İman,
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tebliğ ettiği zaruriyat-ı diniyeyi
tafsilen[258]
ve zaruriyatın gayrısını icmalen[259]
tasdik etmekten hasıl olan bir nurdur.
(İşarat-ül İ’caz sh:41)
*******
Din
bir imtihandır. Teklif-i İlâhî bir tecrübedir.
Tâ, ervâh-ı âliye[260]
ile ervâh-ı sâfile,[261]
müsabaka meydanında birbirinden ayrılsın.
(Sözler sh: 266)
*******
Tevhid
dahi iki çeşittir.
Biri tevhid-i âmî ve zahirîdir ki,[262]
“Cenâb-ı Hak birdir; şeriki, naziri[263]
yoktur. Bu kâinat onundur.”
İkincisi tevhid-i hakikîdir ki, herşey üstünde sikke‑i kudretini ve hâtem-i
rububiyetini[264]
ve nakş‑ı kalemini görmekle, doğrudan doğruya herşeyden O’nun nuruna karşı bir
pencere açıp, O’nun birliğine ve herşey O’nun dest-i kudretinden[265]
çıktığına ve ulûhiyetinde ve rububiyetinde ve mülkünde hiçbir vecihle hiçbir
şeriki ve muini[266]
olmadığına, şuhuda yakın bir yakinle[267]
tasdik edip iman getirmektir ve bir nevi huzur-u daimî[268]
elde etmektir.
(Sözler sh: 293)
*******
İnsan,
nur-u iman ile âlâ-yı illiyyîne[269]
çıkar, Cennete lâyık bir kıymet alır. Ve zulmet-i küfür ile esfel-i sâfilîne[270]
düşer, Cehenneme ehil olacak bir vaziyete girer.
(Sözler sh: 311)
*******
İman
hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan
okuyabilir ve, imanın kuvvetine göre, hâdisâtın tazyikatından[271]
kurtulabilir.
(Sözler sh: 314)
*******
İman
tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktiza
eder.
(Sözler sh: 315)
*******
İman, insanı insan eder. Belki insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i
asliyesi, iman ve duadır. Küfür, insanı gayet âciz bir canavar hayvan eder.
(Sözler sh: 315)
*******
Madem
Allah var ve ilmi ihâta eder.[272]
Elbette adem, idam, hiçlik, mahv, fena, hakikat noktasında, ehl-i imanın
dünyasında yoktur. Ve kâfirlerin dünyaları ademle, firakla,[273]
hiçlikle, fânilikle doludur. İşte bu hakikati, umumun lisanında gezen bu gelen
darb-ı mesel[274]
ders verip, der:
Kimin için Allah var, ona herşey var. Ve kimin için yoksa, herşey ona yoktur,
hiçtir.
(Sözler sh: 462)
*******
Hakîm-i
Ezelî, inâyet-i sermediye[275]
ve hikmet-i ezeliyenin iktizasıyla, şu dünyayı, tecrübeye mahal ve imtihana
meydan ve Esmâ-i Hüsnâsına âyine ve kalem-i kader ve kudretine sahife olmak için
yaratmış.
(Sözler sh: 532)
*******
İlimlerin
esası, ilimlerin şâhı ve padişahı, imân ilmidir.
(Sözler sh: 749)
*******
Taklidî
bir imân, hususan bu zamandaki dalâlet, sapkınlık fırtınaları karşısında çabuk
söner.
Tahkikî imân ise sarsılmaz, sönmez bir kuvvettir. Tahkikî imânı elde eden bir
kimsenin, imân ve İslâmiyeti dehşetli dinsizlik kasırgalarına da mâruz kalsa, o
kasırgalar bu imân kuvveti karşısında tesirsiz kalmaya mahkûmdur.
Tahkikî imânı kazanan bir kimseyi, en dinsiz filozoflar dahi bir vesvese[276]
veya şüpheye düşürtemez.
(Sözler sh: 749)
*******
Dünyada
görülen bilhassa nebatî ve hayvanî hayatlarda müşahede edilen ademler, idamlar,[277]
tebeddül ve teceddüd-ü emsalden[278]
ibarettir. İmanlı olan kimselere göre zeval ve firakın acısı değil, yerlerine
gelen emsalleriyle visalin[279]
lezzeti hasıl oluyor. Öyleyse, imana gel ki, elemden emin olasın. Kadere teslim
ol ki, selâmette kalasın.
(Mesnevî-i Nuriye sh: 112)
*******
Semâvat
ve Arzın haricine kaçıp kurtulamayan insan, Hâlık-ı Külli Şeyin rububiyetine[280]
muhabbetle rızâdâde[281]
olmalıdır.
(Mesnevî-i Nuriye sh: 122)
*******
Allah’ın
hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir. Eğer gafletle esbab
hesabına[282]
bakarsa, ilim zannettiği şey de cehil olur.
(Mesnevî-i Nuriye sh: 199)
*******
İman
ve tevhidle bakan, âlemi nurlu görür ve illâ âlemi zulümat içerisinde
görecektir.
(Mesnevî-i Nuriye sh: 199)
*******
Yazdığım
hakaik-i imaniyeyi doğrudan doğruya nefsime hitap etmişim. Herkesi davet
etmiyorum. Belki ruhları muhtaç ve kalbleri yaralı olanlar, o edviye-i
Kur’âniyeyi[283]
arayıp buluyorlar.
(Mektubat sh: 70)
*******
Sırr-ı
imtihan ve hikmet-i teklif[284]
iktiza eder ki, akla kapı açılsın ve aklın ihtiyarı elinden alınmasın.
Eğer gayet bedihî[285]
bir surette olsa, o vakit aklın ihtiyarı kalmaz, Ebu Cehil de Ebu Bekir gibi
tasdik eder, imtihan ve teklifin faydası kalmaz, kömürle elmas bir seviyede
kalırdı.
(Mektubat sh: 93)
*******
İmam-ı
Rabbânî ve Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmed-i Farukî (r.a.) demiş:
“Hakaik-i imaniyeden birtek meselenin inkişafı ve vuzuhu,[286]
benim indimde[287]
binler ezvak ve kerâmâta müreccahtır.[288]
Hem bütün tarikatlerin gayesi ve neticesi, hakaik‑i imaniyenin inkişafı ve
vuzuhudur.”
Madem şöyle bir tarikat kahramanı böyle hükmediyor. Elbette, hakaik-i imaniyeyi
kemâl-i vuzuhla[289]
beyan eden ve esrar-ı Kur’âniyeden tereşşuh[290]
eden Sözler, velâyetten matlup[291]
olan neticeleri verebilirler.
(Mektubat sh: 355)
*******
Kur’ân’dan
gelen o Sözler ve o nurlar,[292]
yalnız aklî mesâil-i ilmiye değil, belki kalbî, ruhî, hâlî mesâil‑i imaniyedir.
Ve pek yüksek ve kıymettar maarif-i İlâhiye[293]
hükmündedirler.
(Mektubat sh: 356)
*******
Allah’ı
tanımayanın dünya dolusu bela başında vardır. Allah’ı tanıyanın dünyası nurla ve
manevî sürurla[294]
doludur.
(Lem’alar sh: 210)
*******
Herkesin,
iman mukabilinde, bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlarla müzeyyen[295]
ve bâki ve daimî bir tarla ve mülkü kazanmak veya kaybetmek dâvâsı başına
açılmış. Eğer iman vesikasını[296]
sağlam elde etmezse kaybedecek.
(Şualar sh: 203)
*******
Hem
herbir şehir
kendi ahalisine geniş bir hanedir. Eğer iman-ı âhiret o büyük aile efradında
hükmetmezse, güzel ahlâkın esasları olan ihlâs, samimiyet, fazilet, hamiyet,
fedakârlık, rıza-yı İlâhî, sevab-ı uhrevî yerine garaz, menfaat, sahtekârlık,
hodgâmlık,[297]
tasannu,[298]
riya, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır. Zâhirî âsâyiş ve insaniyet
altında anarşistlik ve vahşet
mânâları hükmeder; o hayat-ı şehriye zehirlenir. Çocuklar haylâzlığa, gençler
sarhoşluğa, kavîler[299]
zulme, ihtiyarlar ağlamaya başlarlar.
(Şualar sh: 227)
*******
İki
cihanın ve iki hayatın medar-ı saadeti[300]
yalnız imandır.
(Şualar sh: 227)
*******
Selâmet
ve emniyet, yalnız İslâmiyette ve imandadır.
(Sözler sh: 17)
*******
İslâmiyet
mazi ile istikbali kanatları altına almış, gölgelendirerek istirahat-ı umumiyeyi
temin ediyor.
(İşarat-ül İ’caz sh: 50)
*******
Âhiret
gibi, dünya saadeti dahi, ibadette ve Allah’a asker olmaktadır.
(Sözler sh: 19)
*******
Din
bir imtihandır, bir tecrübedir. Ervah-ı âliyeyi[301]
ervah-ı sâfileden tefrik eder.[302]
(Sözler sh: 341)
*******
Beşerin
âsâr[303]
ve kanunları, beşer gibi ihtiyar oluyor, değişiyor, tebdil ediliyor. Fakat
Kur’ân’ın hükümleri ve kanunları o kadar sabit ve rasihtir ki,[304]
asırlar geçtikçe daha ziyade kuvvetini gösteriyor.
(Sözler sh: 407)
*******
Kur’ân’ın
düsturları,[305]
kanunları, ezelden geldiğinden, ebede gidecektir. Medeniyetin kanunları gibi
ihtiyar olup ölüme mahkûm değildir. Daima gençtir, kuvvetlidir.
(Sözler sh: 408)
*******
Üçüncü
yol ise, sırat-ı müstakim[306]
ehli olan ehl-i Kur’ân’ın cadde-i nuraniyesidir ki, en kısa, en rahat, en
selâmet ve herkese açık, semâvî ve Rahmânî ve nuranî bir meslektir.
(Sözler sh: 546)
*******
Din
hayatın hayatı, hem nuru, hem esası.
İhya-yı din[307]
ile olur şu milletin ihyası.
(Sözler sh: 717)
*******
Avrupa
bir İslâm Devletine, Osmanlı Devleti de bir Avrupa Devletine hâmiledir. Bir gün
gelip doğuracaklardır.
(Sözler sh: 754)
*******
Bütün
ahkâm-ı şer’iye[308]
ve hakaik-i imaniye aklîdir. Aklî olduğunu isbata hazırım.
(Sözler sh: 764)
*******
Tevfik-i
İlâhî refiki[309]
olan adam, tarikat berzahına[310]
girmeden zahirden hakikate geçebilir.
Evet, Kur’ân’dan, hakikat-i tarikati,[311]
tarikatsiz feyiz suretiyle gördüm ve bir parça aldım. Ve keza, maksud-u bizzat
olan ilimlere[312]
ulûm-u âliyeyi[313]
okumaksızın isâl edici[314]
bir yol buldum.
(Mesnevî-i Nuriye sh: 212)
*******
İslâmiyet
iltizamdır;[315]
iman iz’andır.[316]
Tabir-i diğerle, İslâmiyet, hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır;[317]
iman ise, hakkı kabul ve tasdiktir.
(Mektubat sh: 34)
*******
İmansız
İslâmiyet sebeb-i necat[318]
olmadığı gibi, İslâmiyetsiz iman da medar-ı necat[319]
olamaz.
(Mektubat sh: 34)
*******
O
İslâmiyet ve şeriat, öyle bir tarzda muhit ve mükemmeldir[320]
ve öyle bir surette kâinatı kendiyle beraber tarif eder ki;
onun mâhiyetine dikkat eden elbette anlar ki;
o din, bu güzel kâinatı yapan Zâtın, o kâinatı kendiyle beraber tarif edecek
bir beyannamesidir ve bir tarifesidir.
Nasıl ki bir sarayın ustası, o saraya münasip bir tarife yapar, kendini
vasıflarıyla göstermek için bir tarife kaleme alır. Öyle de, din ve şeriat-i
Muhammediyede (a.s.m.) öyle bir ihata,[321]
bir ulviyet,[322]
bir hakkaniyet görünüyor ki, kâinatı halk ve tedbir edenin kaleminden çıktığını
gösterir. Ve o kâinatı güzelce tanzim eden[323]
kim ise, şu dini güzelce tanzim eden yine Odur. Evet, o nizam-ı ekmel, elbette
bu nazm-ı ecmeli[324]
ister.
(Mektubat sh: 193)
*******
Şeriat-ı
Muhammediye ve Sünnet-i Ahmediyede hiçbir mesele yoktur ki, müteaddit
hikmetleri bulunmasın. Bu fakir, bütün kusur ve aczimle beraber bunu iddia
ediyorum ve bu dâvânın ispatına da hazırım.
(Lem’alar sh: 55)
*******
İslâmiyetin
kanunları, yüksek bir tarzda âlemin ıslahına[325]
kâfidir.
(Mektubat sh: 215)
*******
Marîz[326]
bir asrın, hasta bir unsurun,[327]
alîl bir uzvun[328]
reçetesi; ittiba-ı Kur’andır.
(Mektubat sh: 468)
*******
Azametli,
bahtsız[329]
bir kıt’anın;[330]
şanlı, talihsiz bir devletin;[331]
değerli, sahipsiz bir kavmin[332]
reçetesi, İttihad-ı İslâmdır.[333]
(Mektubat sh: 468)
*******
Nev-i
beşere[334]
rahmet olan Kur’ân, ancak umumun, lâakal ekseriyetin[335]
saadetini tazammun[336]
eden bir medeniyeti kabul eder.
(Mektubat sh: 473)
*******
Mevcudiyetimizin
hâmisi[337]
olan İslâmiyetten elini gevşetme, dört elle sarıl. Yoksa mahvolursun.
(Mektubat sh: 474)
[209]
Allah sevgisidir
[210] saf sevinç
[211] nurlara ve manevi sırlara
[212] niyet veya yaparak
[213] sıkıntıya, elemlere ve korkulara
[214] dertli
[215]
başıboş
[216] korkunç görünen
[217] gezinti yerine
[218] idrak sahibi
[219] nefsin gayr-ı meşru isteklerine
[220]
yaşadıkları olayları
[221] dünya sevgisinden
[222] ölümsüz bir hayatı içine alır
[223] iki dünyada da mutluluk
[224]
korkusuz dostluklar
[225] görünüşte
[226] temsilcisi
[227] en güzel biçimde
[228] üstünlüğünü
[229]
yönleriyle
[230] ebedi, ölümsüz
[231] gereğidir
[232]
hakiki ebedi olan Cenab-ı Hakkın
[233] Allah namına
[234] Allah için
[235] gerçi
[236] ebedi olan Allah’ın
[237] Allah’ın arzusu dairesinde
[238]
ebedi olan Allah’a yönelip
[239] dünya ve ahiret mutluluğunun
[240]
tabi olmaktır
[241] yüksek ideal
[242] yüksek isteğin
[243]
Allah’ın sevdiği Hz. Peygamber’e (asm) tabi olmaktır
[244] uymaktır
[245] sona ermeler ve ayrılıklarda
[246] ölümsüz
[247] yaşamanın hedefi
[248] hayatı ve canı veren Allah’a
[249] hafife alıp küçümseyerek
[250]
verilen nimetin değerini bilmemek
[251] varlıkların yaratılışındaki
[252]şuur sahiplerine
[253] yaratılış vazifesi
[254] yapmaya mecbur olduğu
[255] anlayış ve kuvvetli iman
[256]
varlığını
[257]
birliğini
[258] dinin esaslarını etraflıca öğrenmek
[259] dinde olan diğer meseleleri kısaca
[260]
yüksek ruhlar
[261] aşağılık ruhlar
[262] basit ve taklidi
[263] ortağı ve benzeri
[264]
herşeyin idare, terbiye, maişetinin ve her türlü tasarrufunun birtek
Rabbe ait olduğunun mührünü
[265] Allah’ın kudret elinden (mecaz)
[266] ortağı ve yardımcısı
[267] görür gibi bir iman ile
[268]
Allah’ı anmada gaflete düşmemek
[269] manevi yükseklik derecelerinin en
yükseği
[270] en aşağı dereceye
[271] olayların baskısından
[272] herşeyi içine alır
[273] yokluklarla ve ayrılıklarla (ebedi
yok olduğunu ve ebedi ayrıldığını düşündüğü için)
[274] atasözü
[275] daimi yardım ve lütfuyla
[276] gizli hile ile aldatmaya
[277] görünüşte yokoluşlar
[278] nöbet değişimi ve yenilenmeden
[279] kavuşmanın
[280] Allah’ın tasarrufuna
[281] razı olmuş, kabul etmiş
[282] Allah’ı düşünmeden sadece sebepler
noktasından
[283] Kur’an ilaçlarını
[284] mükellef olma hikmeti
[285] perdesiz açık
[286] açılması ve açıklanması
[287] yanımda
[288]
manevi zevk ve kerametlerden üstündür
[289] tam açıklıkla
[290] Kur’an’ın sırlarından sızan
[291] velilikten istenen
[292] Risale-i Nur Külliyatı eserleri
[293] Allah’ı tanıtıcı
[294] sevinçle
[295] saraylarla süslü
[296] belgesini, senedini
[297] sadece kendini düşünen
[298]
yapmacık hareketler
[299] kuvvetliler
[300] mutluluk vesilesi
[301] üstün ruhları
[302] aşağı ruhlardan ayırır
[303] insanların eserleri
[304] sağlamdır ki
[305] uyulması gereken genel kuralları
[306]
doğruyol
[307]
din hayatının canlandırılması
[308] şeriatın hükümleri
[309] Allah’ın yardımı yanında
[310] ara yoluna
[311] gerçek yolu
[312] tefsir, hadis, marifetullah, ahlâk
ve fıkıh ilimleri gibi
[313] alet ilimlerini (gramer, sarf,
nahiv, vs.)
[314] ulaştırıcı
[315] teslimiyet ve taraftarlık etme
[316] anlayıştır, inançtır
[317] boyun eğme
[318] kurtuluş sebebi
[319] kurtuluş vesilesi
[320]
kuşatıcı ve tamdır
[321] kuşatıcılık
[322] yükseklik
[323] düzenleyen
[324] çok güzel düzeni
[325] iyileştirilmesine
[326] dertli, hastalıklı
[327] esas, kök
[328] illetli bir organın, azanın
[329] mutsuz
[330] Asya’nın
[331] Osmanlı’nın
[332] Kürd’lerin
[333] İslâm Birliği’dir
[334] bütün insan türüne
[335]
enaz çoğunluğun
[336] içine alan