KEHF SURESİ            ANASAYFAYA DÖN

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ


Ayet 1
 Arapça Ayet
ٱلۡحَمۡدُhamdolsunلِلَّهِAllah'aٱلَّذِيٓkiأَنزَلَindirdiعَلَىٰkulunaعَبۡدِهِ*ٱلۡكِتَٰبَKitabıوَلَمۡveيَجۡعَلkoymadıلَّهُۥonaعِوَجَاۜhiçbir eğrilik
 
ANLAMI
Hamd Allah'a mahsustur ki, kendi katından şiddetli bir baskını haber vermek ve yararlı iş yapan müminlere, içinde temelli kalacakları güzel bir mükafatı müjdelemek ve: "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarmak için kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir.
Ayet 2 Arapça Ayet
قَيِّمٗاdosdoğru olarakلِّيُنذِرَuyarması içinبَأۡسٗاazaba karşıشَدِيدٗاşiddetliمِّنkatından (indirdi)لَّدُنۡهُ*وَيُبَشِّرَve müjdelemesi içinٱلۡمُؤۡمِنِينَmü'minlereٱلَّذِينَyapanيَعۡمَلُونَ*ٱلصَّـٰلِحَٰتِiyi işlerأَنَّkendileri için bulunduğunuلَهُمۡ*أَجۡرًاmükafatحَسَنٗاgüzel
 
ANLAMI
Hamd Allah'a mahsustur ki, kendi katından şiddetli bir baskını haber vermek ve yararlı iş yapan müminlere, içinde temelli kalacakları güzel bir mükafatı müjdelemek ve: "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarmak için kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir.
Ayet 3 Arapça Ayet
مَّـٰكِثِينَkalacaklardırفِيهِonun içindeأَبَدٗاsürekli olarak
 
ANLAMI
Hamd Allah'a mahsustur ki, kendi katından şiddetli bir baskını haber vermek ve yararlı iş yapan müminlere, içinde temelli kalacakları güzel bir mükafatı müjdelemek ve: "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarmak için kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir.
Ayet 4 Arapça Ayet
وَيُنذِرَve uyarması içinٱلَّذِينَdiyenleriقَالُواْ*ٱتَّخَذَedindiٱللَّهُAllahوَلَدٗاçocuk
 
ANLAMI
Hamd Allah'a mahsustur ki, kendi katından şiddetli bir baskını haber vermek ve yararlı iş yapan müminlere, içinde temelli kalacakları güzel bir mükafatı müjdelemek ve: "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarmak için kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir.
SAYFA 294
Ayet 5 Arapça Ayet
مَّاyokturلَهُمonlarınبِهِۦbu husustaمِنۡhiçbirعِلۡمٖbilgisiوَلَاve yokturلِأٓبَآئِهِمۡۚatalarınınكَبُرَتۡne büyük (küstahça)كَلِمَةٗsözتَخۡرُجُçıkıyorمِنۡağızlarındanأَفۡوَٰهِهِمۡۚ*إِنonlar söylemiyorlarيَقُولُونَ*إِلَّاbaşka bir şeyكَذِبٗاyalandan
 
ANLAMI
Allah'ın çocuk edindiğine dair ne kendilerinin ve ne de babalarının bir bilgisi vardır. Ağızlarından çıkan söz ne büyük iftiradır. Onlar yalnız ve yalnız yalan söylerler.
Ayet 6 Arapça Ayet
فَلَعَلَّكَherhalde senبَٰخِعٞhelak edeceksinنَّفۡسَكَkendiniعَلَىٰٓpeşlerindeءَاثَٰرِهِمۡ*إِنdiyeلَّمۡinanmıyorlarيُؤۡمِنُواْ*بِهَٰذَاbuٱلۡحَدِيثِsözeأَسَفًاüzüntüden
 
ANLAMI
Bu söze inanmayanların ardından üzülerek nerdeyse kendini mahvedeceksin!
Ayet 7 Arapça Ayet
إِنَّاşüphesiz bizجَعَلۡنَاyarattıkمَاşeyleriعَلَىüzerindekiٱلۡأَرۡضِyerزِينَةٗsüs olsun diyeلَّهَاkendisineلِنَبۡلُوَهُمۡonları denemek içinأَيُّهُمۡhangisininأَحۡسَنُdaha güzelعَمَلٗاiş yaptığını
 
ANLAMI
İnsanların hangisinin daha iyi iş işlediğini ortaya koyalım diye, yeryüzünde olan şeyleri, yeryüzünün süsü yaptık.
Ayet 8 Arapça Ayet
وَإِنَّاbiz elbetteلَجَٰعِلُونَyaparızمَاşeyleriعَلَيۡهَا(yerin) üzerindekiصَعِيدٗاbir toprakجُرُزًاkupkuru
 
ANLAMI
Şüphesiz Biz, yeryüzünde olanları kupkuru bir toprak haline getirebiliriz.
Ayet 9 Arapça Ayet
أَمۡyoksaحَسِبۡتَ(mi) sandın?أَنَّsadeceأَصۡحَٰبَsahiplerininٱلۡكَهۡفِKehfوَٱلرَّقِيمِve Rakimكَانُواْolduklarınıمِنۡbizim ayetlerimizdenءَايَٰتِنَا*عَجَبًاşaşılacak
 
ANLAMI
Yoksa sen Mağara ve Kitap ehlini şaşılacak ayetlerimizden mi zannettin?
Ayet 10 Arapça Ayet
إِذۡzamanأَوَىsığındıklarıٱلۡفِتۡيَةُo gençlerإِلَىmağarayaٱلۡكَهۡفِ*فَقَالُواْdedilerرَبَّنَآRabbimizءَاتِنَاbize verمِنkatındanلَّدُنكَ*رَحۡمَةٗbir rahmetوَهَيِّئۡve hazırlaلَنَاbizeمِنۡşu işimizdenأَمۡرِنَا*رَشَدٗاbir çıkış yolu
 
ANLAMI
Birkaç genç mağaraya sığınmış: "Rabbimiz! Katından bize rahmet ver ve işimizde doğruyu göster, bizi başarılı kıl" demişlerdi.
Ayet 11 Arapça Ayet
فَضَرَبۡنَاbiz de vurdukعَلَىٰٓ(ağırlık)ءَاذَانِهِمۡkulaklarınaفِيmağaradaٱلۡكَهۡفِ*سِنِينَyıllarعَدَدٗاnice
 
ANLAMI
Mağaranın içinde onları yıllarca uyuttuk; sonra, iki taraftan hangisinin bekledikleri sonucu iyi hesaplamış olduğunu belirtmek için onları uyandırdık.
Ayet 12 Arapça Ayet
ثُمَّsonraبَعَثۡنَٰهُمۡonları uyandırdıkلِنَعۡلَمَbilmek içinأَيُّhangisininٱلۡحِزۡبَيۡنِiki zümredenأَحۡصَىٰdaha iyi hesabedeceğiniلِمَا(onların) kaldıklarıلَبِثُوٓاْ*أَمَدٗاsüreyi
 
ANLAMI
Mağaranın içinde onları yıllarca uyuttuk; sonra, iki taraftan hangisinin bekledikleri sonucu iyi hesaplamış olduğunu belirtmek için onları uyandırdık.
Ayet 13 Arapça Ayet
نَّحۡنُbizنَقُصُّanlatıyoruzعَلَيۡكَsanaنَبَأَهُمonların haberleriniبِٱلۡحَقِّۚgerçek olarakإِنَّهُمۡmuhakkak onlarفِتۡيَةٌgençlerdiءَامَنُواْinanmışبِرَبِّهِمۡRablerineوَزِدۡنَٰهُمۡbiz de onların artırmıştıkهُدٗىhidayetlerini
 
ANLAMI
Onların olayını sana Biz gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti. Onların hidayetlerini artırmış ve kalblerini pekiştirmiştik. Durup, şöyle demişlerdi: "Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir, O'nu bırakıp başka bir tanrıya yalvarmayız, yoksa and olsun ki, batıl söz söylemiş oluruz. Şu bizim milletimiz, Allah'ı bırakıp O'ndan başka tanrılar edindiler. Onların gerçek olduğuna apaçık delil getirmeleri gerekmez mi Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir?"
Ayet 14 Arapça Ayet
وَرَبَطۡنَاve metanet bağlamıştıkعَلَىٰüstüneقُلُوبِهِمۡkalblerininإِذۡkalktılarقَامُواْ*فَقَالُواْve dediler kiرَبُّنَاRabbimizرَبُّRabbidirٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerinوَٱلۡأَرۡضِve yerinلَنbiz asla demeyizنَّدۡعُوَاْ*مِنO'ndan başkasınaدُونِهِۦٓ*إِلَٰهٗاۖTanrıلَّقَدۡyoksaقُلۡنَآkonuşmuş oluruzإِذٗاo zamanشَطَطًاsaçma sapan
 
ANLAMI
Onların olayını sana Biz gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti. Onların hidayetlerini artırmış ve kalblerini pekiştirmiştik. Durup, şöyle demişlerdi: "Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir, O'nu bırakıp başka bir tanrıya yalvarmayız, yoksa and olsun ki, batıl söz söylemiş oluruz. Şu bizim milletimiz, Allah'ı bırakıp O'ndan başka tanrılar edindiler. Onların gerçek olduğuna apaçık delil getirmeleri gerekmez mi Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir?"
Ayet 15 Arapça Ayet
هَـٰٓؤُلَآءِşunlarقَوۡمُنَاşu kavmimizٱتَّخَذُواْedindilerمِنO'ndan başkaدُونِهِۦٓ*ءَالِهَةٗۖtanrılarلَّوۡلَاgerekmez mi?يَأۡتُونَgetirmeleriعَلَيۡهِمonlarınبِسُلۡطَٰنِۭbir delilبَيِّنٖۖaçıkفَمَنۡkim olabilir?أَظۡلَمُdaha zalimمِمَّنِuydurandanٱفۡتَرَىٰ*عَلَىkarşıٱللَّهِAllah'aكَذِبٗاyalan
 
ANLAMI
Onların olayını sana Biz gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti. Onların hidayetlerini artırmış ve kalblerini pekiştirmiştik. Durup, şöyle demişlerdi: "Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir, O'nu bırakıp başka bir tanrıya yalvarmayız, yoksa and olsun ki, batıl söz söylemiş oluruz. Şu bizim milletimiz, Allah'ı bırakıp O'ndan başka tanrılar edindiler. Onların gerçek olduğuna apaçık delil getirmeleri gerekmez mi Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir?"
SAYFA 295
Ayet 16 Arapça Ayet
وَإِذِmadem kiٱعۡتَزَلۡتُمُوهُمۡsiz onlardan ayrıldınızوَمَاve şeylerdenيَعۡبُدُونَtaptıklarıإِلَّاbaşkaٱللَّهَAllah'tanفَأۡوُۥٓاْo halde sığınınإِلَىmağarayaٱلۡكَهۡفِ*يَنشُرۡyaysın (bollaştırsın)لَكُمۡsizeرَبُّكُمRabbinizمِّنrahmetiniرَّحۡمَتِهِۦ*وَيُهَيِّئۡve hazırlasınلَكُمsizeمِّنۡ(şu) işinizdenأَمۡرِكُم*مِّرۡفَقٗاyararlı bir şey
 
ANLAMI
Onlara: "Siz onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından ayrıldınız, bunun için mağaraya girin ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve size işinizde kolaylık göstersin" denildi.
Ayet 17 Arapça Ayet
۞وَتَرَىve görürsünٱلشَّمۡسَgüneşiإِذَاzamanطَلَعَتdoğduğuتَّزَٰوَرُeğiliyorعَنmağaralarındanكَهۡفِهِمۡ*ذَاتَsağa doğruٱلۡيَمِينِ*وَإِذَاve zamanغَرَبَتbattığıتَّقۡرِضُهُمۡonları makaslayıp geçiyorذَاتَsola doğruٱلشِّمَالِ*وَهُمۡve onlarفِيiçindedirlerفَجۡوَةٖbir dehlizinمِّنۡهُۚonun (mağaranın)ذَٰلِكَbu (durum)مِنۡayetlerindendirءَايَٰتِ*ٱللَّهِۗAllah'ınمَنkimeيَهۡدِhidayet verirseٱللَّهُAllahفَهُوَoٱلۡمُهۡتَدِۖyolu bulmuşturوَمَنve kimi deيُضۡلِلۡsapıklıkta bırakırsaفَلَنartıkتَجِدَbulamazsınلَهُۥonun içinوَلِيّٗاbir dostمُّرۡشِدٗاyol gösteren
 
ANLAMI
Baksaydın, güneşin mağaralarının sağ tarafından doğup meylettiğini, sol tarafından onlara dokunmadan battığını, onların da mağaranın genişçe bir yerinde bulunduğunu görürdün. Bu, Allah'ın mucizelerindendir; Allah'ın doğru yola eriştirdiği kimse hak yoldadır. Kimi de saptırırsa artık ona, doğru yola götürecek bir rehber bulamazsın.
Ayet 18 Arapça Ayet
وَتَحۡسَبُهُمۡsen onları sanırsınأَيۡقَاظٗاuyanıklarوَهُمۡonlarرُقُودٞۚuyudukları haldeوَنُقَلِّبُهُمۡve onları (uykuda) çeviririzذَاتَsağlarınaٱلۡيَمِينِ*وَذَاتَveٱلشِّمَالِۖsollarınaوَكَلۡبُهُمve köpekleri deبَٰسِطٞuzatmış vaziyettedirذِرَاعَيۡهِön ayaklarınıبِٱلۡوَصِيدِۚgirişteلَوِeğerٱطَّلَعۡتَgörseydinعَلَيۡهِمۡonların durumunuلَوَلَّيۡتَmutlaka dönüpمِنۡهُمۡonlardanفِرَارٗاkaçardınوَلَمُلِئۡتَve içine dolardıمِنۡهُمۡonlardanرُعۡبٗاkorku
 
ANLAMI
Mağara ehli uykuda iken sen onları uyanık sanırdın. Biz onları sağa ve sola döndürürdük. Köpekleri dirseklerini eşiğe uzatmıştı. Onları görsen, için korkuyla dolar, geri dönüp kaçardın.
Ayet 19 Arapça Ayet
وَكَذَٰلِكَyine böyleبَعَثۡنَٰهُمۡonları dirilttikلِيَتَسَآءَلُواْsormaları içinبَيۡنَهُمۡۚkendi aralarındaقَالَdedi kiقَآئِلٞkonuşan biriمِّنۡهُمۡiçlerindenكَمۡne kadar?لَبِثۡتُمۡۖkaldınızقَالُواْdedilerلَبِثۡنَاkaldıkيَوۡمًاbir günأَوۡya daبَعۡضَbir parçası (kadar)يَوۡمٖۚgününقَالُواْdedilerرَبُّكُمۡRabbinizأَعۡلَمُdaha iyi bilirبِمَاne kadarلَبِثۡتُمۡkaldığınızı;فَٱبۡعَثُوٓاْgönderinأَحَدَكُمbiriniziبِوَرِقِكُمۡgümüş (para) ileهَٰذِهِۦٓşuإِلَىşehreٱلۡمَدِينَةِ*فَلۡيَنظُرۡbaksınأَيُّهَآhangiأَزۡكَىٰdaha temiz iseطَعَامٗاyiyecekفَلۡيَأۡتِكُمsize getirsinبِرِزۡقٖbir azıkمِّنۡهُondanوَلۡيَتَلَطَّفۡve dikkatli davransınوَلَاsakınيُشۡعِرَنَّsezdirmesinبِكُمۡsiziأَحَدًاbirisine
 
ANLAMI
Birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: "Ne kadar kaldınız?" dedi. "Bir gün veya daha az bir müddet kaldık" dediler. "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Paranızla birinizi şehre gönderin, sakın sizi kimseye duyurmasın" dediler.
Ayet 20 Arapça Ayet
إِنَّهُمۡçünkü onlarإِنeğerيَظۡهَرُواْellerine geçirirlerseعَلَيۡكُمۡsiziيَرۡجُمُوكُمۡtaşlayarak öldürürlerأَوۡyahutيُعِيدُوكُمۡdöndürürlerفِيkendi dinlerineمِلَّتِهِمۡ*وَلَنve aslaتُفۡلِحُوٓاْiflah olamazsınızإِذًاo takdirdeأَبَدٗاasla
 
ANLAMI
"Zira onların sizden haberi olacak olursa, ya taşlayarak öldürürler veya dinlerine döndürürler ve bu takdirde asla kurtulamazsınız."
SAYFA 296
Ayet 21 Arapça Ayet
وَكَذَٰلِكَve böyleceأَعۡثَرۡنَاbuldurdukعَلَيۡهِمۡonlarıلِيَعۡلَمُوٓاْbilsinler diyeأَنَّşüphesizوَعۡدَva'dininٱللَّهِAllah'ınحَقّٞgerçek olduğunuوَأَنَّve şüphesizٱلسَّاعَةَsaatin(geleceğinde)لَاasla olmadığınıرَيۡبَşüpheفِيهَآondaإِذۡo sıradaيَتَنَٰزَعُونَtartışıyorlardıبَيۡنَهُمۡkendi aralarındaأَمۡرَهُمۡۖonların durumlarınıفَقَالُواْdedilerٱبۡنُواْbina edinعَلَيۡهِمonların üstüneبُنۡيَٰنٗاۖbir binaرَّبُّهُمۡRableriأَعۡلَمُdaha iyi bilirبِهِمۡۚonlarıقَالَdediler kiٱلَّذِينَgâlip gelenlerغَلَبُواْ*عَلَىٰٓonların işineأَمۡرِهِمۡ*لَنَتَّخِذَنَّmutlaka yapacağızعَلَيۡهِمonların üstüneمَّسۡجِدٗاbir mescid
 
ANLAMI
Böylece, Allah'ın sözünün gerçek olduğunu ve kıyametin kopmasından şüphe edilemeyeceğini bilmeleri için, insanların onları bulmalarını sağladık. Nitekim halk, bunların hakkında çekişip duruyor: "Onların mağaralarının çevresine bir bina kurun" diyorlardı. Oysa, Rableri onları çok iyi bilir. Tartışmayı kazananlar: "Onların mağaralarının çevresinde mutlaka bir mescid kuracağız" dediler.
Ayet 22 Arapça Ayet
سَيَقُولُونَdiyeceklerثَلَٰثَةٞonlar üçtürرَّابِعُهُمۡdördüncüleriكَلۡبُهُمۡköpekleridirوَيَقُولُونَve diyeceklerخَمۡسَةٞbeştirسَادِسُهُمۡaltıncılarıكَلۡبُهُمۡköpekleridirرَجۡمَۢاtaş atar gibiبِٱلۡغَيۡبِۖgörülmeyeneوَيَقُولُونَve diyeceklerسَبۡعَةٞyedidirوَثَامِنُهُمۡsekizincileriكَلۡبُهُمۡۚköpekleridirقُلde kiرَّبِّيٓRabbimأَعۡلَمُdaha iyi bilirبِعِدَّتِهِمonların sayısınıمَّاyokturيَعۡلَمُهُمۡonları bilenإِلَّاdışındaقَلِيلٞۗazıفَلَاmünakaşaya girmeتُمَارِ*فِيهِمۡonlar hakkındaإِلَّاdışındaمِرَآءٗtartışmaظَٰهِرٗاsathiوَلَاveتَسۡتَفۡتِbir şey sormaفِيهِمonlar hakkındaمِّنۡهُمۡbunlardanأَحَدٗاhiçbirine
 
ANLAMI
Karanlığa taş atar gibi, "Mağara ehli üçtür, dördüncüleri köpekleridir" derler, yahut, "Beştir, altıncıları köpekleridir" derler, yahut "Yedidir, sekizincileri köpekleridir" derler. De ki: "Onların sayısını en iyi bilen Rabbim'dir. Onları pek az kimseden başkası bilmez." Bunun için, onlar hakkında, bu kısaca anlatılanın dışında, kimseyle tartışma ve onlar hakkında kimseden bir şey sorma.
Ayet 23 Arapça Ayet
وَلَاveتَقُولَنَّdemeلِشَاْيۡءٍhiçbir şey içinإِنِّيmutlakaفَاعِلٞyapacağımذَٰلِكَbunuغَدًاyarın
 
ANLAMI
Herhangi bir şey için, Allah'ın dilemesi dışında: "Ben yarın onu yapacağım" deme. Unuttuğun zaman Rabbini an ve şöyle de: "Umulur ki, Rabbim beni doğruya daha yakın olana eriştirir."
Ayet 24 Arapça Ayet
إِلَّآancakأَنdilerseيَشَآءَ*ٱللَّهُۚAllahوَٱذۡكُرve an (hatırla)رَّبَّكَRabbiniإِذَاzamanنَسِيتَunuttuğunوَقُلۡve de kiعَسَىٰٓumarımأَنbeni ulaştırmasınıيَهۡدِيَنِ*رَبِّيRabbiminلِأَقۡرَبَdaha yakınمِنۡbundanهَٰذَا*رَشَدٗاbir doğruya
 
ANLAMI
Herhangi bir şey için, Allah'ın dilemesi dışında: "Ben yarın onu yapacağım" deme. Unuttuğun zaman Rabbini an ve şöyle de: "Umulur ki, Rabbim beni doğruya daha yakın olana eriştirir."
Ayet 25 Arapça Ayet
وَلَبِثُواْve kaldılarفِيmağaralarındaكَهۡفِهِمۡ*ثَلَٰثَüçمِاْئَةٖyüzسِنِينَyılوَٱزۡدَادُواْve ilave ettilerتِسۡعٗاdokuz (yıl)
 
ANLAMI
Onlar mağaralarında üçyüz dokuz yıl kaldılar.
Ayet 26 Arapça Ayet
قُلِde kiٱللَّهُAllahأَعۡلَمُdaha iyi bilirبِمَاne kadarلَبِثُواْۖkaldıklarınıلَهُۥO'nundurغَيۡبُgaybıٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerinوَٱلۡأَرۡضِۖve yerinأَبۡصِرۡne güzel görendirبِهِۦonuوَأَسۡمِعۡۚne güzel işitendirمَاyokturلَهُمonlarınمِّنO'ndan başkaدُونِهِۦ*مِنhiçbirوَلِيّٖyardımcısıوَلَاveيُشۡرِكُO ortak etmezفِيkendi hükmüneحُكۡمِهِۦٓ*أَحَدٗاkimseyi
 
ANLAMI
De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını en iyi Allah bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'na aittir. O, ne mükemmel görendir! O ne mükemmel işitendir! İnsanların O'ndan başka dostu yoktur. O, hiç kimseyi hükümranlığa ortak kılmaz."
Ayet 27 Arapça Ayet
وَٱتۡلُokuمَآşeyiأُوحِيَvahyedilenإِلَيۡكَsanaمِنKitabı'ndanكِتَابِ*رَبِّكَۖRabbininلَاyokturمُبَدِّلَdeğiştirecekلِكَلِمَٰتِهِۦO'nun sözleriniوَلَنveتَجِدَbulamazsınمِنO'ndan başkaدُونِهِۦ*مُلۡتَحَدٗاsığınılacak bir kimse
 
ANLAMI
Rabbinin Kitap'ından sana vahyolunanı oku; O'nun sözlerini değiştirecek yoktur. O'ndan başka bir sığınılacak da bulamazsın.
SAYFA 297
Ayet 28 Arapça Ayet
وَٱصۡبِرۡtut (sabret)نَفۡسَكَnefsiniمَعَberaberٱلَّذِينَyalvaranlarlaيَدۡعُونَ*رَبَّهُمRablerineبِٱلۡغَدَوٰةِsabahوَٱلۡعَشِيِّakşamيُرِيدُونَisteyerekوَجۡهَهُۥۖrızasınıوَلَاveتَعۡدُsapmasınعَيۡنَاكَgözlerinعَنۡهُمۡonlardanتُرِيدُisteyerekزِينَةَsüsünüٱلۡحَيَوٰةِhayatınınٱلدُّنۡيَاۖdünyaوَلَاveتُطِعۡitaat etmeمَنۡkişiyeأَغۡفَلۡنَاalıkoyduğumuzقَلۡبَهُۥkalbiniعَنbizi anmaktanذِكۡرِنَا*وَٱتَّبَعَve tâbi olanهَوَىٰهُkeyfineوَكَانَve olanأَمۡرُهُۥişiفُرُطٗاaşırılık
 
ANLAMI
Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O'na yalvaranlarla beraber sen de sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek gözlerini o kimselerden ayırma. Bizi anmasını kendisine unutturduğumuz ve işinde aşırı giderek hevesine uyan kimseye uyma.
Ayet 29 Arapça Ayet
وَقُلِde kiٱلۡحَقُّbu gerçekمِنRabbinizdendirرَّبِّكُمۡۖ*فَمَنartık kimseشَآءَdileyenفَلۡيُؤۡمِنinansınوَمَنve kimseشَآءَdileyenفَلۡيَكۡفُرۡۚinkar etsinإِنَّآçünkü bizأَعۡتَدۡنَاhazırladıkلِلظَّـٰلِمِينَzalimlereنَارًاbir ateşأَحَاطَkuşatmıştırبِهِمۡonlarıسُرَادِقُهَاۚçadırıوَإِنve eğerيَسۡتَغِيثُواْferyad edip yardım isteselerيُغَاثُواْkendilerine yardım edilirبِمَآءٖbir su ileكَٱلۡمُهۡلِerimiş maden gibiيَشۡوِيhaşlayanٱلۡوُجُوهَۚyüzleriبِئۡسَo ne kötüٱلشَّرَابُbir içecektirوَسَآءَتۡve ne kötüمُرۡتَفَقًاağırlanmadır
 
ANLAMI
De ki: "Gerçek Rabbinizdendir." Dileyen inansın, dileyen inkar etsin. Şüphesiz zalimler için, duvarları çepeçevre onları içine alacak bir ateş hazırlamışızdır. Onlar yardım istediklerinde, erimiş maden gibi yüzleri kavuran bir su kendilerine sunulur. Bu ne kötü bir içecek ve cehennem ne kötü bir duraktır!
Ayet 30 Arapça Ayet
إِنَّşüphesizٱلَّذِينَonlar kiءَامَنُواْinandılarوَعَمِلُواْve yaptılarٱلصَّـٰلِحَٰتِiyi işlerإِنَّاelbette bizلَاaslaنُضِيعُzayi etmeyizأَجۡرَecriniمَنۡkimseninأَحۡسَنَgüzel yapanعَمَلًاişi
 
ANLAMI
İyi hareket edenin ecrini zayi etmeyiz. Doğrusu, inanıp yararlı iş yapanlara, işte onlara, içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bilezikler takınırlar, ince ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyerek tahtları üzerinde otururlar. Ne güzel bir mükafat ve ne güzel yaslanacak yer!
Ayet 31 Arapça Ayet
أُوْلَـٰٓئِكَonlar öyle kimselerdir kiلَهُمۡkendileri için vardırجَنَّـٰتُcennetleriعَدۡنٖAdnتَجۡرِيakarمِنaltlarındanتَحۡتِهِمُ*ٱلۡأَنۡهَٰرُırmaklarيُحَلَّوۡنَbezenirlerفِيهَاoradaمِنۡbileziklerleأَسَاوِرَ*مِنaltındanذَهَبٖ*وَيَلۡبَسُونَve giyerlerثِيَابًاgiysilerخُضۡرٗاyeşilمِّنince ipektenسُندُسٖ*وَإِسۡتَبۡرَقٖve kalın ipektenمُّتَّكِـِٔينَyaslanırlarفِيهَاoradaعَلَىüzerineٱلۡأَرَآئِكِۚkoltuklarنِعۡمَne güzelٱلثَّوَابُsevapوَحَسُنَتۡve ne güzelمُرۡتَفَقٗاağırlanma
 
ANLAMI
İyi hareket edenin ecrini zayi etmeyiz. Doğrusu, inanıp yararlı iş yapanlara, işte onlara, içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bilezikler takınırlar, ince ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyerek tahtları üzerinde otururlar. Ne güzel bir mükafat ve ne güzel yaslanacak yer!
Ayet 32 Arapça Ayet
۞وَٱضۡرِبۡve anlatلَهُمonlaraمَّثَلٗاmisal olarakرَّجُلَيۡنِşu iki adamı (ki)جَعَلۡنَاvermiştikلِأَحَدِهِمَاikisinden birineجَنَّتَيۡنِiki bağمِنۡüzümأَعۡنَٰبٖ*وَحَفَفۡنَٰهُمَاve onların etrafını çevirmiştikبِنَخۡلٖhurmalarlaوَجَعَلۡنَاve bitirmiştikبَيۡنَهُمَاortalarında daزَرۡعٗاekin
 
ANLAMI
Onlara iki adamı misal olarak göster: Birine iki üzüm bağı verip, etrafını hurmalıklarla çevirmiş ve aralarında ekinler bitirmiştik.
Ayet 33 Arapça Ayet
كِلۡتَاher ikiٱلۡجَنَّتَيۡنِbağ (da)ءَاتَتۡvermiştiأُكُلَهَاyemişiniوَلَمۡveتَظۡلِمeksik etmemiştiمِّنۡهُondanشَيۡـٔٗاۚhiçbir şeyوَفَجَّرۡنَاve akıtmıştıkخِلَٰلَهُمَاaralarındanنَهَرٗاbir ırmak
 
ANLAMI
Her iki bahçe de ürünlerini vermişlerdi, hiçbir şeyi de eksik bırakmamışlardı. İkisinin arasından bir de ırmak akıtmıştık.
Ayet 34 Arapça Ayet
وَكَانَve vardıلَهُۥO(adam)ınثَمَرٞürünüفَقَالَdedi kiلِصَٰحِبِهِۦarkadaşıوَهُوَve oيُحَاوِرُهُۥٓkonuşurkenأَنَا۠benأَكۡثَرُzenginimمِنكَsendenمَالٗاmalcaوَأَعَزُّve güçlüyümنَفَرٗاadamca da
 
ANLAMI
Onun gelirleri de vardı. Bu yüzden, arkadaşiyle konuşurken: "Ben malca senden zengin, nüfusça da senden daha itibarlıyım" dedi.
SAYFA 298
Ayet 35 Arapça Ayet
وَدَخَلَve girdiجَنَّتَهُۥbağınaوَهُوَoظَالِمٞzulmederekلِّنَفۡسِهِۦkendisineقَالَdediمَآhiçأَظُنُّsanmamأَنyok olacağınıتَبِيدَ*هَٰذِهِۦٓbununأَبَدٗاebediyyen
 
ANLAMI
Kendisine böylece yazık ederek bahçesine girerken: "Bu bahçenin batacağını hiç zannetmem. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Eğer Rabbime döndürülürsem, and olsun ki orada bundan daha iyisini bulurum" dedi.
Ayet 36 Arapça Ayet
وَمَآve hiçأَظُنُّzannetmemٱلسَّاعَةَkıyametinقَآئِمَةٗkopacağınıوَلَئِنşayetرُّدِدتُّdöndürülsem bileإِلَىٰRabbimeرَبِّي*لَأَجِدَنَّbulurumخَيۡرٗاdaha güzelمِّنۡهَاbundanمُنقَلَبٗاbir akıbet
 
ANLAMI
Kendisine böylece yazık ederek bahçesine girerken: "Bu bahçenin batacağını hiç zannetmem. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Eğer Rabbime döndürülürsem, and olsun ki orada bundan daha iyisini bulurum" dedi.
Ayet 37 Arapça Ayet
قَالَdedi kiلَهُۥonaصَاحِبُهُۥarkadaşıوَهُوَkendisiyleيُحَاوِرُهُۥٓkonuşanأَكَفَرۡتَinkar mı ediyorsun?بِٱلَّذِيseni yaratanıخَلَقَكَ*مِنtopraktanتُرَابٖ*ثُمَّsonraمِنnutfe (sperm)denنُّطۡفَةٖ*ثُمَّsonra daسَوَّىٰكَseni biçimlendireniرَجُلٗاbir adam olarak
 
ANLAMI
Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: "Seni topraktan, sonra nutfeden yaratanı, sonunda de seni insan kılığına koyanı mı inkar ediyorsun İşte O benim Rabbim olan Allah'tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam. Bahçene girdiğin zaman, her ne kadar beni kendinden mal ve nüfus bakımından daha az buluyorsan da: "Maşallah! Kuvvet ancak Allah'a mahsustur!" demen gerekmez mi Rabbim, senin bahçenden daha iyisini bana verebilir ve seninkinin üzerine gökten bir felaket gönderir de bahçen yerle bir olabilir. Yahut suyu çekilir bir daha da bulamazsın" dedi.
Ayet 38 Arapça Ayet
لَّـٰكِنَّا۠fakatهُوَOٱللَّهُAllahرَبِّيbenim Rabbimdirوَلَآve aslaأُشۡرِكُben ortak koşmamبِرَبِّيٓRabbimeأَحَدٗاhiç kimseyi
 
ANLAMI
Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: "Seni topraktan, sonra nutfeden yaratanı, sonunda de seni insan kılığına koyanı mı inkar ediyorsun İşte O benim Rabbim olan Allah'tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam. Bahçene girdiğin zaman, her ne kadar beni kendinden mal ve nüfus bakımından daha az buluyorsan da: "Maşallah! Kuvvet ancak Allah'a mahsustur!" demen gerekmez mi Rabbim, senin bahçenden daha iyisini bana verebilir ve seninkinin üzerine gökten bir felaket gönderir de bahçen yerle bir olabilir. Yahut suyu çekilir bir daha da bulamazsın" dedi.
Ayet 39 Arapça Ayet
وَلَوۡلَآgerekmez miydi?إِذۡzamanدَخَلۡتَgirdiğinجَنَّتَكَbağınaقُلۡتَdemenمَاneشَآءَdilerseٱللَّهُAllahلَاyokturقُوَّةَkuvvetإِلَّاbaşkaبِٱللَّهِۚAllah'tanإِنgerçiتَرَنِsen görüyorsunأَنَا۠beniأَقَلَّdaha azمِنكَsendenمَالٗاmalcaوَوَلَدٗاve evlatça
 
ANLAMI
Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: "Seni topraktan, sonra nutfeden yaratanı, sonunda de seni insan kılığına koyanı mı inkar ediyorsun İşte O benim Rabbim olan Allah'tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam. Bahçene girdiğin zaman, her ne kadar beni kendinden mal ve nüfus bakımından daha az buluyorsan da: "Maşallah! Kuvvet ancak Allah'a mahsustur!" demen gerekmez mi Rabbim, senin bahçenden daha iyisini bana verebilir ve seninkinin üzerine gökten bir felaket gönderir de bahçen yerle bir olabilir. Yahut suyu çekilir bir daha da bulamazsın" dedi.
Ayet 40 Arapça Ayet
فَعَسَىٰumulur kiرَبِّيٓRabbimأَنbana verebilirيُؤۡتِيَنِ*خَيۡرٗاdaha iyisiniمِّنsenin bağındanجَنَّتِكَ*وَيُرۡسِلَve gönderirعَلَيۡهَاonun üzerineحُسۡبَانٗاyıldırımlarمِّنَgöktenٱلسَّمَآءِ*فَتُصۡبِحَböylece kesilirصَعِيدٗاbağınزَلَقًاkupkuru bir toprak
 
ANLAMI
Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: "Seni topraktan, sonra nutfeden yaratanı, sonunda de seni insan kılığına koyanı mı inkar ediyorsun İşte O benim Rabbim olan Allah'tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam. Bahçene girdiğin zaman, her ne kadar beni kendinden mal ve nüfus bakımından daha az buluyorsan da: "Maşallah! Kuvvet ancak Allah'a mahsustur!" demen gerekmez mi Rabbim, senin bahçenden daha iyisini bana verebilir ve seninkinin üzerine gökten bir felaket gönderir de bahçen yerle bir olabilir. Yahut suyu çekilir bir daha da bulamazsın" dedi.
Ayet 41 Arapça Ayet
أَوۡyahutيُصۡبِحَçekilirمَآؤُهَاsuyuغَوۡرٗاdibeفَلَنbir dahaتَسۡتَطِيعَgücün yetmezلَهُۥonuطَلَبٗاaramaya
 
ANLAMI
Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: "Seni topraktan, sonra nutfeden yaratanı, sonunda de seni insan kılığına koyanı mı inkar ediyorsun İşte O benim Rabbim olan Allah'tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam. Bahçene girdiğin zaman, her ne kadar beni kendinden mal ve nüfus bakımından daha az buluyorsan da: "Maşallah! Kuvvet ancak Allah'a mahsustur!" demen gerekmez mi Rabbim, senin bahçenden daha iyisini bana verebilir ve seninkinin üzerine gökten bir felaket gönderir de bahçen yerle bir olabilir. Yahut suyu çekilir bir daha da bulamazsın" dedi.
Ayet 42 Arapça Ayet
وَأُحِيطَderken yok edildiبِثَمَرِهِۦürünüفَأَصۡبَحَve başladıيُقَلِّبُoğuşturmağaكَفَّيۡهِelleriniعَلَىٰüzerineمَآşeylerأَنفَقَharcadıklarıفِيهَاonaوَهِيَve oخَاوِيَةٌyıkılmıştıعَلَىٰüzerineعُرُوشِهَاçardaklarıوَيَقُولُve diyorduيَٰلَيۡتَنِيah keşke benلَمۡortak koşmasaydımأُشۡرِكۡ*بِرَبِّيٓRabbimeأَحَدٗاkimseyi
 
ANLAMI
Nitekim, ürünleri yok edildi; bağın altüst olmuş çardakları karşısında, sarfettiği emeğe içi yanarak ellerini oğuşturup "Keşke Rabbime kimseyi ortak koşmasaydım" diyordu.
Ayet 43 Arapça Ayet
وَلَمۡveتَكُنolmadıلَّهُۥonunفِئَةٞbir topluluğuيَنصُرُونَهُۥkendisine yardım edenمِنbaşkaدُونِ*ٱللَّهِAllah'tanوَمَاveكَانَolmadıمُنتَصِرًاkendisinine yardım edilen
 
ANLAMI
Ona, Allah'tan başka yardım edebilecek adamları da yoktu, kendi kendini de kurtaramadı.
Ayet 44 Arapça Ayet
هُنَالِكَişte o durumdaٱلۡوَلَٰيَةُvelilik (koruyuculuk)لِلَّهِyalnız Allah'a mahsusturٱلۡحَقِّۚhak olanهُوَO'durخَيۡرٞen iyi olanثَوَابٗاmükafatıوَخَيۡرٌve daha hayırlıdırعُقۡبٗاakıbet
 
ANLAMI
İşte burada kudret ve hakimiyet, varlığı gerçek olan Allah'ındır. Mükafatlandırma bakımından hayırlı olan da, sonuçlandırma yönünden hayırlı olan da O'dur.
Ayet 45 Arapça Ayet
وَٱضۡرِبۡve anlatلَهُمonlaraمَّثَلَmisaliniٱلۡحَيَوٰةِhayatınınٱلدُّنۡيَاdünyaكَمَآءٍbir suأَنزَلۡنَٰهُindirdikمِنَgöktenٱلسَّمَآءِ*فَٱخۡتَلَطَkarıştıبِهِۦonunlaنَبَاتُbitkisiٱلۡأَرۡضِyerinفَأَصۡبَحَve haline geliverdiهَشِيمٗاçöp kırıntılarıتَذۡرُوهُsavurduğuٱلرِّيَٰحُۗrüzgarlarınوَكَانَveٱللَّهُAllahعَلَىٰüzerineكُلِّherشَيۡءٖşeyمُّقۡتَدِرًاkadirdir
 
ANLAMI
Onlara, dünya hayatı misalinin tıpkı şöyle olduğunu anlat: Gökten indirdiğimiz su ile yeryüzünde yetişen bitkiler birbirine karışır, ama sonunda rüzgarın savuracağı çerçöpe döner. Allah her şeyin üstünde bir kudrete sahip olandır.
SAYFA 299
Ayet 46 Arapça Ayet
ٱلۡمَالُmalوَٱلۡبَنُونَve oğullarزِينَةُsüsüdürٱلۡحَيَوٰةِhayatınınٱلدُّنۡيَاۖdünyaوَٱلۡبَٰقِيَٰتُfakat kalıcı olanٱلصَّـٰلِحَٰتُgüzel işler iseخَيۡرٌdaha hayırlıdırعِندَkatındaرَبِّكَRabbininثَوَابٗاsevapçaوَخَيۡرٌve daha hayırlıdırأَمَلٗاumutça da
 
ANLAMI
Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Ama baki kalacak yararlı işler, sevab olarak da, emel olarak da, Rabbinin katında daha hayırlıdır.
Ayet 47 Arapça Ayet
وَيَوۡمَO günنُسَيِّرُyürütürüzٱلۡجِبَالَdağlarıوَتَرَىve görürsünٱلۡأَرۡضَyeriبَارِزَةٗçırılçıplakوَحَشَرۡنَٰهُمۡonları toplamışızفَلَمۡveنُغَادِرۡbırakmamışızdırمِنۡهُمۡonlardanأَحَدٗاhiçbirini
 
ANLAMI
Bir gün dağları yürütürüz de yeri dümdüz görürsün. Hiçbirini bırakmaksızın diriltip bir araya toplarız.
Ayet 48 Arapça Ayet
وَعُرِضُواْve hepsi sunulmuşlardırعَلَىٰsenin Rabbineرَبِّكَ*صَفّٗاsıra sıraلَّقَدۡandolsunجِئۡتُمُونَاbize geldinizكَمَاgibiخَلَقۡنَٰكُمۡsizi yarattığımızأَوَّلَilkمَرَّةِۭۚdefaبَلۡoysaزَعَمۡتُمۡsiz sanmıştınızأَلَّنtayin etmeyeceğimiziنَّجۡعَلَ*لَكُمsizeمَّوۡعِدٗاbir vade
 
ANLAMI
Dizi dizi Rabbine sunulduklarında onlara: "And olsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi Bize geldiniz. Sizi bir yere toplamak için söz vermediğimizi iddia etmiştiniz değil mi?" denir.
Ayet 49 Arapça Ayet
وَوُضِعَ(ortaya) konulmuşturٱلۡكِتَٰبُKitapفَتَرَىve görürsünٱلۡمُجۡرِمِينَsuçlularınمُشۡفِقِينَkorkarakمِمَّاonun içindekilerdenفِيهِ*وَيَقُولُونَve dedikleriniيَٰوَيۡلَتَنَاey vah bizeمَالِne oluyorهَٰذَاbuٱلۡكِتَٰبِKitabaلَا(hiçbir şey)يُغَادِرُbırakmıyorصَغِيرَةٗ(ne) küçükوَلَاne deكَبِيرَةًbüyükإِلَّآher (yaptığımız) şeyi sayıp döküyorأَحۡصَىٰهَاۚ*وَوَجَدُواْve bulmuşlardırمَاşeyleriعَمِلُواْyaptıklarıحَاضِرٗاۗhazırوَلَاveيَظۡلِمُzulmetmezرَبُّكَRabbinأَحَدٗاkimseye
 
ANLAMI
Amel defteri ortaya konunca, suçluların, onda yazılı olanlardan korktuklarını görürsün, "Vah bize, eyvah bize! Bu defter nasıl olmuş da küçük büyük bir şey bırakmadan hepsini saymış!" derler. İşlediklerini hazır bulurlar. Rabbin kimseye haksızlık etmez.
Ayet 50 Arapça Ayet
وَإِذۡve haniقُلۡنَاdemiştikلِلۡمَلَـٰٓئِكَةِmeleklereٱسۡجُدُواْsecde edinلِأٓدَمَAdem'eفَسَجَدُوٓاْsecde ettilerإِلَّآhariçإِبۡلِيسَİblisكَانَ(O) idiمِنَcinlerdenٱلۡجِنِّ*فَفَسَقَdışına çıktıعَنۡbuyruğununأَمۡرِ*رَبِّهِۦٓۗRabbininأَفَتَتَّخِذُونَهُۥsiz onu mu ediniyorsunuz?وَذُرِّيَّتَهُۥٓve onun nesliniأَوۡلِيَآءَdostlarمِنbenden ayrı olarakدُونِي*وَهُمۡoysa onlarلَكُمۡsizinعَدُوُّۢۚdüşmanınızdırبِئۡسَne kötüلِلظَّـٰلِمِينَzalimler içinبَدَلٗاbir değiştirmedir
 
ANLAMI
Meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik. İblis'ten başka hepsi secde etmişti. O, cinlerden idi. Rabbinin buyruğu dışına çıktı. Ey insanoğulları! Siz Beni bırakıp onu ve soyunu dost mu ediniyorsunuz Halbuki onlar size düşmandır. Kendilerine yazık edenler için bu ne kötü değişmedir!
Ayet 51 Arapça Ayet
۞مَّآonları hazır bulundurmadımأَشۡهَدتُّهُمۡ*خَلۡقَyaratılmasındaٱلسَّمَٰوَٰتِgöklerinوَٱلۡأَرۡضِve yerinوَلَاve ne deخَلۡقَyaratılmasındaأَنفُسِهِمۡkendilerininوَمَاveكُنتُdeğilimمُتَّخِذَedinmişٱلۡمُضِلِّينَyoldan şaşırtanlarıعَضُدٗاyardımcı
 
ANLAMI
Oysa Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılmasında ve ne de kendilerinin yaratılmasında hazır bulundurdum. Saptıranları hiçbir işte asla yardımcı da edinmedim.
Ayet 52 Arapça Ayet
وَيَوۡمَve o günيَقُولُ(Allah kafirlere) der ki'نَادُواْçağırınشُرَكَآءِيَbenim ortaklarımٱلَّذِينَşeyleriزَعَمۡتُمۡzannettiğinizفَدَعَوۡهُمۡişte çağırdılarفَلَمۡamaيَسۡتَجِيبُواْcevap vermedilerلَهُمۡkendilerineوَجَعَلۡنَاve biz koydukبَيۡنَهُمonların aralarınaمَّوۡبِقٗاtehlikeli bir uçurum
 
ANLAMI
O gün Allah: "Bana ortak olduklarını iddia ettiklerinize seslenin" der. Onları çağırırlar, fakat hiçbirisi onların çağrılarına gelmez. Aralarına bir cehennem deresi koyarız.
Ayet 53 Arapça Ayet
وَرَءَاve gördülerٱلۡمُجۡرِمُونَsuçlularٱلنَّارَateşiفَظَنُّوٓاْartık iyice anladılarأَنَّهُمkendilerininمُّوَاقِعُوهَاiçine düşecekleriniوَلَمۡfakatيَجِدُواْbulamadılarعَنۡهَاondanمَصۡرِفٗاkaçacak bir yer
 
ANLAMI
Suçlular ateşi görürler ve ona düşeceklerini anlarlar, fakat ondan kaçacak yer bulamazlar.
SAYFA 300
Ayet 54 Arapça Ayet
وَلَقَدۡve andolsunصَرَّفۡنَاbiz türlü biçimlerde anlattıkفِيbuهَٰذَا*ٱلۡقُرۡءَانِKur'an'daلِلنَّاسِinsanlaraمِنher çeşitكُلِّ*مَثَلٖۚmisaliوَكَانَamaٱلۡإِنسَٰنُinsanأَكۡثَرَdaha çokشَيۡءٖher şeydenجَدَلٗاtartışmacıdır
 
ANLAMI
And olsun ki, Biz bu Kuran'da insanlara türlü türlü misali gösterip açıkladık. İnsanın en çok yaptığı iş tartışmadır.
Ayet 55 Arapça Ayet
وَمَاşeyمَنَعَalıkoyanٱلنَّاسَinsanlarıأَنinanmaktanيُؤۡمِنُوٓاْ*إِذۡzamanجَآءَهُمُkendilerine geldiğiٱلۡهُدَىٰhidayetوَيَسۡتَغۡفِرُواْve istiğfar etmektenرَبَّهُمۡRablerineإِلَّآancakأَنkendilerine de gelmesidirتَأۡتِيَهُمۡ*سُنَّةُyasasınınٱلۡأَوَّلِينَevvelkilerinأَوۡyahutيَأۡتِيَهُمُkarşılarına gelmesidirٱلۡعَذَابُazabınقُبُلٗاaçıkça
 
ANLAMI
İnsanlara doğruluk rehberi gelmişken, onları inanmaktan, Rablerinden mağfiret dilemekten alıkoyan öncekilere uygulananın kendilerine de uygulanmasını veya gözleri göre göre azaba uğramayı beklemeleridir.
Ayet 56 Arapça Ayet
وَمَاveنُرۡسِلُbiz göndermeyizٱلۡمُرۡسَلِينَelçileriإِلَّا(olması) dışındaمُبَشِّرِينَmüjdeleyicilerوَمُنذِرِينَۚve uyarıcılarوَيُجَٰدِلُve mücadele ediyorlarٱلَّذِينَkimselerكَفَرُواْinkar eden(ler)بِٱلۡبَٰطِلِbatıllaلِيُدۡحِضُواْgidermek içinبِهِonunlaٱلۡحَقَّۖhakkıوَٱتَّخَذُوٓاْve edindilerءَايَٰتِيayetlerimiوَمَآve şeyleriأُنذِرُواْuyarıldıklarıهُزُوٗاalay konusu
 
ANLAMI
Biz peygamberleri ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz. Oysa inkarcılar hakkı batılla ortadan kaldırmak için çekişirler. Ayetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarmaları alaya alırlar.
Ayet 57 Arapça Ayet
وَمَنۡkim olabilir?أَظۡلَمُdaha zalimمِمَّنkimsedenذُكِّرَhatırlatılanبِـَٔايَٰتِayetleriرَبِّهِۦRabbininفَأَعۡرَضَfakat yüz çevirenعَنۡهَاonlardanوَنَسِيَve unutandanمَاşeyiقَدَّمَتۡöne sürdüğüيَدَاهُۚellerininإِنَّاgerçekten bizجَعَلۡنَاkoydukعَلَىٰüzerineقُلُوبِهِمۡonların kalbleriأَكِنَّةًengel olan örtülerأَنonu anlamalarınaيَفۡقَهُوهُ*وَفِيٓve içineءَاذَانِهِمۡkulaklarınınوَقۡرٗاۖağırlıklarوَإِنeğerتَدۡعُهُمۡonları çağırsan daإِلَىdoğru yolaٱلۡهُدَىٰ*فَلَنaslaيَهۡتَدُوٓاْdoğru yola gelmezlerإِذًاo haldeأَبَدٗاasla
 
ANLAMI
Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatılmışken onlardan yüz çeviren ve önceden yaptıklarını unutan kimseden daha zalim var mıdır Kuran'ı anlarlar diye kalblerine örtüler, kulaklarına da ağırlık koyduk. Sen onları doğru yola çağırsan da asla doğru yolagelmezler.
Ayet 58 Arapça Ayet
وَرَبُّكَve Rabbinٱلۡغَفُورُçok bağışlayandırذُوsahibidirٱلرَّحۡمَةِۖrahmetلَوۡeğerيُؤَاخِذُهُمonları hemen cezalandırsaydıبِمَاyaptıklariyleكَسَبُواْ*لَعَجَّلَçabuklaştırırdıلَهُمُonlarınٱلۡعَذَابَۚazabınıبَلfakatلَّهُمonlar için vardırمَّوۡعِدٞva'dedilen bir zamanلَّنaslaيَجِدُواْbulamayacaklardırمِنondan başkaدُونِهِۦ*مَوۡئِلٗاsığınacak bir yer
 
ANLAMI
Bununla beraber, Rabbin mağfiret ve merhamet sahibidir. Eğer onları, yaptıklarından dolayı hemen hesaba çekmek isteseydi, azaba uğratmakta acele ederdi. Ama onların bir vadesi vardır. Ondan kaçıp sığınacak yer bulamazlar.
Ayet 59 Arapça Ayet
وَتِلۡكَve işteٱلۡقُرَىٰٓ(şu) kentleriأَهۡلَكۡنَٰهُمۡhelak ettikلَمَّاzulmetmeğe başlayıncaظَلَمُواْ*وَجَعَلۡنَاve belirledik;لِمَهۡلِكِهِمonları helak etmek içinمَّوۡعِدٗاbir süre
 
ANLAMI
Haksızlıklarından ötürü işte yok ettiğimiz şehirler! Onları yok etmek için bir süre tayin etmiştik.
Ayet 60 Arapça Ayet
وَإِذۡve haniقَالَdemişti kiمُوسَىٰMusaلِفَتَىٰهُuşağınaلَآdurmayacağımأَبۡرَحُ*حَتَّىٰٓkadarأَبۡلُغَvarıncayaمَجۡمَعَbirleştiği yereٱلۡبَحۡرَيۡنِiki denizinأَوۡveyaأَمۡضِيَyürüyeceğimحُقُبٗاuzun bir zaman
 
ANLAMI
Musa, genç arkadaşına: "Ben iki denizin birleştiği yere ulaşmağa, yahut yıllarca yürümeye kararlıyım" demişti.
Ayet 61 Arapça Ayet
فَلَمَّاne zaman kiبَلَغَاvarıncaمَجۡمَعَbirleştiği yereبَيۡنِهِمَاiki (denizin) arasınınنَسِيَاunuttularحُوتَهُمَاbalıklarınıفَٱتَّخَذَ(balık) tuttuسَبِيلَهُۥyolunuفِيdenizdeٱلۡبَحۡرِ*سَرَبٗاsıyrılıp
 
ANLAMI
İkisi, iki denizin birleştiği yere ulaşınca, balıklarını unutmuşlardı, balık bir delikten kayıp denizi boyladı.
SAYFA 301
Ayet 62 Arapça Ayet
فَلَمَّاne zaman kiجَاوَزَاorayı geçip gittiklerindeقَالَ(Musa) dediلِفَتَىٰهُuşağınaءَاتِنَاbize getirغَدَآءَنَاkahvaltımızıلَقَدۡandolsun kiلَقِينَاçektikمِنyolculuğumuzdanسَفَرِنَا*هَٰذَاşuنَصَبٗاyorgunluk
 
ANLAMI
Oradan uzaklaştıklarında Musa, yanındaki gence: "Azığımızı çıkar, and olsun bu yolculuğumuzda yorgun düştük" dedi.
Ayet 63 Arapça Ayet
قَالَ(Uşağı) dediأَرَءَيۡتَgördün mü?إِذۡvakitأَوَيۡنَآsığındığımızإِلَىkayayaٱلصَّخۡرَةِ*فَإِنِّيgerçekten benنَسِيتُunuttumٱلۡحُوتَbalığıوَمَآfakatأَنسَىٰنِيهُbana unutturmadıإِلَّاbaşkasıٱلشَّيۡطَٰنُşeytandanأَنۡonu söylememiأَذۡكُرَهُۥۚ*وَٱتَّخَذَve tuttuسَبِيلَهُۥyolunuفِيiçindeٱلۡبَحۡرِdenizinعَجَبٗاşaşılacak biçimde
 
ANLAMI
O da: "Bak sen! Kayalığa vardığımızda balığı unutmuştum. Bana onu hatırlamamı unutturan ancak şeytandır. Balık şaşılacak şekilde denizde yolunu tutup gitmiş" dedi.
Ayet 64 Arapça Ayet
قَالَ(Musa) dediذَٰلِكَişteمَاşeyكُنَّاaradığımızنَبۡغِۚ*فَٱرۡتَدَّاgeriye döndülerعَلَىٰٓüzeriniءَاثَارِهِمَاizleriقَصَصٗاta'kibederek
 
ANLAMI
Musa: "İstediğimiz zaten buydu" dedi. Hemen geldikleri yoldan izleri üzerinde geri döndüler.
Ayet 65 Arapça Ayet
فَوَجَدَاve buldularعَبۡدٗاbir kulمِّنۡkullarımızdanعِبَادِنَآ*ءَاتَيۡنَٰهُbiz ona vermiştikرَحۡمَةٗbir rahmetمِّنۡkatımızdanعِندِنَا*وَعَلَّمۡنَٰهُve ona öğretmiştikمِنkatımızdanلَّدُنَّا*عِلۡمٗاbir ilim
 
ANLAMI
Bu arada ikisi katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini buldular.
Ayet 66 Arapça Ayet
قَالَdedi kiلَهُۥonaمُوسَىٰMusaهَلۡsana tabi olabilir miyim?أَتَّبِعُكَ*عَلَىٰٓüzereأَنbana da öğretmen içinتُعَلِّمَنِ*مِمَّاşeydenعُلِّمۡتَsana öğretilenرُشۡدٗاbir bilgi
 
ANLAMI
Musa ona: "Sana öğretileni bana hayra götüren bir bilgi olarak öğretmen için peşinden gelebilir miyim?" dedi.
Ayet 67 Arapça Ayet
قَالَdedi kiإِنَّكَsenلَنaslaتَسۡتَطِيعَdayanamazsınمَعِيَbenimle beraber bulunmayaصَبۡرٗاsabırla
 
ANLAMI
O: "Sen doğrusu benim yaptıklarıma dayanamazsın, bilgice kavrayamadığın bir şeye nasıl dayanabilirsin?" dedi.
Ayet 68 Arapça Ayet
وَكَيۡفَve nasıl?تَصۡبِرُdayanabilirsinعَلَىٰbir şeyeمَا*لَمۡkavrayamadığınتُحِطۡ*بِهِۦonuخُبۡرٗاhaberdar edilerek
 
ANLAMI
Musa: "İnşallah sabrettiğimi göreceksin, sana hiçbir işte baş kaldırmayacağım" dedi.
Ayet 69 Arapça Ayet
قَالَdediسَتَجِدُنِيٓbeni bulursunإِنeğerشَآءَdilerseٱللَّهُAllahصَابِرٗاsabrediciوَلَآveأَعۡصِيkarşı gelmemلَكَseninأَمۡرٗاemrine
 
ANLAMI
O da: "O halde, bana uyacaksan, ben sana anlatmadıkça herhangi bir şey hakkında bana soru sormayacaksın" dedi.
Ayet 70 Arapça Ayet
قَالَdediفَإِنِeğerٱتَّبَعۡتَنِيbana tabi olursanفَلَاbana soru sormaتَسۡـَٔلۡنِي*عَنhiçbir şeyشَيۡءٍ*حَتَّىٰٓkadarأُحۡدِثَben anlatıncayaلَكَsanaمِنۡهُonuذِكۡرٗاbir hatırlatma
 
ANLAMI
O da: "O halde, bana uyacaksan, ben sana anlatmadıkça herhangi bir şey hakkında bana soru sormayacaksın" dedi.
Ayet 71 Arapça Ayet
فَٱنطَلَقَاsonra yürüdülerحَتَّىٰٓnihayetإِذَاzamanرَكِبَاbindikleriفِيgemiyeٱلسَّفِينَةِ*خَرَقَهَاۖonu deliverdiقَالَdediأَخَرَقۡتَهَاmi onu deldin?لِتُغۡرِقَboğmak içinأَهۡلَهَاhalkınıلَقَدۡgerçektenجِئۡتَsen yaptınشَيۡـًٔاbir işإِمۡرٗاçok tehlikeli
 
ANLAMI
Bunun üzerine kalkıp gittiler; sonunda bir gemiye bindiklerinde, o gemiyi deliverdi; Musa: "Gemiyi içindekileri boğmak için mi deldin Doğrusu şaşılacak bir şey yaptın" dedi.
Ayet 72 Arapça Ayet
قَالَdediأَلَمۡdemedim mi?أَقُلۡ*إِنَّكَgerçekten senلَنdayanamazsınتَسۡتَطِيعَ*مَعِيَbenimle beraber bulunmayaصَبۡرٗاsabırla
 
ANLAMI
Musa'ya: "Ben sana yaptığım işlere dayanamazsın demedim mi?" dedi.
Ayet 73 Arapça Ayet
قَالَdediلَاbeni kınamaتُؤَاخِذۡنِي*بِمَاşeyden ötürüنَسِيتُunuttuğumوَلَاveتُرۡهِقۡنِيbana çıkarmaمِنۡdolayıأَمۡرِيbu işimdenعُسۡرٗاbir güçlük
 
ANLAMI
Musa: "Unuttuğum için bana çıkışma, gücümün yetmediği şeyden beni sorumlu tutma" dedi.
Ayet 74 Arapça Ayet
فَٱنطَلَقَاyine yürüdülerحَتَّىٰٓnihayetإِذَاrastladılarلَقِيَا*غُلَٰمٗاbir çocuğaفَقَتَلَهُۥhemen onu öldürdüقَالَ(Musa) dedi kiأَقَتَلۡتَmı katlettin?نَفۡسٗاbir canıزَكِيَّةَۢtertemizبِغَيۡرِkarşılığı olmadanنَفۡسٖbir canلَّقَدۡdoğrusuجِئۡتَsen yaptınشَيۡـٔٗاbir işنُّكۡرٗاçirkin
 
ANLAMI
Yine gittiler; sonunda bir erkek çocuğa rastladılar, o hemen onu öldürdü. Musa: "Bir cana karşılık olmaksızın masum bir cana mı kıydın Doğrusu pek kötü bir şey yaptın" dedi.
SAYFA 302  •  CÜZ 16
Ayet 75 Arapça Ayet
۞قَالَdediأَلَمۡdememiş miydim?أَقُل*لَّكَsanaإِنَّكَsenلَنdayanamazsınتَسۡتَطِيعَ*مَعِيَbenimle beraber bulunmayaصَبۡرٗاsabırla
 
ANLAMI
O: "Ben sana, yaptığım işlere dayanamazsın demedim mi?" dedi.
Ayet 76 Arapça Ayet
قَالَdedi kiإِنeğerسَأَلۡتُكَsana sorarsamعَنbir şeyشَيۡءِۭ*بَعۡدَهَاbundan sonraفَلَاartık olmaتُصَٰحِبۡنِيۖbana arkadaşقَدۡelbetteبَلَغۡتَsana ulaşmıştırمِنbenim tarafımdanلَّدُنِّي*عُذۡرٗاbir özür
 
ANLAMI
Musa: "Bundan sonra sana bir şey sorarsam bana arkadaş olma, o zaman benim tarafımdan mazur sayılırsın" dedi.
Ayet 77 Arapça Ayet
فَٱنطَلَقَاyine yürüdülerحَتَّىٰٓnihayetإِذَآvardıklarındaأَتَيَآ*أَهۡلَhalkınaقَرۡيَةٍbir kentٱسۡتَطۡعَمَآyemek istedilerأَهۡلَهَاoranın halkındanفَأَبَوۡاْfakat kaçındılarأَنonları konuklamaktanيُضَيِّفُوهُمَا*فَوَجَدَاderken buldularفِيهَاoradaجِدَارٗاbir duvarيُرِيدُyüz tutanأَنyıkılmağaيَنقَضَّ*فَأَقَامَهُۥۖhemen onu doğrulttuقَالَ(Musa) dedi kiلَوۡeğerشِئۡتَisteseydinلَتَّخَذۡتَalırdınعَلَيۡهِbuna karşılıkأَجۡرٗاbir ücret
 
ANLAMI
Yine yola koyuldular; sonunda vardıkları bir kasaba halkından yiyecek istediler. Kasaba halkı, bu ikisini misafir etmek istemedi. İkisi, şehrin içinde yıkılmağa yüz tutan bir duvar gördüler, Musa'nın arkadaşı onu doğrultuverdi; Musa: "Dileseydin buna karşı bir ücret alabilirdin" dedi.
Ayet 78 Arapça Ayet
قَالَdediهَٰذَاişte buفِرَاقُayrılmasıdırبَيۡنِيbenimleوَبَيۡنِكَۚsenin arasınınسَأُنَبِّئُكَsana haber vereceğimبِتَأۡوِيلِiçyüzünüمَاşeylerinلَمۡgüç yetiremediğinتَسۡتَطِع*عَّلَيۡهِüzerineصَبۡرًاsabırla
 
ANLAMI
O şöyle söyledi: "İşte bu, seninle benim ayrılmamızı gerektiriyor; dayanamadığın işlerin yorumunu sana anlatacağım"
Ayet 79 Arapça Ayet
أَمَّاO gemiٱلسَّفِينَةُ*فَكَانَتۡidiلِمَسَٰكِينَyoksullarınيَعۡمَلُونَçalışanفِيdenizdeٱلۡبَحۡرِ*فَأَرَدتُّistedimأَنۡkiأَعِيبَهَاonu kusurlu yapmakوَكَانَçünkü vardıوَرَآءَهُمonların ilerisindeمَّلِكٞbir kralيَأۡخُذُalanكُلَّherسَفِينَةٍgemiyiغَصۡبٗاzorla
 
ANLAMI
"Gemi, denizde çalışan birkaç yoksula aitti; onu kusurlu kılmak istedim, çünkü peşlerinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı."
Ayet 80 Arapça Ayet
وَأَمَّاgelinceٱلۡغُلَٰمُçocuğaفَكَانَidiأَبَوَاهُonun anası babasıمُؤۡمِنَيۡنِmü'min insanlarفَخَشِينَآkorktukأَنonlara sarmasındanيُرۡهِقَهُمَا*طُغۡيَٰنٗاazgınlıkوَكُفۡرٗاve küfür
 
ANLAMI
"Oğlana gelince; onun ana babası inanmış kimselerdi. Çocuğun onları azdırmasından ve inkara sürüklemesinden korkmuştuk.
Ayet 81 Arapça Ayet
فَأَرَدۡنَآistedik kiأَنonun yerine versinيُبۡدِلَهُمَا*رَبُّهُمَاRableriخَيۡرٗاdaha hayırlısınıمِّنۡهُondanزَكَوٰةٗdaha temizوَأَقۡرَبَve daha yakınınıرُحۡمٗاmerhamete
 
ANLAMI
Rablerinin o çocuktan daha temiz ve onlara daha çok merhamet eden birini vermesini istedik."
Ayet 82 Arapça Ayet
وَأَمَّاiseٱلۡجِدَارُduvarفَكَانَidiلِغُلَٰمَيۡنِçocuğunيَتِيمَيۡنِiki yetimفِيşehirdeٱلۡمَدِينَةِ*وَكَانَve vardıتَحۡتَهُۥaltındaكَنزٞbir hazineلَّهُمَاonlara aitوَكَانَve idiأَبُوهُمَاbabaları daصَٰلِحٗاiyi bir kimseفَأَرَادَistedi kiرَبُّكَRabbinأَنonlar (büyüyüp) ersinlerيَبۡلُغَآ*أَشُدَّهُمَاgüçlü çağlarınaوَيَسۡتَخۡرِجَاve çıkarsınlarكَنزَهُمَاhazineleriniرَحۡمَةٗbir rahmet olarakمِّنRabbindenرَّبِّكَۚ*وَمَاbunları yapmadımفَعَلۡتُهُۥ*عَنۡben kendiliğimdenأَمۡرِيۚ*ذَٰلِكَişte budurتَأۡوِيلُiçyüzüمَاşeylerinلَمۡsenin güç yetiremediğinتَسۡطِع*عَّلَيۡهِhakkındaصَبۡرٗاsabırla
 
ANLAMI
"Duvar ise, şehirde iki yetim erkek çocuğa aitti. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı; babaları da iyi bir kimseydi. Rabbin onların erginlik çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi. Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın işlerin içyüzleri budur."
Ayet 83 Arapça Ayet
وَيَسۡـَٔلُونَكَve sana soruyorlarعَنZu'l-Karneyn'denذِي*ٱلۡقَرۡنَيۡنِۖZu'l-Karneyn'denقُلۡde kiسَأَتۡلُواْokuyacağımعَلَيۡكُمsizeمِّنۡهُondanذِكۡرًاbir hatıra
 
ANLAMI
Sana Zülkarneyn'i sorarlar, "Onu size anlatacağım" de.
SAYFA 303
Ayet 84 Arapça Ayet
إِنَّاelbette bizمَكَّنَّاgüçlü kıldıkلَهُۥonuفِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*وَءَاتَيۡنَٰهُve ona verdikمِنherكُلِّ*شَيۡءٖşeydenسَبَبٗاbir sebep
 
ANLAMI
Doğrusu biz onu yeryüzüne yerleştirmiş ve her şeyin yolunu ona öğretmiştik.
Ayet 85 Arapça Ayet
فَأَتۡبَعَo da tuttuسَبَبًاbir yol
 
ANLAMI
O da bir yol tuttu.
Ayet 86 Arapça Ayet
حَتَّىٰٓnihayetإِذَاne zaman kiبَلَغَulaştıمَغۡرِبَbattığı yereٱلشَّمۡسِgüneşinوَجَدَهَاve onu bulduتَغۡرُبُbatarkenفِيbir gözedeعَيۡنٍ*حَمِئَةٖkara balçıklıوَوَجَدَve bulduعِندَهَاonun yanında daقَوۡمٗاۖbir kavimقُلۡنَاdedik kiيَٰذَاEyٱلۡقَرۡنَيۡنِZu'l-Karneynإِمَّآyaأَنazâb edersinتُعَذِّبَ*وَإِمَّآveyaأَنdavranırsınتَتَّخِذَ*فِيهِمۡkendilerineحُسۡنٗاgüzel
 
ANLAMI
Sonunda güneşin battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir suda batıyor gördü. Orada bir millete rastladı. "Zülkarneyn! Onlara azap da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin" dedik.
Ayet 87 Arapça Ayet
قَالَdedi kiأَمَّاkimمَن*ظَلَمَhaksızlık ederseفَسَوۡفَona azab edeceğizنُعَذِّبُهُۥ*ثُمَّsonraيُرَدُّdöndürülecektirإِلَىٰRabbineرَبِّهِۦ*فَيُعَذِّبُهُۥO da ona azab edecektirعَذَابٗاbir azaplaنُّكۡرٗاgörülmemiş
 
ANLAMI
"Haksızlık yapana azap edeceğiz, sonra Rabbine döndürülür, onu görülmemiş bir azaba uğratır; ama inanıp yararlı iş işleyene, mükafat olarak güzel şeyler vardır, ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleriz" dedi.
Ayet 88 Arapça Ayet
وَأَمَّاiseمَنۡkimseyeءَامَنَinananوَعَمِلَve yapanصَٰلِحٗاiyi işlerفَلَهُۥona vardırجَزَآءًmükafatٱلۡحُسۡنَىٰۖen güzelوَسَنَقُولُve söyleyeceğizلَهُۥonaمِنۡbuyruğumuzdanأَمۡرِنَا*يُسۡرٗاkolay olanı
 
ANLAMI
"Haksızlık yapana azap edeceğiz, sonra Rabbine döndürülür, onu görülmemiş bir azaba uğratır; ama inanıp yararlı iş işleyene, mükafat olarak güzel şeyler vardır, ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleriz" dedi.
Ayet 89 Arapça Ayet
ثُمَّsonra yineأَتۡبَعَtuttuسَبَبًاbir yol
 
ANLAMI
Sonra yine bir yol tuttu.
Ayet 90 Arapça Ayet
حَتَّىٰٓnihayetإِذَاne zaman kiبَلَغَulaştıمَطۡلِعَdoğduğu yereٱلشَّمۡسِgüneşinوَجَدَهَاve onu bulduتَطۡلُعُdoğarkenعَلَىٰüzerineقَوۡمٖbir kavminلَّمۡyapmadığımızنَجۡعَل*لَّهُمkendilerineمِّنona (güneşe) karşıدُونِهَا*سِتۡرٗاbir siper
 
ANLAMI
Sonunda güneşin doğduğu yere ulaşınca, güneşi, kendilerini elbise, bina gibi şeylerle örtmediğimiz bir millet üzerine doğuyor buldu.
Ayet 91 Arapça Ayet
كَذَٰلِكَۖişte böyleوَقَدۡve muhakkakأَحَطۡنَاbiliyordukبِمَاonun yanındakiniلَدَيۡهِ*خُبۡرٗاilmimizle
 
ANLAMI
İşte bunun gibi, onun yaptıklarının hepsini baştanbaşa biliyorduk.
Ayet 92 Arapça Ayet
ثُمَّsonra yineأَتۡبَعَtuttuسَبَبًاbir yol
 
ANLAMI
Sonra yine bir yol tuttu.
Ayet 93 Arapça Ayet
حَتَّىٰٓnihayetإِذَاne zaman kiبَلَغَulaştıبَيۡنَarasınaٱلسَّدَّيۡنِiki sedوَجَدَbulduمِنonların dışındaدُونِهِمَا*قَوۡمٗاbir kavimلَّاneredeyseيَكَادُونَ*يَفۡقَهُونَhiç anlamayanقَوۡلٗاsöz
 
ANLAMI
Sonunda, iki dağın arasına varınca, orada nerdeyse hiç laf anlamayan bir millete rastladı.
Ayet 94 Arapça Ayet
قَالُواْdediler kiيَٰذَا*ٱلۡقَرۡنَيۡنِKarneynإِنَّşüphesizيَأۡجُوجَYe'cucوَمَأۡجُوجَve Me'cucمُفۡسِدُونَbozgunculuk yapıyorlarفِيyeryüzündeٱلۡأَرۡضِ*فَهَلۡmi?نَجۡعَلُverelimلَكَsanaخَرۡجًاbir vergiعَلَىٰٓiçinأَنyapmanتَجۡعَلَ*بَيۡنَنَاbizimleوَبَيۡنَهُمۡonların arasınaسَدّٗاbir sed
 
ANLAMI
Dediler ki: Zülkarneyn! Doğrusu Yecüc ve Mecüc bu ülkede bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi?
Ayet 95 Arapça Ayet
قَالَdedi kiمَاbeni bulundurduğu imkanlarمَكَّنِّي*فِيهِiçindeرَبِّيRabbiminخَيۡرٞdaha hayırlıdırفَأَعِينُونِيsiz bana yardım edin deبِقُوَّةٍgüçleأَجۡعَلۡyapayımبَيۡنَكُمۡsizinleوَبَيۡنَهُمۡonlar arasınaرَدۡمًاsağlam bir engel
 
ANLAMI
"Rabbimin bana verdikleri sizinkinden daha iyidir. Bana gücünüzle yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir sed yapayım. Bana demir kütleleri getirin" dedi. Bunlar iki dağın arasını doldurunca: "Körükleyin" dedi. Demirler akkor haline gelince; "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim" dedi.
Ayet 96 Arapça Ayet
ءَاتُونِيbana getirinزُبَرَkütleleriٱلۡحَدِيدِۖdemirحَتَّىٰٓo kadar kiإِذَاaynı seviyeye getirinceسَاوَىٰ*بَيۡنَarasınıٱلصَّدَفَيۡنِiki dağınقَالَdediٱنفُخُواْۖüfleyin!حَتَّىٰٓnihayetإِذَاonu sokuncaجَعَلَهُۥ*نَارٗاbir ateş halineقَالَdediءَاتُونِيٓgetirin banaأُفۡرِغۡdökeyimعَلَيۡهِüzerineقِطۡرٗاerimiş katran
 
ANLAMI
"Rabbimin bana verdikleri sizinkinden daha iyidir. Bana gücünüzle yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir sed yapayım. Bana demir kütleleri getirin" dedi. Bunlar iki dağın arasını doldurunca: "Körükleyin" dedi. Demirler akkor haline gelince; "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim" dedi.
Ayet 97 Arapça Ayet
فَمَاartıkٱسۡطَٰعُوٓاْne güçleri yettiأَنonu aşmayaيَظۡهَرُوهُ*وَمَاne deٱسۡتَطَٰعُواْgüçleri yettiلَهُۥonuنَقۡبٗاdelmeye
 
ANLAMI
Artık Yecüc ve Mecüc onu ne aşabildiler ve ne de delip geçebildiler.
SAYFA 304
Ayet 98 Arapça Ayet
قَالَ(Zu'l-Karneyn) dedi kiهَٰذَاbuرَحۡمَةٞbir rahmetdirمِّنRabbimdenرَّبِّيۖ*فَإِذَاzamanجَآءَgeldiğiوَعۡدُva'diرَبِّيRabbiminجَعَلَهُۥonu ederدَكَّآءَۖyerle birوَكَانَveوَعۡدُva'diرَبِّيRabbiminحَقّٗاhaktır (gerçektir)
 
ANLAMI
Zülkarneyn: "İşte bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin tayin ettiği zaman gelince onu yerle bir eder; Rabbimin verdiği söz gerçektir" dedi.
Ayet 99 Arapça Ayet
۞وَتَرَكۡنَاbiz bırakırızبَعۡضَهُمۡbirbirleriniيَوۡمَئِذٖo günيَمُوجُdalgalanır bir haldeفِيiçindeبَعۡضٖۖbirbiriوَنُفِخَve üflenirفِيSur'aٱلصُّورِ*فَجَمَعۡنَٰهُمۡve onları toplarızجَمۡعٗاhepsini
 
ANLAMI
Biz o gün onları bırakırız, dalgalar halinde birbirlerine girerler. Sura üflenince hepsini bir araya toplarız.
Ayet 100 Arapça Ayet
وَعَرَضۡنَاve göstereceğizجَهَنَّمَcehennemiيَوۡمَئِذٖo günلِّلۡكَٰفِرِينَkafirlereعَرۡضًاaçıkça
 
ANLAMI
Gözleri bizim öğüdümüze karşı kapalı olan ve öfkelerinden onu dinlemeye tahammül edemeyen kafirlere o gün cehennemi öyle bir gösteririz ki!
Ayet 101 Arapça Ayet
ٱلَّذِينَonlar kiكَانَتۡidiأَعۡيُنُهُمۡgözleriفِيiçindeغِطَآءٍperdeعَنkarşıذِكۡرِيbeni anmayaوَكَانُواْve idilerلَاtahammül edemezيَسۡتَطِيعُونَ*سَمۡعًا(Kur'an'ı) dinlemeğe
 
ANLAMI
Gözleri bizim öğüdümüze karşı kapalı olan ve öfkelerinden onu dinlemeye tahammül edemeyen kafirlere o gün cehennemi öyle bir gösteririz ki!
Ayet 102 Arapça Ayet
أَفَحَسِبَmi sandılar?ٱلَّذِينَoكَفَرُوٓاْinkarcılarأَنkendilerine edinecekleriniيَتَّخِذُواْ*عِبَادِيkullarımıمِنbenden ayrı olarakدُونِيٓ*أَوۡلِيَآءَۚveliler (dost)إِنَّآşüphesiz bizأَعۡتَدۡنَاhazırladıkجَهَنَّمَcehennemiلِلۡكَٰفِرِينَkafirlereنُزُلٗاkonak olarak
 
ANLAMI
İnkar edenler, Beni bırakıp da kullarımı dost edinmelerini yeterli mi sandılar Doğrusu biz cehennemi inkarcılara konak olarak hazırladık.
Ayet 103 Arapça Ayet
قُلۡde kiهَلۡmi?نُنَبِّئُكُمsize söyleyeyimبِٱلۡأَخۡسَرِينَen çok ziyana uğrayanlarıأَعۡمَٰلًاişleri bakımından
 
ANLAMI
"Size, amelce en çok kayıpta bulunanları haber verelim mi?" de.
Ayet 104 Arapça Ayet
ٱلَّذِينَonlarınضَلَّboşa giderسَعۡيُهُمۡbütün çabalarıفِيhayatındaٱلۡحَيَوٰةِ*ٱلدُّنۡيَاdünyaوَهُمۡve kendileri deيَحۡسَبُونَsanırlarأَنَّهُمۡkendilerininيُحۡسِنُونَiyi yaptıklarınıصُنۡعًاişlerini
 
ANLAMI
Dünya hayatında, çalışmaları boşa gitmiştir, oysa onlar güzel iş yaptıklarını sanıyorlardı.
Ayet 105 Arapça Ayet
أُوْلَـٰٓئِكَişte onlarٱلَّذِينَkimselerdirكَفَرُواْinkar edenبِـَٔايَٰتِayetleriniرَبِّهِمۡRablerininوَلِقَآئِهِۦve O'na kavuşmayıفَحَبِطَتۡbu yüzden boşa çıkarأَعۡمَٰلُهُمۡeylemleriفَلَاkurmayızنُقِيمُ*لَهُمۡonlar içinيَوۡمَgünüٱلۡقِيَٰمَةِkıyametوَزۡنٗاbir terazi
 
ANLAMI
Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Bu yüzden işleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü Biz onlara değer vermeyeceğiz.
Ayet 106 Arapça Ayet
ذَٰلِكَişte buجَزَآؤُهُمۡonların cezasıجَهَنَّمُcehennemdirبِمَاsebebiyleكَفَرُواْinkarlarıوَٱتَّخَذُوٓاْve edinmeleriءَايَٰتِيayetlerimiوَرُسُلِيve elçilerimiهُزُوًاeğlence
 
ANLAMI
İşte onların cezası; inkarlarına, peygamberlerimi ve ayetlerimi alaya almalarına karşılık olarak, cehennemdir.
Ayet 107 Arapça Ayet
إِنَّşüphesizٱلَّذِينَkimselerءَامَنُواْiman edenوَعَمِلُواْve yapanlarٱلصَّـٰلِحَٰتِiyi işlerكَانَتۡonlar için vardırلَهُمۡ*جَنَّـٰتُcennetleriٱلۡفِرۡدَوۡسِFirdevsنُزُلًاkonak olarak
 
ANLAMI
Ama inanıp yararlı iş işleyenlerin konakları Firdevs cennetleridir.
Ayet 108 Arapça Ayet
خَٰلِدِينَsürekli kalacaklardırفِيهَاoradaلَاhiçيَبۡغُونَistemezlerعَنۡهَاoradanحِوَلٗاayrılmak
 
ANLAMI
Orada temelli kalırlar, başka bir yere gitmek istemezler.
Ayet 109 Arapça Ayet
قُلde kiلَّوۡşayetكَانَolsaٱلۡبَحۡرُdenizمِدَادٗاmürekkepلِّكَلِمَٰتِsözleri(ni yazmak) içinرَبِّيRabbiminلَنَفِدَtükenirٱلۡبَحۡرُdenizقَبۡلَönceأَنtükenmedenتَنفَدَ*كَلِمَٰتُsözleriرَبِّيRabbiminوَلَوۡve şayetجِئۡنَاgetirsek bileبِمِثۡلِهِۦbir o kadarını dahaمَدَدٗاyardım için
 
ANLAMI
De ki: "Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadarını da katsak, Rabbimin sözleri tükenmeden denizler tükenirdi."
Ayet 110 Arapça Ayet
قُلۡde kiإِنَّمَآşüphesizأَنَا۠ben deبَشَرٞbir insanımمِّثۡلُكُمۡsizin gibiيُوحَىٰٓvahyolunuyorإِلَيَّbanaأَنَّمَآşüphesizإِلَٰهُكُمۡTanrınızإِلَٰهٞTanrıdırوَٰحِدٞۖbir tekفَمَنo halde kimكَانَiseيَرۡجُواْarzu ederلِقَآءَkavuşmayıرَبِّهِۦRabbineفَلۡيَعۡمَلۡyapsınعَمَلٗاiş(ler)صَٰلِحٗاiyiوَلَاve aslaيُشۡرِكۡortak etmesinبِعِبَادَةِ(yaptığı) ibadeteرَبِّهِۦٓRabbineأَحَدَۢا(hiç) kimseyi
 
ANLAMI
De ki: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım; ancak bana tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor. Rabbine kavuşmayı uman kimse yararlı iş işleşin ve Rabbine kullukta hiç ortak koşmasın."