bol yağmur yağmasa bile çisentisi düşen bir bahçenin durumu gibidir. Allah işlediklerinizi görür.
Ayet 266 Arapça Ayet
أَيَوَدُّister mi ki?أَحَدُكُمۡbirinizأَنolmasınıتَكُونَ*لَهُۥkendisininجَنَّةٞbir bahçesiمِّنhurmalardanنَّخِيلٖ*وَأَعۡنَابٖve üzümler(den)تَجۡرِيakanمِنaltındanتَحۡتِهَا*ٱلۡأَنۡهَٰرُırmaklarلَهُۥbulunanفِيهَاiçindeمِنher çeşitكُلِّ*ٱلثَّمَرَٰتِmeyvasıوَأَصَابَهُve kendisine geldiğindeٱلۡكِبَرُihtiyarlıkوَلَهُۥve onunذُرِّيَّةٞve çocuklarının bulunduğuضُعَفَآءُacizفَأَصَابَهَآisabet etsinإِعۡصَارٞbirden bir kasırgaفِيهِonlaraنَارٞateşliفَٱحۡتَرَقَتۡۗyakıp kül etsinكَذَٰلِكَböyleceيُبَيِّنُaçıklıyorٱللَّهُAllahلَكُمُsizeٱلۡأٓيَٰتِayetleriلَعَلَّكُمۡumulurkiتَتَفَكَّرُونَdüşünürsünüz
 
ANLAMI
Hangi biriniz, kendisi ihtiyarlamış ve çocukları da güçsüzken, altlarından ırmaklar akan, hurma, üzüm ve her çeşit meyveleri bulunan bahçesinin, ateşli bir kasırganın kopmasıyla yanmasını ister Düşünesiniz diye Allah size ayetlerini böylece açıklar.
Ayet 267 Arapça Ayet
يَـٰٓأَيُّهَاEyٱلَّذِينَkimselerءَامَنُوٓاْiman eden(ler)أَنفِقُواْinfak edinمِنiyilerindenطَيِّبَٰتِ*مَاşeylerinكَسَبۡتُمۡkazandıklarınızوَمِمَّآve şeylerdenأَخۡرَجۡنَاçıkardığımızلَكُمsizin içinمِّنَyerdenٱلۡأَرۡضِۖ*وَلَاkalkışmayınتَيَمَّمُواْ*ٱلۡخَبِيثَkötü şeyleriمِنۡهُsadaka vermeyeتُنفِقُونَkendinize alamayacağınızوَلَسۡتُم*بِـَٔاخِذِيهِbaşka şekildeإِلَّآgöz yummadanأَن*تُغۡمِضُواْondanفِيهِۚbilin kiوَٱعۡلَمُوٓاْşüphesizأَنَّAllahٱللَّهَzengindirغَنِيٌّövülmüştürحَمِيدٌ 
 
ANLAMI
Ey İnananlar! Kazandıklarınızın temizlerinden ve size yerden çıkardıklarımızdan sarfedin; iğrenmeden alamıyacağınız pis şeyleri vermeye kalkmayın. Allah'ın müstağni ve övülmeye layık olduğunu bilin.
Ayet 268 Arapça Ayet
ٱلشَّيۡطَٰنُşeytanيَعِدُكُمُsize vaad ederٱلۡفَقۡرَfakirliğiوَيَأۡمُرُكُمve size emrederبِٱلۡفَحۡشَآءِۖçirkin şeyleri yapmayıوَٱللَّهُAllah iseيَعِدُكُمsize va'adediyorمَّغۡفِرَةٗbağışlamaمِّنۡهُkendi tarafındanوَفَضۡلٗاۗve lutufوَٱللَّهُşüphesiz Allah'ınوَٰسِعٌ(lutfu) geniştirعَلِيمٞ(O) bilendir
 
ANLAMI
Şeytan sizi fakirlikle korkutarak cimriliği ve hayasızlığı emreder; Allah ise kendisinden mağfiret ve bol nimet vadeder. Allah'ın lütfü boldur, O her şeyi bilir.
Ayet 269 Arapça Ayet
يُؤۡتِيverirٱلۡحِكۡمَةَHikmetiمَنkimseyeيَشَآءُۚdilediğiوَمَنve kimseيُؤۡتَverilenٱلۡحِكۡمَةَHikmetفَقَدۡelbetteأُوتِيَverilmiştirخَيۡرٗاhayırكَثِيرٗاۗçokوَمَاbunu anlamazيَذَّكَّرُ*إِلَّآbaşkasıأُوْلُواْsahiplerindenٱلۡأَلۡبَٰبِakıl
 
ANLAMI
Hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse şüphesiz ona çokça hayır verilmiştir. Bundan ancak akıl sahipleri ibret alır.
SAYFA 46
Ayet 270 Arapça Ayet
وَمَآve neأَنفَقۡتُمinfak edersenizمِّنnafaka olarakنَّفَقَةٍ*أَوۡveyaنَذَرۡتُم(ne) adarsanızمِّنadak olarakنَّذۡرٖ*فَإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahيَعۡلَمُهُۥۗonu bilirوَمَاyokturلِلظَّـٰلِمِينَzalimler içinمِنۡhiçbirأَنصَارٍyardımcı
 
ANLAMI
Sarfettiğiniz harcı ve adadığınız adağı şüphesiz Allah bilir. Zulmedenlerin hiç yardımcıları yoktur.
Ayet 271 Arapça Ayet
إِنeğerتُبۡدُواْaçıktan verirsenizٱلصَّدَقَٰتِsadakalarıفَنِعِمَّاne güzeldirهِيَۖbuوَإِنeğerتُخۡفُوهَاonları gizlerوَتُؤۡتُوهَاve verirsenizٱلۡفُقَرَآءَfakirlereفَهُوَbuخَيۡرٞdaha iyidirلَّكُمۡۚsizin içinوَيُكَفِّرُve kapatırعَنكُمsizdenمِّنbir kısmınıسَيِّـَٔاتِكُمۡۗgünahlarınızınوَٱللَّهُAllahبِمَاşeylerdenتَعۡمَلُونَyaptıklarınızخَبِيرٞhaberdardır
 
ANLAMI
Sadakaları açıkça verirseniz o ne güzel! Eğer onları yoksullara gizlice verirseniz sizin için daha iyidir. Allah onları kötülüklerinizden bir kısmına karşı tutar. Allah işlediklerinizden haberdardır.
Ayet 272 Arapça Ayet
لَّيۡسَdeğildirعَلَيۡكَsenin üzerineهُدَىٰهُمۡonları hidayet etmekوَلَٰكِنَّfakatٱللَّهَAllah'tırيَهۡدِيdoğru yola iletenمَنkimseyiيَشَآءُۗdilediğiوَمَاverdiğinizتُنفِقُواْ*مِنۡherخَيۡرٖhayırفَلِأَنفُسِكُمۡۚkendiniz içindirوَمَاinfak edemezsinizتُنفِقُونَ*إِلَّاdışındaٱبۡتِغَآءَkazanmak içinوَجۡهِ(yüzü) rızasınıٱللَّهِۚAllah'ınوَمَاve neتُنفِقُواْversenizمِنۡhayırdanخَيۡرٖ*يُوَفَّtastamam verilirإِلَيۡكُمۡsizeوَأَنتُمۡve sizلَاaslaتُظۡلَمُونَzulmedilmezsiniz
 
ANLAMI
Onların doğru yola iletilmeleri sana düşmez, fakat Allah dilediğini doğru yola eriştirir. Sarfettiğiniz iyi şey kendinizedir, zaten ancak Allah'ın rızasını kazanmak için sarfedersiniz. Sarfettiğiniz iyi bir şeyin karşılığı haksızlığa uğratılmaksızın size verilir.
Ayet 273 Arapça Ayet
لِلۡفُقَرَآءِ(Sadakalar) fakirler içindirٱلَّذِينَkimseler (için)أُحۡصِرُواْkapanıp kalanفِيyolundaسَبِيلِ*ٱللَّهِAllahلَاyokturيَسۡتَطِيعُونَgüçleriضَرۡبٗاgezmeyeفِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*يَحۡسَبُهُمُonları sanırlarٱلۡجَاهِلُbilmeyenlerأَغۡنِيَآءَzenginمِنَdolayıٱلتَّعَفُّفِutangaçlıklarındanتَعۡرِفُهُمonları tanırsınبِسِيمَٰهُمۡsimalarındanلَاistemezlerيَسۡـَٔلُونَ*ٱلنَّاسَinsanlardanإِلۡحَافٗاۗısrarlaوَمَاne varsaتُنفِقُواْyaptığınızمِنۡhayırdan;خَيۡرٖ*فَإِنَّşüphesizٱللَّهَAllahبِهِۦonuعَلِيمٌbilir
 
ANLAMI
Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adayıp yeryüzünde dolaşamayanlara, hayalarından dolayı, kendilerini tanımayanların zengin saydıkları yoksullara verin. Onları yüzlerinden tanırsın, insanlardan yüzsüzlük ederek bir şey istemezler. Sarfettiğiniz iyi bir şeyi Allah şüphesiz bilir.
Ayet 274 Arapça Ayet
ٱلَّذِينَo kimseler kiيُنفِقُونَinfak edenlerأَمۡوَٰلَهُمmallarınıبِٱلَّيۡلِgeceوَٱلنَّهَارِve gündüzسِرّٗاgizliوَعَلَانِيَةٗve açıkفَلَهُمۡvardırأَجۡرُهُمۡödülüعِندَyanındaرَبِّهِمۡRableriوَلَاyokturخَوۡفٌkorkuعَلَيۡهِمۡonlaraوَلَاve onlarهُمۡ*يَحۡزَنُونَüzülmeyeceklerdir
 
ANLAMI
Gece gündüz, açık gizli, mallarını sarfedenlerin mükafatlarını Rab'leri verecektir. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
SAYFA 47
Ayet 275 Arapça Ayet
ٱلَّذِينَo kimseler kiيَأۡكُلُونَyerlerٱلرِّبَوٰاْRiba (faiz)لَاkalkamazlarيَقُومُونَ*إِلَّاancakكَمَاgibiيَقُومُkalkarlarٱلَّذِيkimseيَتَخَبَّطُهُçarptığıٱلشَّيۡطَٰنُşeytanınمِنَdokunupٱلۡمَسِّۚ*ذَٰلِكَbuبِأَنَّهُمۡonlarınقَالُوٓاْdemelerindendirإِنَّمَاşüphesizٱلۡبَيۡعُalışveriş deمِثۡلُgibidirٱلرِّبَوٰاْۗriba (faiz)وَأَحَلَّoysa helal kılmıştırٱللَّهُAllahٱلۡبَيۡعَalış-verişiوَحَرَّمَve haram kılmıştırٱلرِّبَوٰاْۚribayıفَمَنkimeجَآءَهُۥgelir deمَوۡعِظَةٞbir öğütمِّنRabbindenرَّبِّهِۦ*فَٱنتَهَىٰ(ribadan) vazgeçerseفَلَهُۥkendisinindirمَاne varsaسَلَفَgeçmişteوَأَمۡرُهُۥٓve işi deإِلَىkalmıştırٱللَّهِۖAllah'aوَمَنۡkimعَادَtekrar (ribaya) dönerseفَأُوْلَـٰٓئِكَonlarأَصۡحَٰبُhalkıdırٱلنَّارِۖateşهُمۡonlarفِيهَاoradaخَٰلِدُونَebedi kalacaklardır
 
ANLAMI
Faiz yiyenler mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, "Zaten alışveriş de faiz gibidir" demelerindendir. Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kıldı. Kime Rabb'inden bir öğüt gelir de faizcilikten geri durursa, geçmişi kendisinedir, onun işi Allah'a aittir. Kim faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemliktir, onlar orada temelli kalacaklardır.
Ayet 276 Arapça Ayet
يَمۡحَقُmahvederٱللَّهُAllahٱلرِّبَوٰاْribayıوَيُرۡبِيve artırırٱلصَّدَقَٰتِۗsadakalarıوَٱللَّهُAllahلَاsevmezيُحِبُّ*كُلَّhiçbirكَفَّارٍinkarcılarıأَثِيمٍgünahkar
 
ANLAMI
Allah faizi eksiltir, sadakaları bereketlendirir. Allah pek nankör olan hiçbir günahkarı sevmez.
Ayet 277 Arapça Ayet
إِنَّşüphesizٱلَّذِينَkimselerءَامَنُواْiman edenوَعَمِلُواْve işler yapanlarٱلصَّـٰلِحَٰتِsalih (güzel)وَأَقَامُواْve kılanlarٱلصَّلَوٰةَnamazıوَءَاتَوُاْve verenlerٱلزَّكَوٰةَzekatıلَهُمۡişte onlarınأَجۡرُهُمۡödülleriعِندَyanındadırرَبِّهِمۡRableriوَلَاyokturخَوۡفٌkorkuعَلَيۡهِمۡonlaraوَلَاve onlarهُمۡ*يَحۡزَنُونَüzülmeyeceklerdir
 
ANLAMI
İnanıp yararlı işler işleyenlerin, namaz kılıp, zekat verenlerin Rab'leri katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Ayet 278 Arapça Ayet
يَـٰٓأَيُّهَاeyٱلَّذِينَkimselerءَامَنُواْiman eden(ler)ٱتَّقُواْkorkunٱللَّهَAllah'tanوَذَرُواْve bırakın (almayın)مَاne varsaبَقِيَgeri kalanمِنَribadanٱلرِّبَوٰٓاْ*إِنeğerكُنتُمidiysenizمُّؤۡمِنِينَinanıyor
 
ANLAMI
Ey İnananlar! Allah'tan sakının, inanmışsanız, faizden arta kalmış hesabdan vazgeçin.
Ayet 279 Arapça Ayet
فَإِنeğerلَّمۡböyle yapmazsanızتَفۡعَلُواْ*فَأۡذَنُواْbilinبِحَرۡبٖsavaşa açıldığınıمِّنَ(tarafından)ٱللَّهِAllahوَرَسُولِهِۦۖve Elçisiوَإِنve eğerتُبۡتُمۡtevbe edersenizفَلَكُمۡsizindirرُءُوسُanaأَمۡوَٰلِكُمۡmalınızلَاne haksızlık edersinizتَظۡلِمُونَ*وَلَاne de haksızlığa uğratılırsınızتُظۡلَمُونَ*
 
ANLAMI
Böyle yapmazsanız, bunun Allah'a ve Peygamberine karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz sermayeniz sizindir. Böylece haksızlık etmemiş ve haksızlığa uğramamış olursunuz.
Ayet 280 Arapça Ayet
وَإِنeğer (borçlu)كَانَiseذُو(içinde)عُسۡرَةٖdarlıkفَنَظِرَةٌbeklemek (lazımdır)إِلَىٰkadarمَيۡسَرَةٖۚbir kolaylığaوَأَنve eğerتَصَدَّقُواْsadaka olarak bağışlarsanızخَيۡرٞdaha hayırlıdırلَّكُمۡsizin içinإِنeğerكُنتُمۡbilirsenizتَعۡلَمُونَ*
 
ANLAMI
Borçlu darda ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet verin. Bilmiş olsanız borcu bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.
Ayet 281 Arapça Ayet
وَٱتَّقُواْsakınınيَوۡمٗاşu gündenتُرۡجَعُونَdöndürüleceğinizفِيهِondaإِلَىAllah'aٱللَّهِۖ*ثُمَّsonraتُوَفَّىٰtastamam verilecektirكُلُّherنَفۡسٖkişiyeمَّاneكَسَبَتۡkazandıysaوَهُمۡve onlaraلَاhaksızlık edilmeyecektirيُظۡلَمُونَ*
 
ANLAMI
Allah'a döneceğiniz ve sonra haksızlığa uğramadan herkesin kazancının kendisine eksiksiz verileceği günden korkunuz.
SAYFA 48
Ayet 282 Arapça Ayet
يَـٰٓأَيُّهَاeyٱلَّذِينَkimselerءَامَنُوٓاْiman eden(ler)إِذَاzamanتَدَايَنتُمbirbirinize verdiğinizبِدَيۡنٍborçإِلَىٰٓkadarأَجَلٖsüreyeمُّسَمّٗىbelirli birفَٱكۡتُبُوهُۚonu yazınوَلۡيَكۡتُبve yazsınبَّيۡنَكُمۡaranızdaكَاتِبُۢbir yazıcıبِٱلۡعَدۡلِۚadaletleوَلَاkaçınmasın (yazsın)يَأۡبَ*كَاتِبٌyazıcıأَنyazmaktanيَكۡتُبَ*كَمَاşekildeعَلَّمَهُkendisine öğrettiğiٱللَّهُۚAllah'ınفَلۡيَكۡتُبۡyazdırsınوَلۡيُمۡلِلِyazdırsınٱلَّذِيkimseعَلَيۡهِüzerindeٱلۡحَقُّhak olan (borçlu)وَلۡيَتَّقِkorksunٱللَّهَAllah'tanرَبَّهُۥRabbi olanوَلَاeksik etmesinيَبۡخَسۡ*مِنۡهُondan (borcundan)شَيۡـٔٗاۚhiçbir şeyiفَإِنeğerكَانَiseٱلَّذِيkimseعَلَيۡهِborçlu olanٱلۡحَقُّ*سَفِيهًاaklı ermezأَوۡyahutضَعِيفًاzayıfأَوۡya daلَاgüç yetiremiyecekيَسۡتَطِيعُ*أَنkendisi yazdırmayaيُمِلَّ*هُوَoفَلۡيُمۡلِلۡyazdırsınوَلِيُّهُۥonun velisiبِٱلۡعَدۡلِۚadaletleوَٱسۡتَشۡهِدُواْşahid tutunشَهِيدَيۡنِiki şahidiمِنerkeklerinizdenرِّجَالِكُمۡۖ*فَإِنeğerلَّمۡyoksaيَكُونَا*رَجُلَيۡنِiki erkekفَرَجُلٞ(o zaman) bir erkekوَٱمۡرَأَتَانِiki kadınمِمَّنkimseتَرۡضَوۡنَrazı olduğunuzمِنَşahidlerdenٱلشُّهَدَآءِ*أَنta kiتَضِلَّşaşırırsaإِحۡدَىٰهُمَاkadınlardan biriفَتُذَكِّرَhatırlatması içinإِحۡدَىٰهُمَاbiriٱلۡأُخۡرَىٰۚdiğerineوَلَاkaçınmasınlarيَأۡبَ*ٱلشُّهَدَآءُşahidlerإِذَاzamanمَاbir şeyeدُعُواْۚçağrıldıklarıوَلَاüşenmeyinتَسۡـَٔمُوٓاْ*أَنyazmaktanتَكۡتُبُوهُ*صَغِيرًاaz olsunأَوۡveyaكَبِيرًاçok olsunإِلَىٰٓkadarأَجَلِهِۦۚonu süresineذَٰلِكُمۡbuأَقۡسَطُdaha adaletliعِندَkatındaٱللَّهِAllahوَأَقۡوَمُve daha sağlamلِلشَّهَٰدَةِşahidlik içinوَأَدۡنَىٰٓve daha elverişlidirأَلَّاkuşkulanmamanız içinتَرۡتَابُوٓاْ*إِلَّآancakأَنolursaتَكُونَ*تِجَٰرَةًticaretحَاضِرَةٗpeşinتُدِيرُونَهَاhemen alıp vereceğinizبَيۡنَكُمۡaranızdaفَلَيۡسَyokturعَلَيۡكُمۡüzerinizeجُنَاحٌbir günahأَلَّاötürüتَكۡتُبُوهَاۗonu yazmamanızdanوَأَشۡهِدُوٓاْve şahid tutunإِذَاzaman daتَبَايَعۡتُمۡۚalışveriş yaptığınızوَلَاasla zarar verilmesinيُضَآرَّ*كَاتِبٞyazana daوَلَاveشَهِيدٞۚşahide deوَإِنeğerتَفۡعَلُواْ(bir zarar) yaparsanızفَإِنَّهُۥşüphesizفُسُوقُۢkötülük olurبِكُمۡۗkendinizeوَٱتَّقُواْkorkunٱللَّهَۖAllah'tanوَيُعَلِّمُكُمُve size öğretiyorٱللَّهُۗAllahوَٱللَّهُAllahبِكُلِّherشَيۡءٍşeyiعَلِيمٞbilir
 
ANLAMI
Ey İnananlar! Birbirinize belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. İçinizden bir katip doğru olarak yazsın; katip onu Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, yazsın. Borçlu olan da yazdırsın, Rabbi olan Allah'tan sakınsın, ondan bir şey eksiltmesin. Eğer borçlu, aptal veya aciz, ya da yazdıramıyacak durumda ise, velisi, doğru olarak yazdırsın. Erkeklerinizden iki şahid tutun; eğer iki erkek bulunmazsa, şahidlerden razı olacağınız bir erkek, biri unuttuğunda diğeri ona hatırlatacak iki kadın olabilir. Şahidler çağırıldıklarında çekinmesinler. Borç büyük veya küçük olsun, onu süresiyle beraber yazmaya üşenmeyin; bu, Allah katında en doğru, şahidlik için en sağlam ve şüphelenmenizden en uzak olandır. Ancak aranızdaki alışveriş peşin olursa, onu yazmamanızda size bir sorumluluk yoktur. Alışveriş yaptığınızda şahid tutun. Katibe de şahide de zarar verilmesin; eğer zarar verirseniz, o zaman doğru yoldan çıkmış olursunuz. Allah'tan sakının, Allah size öğretiyor; Allah her şeyi bilir.
SAYFA 49
Ayet 283 Arapça Ayet
وَإِنve eğerكُنتُمۡolur daعَلَىٰseferdeسَفَرٖ*وَلَمۡbulamazsanızتَجِدُواْ*كَاتِبٗاyazacak biriniفَرِهَٰنٞrehinler (yeter)مَّقۡبُوضَةٞۖalınanفَإِنۡeğerأَمِنَgüvenirsenizبَعۡضُكُمbirinizبَعۡضٗاdiğerinizeفَلۡيُؤَدِّödesinٱلَّذِيkimseٱؤۡتُمِنَkendisine güvenilenأَمَٰنَتَهُۥemanetiniوَلۡيَتَّقِve korksunٱللَّهَAllah'tanرَبَّهُۥۗRabbi olanوَلَاgizlemeyinتَكۡتُمُواْ*ٱلشَّهَٰدَةَۚşahidliğiوَمَنve kimseيَكۡتُمۡهَاonu gizleyenفَإِنَّهُۥٓşüphesiz oءَاثِمٞgünahkardırقَلۡبُهُۥۗonun kalbiوَٱللَّهُAllahبِمَاşeyleriتَعۡمَلُونَyaptıklarınızعَلِيمٞbilir
 
ANLAMI
Eğer yolculukta olup katip bulamazsanız alınan rehin yeter. Şayet birbirinize güvenirseniz, güvenilen kimse borcunu ödesin. Rabbi olan Allah'tan sakınsın. Şahidliği gizlemeyin, onu kim gizlerse şüphesiz kalbi günah işlemiş olur. Allah işlediklerinizi bilir.
Ayet 284 Arapça Ayet
لِّلَّهِAllah'ındırمَاneفِيvarsaٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerdeوَمَاve neفِيvarsaٱلۡأَرۡضِۗyerdeوَإِنve eğerتُبۡدُواْaçıklasanız daمَاşeyiفِيٓiçlerinizdekiأَنفُسِكُمۡ*أَوۡveyaتُخۡفُوهُgizleseniz deيُحَاسِبۡكُمsizi hesaba çekerبِهِonunlaٱللَّهُۖAllahفَيَغۡفِرُbağışlarلِمَنkimseyiيَشَآءُdilediğiوَيُعَذِّبُazabederمَنkimseyiيَشَآءُۗdilediğiوَٱللَّهُAllahعَلَىٰherكُلِّ*شَيۡءٖşeyeقَدِيرٌkadirdir
 
ANLAMI
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker ve dilediğini bağışlar, dilediğine azabeder. Allah her şeye Kadir'dir.
Ayet 285 Arapça Ayet
ءَامَنَinandıٱلرَّسُولُResulبِمَآşeyeأُنزِلَindirilenإِلَيۡهِkendisineمِنRabbindenرَّبِّهِۦ*وَٱلۡمُؤۡمِنُونَۚve mü'minler (de)كُلٌّhepsiءَامَنَinandıبِٱللَّهِAllah'aوَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦve meleklerineوَكُتُبِهِۦve Kitaplarınaوَرُسُلِهِۦve peygamberlerineلَاayırdetmeyiz (dediler)نُفَرِّقُ*بَيۡنَarasınıأَحَدٖhiçbiriniمِّنO'nun elçilerindenرُّسُلِهِۦۚ*وَقَالُواْve dediler kiسَمِعۡنَاİşittikوَأَطَعۡنَاۖve ita'at ettikغُفۡرَانَكَbağışlamanı dilerizرَبَّنَاRabbimizوَإِلَيۡكَsanadırٱلۡمَصِيرُdönüş(ümüz)
 
ANLAMI
Peygamber ve inananlar, ona Rabb'inden indirilene inandı. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. "Peygamberleri arasından hiçbirini ayırdetmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş Sanadır" dediler.
Ayet 286 Arapça Ayet
لَاteklif etmezيُكَلِّفُ*ٱللَّهُAllahنَفۡسًاkimseyeإِلَّاbaşkasınıوُسۡعَهَاۚgücünün yettiğindenلَهَا(herkesin) kendineمَاşeyكَسَبَتۡkazandığıوَعَلَيۡهَاve aleyhinedirمَاşey (kötülük)ٱكۡتَسَبَتۡۗişlediğiرَبَّنَاRabbimizلَاbizi sorumlu tutmaتُؤَاخِذۡنَآ*إِنeğerنَّسِينَآunutursakأَوۡya daأَخۡطَأۡنَاۚyanılırsakرَبَّنَاRabbimizوَلَاyük yüklemeتَحۡمِلۡ*عَلَيۡنَآbizeإِصۡرٗاağırكَمَاgibiحَمَلۡتَهُۥyüklediğinعَلَىüzerineٱلَّذِينَbizden öncekilerinمِن*قَبۡلِنَاۚ*رَبَّنَاRabbimizوَلَاbize yüklemeتُحَمِّلۡنَا*مَاşeyleriلَاgücümüzün yetmediğimizطَاقَةَ*لَنَاbizimبِهِۦۖonaوَٱعۡفُve affetعَنَّاbiziوَٱغۡفِرۡbağışlaلَنَاbiziوَٱرۡحَمۡنَآۚbize merhamet etأَنتَsenمَوۡلَىٰنَاbizim sahibimizsinفَٱنصُرۡنَاbize yardım eyleعَلَىkarşıٱلۡقَوۡمِtoplumunaٱلۡكَٰفِرِينَkafirler
 
ANLAMI
Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler; kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir. Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma, bizi affet, bizi bağışla, bize acı. Sen Mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım et.